Star Haber, AB Özel Programı

STAR TV  “STAR HABER”

“AVRUPA BİRLİĞİ ÖZEL PROGRAMI”
14.01.2004

SORU:  Partiniz Avrupa Birliğine giden yolda kimi aydın çevrelerce eleştiri oklarına tutuluyor.Bir, CHP Annan planına nasıl bakıyor ve Annan planının kabulü halinde  AB yolu  açılacağına inanıyor mu?Ayrıca AB’nin henüz Türkiye’de yasalara geçmemiş bazı talepleri var ki bu konuda da CHP yardımcı olmamakla eleştiriliyor.Bir tanesi YÖK’de askeri bir temsilcinin atanması konusunda , ikincisi de DGM’lerde yapılacak değişiklik bu konuda CHP’nin iktidar partisine henüz destek vermediği bu karşın dokunulmazlıkları gündeme getirdiği ama bu tavrını sürdürürse Türkiye’nin AB’ye girişinin mümkün olamayacağı söyleniyor.CHP’nin AB ile ilgili şu anda Meclis’te yürüttüğü tavır nedir? Özel olarak da Annan Planının kabulü halinde AB yolunun açılacağına inanıyor musunuz?

ÖYMEN:  CHP’nin tutumu hakkında çok şey söyleniyor.  Fakat bunların büyük bir bölümü gerçeği yansıtmıyor.Ne yazık ki uzunca bir zamandır basın yayın organlarında CHP’nin görüşlerini hemen hemen hiç yansıtmamak bir adet haline gelmiştir.  Bundan kimin ne menfaat güttüğünü bilmiyoruz.Ama biz halka görüşlerimizi duyurmakta, yazılı basının büyük bir bölümü aracılığıyla duyurmakta büyük sıkıntı çekiyoruz.  Bazıları basın hürriyetini sadece  gazetecilerin istediğini halka duyurma istemediğini duyurmama  hürriyeti olarak anlıyorlar.Halbuki bizce basın hürriyeti aynı zamanda halkın haber alma hürriyetidir.Onun için bana CHP’nin görüşlerini açıklama fırsatını verdiğiniz için size teşekkür ediyorum.CHP’ye atfen söylenen sözlerin büyük bölümünün gerçeklerle hiçbir ilgisi yoktur. CHP Türkiye’nin AB üyeliğini iktidar partisinden çok daha fazla istemektedir.Biz Türkiye’nin AB üyeliğini hak ettiğine inanıyoruz. Çok daha erken bir tarihte üye olmayı ümit ediyoruz.  CHP AB ile tam üyeliği hedefleyen 1963 Anlaşmasını imzalayan partidir.İsmet İnönü’nün başbakanlığı döneminde imzalanmıştır Türkiye’nin tam üyeliğini hedefleyen  1963 Anlaşması.  Böyle bir partiyi AB üyeliğini istememekle suçlamak gerçekten akla aykırıdır her şeyin başında.  Annan Planına gelince biz önce şunu söylüyoruz. Türkiye’nin AB’ye üyeliğini istemeyen  bazı çevreler olduğunu biliyoruz.Bunu açıkçada ilan ediyorlar.  Kamu oyuna verdikleri demeçlerde, çeşitli toplantılarda açıkladıkları görüşlerle bunu ifade ediyorlar.  Şimdi ben soruyorum ;Türkiye’nin AB üyeliğini istemeyen, buna açıkça karşı çıkan çevreler içinde siz şimdiye kadar ” ama Türkiye, Kıbrıs çözümüne yardımcı olursa tutumumuzu değiştiririz” diyen birisine hiç rastladınız mı?Ben size örnek vereyim: Eski Fransa Cumhurbaşkanı diyor ki ”Türkiye üye olduğu gün AB’nin son günü olacaktır” diyor.  Şimdi bu zat kalkıp ta  “hayır efendim Kıbrıs meselesi çözülürse tutumumu değiştiririm” dedi mi?Alman Hıristiyan Demokratları diyor ki “Türkiye Avrupalı değildir” diyor. Başka gerekçelerle ,Türkiye üye olursa işçilerin serbest dolaşımı olacaktır diyor , kültürel ve dini gerekçelerle karşı çıkıyor.Bunların içinden bir kişi çıkıp da  bugüne kadar “ Annan Planı kabul edilirse Alman Hıristiyan Demokratları  olarak  biz tutumumuzu değiştireceğiz” dedi mi? Biz neyin tartışmasını yapıyoruz? Nedir tartıştığımız konu: Bazı AB üyesi ülkeleri mesela Yunanistan mesela İngiltere Türkiye’nin üyelik arzusundan yararlanarak Kıbrıs’ta istedikleri çözümü kabul ettirmek istiyorlar .  