TBMM Genel Kurulu, Türkiye ile Suudi Arabistan Arasında İmzalanmış Bulunan Kara Yolu Taşımacılığı İle İlgili Anlaşma

CHP GENEL BAŞKAN YARDIMCISI ONUR ÖYMEN’İN TBMM GENEL KURULUNDA YAPTIĞI KONUŞMA – 3 ARALIK 2008

Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; Türkiye ile Suudi Arabistan arasında imzalanmış bulunan kara yolu taşımacılığı ile ilgili anlaşma hakkında Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüşlerini arz etmek üzere söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, aslında bugün, yüce Meclise sunulan Suudi Arabistan’la ilgili üç anlaşma var. Diğer anlaşmalar hakkında yüce Meclisin fazla vaktini almamak için söz almayacağız ama bu vesileyle her üç anlaşmayla ilgili bazı görüşlerimizi sizinle paylaşmak istiyoruz.
Öncelikle şunu belirtelim: Hükûmetin bu anlaşmalarla ilgili gerekçesini ve Komisyonun raporunu okuduğunuz zaman bu anlaşmalar öyle anlaşılıyor ki Türkiye ile Suudi Arabistan arasındaki ekonomik ve ticari ilişkilerin geliştirilmesine katkı sağlayacaktır, yardımcı olacaktır. Çok güzel, biz de bunu hararetle destekleriz.

Ne var ki şunu görüyoruz: Bu anlaşmaların ikisi 22’nci Dönemde imzalanmış ve vaktinde Meclise onay için getirilmediği için kadük olmuş, geçersiz kılınmış, yeniden getiriliyor; geçen dönemde imzalanıyor, geçen dönemde getirilemiyor, bu dönemde de seçimlerden sonra bunların gündeme getirilmesi bir yıldan fazla zaman alıyor. Bu kadar önemliyse niçin bunları Meclise zamanında getirmediler; bu konudaki eleştirimizi dile getirmek istiyoruz.
Değerli arkadaşlarım, şimdi, maalesef Hükûmet böyle olumsuz bir durum olunca, bir gelişme olunca suçu yükleyecek, kabahati yükleyecek birilerini arıyor. Soruyoruz: Şimdi, bu olayda suçlu muhalefet midir, suçlu basın mıdır, suçlu kimdir? Niçin bu kadar geciktirilmiştir bu anlaşmanın onay için Meclise getirilmesi?

Şimdi, ilginç bir şey dikkatimizi çekti, bu anlaşmaları imzalarken; o da anlaşmaların tarihi. Şimdi bakıyoruz, bu anlaşmalardan bir tanesinin, şu anda görüştüğümüz kara yolu  Anlaşması’nın tarihi: 14/7/1427, yanlış duymadınız 14/7/1427; hicri tarih verilmiş. Zahmet olmasın diye bizlere yanında miladi tarih de yazılmış ama hicri tarih yazılıyor. İkinci anlaşmaya bakıyoruz, orada da hicri tarih yazılıyor, yanında miladi tarih. Bazı arkadaşlarımız diyebilirler ki: “Canım, efendim, Suudi Arabistan’ın usulü böyle, ne yapalım, işte onlara ayıp olmasın diye, onları tatmin etmek için hicri tarihi de yazıverdik.” Öyle değil çünkü bugün gündemde olan üçüncü anlaşmaya bakıyorsunuz, Türkiye ile Suudi Arabistan arasında, orada sadece miladi tarih var. Demek ki hicri tarih yazma konusunda Suudi Arabistan’ın bir dayatması yok.

Şu olabilir: Bu gibi durumlarda -bu metinler biliyorsunuz Türkçe, Arapça ve İngilizce olarak hazırlanır- her ülke kendi metnine kendi tarihini yazabilir. Suudiler Arapça metnine hicri tarih yazabilir, siz de Türkçe metninize miladi tarihi yazarsınız, İngilizce metnine miladi tarih… Bunlar ayrıntı gibi gözükebilir ama değerli arkadaşlar anlaşma yapmak ciddi iştir. Bu anlaşmalar devletin arşivine giriyor. Yarın öbür gün araştırmacılar bunu inceleyecekler, değerlendirecekler ve bunları tespit edecekler ve bu dönemde bu işlerin yeterince ciddiye alınmadığı sonucuna varacaklar. Onun için diyoruz ki: Lütfen, anlaşma yaparken dikkatli olalım.

