Son Eklenenler:
- Kıbrıs’ta beklenmedik gelişmeler – Onur Öymen – Cumhuriyet Gazetesi – 18 Nisan 2025
- SPUTNİK AJANSININ ADANA MUTABAKATIYLA İLGİLİ SORULARINA KARŞILIK VERDİĞİM MÜLAKAT 27 OCAK 2019
- ODA TV’DEN NURZAN AMURAN’A VERİLEN MÜLAKAT 27 EKİM 2019
- 3 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramının 99. yıldönümü Hakkında 25 NİSAN 2019
- CUMHURİYETTE “ ABD’NİN AMACI DEVLETÇİKLER OLUŞTURMAK” ADLI MÜLAKAT 24 AĞUSTOS 2019
- GAZETE DURUM’DAN BAHADIR SELİM DİLEK İLE MÜLAKAT “VETO HAKKINI SONUNA KADAR KULLANMALIYIZ 23 MAYIS 2022
- Cumhuriyet gazetesi Tuncay Mollaveisoğlu imzasıyla ve “Türkiye Geri Adım Atamaz” başlığıyla yayınlanan mülakat 22 TEMMUZ 2019
- ABD BAŞKANI TRUMP’IN AMERİKA’NIN 1987 TARİHLİ ORTA MENZİLLİ NÜKLEER SİLAHLAR ANTLAŞMASINI (INF) ASKIYA ALMA KARARIYLA İLGİLİ OLARAK SPUTNİK HABER AJANSINA VE BAŞKA YAYIN ORGANLARINA VERİLEN DEMEÇ 22 ŞUBAT 2019
- Türkiye’deki Demokrasi, İnsan Hakları, Basın Özgürlüğü ve Düşünce Özgürlüğü Alanlarındaki Eleştiriler Hakkında 21 KASIM 2019
- Erdoğan ve ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence görüşmesi ardından 18 EKİM 2019

TBMM Genel Kurulu, Suriye Sınırındaki Mayınlı Arazinin Temizlenmesi Hakkında
GENEL KURUL TUTANAKLARI
66. Birleşim
1 Mart 2006
CHP GRUBU ADINA ONUR ÖYMEN (İstanbul) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; Türkiye Cumhuriyeti ile Suriye Arap Cumhuriyeti Arasında Serbest Ticaret Alanı Tesis Eden Ortaklık Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı hakkında Cumhuriyet Halk Partisinin görüşlerini Yüce Meclise arz etmek üzere söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, Yüce Meclise saygılarımı sunuyorum.
Türkiye ile Suriye arasındaki kara sınırı, bizim en uzun sınırımızdır. Türkiye, bütün komşularıyla iyi ilişkiler sürdürmeyi, öteden beri, dışpolitikasının temel unsurlarından biri haline getirmiştir. Biz, aynı zamanda, komşularımızla ekonomik ve ticarî ilişkilerimizi de geliştirmeyi mutlaka arzu ederiz; ama, buna karşılık, komşularımızın da Türkiye’nin egemenliğine, güvenliğine, toprak bütünlüğüne saygı göstermesini bekleriz. Bu, Türkiye’nin yerleşmiş politikasıdır.
Ne yazık ki, uzun yıllar boyunca, Türkiye ile Suriye ilişkileri arzu edilen düzeyde geliştirilememiştir, hatta ciddî gerginlik dönemleri yaşanmıştır. Türkiye’de yürütülen terörist faaliyetlerinin baş sorumlusu, uzun yıllar Suriye’de kalmıştır, yaşamıştır ve bu, iki ülke arasında ciddî gerginlikler yaşanmasına yol açmıştır.
Böyle bir ortamda, gayet tabiî ki, ekonomik ve ticarî ilişkilerimizin geliştirilmesi beklenemezdi. Üstelik, Suriye, uzun yıllar, Türk toprakları üzerinde, Türk topraklarının bir bölümü üzerinde hak iddia etmiştir, resmî haritalarında, belgelerinde bazı Türk topraklarını Suriye toprağı gibi göstermiştir; ayrıca, Fırat Nehrinden akan, Suriye’ye geçen sular üzerinde de hak talebinde bulunmuştur ve uzun yıllar, bu meseleyi, âdeta, Türkiye’ye yönelik terörist faaliyetlerinin engellenmesinde bir önkoşul gibi ileri sürmüştür.
