Son Eklenenler:
- Kıbrıs’ta beklenmedik gelişmeler – Onur Öymen – Cumhuriyet Gazetesi – 18 Nisan 2025
- SPUTNİK AJANSININ ADANA MUTABAKATIYLA İLGİLİ SORULARINA KARŞILIK VERDİĞİM MÜLAKAT 27 OCAK 2019
- ODA TV’DEN NURZAN AMURAN’A VERİLEN MÜLAKAT 27 EKİM 2019
- 3 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramının 99. yıldönümü Hakkında 25 NİSAN 2019
- CUMHURİYETTE “ ABD’NİN AMACI DEVLETÇİKLER OLUŞTURMAK” ADLI MÜLAKAT 24 AĞUSTOS 2019
- GAZETE DURUM’DAN BAHADIR SELİM DİLEK İLE MÜLAKAT “VETO HAKKINI SONUNA KADAR KULLANMALIYIZ 23 MAYIS 2022
- Cumhuriyet gazetesi Tuncay Mollaveisoğlu imzasıyla ve “Türkiye Geri Adım Atamaz” başlığıyla yayınlanan mülakat 22 TEMMUZ 2019
- ABD BAŞKANI TRUMP’IN AMERİKA’NIN 1987 TARİHLİ ORTA MENZİLLİ NÜKLEER SİLAHLAR ANTLAŞMASINI (INF) ASKIYA ALMA KARARIYLA İLGİLİ OLARAK SPUTNİK HABER AJANSINA VE BAŞKA YAYIN ORGANLARINA VERİLEN DEMEÇ 22 ŞUBAT 2019
- Türkiye’deki Demokrasi, İnsan Hakları, Basın Özgürlüğü ve Düşünce Özgürlüğü Alanlarındaki Eleştiriler Hakkında 21 KASIM 2019
- Erdoğan ve ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence görüşmesi ardından 18 EKİM 2019

TRT Ankara Radyosu, Gecenin İçinden Programı
TRT ANKARA RADYOSU
12 OCAK 2004
“GECENİN İÇİNDEN”
SORU :Gecenin İçinden Ankara’dan devam ediyor. Sıradaki konuğumuz Sayın Onur Öymen. Emekli Büyükelçi, Politikacı Onur Öymen bizimle birlikte. Hoş geldiniz.
ÖYMEN:Hoş bulduk efendim.
SORU :Aslında Emekli Büyükelçi, başında böyle “Emekli” olan tanımlamalardan kimisi çok hoşlanmaz.Siz nasıl hissederseniz?
ÖYMEN:Bu tanım beni rahatsız etmiyor. Gerçeği yansıtıyor. Emekli olduğumuz doğru , Büyükelçilik de yaptığımız doğru. O yüzden beni rahatsız etmiyor. Geçmişte kalan bir sıfat olmasına rağmen kendimizi halen Dışişleri ailesinin bir üyesi olarak görüyoruz.
SORU : Bu anlamda emeklilik diye bir şey de yok diyebiliriz.
ÖYMEN: Yani emeklilik artık bu işi yapmayan anlamına geliyorsa, başka bir işimiz olduğu için şimdi öyle bir duygu içinde değiliz. Boş oturmadığımız için emekliliği yalnız bir sıfat olarak kullanıyoruz.
SORU : Peki bir politikacısınız şu anda parlamentodasınız, parlamentersiniz ve ülkemizin dış ilişkilerinde bir şekilde görev de alıyorsunuz. Bu anlamda “aktif Büyükelçilik de” bir anlamda devam ediyor.
ÖYMEN: Bir anlamda yaptığımız işle Büyükelçiliği bir anlamda sürdürüyoruz.
SORU: Kaç yıl oldu aktif olarak Dışişlerinden emekliliğiniz?
ÖYMEN: Ben seçimlerden hemen önce emekli oldum. 2002 yılında yaz ayında, ondan sonrada seçimlere katıldım yani pek uzun bir emeklilik sürem olmadı 1 veya 2 ay oldu.