Çok değerli arkadaşlar, şimdi gelelim işin esasına. Suudi Arabistan, Hükûmetin en yakın ilişki kurduğu ülkelerden biridir. Sık sık karşılıklı ziyaretler oluyor, Cumhurbaşkanımız ziyaret ediyor, Başbakanımız ziyaret ediyor, Suudi Kralı Türkiye’ye geliyor, bakan düzeyinde birçok ziyaret yapılıyor; bunları yadırgamıyoruz. Eğer ilişkileri geliştirmek istiyorsanız, gayet tabii ki bu ziyaretleri doğal karşılayacaksınız. Bazen ölçüyü kaçırdığımız oluyor, Suudi Arabistan Kralını Sayın Cumhurbaşkanımız otelinde ziyaret ediyor, otelinde görüşmeler yapıyor; bunlar bizim diplomatik usullerimize uygun değil ama işin esasında, karşılıklı temaslar, karşılıklı ziyaretler mutlaka diplomaside çok faydalıdır; yeter ki bu ziyaretlerin sonucunda istediğiniz sonucu alasınız.

Şimdi, Suudi Arabistan dünyanın en büyük petrol ihracatçısıdır. O bakımdan çok büyük kaynakları var. Suudi Arabistan’ın petrol ihracatından yılda kazandığı para, 2007 yılı itibarıyla, tam 215 milyar dolardır. Bunun karşılığında büyük bir ithalatı da var, ithalatı da 82,7 milyar dolardır. Yani çok büyük bir pazar var karşımızda ve bu pazardan her ülke yararlanmak istiyor, biz de yararlanmak istiyoruz. Bakıyoruz Amerika’nın, İngiltere’nin en üst düzey devlet adamları, Avrupalılar sık sık Riyad’a gidiyorlar, Suudi Kralıyla görüşüyorlar, devlet adamlarıyla görüşüyorlar. Niçin? Daha çok bu pastadan pay almak için. Şimdi, bizim de yaptığımız bu ziyaretlerin sonucunda, bekleriz ki biz de bu pastadan büyük bir pay alalım. Şimdi, bakıyoruz rakamlara, Türkiye’nin 2007 yılında Suudi Arabistan’a yaptığı ihracatın toplamı 1,4 milyar dolardan ibaret. 82 milyar ithalatı var Suudi Arabistan’ın, bu 82 milyarın sadece 1,4 milyarı Türkiye’den gidiyor. Yüzde kaçı yapıyor? Yüzde 1,7’si. Bu kadar büyük bir pastadan bu kadar emek, bu kadar çaba, bu kadar ziyaret sonucunda Türkiye’nin alabileceği pay bu mu olmalıydı? Bazıları diyebilirler ki: “Efendim, ne yapalım? Suudi Arabistan’da serbest piyasa ekonomisi var, onlar da piyasa kurallarını uyguluyorlar. Eğer sizin yeterince rekabet gücünüz yoksa, firmalarınız bu kadar satabiliyorsa ne yapalım?” Ondan ibaret değil. Eğer öyle olsaydı bu kadar devlet adamı Suudi Arabistan’ı ziyaret etmezdi, bu kadar yakın ilişki kurulmazdı. Herkes mallarını satmak için bu ziyaretleri yapıyor. Savunma sanayi ürünlerini satıyorlar. Türkiye’de çok iyi gelişen bir savunma sanayimiz var. Acaba bu ürünlerin ne kadarını Suudi Arabistan’a satıyoruz? Pek çok ülkenin Suudi Arabistan’daki şirketleri petrol arama işinde görev yapıyorlar. Acaba Türkiye’nin de petrol arama çalışmaları var mı Suudi Arabistan’da? Aldığımız ruhsatlar var mı? Bu soruları sormak zorundayız.