Mesele bu kadar açıktır.  AB de şöyle kararlar alıyor: Türkiye Annan planını kabul ederse veya Kıbrıs çözümünü kolaylaştırırsa Türkiye’nin üyeliği kolaylaşır,kabul etmezse üyeliği zorlaşır gibi Komisyon raporlarında zirve bildirilerinde bir takım bildiriler çıkıyor.Şimdi biz Annan  planıyla ilgili olarak şunu söylüyoruz ,bunu da kimse yanlış anlamasın ”Annan Planı o kadar kötüdür ki hemen alalım bunu çöp sepetine atalım” diyen çıkmadı CHP’den.Kofi Annan Planında son derece önemli unsurlar vardır.  İçeriğinde, felsefesinde mutlaka tartışılması, açıklığa kavuşturulması ve bizce düzeltilmesi gereken unsurlar var. Soru: Kofi Annan Planı müzakereye açık mıdır , değil midir?  Yani bizden Kofi Annan Planını müzakere etmemiz mi isteniyor yoksa Kofi Annan Planını kabul edip bir bakım ayrıntılar üzerine mi tartışmamız isteniyor? Birinci soru bu.  Onun için ön görüşme yapılması gerekiyor.Yani Kofi Annan Planının özünü tartışmaya açık mıyız değil miyiz? Şimdiye kadar verdikleri cevaplar bizim izlediğimiz kadarıyla “biz Kofi Annan Planının özünü müzakere etmeyiz” diyorlar,  “esasını olduğu gibi kabul edeceksiniz”. Son olarak Kıbrıs Rum Kesimi Cumhurbaşkanı Papadapulos’a  böyle bir mektup yazdı ,basında çıktı.”Planın esası tartışmaya açık değildir “diyor.  Nedir planın esası? Bizi rahatsız eden boyutu nedir? Bazı boyutları var bir çok boyutu tartışılabilir. Çok eksikleri var , belki yanlışları var ,olumlu tarafları var, ama esas unsur bizi en çok rahatsız eden unsur şu: Kıbrıslı Türklerin 30 yıldan bu yana  güvenlik içinde yaşamalarına başlıca sebep olan iki kesimliliği ortadan kaldırıyor.  Herkesin gözden kaçırdığı budur.  Kıbrıs’ta çizilen o harita ile Kofi Annan Planı ile çizilen harita sanal bir harita olacak, bu planı hiç kimse korumayacak bu çizgiyi hiç kimse korumayacak, bu çizgiyi korumakla görevli Kıbrıs Türk Güvenlik Kuvvetlerini lav ediyor plan , bunu biliyor musunuz? Türk Güvenlik  Barış Kuvvetlerini karargahına  hapsediyor. Plan diyor ki    Türk ve yunan kuvvetlerini iki taraf arasındaki çizgiye bile yaklaşmaları yasaktır diyor. Peki bu çizgiyi kim koruyacak?kimse korumayacak o zaman Kıbrıslı Türkler nasıl güvence içinde yaşayacak,bizim tartıştığımız nokta bu. Eski Rum dış işleri bakanı Rolandis  5,5 sene dış işleri bakanlığı yapmış,diyor ki: Türklerle Rumları iç içe yaşatırsanız  Kıbrıs bir yanar dağ olur insanlar ölür,bunları iç içe yaşatmayın.Yunanistan’ın eski başbakanı, Kofi Annan Planını kabul edilirse diyor Kıbrıs 10 sene içinde bir Yunan adası olur ,diyor.Biz  bunları bilmiyor muyuz? Biz bunlar izlemiyor muyuz?Şimdi bu eleştirileri söyledik diye Türkiye’nin AB üyeliğine karşı mı çıkmış oluyoruz? Kofi Annan Planını olduğu gibi reddedelim mi demiş oluyoruz? Hiç böyle bir şey demiyoruz.  