SORU: Yani emekliliğin de şöyle bir tadını çıkardım diyemiyorsunuz. Sayın Öymen sizin şu anda bizi televizyondan izleyen , radyodan dinleyenler, gazete okuyup orada sizinle karşılaşan okurlarımız, sizi politikacı kimliğinizle daha çok tanıyorlar. Çünkü politikaya atıldıktan sonra insanlar daha çok tanınır hale geliyorlar. Örneğin siz Almanya ‘da Büyükelçiyken Onur Öymen ismi vardı yine ama bu kadar da popüler olmayabilirdiniz? Bu bir farklılık yarattı mı? Bu kadar popüler olmak…
ÖYMEN: Benim açımdan farklılık yaratmadı. İşin doğrusu diploması mesleğini yürütürken de basının öneminin farkındaydım. Özellikle yurtdışında görev yaptığım yıllarda o ülkelerin basınıyla çok sık temas ediyorduk. Yazılı basını ve televizyonlarıyla, radyolarıyla çok sık temasımız oluyordu, belirli programlara katılıyorduk. O bakımdan benim için bir yenilik değil. Doğrusunu isterseniz bu yeni sıfatımla da basında konuşmaya alışkınım. Bu devirde zaten kamuoyu çalışması yapmadan herhangi bir meslekte başarılı olmak imkanı sınırlı.
SORU: Sizin bu dönem içerisinde iki kitabınız var üç özür dilerim ben ikisini söyleyeceğim lütfen üçüncüsünü de siz söyleyin: ”Türkiye’nin Gücü” ve “Silahsız Savaş” bir de “Geleceği Yakalamak ”var evet…
ÖYMEN: Şimdi bu “Türkiye’nin Gücün” nü ilk defa yazmıştım 1998 yılında o kitabın amacı Türkiye’yi diğer ülkelerle kıyaslamak, çeşitli alanlarda bir ülkenin gücünü oluşturan belli başlı unsurlar var: nüfus ,doğal kaynaklar, askeri güç ,demokratik yapısı vs. İşte bu alanlarda Türkiye dünyanın neresinde? Diğer ülkelerle kıyaslama yapınca Türkiye ilginç bir yere geliyor onu görüyorsunuz. Bir de diğer ülkeler nasıl bir gelişim içinde bugünkü yere varmışlar, Türkiye nasıl bir gelişim göstermiş bunu anlatmaya çalıştım. Aynı zamanda ,özellikle de Türkiye –AB ilişkilerini de değindim. AB üyeliği sürecinde Türkiye neler yapmış ? Türkiye’ye nasıl davranmış farklı mı? Çifte standart mı? Bunları incelemeye çalıştım. Şimdi tabi zamanla rakamlar değişiyor , değişmeler oluyor. İşte yeniden yazdım sayılır bu yıl içinde,bir- bir buçuk ay içinde yeniden yayınlandı.
SORU: İlk kaleme alınışı yurtdışında ,1998 de yani.
ÖYMEN: Ondan sonra “Geleceği Yakalamayı” yazdım.”Geleceği Yakalamak “ da şu, her ne kadar bazıları ,bizim partiyi geçmişle çok ilgili görüyorlarsa ,biz aslında geleceğe yönelik düşünüyoruz. Önümüzdeki 20-25 yıl içinde dünyada neler olacak? Dünya nasıl bir gelişim içinde ? Türkiye’de neler bekleniyor? 20-25 yıl sonra Türkiye nasıl bir konuma gelecek? Çağı yakalamak için diğer gelişmiş ülkelerin durumuna gelebilmek için Türkiye’nin nasıl bir çalışma yapması lazım? Bunları anlatmaya çalıştım. Gelecekle ilgili bir projeksiyon ve reform. Şimdi Türkiye ve diğer devletler devlet reformunu nasıl yapıyor? Biz ne yapıyoruz ya da yapamıyoruz? Diğer ülkelerin düzeyine ulaşmak için ,onların bugünkü halini hedef alırsanız 20 yıl sonra siz yine onların gerisinde kalırsınız .Kitabın mesajı Çağdaş uygarlık seviyesini yakalamak istiyorsa Türkiye Devleti diğer ülkelerin 20-25 yıl sonraki hedeflerini yakalamaya çalışmalı bunun için bunları bilmek zorundayız. Onların neyi planladığını onların nasıl bir çalışma içinde olduklarını .Hedef saptamalı ve dünyada ne gibi gelişmeler bekleniyor önümüzdeki 20-25 yıl içinde bunları anlattım. Son olarak da “Silahsız Savaş” ,orada da diplomasının gerçek yüzü, içyüzü, kamu oyunda az bilinen tarafı ve bilhassa mücadele boyutu. Diploması daha çok böyle kokteyller, insanların hoş sözler söylediği ortamlar olarak görünür. Ama aslında kapılar kapandıktan sonra kapıların arkasındaki müzakere masasında ki görüşmeler, çekişmeler ,mücadeleler bir savaşı andırır daha çok.