Şimdi, Suudi Arabistan cari açık vermeyen bir ülkedir. Suudi Arabistan’da cari fazla veriliyor. Ne kadar? 21 milyar dolar. Peki, bu kadar büyük fazla veren bir ülke çeşitli ülkelere yatırım yapıyor, acaba Türkiye’ye ne kadar yatırım yapıyor? Dünyaya yaptığı yatırım nedir, Türkiye’ye yaptığı yatırım nedir? Bunu araştırırsanız ilginç rakamlara rastlayabilirsiniz. Demek ki bu çabalar, ticaret bir yana, Suudi yatırımlarının Türkiye’ye çekilmesinde de yeterince sonuç vermemiş. Bunları dikkate almak gerekiyor diye düşünüyoruz.

Değerli arkadaşlarım, Suudi Arabistan’ın bazı özellikleri var. Bunu da dile getirelim, ticari ilişkilerde de, ekonomik ilişkilerde de önemli. Suudi Arabistan’da fertlerin, yabancı şahısların gayrimenkul satın almaları yasak. O nedenle, bu bir kısıtlama getiriyor Suudi Arabistan’la iş yapacak ülkeler için. İlgili uzmanların bize verdiği bilgiye göre, firmaların, yabancı firmaların oradaki alışverişinde birtakım kolaylıklar sağlanmış, bunu görüyoruz. Şu anda huzurunuzda olan anlaşmalarda da hükümler görüyoruz ki çağdaş ülkelerle yapılan anlaşmalara benziyor. Mesela ne diyor? “İhtilaf hâlinde Lahey Adalet Divanına gidilecektir.” deniliyor, çok güzel.
Yalnız başka anlaşmalar da yapmışız yine bu Hükûmet zamanında. Bu konuda sizin dikkatinizi çekmek istiyorum. Şimdi Türkiye’nin 29 Temmuz 2004 tarihinde AKP İktidarı zamanında yapılmış bir anlaşması var İslam Kalkınma Bankasıyla. İslam Kalkınma Bankasıyla bir anlaşma yapıyoruz, iş birliği anlaşması, buna göre bir fon kuruluyor. Bu fona, Türkiye, bütçesinden 11 milyon 760 bin dolarlık katkıda bulunuyor. Şimdi bu fon niçin kuruluyor? Bu fondan özel sektörün yararlanması için kuruluyor. Türk özel sektörü yararlanacak, güzel. Yalnız bakıyorsunuz, bunun bir koşulu var: Bu fondan yararlanacak Türk şirketlerinin mutlaka İslami usule göre faaliyet gösteren şirket olması lazım.
Değerli arkadaşlarım, laik bir ülkede böyle bir durum olabilir mi? Niçin Suudi Arabistan’la ilgili? Çünkü, İslam Kalkınma Bankasının en büyük ortaklarından biri bu. İslam Konferansına bağlı ekonomik faaliyetlerde en etkili ülkelerden biri bu. Onun için Suudi Arabistan’la ilgili. Yani, İslami usulle çalışmayan firmalarımız bundan yararlanamayacak. Böyle bir anlaşma yapıyoruz.

Şimdi, laik bir ülke böyle olur mu? 11 milyon 760 bin dolarlık katkıda bulunmuşsunuz. Bu katkıyı, sadece İslami usulle çalışan firmaların verdiği vergilerden mi aldınız? Bütün vatandaşların, Müslüman olsun Hristiyan olsun herkesin verdiği vergiyle bu finanse ediliyor. Şöyle bir şey düşünün: Mesela, Avrupa’da, Fransa’da, Almanya’da böyle bir anlaşma yapılıyor, bir fon kuruluyor, orada bir hüküm var: Sadece Hristiyanlık usullerine uygun üretim yapan firmalar yararlanır. Yani o ülkelerdeki Türk firmaları yararlanamaz. Nasıl tepki gösteririz biz buna?