Biz diyoruz ki:  Kofi Annan Planının özünde iyileştirme yapmak lazım.Yani Kıbrıslı Türklerin can güvenliğini koruyacak değişiklikler yapmak lazım.Yani Türkiye’nin Kıbrıs Devletini kuran Londra ve Zürih Anlaşmalarındaki garantörlük haklarını törpülemeyelim aşındırmayalım diyoruz.Türkiye’nin güvenlik çıkarlarını koruyalım diyoruz.Onun dışındada önemli unsurlar var, iki tarafın eşitliği unsuru var , kurucu devlet mi denilecek iki toplum mu denilecek vs. bir sürü tartışma var.Bunların hepsi tartışılacak müzakerelerde . Ama derlerse ki “sizin sözünü ettiğiniz Kıbrıslı Türklerin can güvenliği ,iki kesimliliği tartışmaya açık değildir, planın bu maddesi olduğu gibi kabul edilecektir.” Diyorlarsa neyi tartışacağız?Bizim açıkladığımız politikalar bunlar.CHP son derece yapıcı bir yaklaşım izliyor.  Biz mutlaka AB üyeliğini savunuyoruz.Türkiye’nin AB üyeliği ile Kıbrıs meselesi arasında kurulan bağların son derece suni ,yanlış ,hukuka aykırı olduğunu söylüyoruz. AB’nin  kendi aldığı kararlara aykırı olduğunu söylüyoruz, çelişkili olduğunu söylüyoruz .  O bakımdan Kıbrıs meselesini Türkiye’nin AB üyeliğine bağlamanın Kıbrıs’ta çözümü zorlaştırdığını söylüyoruz.  Türkiye –AB ilişkilerine haksız bir yük yüklediğini söylüyoruz.  Çünkü AB’nin şimdiye kadar hiçbir kararı ,Kopenhag Kriterleri Kıbrıs Meselesi gibi bir meselenin ön  şart olduğunu söylemiyor.  Üyelik müzakerelerine başlamak için 3 şart var diyor 1993 tarihli Kopenhag Kriterleri insan hakları,azınlık hakları ve demokrasi alanında Avrupa standartlarını tutmak ,bu kadar.Bunu yaptığınız zaman müzakereler başlayacaksınız.”hayır” diyorlar siz bir de Kıbrıs’ı çözeceksiniz. “ Kıbrıs’ı çözeceksiniz” diye bize söylüyor.Peki Rumlara da söylediniz mi aynı şartı?Onlar Kopenhag Kriterlerine tabii değil mi? “hayır” diyor onlar şartlar ne olursa olsun üye olacaktır,onlar hiçbir koşula tabii değildir.  Ama siz tabiisiziniz. İşte biz bu çifte standarda karşı çıkıyoruz.Türkiye AB’ye girecektir.Ama bizce şerefiyle girecektir.  Yani çifte standartlara karşı çıktığımız için , Türkiye’ye yaptığımız haksızlıklara karşı çıktığımız için CHP olarak yanlış bir iş mi yapmış oluyoruz ? Yoksa bu ülkenin haklarını,çıkarlarını,gururunu ,itibarını mı korumuş oluyoruz? Biz bunu yapıyoruz . Hiç kimse bizim sözlerimizi söylemediğimiz anlamlarda yorumlamaya kalkmasın ve hiç kimse kamu oyundan CHP’nin  görüşlerini saklamaya kalkışmasın.Bu hiç kimseye şeref kazandırmaz ve basının bu konuda çok daha sorumlu ,çok daha duyarlı bir tavır içinde olmasını bekliyoruz. Ve bu görüşlerimizi yansıtmaya fırsat veren görsel ve yazılı basın organlarına teşekkür ediyoruz.  Yani hiç kimsenin CHP’nin , ana muhalefet partisinin görüşlerini halktan saklamaya hakkı yoktur.  Sakladığınız zaman işte böyle yanlış anlamalar oluyor, suçlamalar oluyor, haksız eleştiriler oluyor.CHP sessiz kalmakla suçlanıyor, biz hiç sessiz kalmıyoruz sonuna kadar konuşuyoruz , bütün bu tezlerimizi her yerde savunuyoruz.  Eğer halkımız duymuyorsa bunları bu biz söylemediğimiz için değil , bu duyurulmak istenmediği içindir. Bunu bu vesileyle belirtmek istiyorum.