SORU: Peki o bir anı kitap olarak düşünülebilir mi? Yoksa…
ÖYMEN: Bir anı kitap değil ama içinde anılarda var. Yaşanmış olaylar da var. Yalnız Türkiye’den değil dünyadan örnekler de var .Bütün mesele diplomasının gerçek boyutunu gençlerimize, aydınlarımıza anlatmaya çalışmak ,Türkiye ne yapmış diplomasi alanında özellikle Cumhuriyet döneminde Atatürk’ten bu yana neler yapmış, hangi alanlarda nasıl bir başarı sağlamış, nasıl bir mücadeleyle bunu başarmış Lozan’dan başlayarak, kitabın bir bölümü bunu anlatıyor. Epeyce uzun bir şekilde Hatay nasıl kazanıldı, Kıbrıs harekatı nasıl oldu ve en son Kardak olayı …
SORU: Diplomatların da çabalarının bir özeti gibi bir şey var kitabın içinde ?
ÖYMEN: Tabii diplomatların da çabaları var ama esas iş diplomasıde politikacıların işidir.
SORU: Peki Klişe bir cümle vardır Sayın Öymen “ince diplomasi” diye .Nedir ”ince diplomasi”? Biraz önce anlattıklarınızı da kapsayan bir şey midir?
ÖYMEN: Aslında şimdi ince diplomasi derler de esas önemli olan diplomasinin gerçek niteliğidir. Yani ince diplomasi ince ayar derler. Bazı noktaların ayrıntılarıyla uğraşmak derler. Fakat diplomaside esas çalışmalar “sessiz diplomasi” dediğimiz yöntemle yapılır ,yani kamuoyuna pek yansımayan yansıtılmayan yöntemlerle özel konularda, ulusal çıkarları ilgilendiren konularda ülkeler konuşur,mücadele eder, münakaşa eder ve bir sonuç almaya çalışırlar.
SORU: Peki şimdi Onur Öymen’i politikacı kimliğinden alalım ve bir başka yere koyalım hatta diplomatlık kimliğini de bir başka yere koyalım, sonra sohbetimizin sonralarına doğru bunları tekrar birleştiririz. Bir başka Onur Öymen çıkacak ortaya. Kimdir Onur Öymen, nelerden hoşlanır ? Hani kısaca özgeçmiş diye bir tabir vardır, nelerden hoşlanır, müzik zevki nedir? Hayata bakışı nasıldır, aile yapısı .. Böyle genel bir konuşmaya gecelim.
ÖYMEN: Bu bizim için öbür sorulardan daha zor tabii ama size özetlemeye çalışayım. Ben İstanbul’da doğdum. Annem de babam da eğitimciydi. Babam Cumhuriyet döneminde yurt dışına gönderilen o ilk eğitimciler grubundaydı.Uzun yıllar pedagoji alanında eserler verdi, kitaplar yazdı. Almanya ‘da eğitim görmüştü. Cumhuriyet döneminin ilk eğitimcilerindendi Raşit Öymen. Annem Nebahat Öymen, o da coğrafya öğretmeniydi. Tabii ki bir eğitimci aileden gelmenin mutluluğunu yaşıyorum.
SORU: Şanslı bir çocuktunuz doğal olarak.