Şimdi, bitmedi. Şimdi burada kararı kim verecek? Hangi firma İslami usule göre çalışıyor, hangisi çalışmıyor, kim karar verecek? Bakıyoruz, madde 14, 6’ncı paragraf: Bir İslam Hukuk Komitesi kurulmuş. Suudi Arabistan’da bir İslam Hukuk Komitesi var. Bu İslam Hukuk Komitesi karar veriyor, Türkiye’deki hangi firma İslami usule göre çalışıyor, hangisi çalışmıyor. Peki, ihtilaf olursa ne olacak? İhtilaf olursa, bakıyorsunuz, gene hüküm var anlaşmada. Diyor ki bu anlaşma: İhtilaf hâlinde, gene Cidde’de, Suudi Arabistan’da bulunan İslam Adalet Mahkemesi karar verecek.

Değerli arkadaşlarım, demin size anlattım, şu anda Meclisin gündeminde olan anlaşmalarda da ihtilaf hâlinde nasıl çözüleceğine dair maddeler var. Belli ki Suudi Arabistan dayatmamış size illa İslam Adalet Divanı çözsün diye, o razı Lahey Adalet Divanına gitmeye. Peki, öbür anlaşmada niye yok bu? Öbür anlaşmada niçin İslam Adalet Divanına gitme şartını koyuyorsunuz? İşte, biz buna itiraz ettik. Biz buna itiraz ettik ama maalesef, iktidarın, muhalefetin en haklı itirazlarına bile kulak verme gibi bir alışkanlığı yok. Onun için “Biz oy çokluğuyla geçiririz Meclisten.” diyorlar ve geçiriyorlar. Şimdi, o bakımdan, Adalet ve Kalkınma Partisine mensup arkadaşlarımıza büyük görev düşüyor Mecliste. Gelecek kuşaklara hesap vereceğiz hepimiz. Yaptığımız işlerden, yapmadığımız işlerden hesap vereceğiz. Biz diyoruz ki: Uluslararası ticarette, uluslararası ekonomik ilişkilerde uluslararası kurallar ne ise o uygulanır, o uygulansın ve dinî esaslara göre, başka esaslara göre ticari faaliyet yürütmeyelim. Hükûmetten beklediğimiz bu. Onun için, biz, bu anlaşmaların onaylanmasına karşı değiliz, fakat bu konulara dikkatinizi çekmek istiyoruz. Eğer uygulamada, demin anlattığım nedenlerle, gerekçelerle sıkıntılar çıkarsa, şunu hatırlayınız ki: Muhalefet bizi uyarmıştı. Biz sizi uyarıyoruz, Hükûmeti uyarıyoruz, ilgili uygulayıcı arkadaşlarımızı uyarıyoruz. “Efendim, mütekabiliyet ilkesi uygulayacağız, merak etmeyin.” diyorlar. Yani ne demek? “Bir Türk vatandaşı Suudi Arabistan’da gayrimenkul edinemediğine göre bir Suudi vatandaşına da, merak etmeyin, Türkiye’de gayrimenkul edinme imkânı tanımayacağız.” diyorlar. Güzel. Peki, ya bu şahıs gidip Fransa’da bir firma kurup gelirse Türkiye’de aynı yatırımı yaparsa, bütün sermayesi kendine ait bir Avrupa firması olarak gelirse ne yapacaksınız? Yapacağınız bir şey yok. Çünkü bu imzaladığınız anlaşmalar buna imkân veriyor. O bakımdan, dikkatinizi çekiyoruz, lütfen, bu gibi hassas konularda muhalefetin sesine kulak veriniz, muhalefetin önerilerini ciddiye alınız, dikkate alınız ve uygulamalarda bu gibi durumlarla karşılaşmamak için çaba gösteriniz.
Demin söyledim, petrol konusunda… Değerli arkadaşlar, bizim en hassas olduğumuz konulardan biridir enerji konusu. Mademki bu kadar yakın ilişkilerimiz var, mademki çeşitli ülkelerin ilişkileri Suudi Arabistan’da petrol sektörüne girmişler. Biz niye giremeyelim? Bizim millî petrol şirketimiz Türkiye Petrolleri çeşitli ülkelerde araştırmalar yapıyor, çeşitli ülkelerde imtiyazlar almış, ruhsatlar almış. Suudi Arabistan mademki en uygun ülkedir, o zaman niçin yapmayalım.