SORU:Sayın Öymen siz yıllarca yurtdışında görev yaptınız, Türkiye’yi temsil ettiniz.  Şu anda Fransa’da genel eğilim olarak siz ne görüyorsunuz? Çünkü AB’de iki büyük lokomotifler Almanya ve Fransa .  Fransa Türkiye’nin AB’ye üyeliğine karşımı yada daha mı önleyici duruyor?  Yoksa sayın büyükelçinin dediği gibi Türkiye’nin girmesinde Fransa’nın hiçbir engeli yok, onlarda çok istiyorlar mı Türkiye’nin girmesini ?  Türkiye bunu başarabilecek mi?

ÖYMEN: Şimdi Fransa’nın anayasal sistemine bakmak lazım Fransa bir yarı başkanlık sistemdir.   Fransa’nın dış politika konularında cumhurbaşkanı çok büyük bir ağırlığı vardır.  Dış politika kararlarının alınmasında biz Cumhurbaşkanı Sayın Jacques Chirac ‘ın Türkiye’ye genel olarak sıcak ve ılımlı baktığını biliyoruz.Fransız halkının da önemli bir bölümünün de Türkiye’nin üyeliğine sıcak baktığını düşünüyoruz.  Fakat şurası bir gerçek ki demin sizin programınıza katılan bazı milletvekillerinin de ifade ettiği gibi azımsanmayacak bir bölümü de Fransız parlamentosunun çeşitli nedenlerle Türkiye’nin üyeliğine sıcak bakmıyor.  Demin bahsetmiştim hatırlayacaksınız , öyle zannediliyor ki Türkiye’de Kıbrıs Meselesi bir çözüm yoluna girse tüm Türkiye’ye itirazı olanlar itirazlarını geri alacaklar.  Demin konuşan ,Türkiye’ye itirazı eden milletvekillerinden bir tanesi çıkıp ta Kıbrıs meselesi çözülürse tabii ki görüşümüzü değiştiririz dedi mi? İşte bizde bunu anlatıyoruz. Fransa’da olduğu gibi buna benzer eğilimler Almanya’da da var, Hollanda’da,Avusturya’da var ,İsveç’te var ,biraz Danimarka’da var.Şimdi Hollanda Dış işleri bakanı geçen gün mecliste yaptığı konuşmasında dedi ki, kendisi eski Ankara büyükelçisi ,  Türkiye’nin üyeliğini destekliyor.dedi ki:”Hollanda parlamentosunun çoğunluğu  Türkiye’nin  üyelik müzakerelerinin başlamasına karşıdır” diyor.Kıbrıs meselesi çözülürse bunlar tutumunu değiştirecek mi?Aynı durum Almanya’da da var. Almanya ‘da hükümeti oluşturan partiler Türkiye’nin üyeliğine sıcak bakıyor .  Ama çok büyük ,çok güçlü bir muhalefet partisi var .  Son seçimleri çok  küçük bir farkla kaybeden Hıristiyan Demokrat Partisi bunlar Türkiye ne yaparsa yapsın Türkiye’nin üyeliğine karşılar .  Kısmen coğrafi nedenlerle , kısmen kültürel , dini nedenlerle . Avusturyalılar diyor ki:”Türkiye tam üye olacağına bir ara formül bulalım, bir ara rejim bulalım.Türkiye’ye tam üyelik vermeyelim”. Şimdi bizim bunlarla mücadele etmemiz lazım, uğraşmamız lazım. Birbirimizle tartışmak yerine .biraz önce yaptığımız gibi maalesef ,bu tartışmaları bir tarafa  bırakıp , bir milli davayı  takip eder gibi el ele vererek Türkiye’nin üyeline engel olmak isteyen güçlerle mücadele etmek  lazım,onları ikna etmeye çalışmak lazım.Avrupa kamu oyuna bunları anlatmak lazım.Türkiye’nin coğrafi durumu diyorlar. Türkiye’nin Tam üyeliğini hedefleyen 1963 Anlaşmasını imzaladığımızda Avrupa ile Türkiye başka bir coğrafyada mıydı?  Dünyanın başka bir yerinde miydi?  Türkiye üyelik perspektifini o tarihte verir iken Türkiye’nin nerede olduğunu bilmiyorlar mıydı?  