ÖYMEN: Evet şanslı bir çocuktum. İlk,orta ve liseyi Galatasaray’da okudum, Siyasal Bilgiler Fakültesini bitirdim. Sonra Siyasal Bilgilerde doktora yaptım. Dışişleri Bakanlığı’na girdikten sonra çeşitli iç ve dış görevler yaptım. Bunların arasında Avrupa Konseyinde yaptığım görev var, Kıbrıs’ta harekattan hemen sonra 4 yıl çalıştım. Kıbrıs harekatı sırasında Kıbrıs şube müdürüydüm Bakanlıkta. Büyükelçi olarak Danimarka’da görev yaptım. Almanya’da görev yaptım. Onda sonra Dışişleri Müsteşarlığı yaptım. Sonra da NATO Daimi Temsilciliği yaptım. Oradan dönüşten sonra emekli oldum .Kısa hikayesi bu.
SORU: Yani çok parlak bir kariyer .Peki bir hariciyeci olmak gibi bir hayaliniz var mıydı Galatasaray’da okurken?
ÖYMEN: Evet kesinlikle vardı. Galatasaray’da okuyanların bir bölümü hiç değilse ,sonra Mülkiyeye gitmeyi sonra Dışişlerine katılmayı hedef alırlardı. Ben de onlardan biriydim ama bazı arkadaşlarımız da fen bilimlerini seçerlerdi .İşte çok değerli mühendisler ,mimarlar kimyagerler çıkmıştır bizim arkadaşlarımızın arasından .
SORU:Kaç kardeşsiniz? Yada kardeşiniz var mı?
ÖYMEN:Benim kardeşim yok .
SORU:Ama biliyoruz Öymen soyadı..
ÖYMEN:Bizim ailemiz çok geniş ,kardeş kadar yakın kardeş çocuklarım var. Amca oğulları, hala oğulları. Altan Öymen amcamın oğlu ,Bilsay Kuruç, Örsan Öymen rahmetli amcamın oğluydu. Yani çok geniş bir ailemiz var anne tarafından da baba tarafından da ama benim kardeşim yok.
SORU:Peki tek çocuk olmak nasıl bir duyguydu?
ÖYMEN:Tek çocuk olunca herkesi kardeşiniz sayıyorsunuz.Tüm okul arkadaşlarınız size kardeş kadar yakın
SORU:Peki hiç kardeş özlemi hissettiniz mi?
ÖYMEN:Ben hissetmedim. Ama olsaydı da tabii sevinirdim.
SORU: Bu psikolojik bir tahlile girmeye başladı ben vazgeçiyorum. Günümüze gelelim sizin klasik müzikten çok keyif aldığınızı biliyoruz. Peki bu olgunluk döneminizde oluşan bir zevk midir klasik müzikle olan bu temasınız ? Yoksa böyle yıllar içerisinde çocukluk, gençlik dönemi hepsini kapsayan bir dinleme alışkanlığı mı?
ÖYMEN: Evet ilk gençlik yıllarında itibaren. Biz Mülkiyedeyken hemen hemen her Cuma günü Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrasının konserlerine giderdik. Bazı hafta içi konserler olurdu oraya giderdik. Konservatuarda arkadaşlarımız vardı Gürer Aykal gibi. Ben Siyasal Bilgiler Fakültesindeyken talebe cemiyetinde kültür işlerinden sorumluydum. Ve Gürer Aykal’a, konservatuar orkestrasıyla konserler düzenlerdik mülkiyede o zamanda başlayan bir ilgimiz var . Yurt içi ve dışı her fırsatta konserler operalara gitme fırsatımız oldu. Müziği gerçekten çok seviyorum.Yalnız klasik müzik değil tabii caz müziğini de,başka tür müzikleri de sevdiğimi söyleyebilirim. Ama bir tercih yapmam gerekirse en çok klasik müziği seviyorum.
SORU:İyi bir arşiviniz var mıdır?
ÖYMEN:Hatırı sayılır bir koleksiyonum var evet.
SORU:Keşke bu akşam onlardan bir iki tanesini getirseydiniz dinlerdik.Siz sadece müzikle değil resimle de ilgilisiniz. Resim de yapıyorsunuz.