Şimdi, bu vesileyle size bir hususu hatırlatmak istiyorum bu petrol konusundan bahsederken, daha bu petrol ilk çıktığında, Birinci Dünya Savaşı’ndan hemen önceki yıllarda büyük petrol şirketleri, yedi tane en büyük petrol şirketi bir Kırmızı Çizgi Anlaşması imzaladılar. Kırmızı Çizgi Anlaşması’nın çizgisini çizen meşhur Gülbenkyan. Bu Anlaşma’ya göre Suudi Arabistan da dâhil, Irak da dâhil, Kuveyt hariç, bölgede petrol çıkaran ülkelerde araştırma yapılacak mı yapılmayacak mı? Karar şu: Yedi şirket birden mutabakata varmadıkça bölgedeki bir ülkede petrol araştırması yapılamaz.

Bu ülkelerden, kırmızı çizgilerin içine giren ülkelerden biri Türkiye’dir.
Soru şu: Acaba Türkiye’de bu kadar zamandan beri gerçek anlamda petrol bulunamaması bazılarının iddia ettiği gibi Türkiye’de petrol olmamasından mı kaynaklanıyor, yoksa başka sebeplerden mi kaynaklanıyor? Bu konuyu da Hükûmetin dikkatine sunuyoruz.
Şunu da ifade edeyim: Bundan önceki hükûmetler zamanında Türkiye’ye o büyük şirketlerden biri şöyle bir başvuruda bulundu, dedi ki: Türkiye’nin Karadeniz sahillerinde biz petrol bulduk, zengin doğal gaz rezervleri bulduk, bunları çıkarabiliriz ama bir şartımız var, Petrol Yasası’nı değiştireceksiniz. Petrol Yasası’nı değiştirmedikçe bu petrolleri çıkartmayız.
O zamanki hükûmetler bunu reddediyor. Enerji Bakanına yazılan mektuplar var bizim elimizde. O zamanın hükûmetleri reddediyor. Geçen dönemde seçimlerden önce baktık Hükûmet bir petrol yasası çıkartmış getirmiş Meclisin huzuruna. Bir de baktık ki aynen o yabancı şirketin istediği unsurlar. Fazlası var, eksiği yok. O Yasa bildiğiniz gibi geçen dönem de geçmedi. Şimdi bu vesileyle size hatırlatıyoruz, lütfen dikkatli olalım. Lütfen dikkatli olalım, hiçbir ülkenin vermediği imtiyazları Türkiye’den istiyorlar. Ticari konularda olduğu gibi enerji konusunda da istenilen imtiyazlar konusunda lütfen dikkatli olunuz. Öyle imtiyazlar istiyorlar ki, Türkiye’de üretilen petrolden 1 gramını bile Türkiye’de bırakma mecburiyeti olmayacak. Hükûmetin getirdiği yasayı, yasa tasarısını dikkatle okuyunuz, bir kere daha Meclise getirebilirler. Şimdiden uyarıyoruz: Böyle bir yola giderseniz, gerçekten, çok ciddi sıkıntı yaratırsınız, çok ciddi sıkıntı yaratırsınız, ülkenin enerji menfaatleri açısından, ülke enerjisinin güvenliği açısından çok ciddi sıkıntılar yaratırsınız.
Değerli arkadaşlar, bu görüşlerimizi bu vesileyle dile getirmek istedik ama gündemimizdeki üç anlaşmayı onaylama konusunda Cumhuriyet Halk Partisi Grubu müspet oy kullanacaktır. Bunu bu vesileyle yapıcı tutumumuzun bir işareti olarak dile getiriyoruz. Yalnız bir kere daha uyarıyoruz Hükûmeti: Lütfen, uygulamada çok dikkatli olunuz.


Bu belge Konferanslar, Konuşmalar arşivinde bulunmaktadır.