Aynı şekilde 1999’da Türkiye’yi tam üyelik adayı yaparken Türkiye’nin coğrafyasından haberdar değiller miydi? Eski Almanya başbakanı diyor ki:”okullarda bize Türkiye’yi bir Asya ülkesi olarak öğretmişlerdi ”diyor.Demek  o zamandan bu yana Türkiye’nin bir Avrupa ülkesi olduğunu tam olarak öğrenmemişler.  Türkiye 1949 dan beri Avrupa Konseyi üyesidir.  Asya konseyi üyesi değildir.  Şimdi buna benzer gerekçelerle biz bu tezlerimizi anlatmak zorundayız.  Biz bir taraftan da üzerimize düşen görevi ülke içinden yapmak zorundayız.  Biz CHP olarak uyum yasaları adı altında hükümetin getirdiği bütün tasarıları destekledik.  Hiç kimse CHP’nin engellemesi yüzünden şu yasa çıktı  AB ‘ye Türkiye’yi taşıyacak Avrupa’yla uyum sağlayacak şu yasa çıkmadı diyemez.  Biz bütün bunları destekledik.  Uygulamayı da destekledik.  Uygulamanın da çıkardığımız yasalara  uygun olmasına önem veriyoruz. İçerde bunları yaparken dışa karşı çalışmalarımız bir taraftan komisyonla ilişkileri sürdürmek  olmalı ,Komisyonu ikna etmeye çalışmalıyız .Bir taraftan da Komisyonun dışında bu gibi Türkiye’nin üyeliğine çeşitli nedenlerle  karşı çıkan siyasi partileri ,parlamentoları, başka siyasi grupları ,basını ikna etmeye çalışmalıyız.  Onun için iktidar ,muhalefet ,sivil toplum örgütleri , iş adamları .işçi sendikaları ,akademisyenler el ele vermeliyiz. Kısa sürede gerçekten Avrupa’yı ikna etmek için  çaba sarf etmeliyiz. Biz CHP olarak buna hazırız. Biz bu meseleyi  hiçbir şekilde iç politika meselesi yapmadan  ,hiçbir iç politikası düşüncesi gütmeden bir milli dava olarak ,bir milli hizmet olarak görüyoruz. Bizden isteyecekleri neyse bunu yaparız.  Yeter ki bu milli davayı başarıya götürelim.  Türkiye Atatürk’ün hedeflediği çağdaş dünya ile bütünleştirelim .  Avrupa Uygarlığıyla Türkiye ‘yi bütünleştirelim.  Bizim politika ve yaklaşımımız budur.  Başta da söylediğim gibi hiç kimse bizim düşünmediğimiz şeyleri bize atfetmeye  kalkmasın. Şu sırada yapılması gereken en önemli şey bu haksızlıklara karşı ,yanlış düşüncelere karşı ,çifte standartlara karşı Avrupa’ya Türkiye’nin gerçeklerini anlatmaktır.Türkiye’nin Avrupa’ya sağlayacağı katkıları anlatmaktır.Çünkü herkes zannediyor ki Türkiye üye olunca  Avrupa’dan bir şeyler alıp götürecek . İşin gerçeği şu ki  Türkiye pek çok alanda ,özellikle son olarak AB’nin kazandığı savunma ve güvenlik boyutu Avrupa’ya çok şey katacaktır ,ekonomik alanda katacaktır ,siyasi alanda, kültür alanında katacaktır. İşte şimdi bize düşen  bunları Avrupa’ya  daha iyi anlatmaktır ,daha iyi diyalog kurmaktır. Fransızların büyük çoğunluğu ,demin büyükelçinin belirttiği gibi  Türkiye’nin üyeliğine sıcak bakacağına ben inanıyorum.  Çünkü Fransa ile Türkiye arasındaki tarihi ilişkiler bazı milletvekillerinin münferit ,aşırı görüşleriyle feda edilmeyecek görüşlerdir. Bizden önceki kuşakların bize devrettiği Türk – Fransız dostluğunu biz bizden sonraki kuşaklara bu derece güçlü belki daha da güçlü olarak devretmek zorundayız.  Onun için biz Fransız milletinin,Fransız Cumhurbaşkanının ,Fransa Parlamentosunun sorumluluk duygusu içinde hareket edeceklerine inanıyoruz.


Bu belge Görsel Basın arşivinde bulunmaktadır.