ÖYMEN: Evet yapıyorum. Son zamanlarda çok fazla fırsat bulamıyorum ama özellikle yurtdışındayken biraz çalıştım, yaptım, ders almıştım. O büyük bir zevk veriyor insana .Özellikle yorgun olduğunuz zamanlarda, çok yoğun çalışma yaptığınız dönemlerde resim insanı dinlendiriyor. Başka bir dünyaya götürüyor. İç dünyanızı zenginleştiriyor. Yani bu konuda iddialıyım diyemem doğrusunu isteseniz ama kendimi tatmin ettiğimi söyleyebilirim.
SORU: Böyle belirli bir tarzınız var mı?
ÖYMEN: Evet daha çok böyle biraz emprisyonist ile nahif arası bir tarz diyebilirim. Yağlıboya çalışıyorum.
SORU: Büyükelçilik yıllarınız, tekrar o kimliğiniz ile birleştirelim Onur Öymen’i. Büyükelçilik yıllarınıza bizi biraz götürmenizi istiyoruz. Şimdi aslında böyle dışarıdan bakıldığı zaman diplomatlık gerçekten çok özenilen hatta çocukların ne olmak istiyorsun işte büyükelçi olacağım ,hariciyeci olacağım dediği işte doktor ,mühendis olacağım dediği ,pilot olacağım gibi seçilen mesleklerden birisi ve diplomatlık ve o yere gelebilmek çok güç, büyük aşamalardan da geçtiğinizi biliyorum. Yurt dışında çalışma ömrünüzün büyük bir bölümünü de ülkenizin dışında geçirmek durumundasınız. Bunun çok keyifli yanları vardır eminim farklı farklı ülkelerde yaşamak, bunun yanı sıra bir gurbetçi kimliği de var ,nasıl şey Büyükelçilik?
ÖYMEN: Evet aslında diplomat olarak yurt dışında görev yaptığınız zaman kendinizi Türkiye’den hiç kopmuş saymıyorsunuz. Her gün Türkiye ile yaşıyorsunuz. Türkiye’den her gün bizim Bakanlığımızın bültenleri vardır, haberdar oluyorsunuz dünyanın neresinde olursanız olun .Türkiye’de olup bitenlerden günü gününe haberdar oluyorsunuz. Yeni teknolojilerle bir çok yerde Türk televizyonlarını izleyebiliyorsunuz. Türkiye’den hiç kopmuyorsunuz telefonla temas ediyorsunuz. Yani Türkiye’de yaşar gibisiniz. Bir de sık sık ülkeye gelme imkanı oluyor. O bakımdan ülkeden kopmuş saymıyorsunuz kendinizi. Bulunduğunuz ülkenin koşullarına uymak lazım , o ülkelerin dilini öğrenmek lazım ,o ülkelerin insanlarıyla konuşabilmek için yabancı dil öğrenmek çok önem taşıyor. Yani çok olağan üstü ülkeler hariç mutlaka yabancı dil öğrenmek lazım hele Müsteşarlığım döneminde bir usul getirmiştik ,yurt dışına çıkacak tüm diplomatlar o ülkenin dilini öğrenip sınavı verdikten sonra gidecek diye zannedersem halen devam ettiriyorlar. Bu iyi bir yöntem böylelikle başka kültürlerle temas edebiliyorsunuz, başka insanlarla konuşuyorsunuz,,.Hem ülkenizi tanıtmak açısından bu önemli hem de o ülkeleri tanımak açısından önemli .
SORU: Ama insanın, bir Büyükelçinin, bir Diplomatın kendisini bir anlamda serbest bırakacağı hiçbir an yok gibi, çünkü ülke temsil ediyorsunuz.
ÖYMEN: Evet doğru .Çok onurlu, çok şerefli bir meslek. Aslinda mesleğinizi hakkıyla yaparsanız pek boş zamanınız olmuyor doğrusunu söylemek gerekirse. Sürekli olarak çalışmak lazım, çalışmadığınız zaman düşünmek lazım ne yapabilirim diye,proje üretmek lazım .Sadece size gönderilen talimatları yerine getirirseniz, Ankara’nın hükümetin sizden istediklerini yaparsanız işinizin yüzde ellisini yapmış olursunuz. Gerisi size kalmıştır. Siz iş üreteceksiniz. Siz o ülkede Türkiye’nin yararlanabileceği gelişmeleri izleyeceksiniz. İnsanları davet edeceksiniz .Kültür faaliyeti organize edeceksiniz. Kimse sizden istemese de siz kendiliğinizden bunu yapacaksınız. İşte o zaman bir tatmin duygusu duyuyorsunuz. İşte o zaman ülkenizin çıkarlarına daha iyi hizmet ettiğinizi hissediyorsunuz.
SORU: Son zamanlarda şunu da gözlemleyebiliyoruz. Aslında örneğin ülkemizde görev yapan büyükelçilerden veya ülkemizin temasının yoğun olduğu ülke büyükelçilerinden onların tavırları, yüzlerindeki ifade, sıcak tavırları insanlarda, kamuoyunda o ülkeyle ilgili ciddi bir izlenim farklılığında yaratıyor. Çok önemli bir görev olduğu da gerçek Büyükelçiliğin.
ÖYMEN: Evet doğru çok önemli bir görev, çok şerefli bir görev. Aynı zamanda çok dikkat isteyen bir görev. Boş bulunamazsınız, söyleyeceğiniz her sözü tartmak zorundasınız. Bazen kullanacağınız bir yanlış kelime çok ciddi sıkıntılar yaratabilir. Onun için ne söyleyeceğinizi çok iyi düşünüp öyle konuşmanız gerekir. Çok şerefli, çok büyük bir milleti temsil ettiğinizi düşüneceksiniz, bunun gururunu taşıyacaksınız. Yabancılarla bir olup Türkiye’yi eleştirmeye kalkarsanız görevinizi yapamazsınız. Diplomatlar başka ülkelerle Türkiye arasında tarafsız hakem değillerdir. Diplomatlar kendi ülkelerinin avukatıdır. Ülkenizin haklarını,çıkarlarını, tezlerini sürekli olarak savunacaksınız. Başkaları sizin ülkenize haksızlık yapmak isteyince bunlara cevap verecek cesaretiniz olacak, argüman oluşturacaksınız, gerekçelerini bileceksiniz. Hangi noktalarda haksızlık yapıyorlarsa o noktalarda itirazınızı yapacaksınız.Tabii haklı eleştiriler varsa o zamanda kendi ülkenizi uyaracaksınız. Size bir örnek anlatayım mesela İnsan hakları bizim çok sık karşılaştığımız bir eleştiri konusudur. Türkiye de her işi kötü yansıtan çevreler de vardır ,haklı eleştiriler de vardır. Türkiye’de bazı eksiklileri dile getirenlerde vardır. Ama mübalağlı olarak gerçek dışı iddialarla Türkiye’yi suçlayanlar da vardır. Ben ilk Büyükelçi oldum daha bir ay geçmişti geçmemişti üzerinden Danimarka’daydım,oranının en büyük gazetesinde baktım manşetten bir haber; “Türkiye’de 10 kişi hapishanede işkenceyle öldürüldü” diye. Uluslararası Af Örgütünün bir raporu ,1988 ,bundan çok etkilendik, çok rahatsız olduk. Hemen araştırdım ,Ankara’ya sordum. Bu insanlar hakikaten öldürüldü mü. Ne oldu ? diye. Öğrendik ki bunların hiç biri ölmemiş hepsi yaşıyor,bir kısmı hapse hiç girmemiş. Bunun üzerine aynı gazeteye bir yazı yazdım. “Af Örgütü Aldatıyor” başlığıyla. Bu aynı gazetede aynı büyüklükle yayınlandı. AF örgütü gelip benden özür diledi.”bize yanlış bilgi gelmiş özür dileriz sizden “ diye. İşte bu insana mutluluk veriyor. Bu demek değildir ki yapılan bütün eleştiriler haksızdı. Ama biz doğru olup olmadığını muhakkak teyit ettik. Haklı eleştirileri de kabul ettik , o zaman da biz onlara hak verdik. Ama bir haksızlık yapılınca ülkeniz aleyhine mutlaka tepki göstermek lazım.Sessiz kalamazsınız, diplomat olduğunuz zaman böyle yükümlülükleriniz oluyor.
SORU:O kadar çok şey anlattınız ve o kadar yoğun bir iş hayatınız olmuş ki bu güne kadar ve devam ediyor . Kendinize zaman ayırabiliyor musunuz? Ara sıra resim yapıyorsunuz,müzik dinliyorsunuz eşinizle beraber tatile de gidiyorsunuzdur mutlaka.
ÖYMEN: Evet arada bir gidiyoruz. Fakat işten zevk alırsanız bu da sizin için bir keyif unsuru oluyor.Yaptığınız işten zevk alırsanız onun mutluluğunu hissederseniz, bu da sizin kişiliğinizi olumlu yönde etkiliyor. Bunu dışında insan zaman arasa bulur .Mesela müzik dinlemek için biz yemek saatlerini tercih ediyoruz. Kahvaltı ederken, yemek yerken mutlaka bir müzik koyuyoruz. Böylelikle bir gün içinde belki bir saat belki daha çok müzik dinlemiş oluyoruz. Resim yapmak için son zamanlarda daha az zaman buluyorum. Aslında ona da daha fazla zaman ayırmak lazım . Ama dinlenmeye de zaman ayırmak lazım . O da insanın verimli çalışmasının bir zorunlu unsuru. Zaman zaman tatil yapıyoruz. Çocuklarımızla birlikte veya yalnız. O da bizi mutlu ediyor ,gezmeyi seviyoruz eşimle birlikte. Oda Mülkiyeli oda aynı zevkleri benimle birlikte paylaşıyor. O da benim için ayrı bir keyif unsuru oluyor.
SORU: Ortak zevklerin olması eşler arasında çok artı bir durum ama hep aynı şeylerden keyif alıyor olmanın böyle sakıncaları da var mıdır?
ÖYMEN: Ortak ek yok ben hissetmedim. Mesela müziği seviyoruz ikimiz de. Benim sevdiğim müzikleri zamanla o da sevmeye başladı.
SORU:Ama burada sizin biraz yönlendirmeniz var galiba.
ÖYMEN: Onun sevdiklerini ben sevmeye başladım zamanla, mesela ben Shostakovich gibi bestecileri dinlediğim zaman zamanla baktım o da hoşlanmaya başladı. O da Rahmaninov çok sever. Ben de Rahmaninov’dan hoşlanmaya başladım. Zevklerimiz zaman içinde daha da uyuştu.
SORU:Ortak bestecileriniz var diyebiliriz artık. Çocuklarınız da baba mesleğine yöneliş gibi bir şey var mı?
ÖYMEN: Yok hayır. Her ikisi de başka meslekler seçtiler. Oğlumuz İş İdaresi okudu Amerika’da ,mastır yaptı ve sonra uluslararası birkaç şirkette çalıştı. Şimdi kendi şirketini kurdu. Yurt dışında çalışmalar yapıyor. Türkiye’ye de katkıda bulunmaya çalışıyor. Kızımız da mimar oldu. O da Amerika ‘da okudu. Onun da uluslararası tecrübesi var. Amerika’da ünlü bir firmada çalıştı. Şimdi de kendi firmasını kurdu. O da hem Türkiye’de hem de yurt dışında projeler yapıyor. Genç kuşak gerçekten ülkemize çok büyük hizmetler yapıyor. Bizim ailemizde küçük bir katkısı oluyorsa Türkiye’ye bundan mutluluk duyarız.
SORU:Mutlaka katkısı oluyor. Yurt dışında yaşayan insanlar da şöyle bir duygu oluşuyor mu? Bunu yine Büyükelçilik kimliğinizin dışında bir soru olarak algılamazınızı rica edeceğim. Türkiye’ye dışardan bakma şansını da elde ediyor aslında ,siz burada yaşarken dünyanın merkezi olduğunu düşünüyorsunuz yaşadığınız yerin, doğal olarak buradan algılıyorsunuz tüm dünyayı ama yurt dışına çıktığınız vakit kendi ülkenizle bağınız tabii ki çok kuvvetli ama başka bir gözle başka bir dünyadan değerlendirme daha özgür yada daha objektif bir dünyalı gibi bakma ihtimalini de ortaya koyuyor mu?
ÖYMEN: Doğru. Ben şimdi şöyle bir izlenim elde ediyorum. Türkiye’de yaşadığımız zaman hepimiz için bu bir gerçek, daha çok ülkemizin sorunlarını görüyoruz.Türkiye’nin sıkıntılarını ,sorunlarını, eksiklerini görüyoruz ve bunu odaklaşıyoruz. Yurtdışından baktığımız zaman Türkiye’nin büyüklüğünü ,gücünü görüyorsunuz, yüksek kültürünü görüyorsunuz. Ben “Türkiye’nin Gücü” kitabını böyle bir duyguyla yazdım .Zaman zaman kendimizi o kadar eleştiriyoruz ki Türkiye ‘de özeleştiriyi bir hastalık haline getiriyoruz.”Türkiye ‘de her şey kötü ,bizden kötüsü yok ,kendimiz dünyanın en geri ülkeleriyle kıyaslıyoruz, Kongo’dan beteriz, yok bir Afrika ülkesinden ne farkımız var?” .Fakat yurt dışından baktığımız zaman Türkiye’nin güçlü ve övünülecek taraflarını görüyorsunuz. Atatürk’ün de niçin o ünlü sözünü söylediğini hatırlıyorsunuz.”Türk;öğün ,çalış, güven” sözünü. Ben kitaba o sözle başladım ve incelediğiniz zaman görüyorsunuz ki pek çok alanda Türkiye dünyanın ilk 20 ülkesi arasına giriyor. Bu araştırmayı da yabancı kaynaklara dayanarak yaptım.
SORU: Taraflı,yanlı ve duygusal değil yani.
ÖYMEN: Bunlar somut veri ve rakamlara dayanan unsurlar ve tabii eksiklerimiz de var, yapmamız gereken çok şey var. Çok şeye ihtiyacımız var. Bunları da yazdık. Ama gerçekten pek çok alanda Türkiye çok ileri gitmiş.Özellikle Atatürk’ün Türkiye’ye neler kattığını zaman içinde bir yolculuk yaptığınız zaman anlıyorsunuz .Mesela Fransız ihtilali olmuş 1789’da bu ihtilalden sonra kurulan Cumhuriyet rejimi sadece 14 yıl yaşayabilmiş. Biz cumhuriyetimizi 80 yıldır yaşatıyoruz. Ve inşallah daha çok zaman yaşatmaya devam edeceğiz. Bu ülke çok güçlü bir ülke ,pek çok alanda gerçekten başarılar sağlamış. Bu kadar kısa zamanda demokrasiyi oturtan bir yaşam haline getirten bir ülke bulmak kolay değil dünyada. Hele tüm dünya ülkelerinin çok zor dönemlerden geçtiği iki dünya savaşı arası dönemde Türkiye’deki bu milli iradeye dayanan sistemi yaşatabilmek ,olağan üstü reformlar yapmak çok büyük işler. 1930 ‘lı yıllar diye bazıları eleştiriyor,1930’lu yıllarda Türkiye harikalar yaratmış. Fransa’dan 11 yıl önce Türkiye Türk kadınına seçme –seçilme hakkı tanımış. Biz bazen başarılarımızı küçümsüyoruz. Bazıları Türkiye 20. yy ıskalamıştır falan diyor. 20. yy da Türkiye kadar reform yapmış kaç ülke var dünyada?
SORU: Bunları görmek için yurt dışında yaşamak da gerekmiyor.Ama birilerinin hatırlatması gerekiyor. İnsan elinin altındaki değerleri birlikteyken çok da fazla hissetmiyor denilebilir. Sayın Öymen çok teşekkür ediyorum bizimle birlikte olduğunuz için. Bir gün sizinle ve hatta eşinizle birlikte stüdyomuzda birlikte olalım.
ÖYMEN:Çok sevinirim ,mutluluk duyarım. Yalnız politik konuları değil ,insani konuları da paylaşmak lazım vatandaşlarımızla. Çünkü siyasetin amacı da vatandaşın mutluluğunu arttırmak her alanda insanları daha mutlu etmek, daha yüksek bir refah düzeyine ulaştırmak. Onun için hayatın gerçek boyutlarını da konuşmak lazım. Davet ettiğiniz için beni çok teşekkür ediyorum.
Bu belge Görsel Basın arşivinde bulunmaktadır.