Bu sıkıntılı dönem, terör lideri Öcalan’ın Suriye’den sınırdışı edilmesi ve Suriye’de, eski Cumhurbaşkanı Hafız Esad’ın ölümünden sonra oğlu Beşşar Esad’ın işbaşına geçmesinden sonra, büyük ölçüde değişmiştir. Şimdi, hiç değilse, eskisi kadar sorunlu ilişkiler içinde değiliz. Bu nedenle, ekonomik ve ticarî ilişkilerimizi geliştirmek için, şimdi, eskisinden daha uygun bir ortam olduğunu düşünüyoruz. Her ne kadar, Suriye’nin Türkiye’nin müttefiki de olan başka ülkelerle ciddî sorunları olduğunu biliyorsak da, bu, Türkiye’nin komşularıyla ticarî ve ekonomik ilişkilerini geliştirmesini engelleyecek bir unsur gibi sayılmamalıdır diye düşünüyoruz; ancak, hükümetimizden sormak istediğimiz, öğrenmek istediğimiz bir husus var; o da şu: Acaba, Suriye, gerçekten, Türk topraklarının bir bölümü üzerinde hak iddia etmekten vazgeçmiş midir?. Bu konuda resmî tutumunu hükümetimize bildirmiş midir? Bunu öğrenmek istiyoruz. İkincisi, Fırat Nehri üzerindeki hak taleplerinden vazgeçmiş midir? Türkiye’nin verdiği suyla yetinmekte midir? Bütün bunları öğrenmek istiyoruz.
Değerli arkadaşlarım, önümüzdeki anlaşma bazı özellikler taşıyor. Öyle anlaşılıyor ki, bu anlaşmanın hedefi, Türkiye’nin dışticaret politikasını, Avrupa Birliğinin ortak ticaret politikasıyla uyumlaştırmaktır. Türkiye, buna benzer 18 ticaret anlaşması imzalamıştır; bu da, o çerçevede mütalaa edilebilir. Bu anlaşmanın pek çok teknik boyutu var, teknik hükmü var, çok kapsamlı bir anlaşma; ama, bir boyutu var ki, Yüce Meclisin, anlaşmanın bu boyutuna dikkatini çekmek istiyorum; o da şu: Değerli arkadaşlarım, bu anlaşma, asimetrik bir anlaşmadır; yani, dengeli olmayan bir anlaşmadır ve dengeli olmayan bir anlaşma olduğu, hükümetin, bu kanunu Meclise sevk ederken yazdığı gerekçede açıkça ifade edilmektedir. Bu ne demektir; bu şu demektir: Türkiye, bu anlaşmaya göre, Suriye menşeli sanayi ürünlerini derhal gümrüksüz olarak ithal edecektir, bu anlaşma yürürlüğe girdiği günden itibaren, biz, Suriye’nin bütün sanayi ürünlerini Türkiye’ye gümrüksüz olarak sokacağız; ama, buna karşılık, Suriye, ancak oniki yıllık bir geçiş dönemi içinde, kademe kademe; Türkiye’den ithal ettiği sanayi ürünlerinin gümrüklerini indirecektir; aynen, vaktiyle, Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki gümrük birliği anlaşmasında olduğu gibi. O devirde de, Avrupa Birliği, Türkiye’nin sanayi ürünlerini, baştan itibaren gümrüksüz ithal etmeyi kabul etmişti bazı ufak tefek istisnalarıyla, Türkiye’ye bir geçiş dönemi tanınmıştı. Şimdi, biz de, Suriye’ye bunu tanıyoruz. Denilebilir ki, Avrupa Birliği açısından bu doğaldır. Avrupa Birliği ile Suriye’yle ekonomik ve ticarî ilişkileri bir bütün olarak düşünüldüğünde, Avrupa Birliği güçlü taraftır, Suriye zayıf taraftır; Avrupa Birliğinin Suriye’yi himaye etmesi doğaldır. Böyle düşünülebilir. Ama, bakıyoruz; Türkiye ile Suriye ilişkileri son bir iki yıldaki lehimize görünen bir değişiklik bir yana, 5 yıl üst üste Suriye lehine fazlalık vermiştir. Yani, biz sürekli olarak Suriye’yle ticaretinde fazlalık vermiş bir ülke değiliz.
Şimdi buna çok dikkat etmek lazım. Örneğin, 2000 yılında ticaretimiz Suriye lehine 361 milyon dolar fazlalık vermiş, 2002 yılında 250 milyon dolar Suriye lehine fazlalık vermiş. Şimdi dediğim gibi, son bir iki yılda, 2005 yılında bizim lehimize bir küçük değişiklik oldu; ama, bu genel tabloyu gözden uzak tutmamak lazım. Özellikle, Suriye’yi ekonomik açıdan, ticarî açıdan çok güçsüz, çaresiz bir ülke gibi de görmemek lazım; çünkü, Suriye’nin petrol gelirleri var, Suriye’nin petrol ihracatı var. Toplam ihracatının yüzde 60’ı petrol gelirlerinden kaynaklanıyor. O bakımdan, biz dilerdik ki, Türkiye Suriye’yle daha dengeli bir dışticaret anlaşması yapsın. Bu mümkün olamamıştır. Türkiye aynen Avrupa Birliğinin normlarını kabul etmiştir.
Şimdi Suriye’yle ilişkilerimizin başka özellikleri de var. Suriye topraklarında Türk vatandaşlarına ait topraklar var, Türk topraklarında da Suriye vatandaşlarına ait topraklar var. Sınır bölgelerinde aileler var; yarısı Türkiye’de kalmış, yarısı Suriye’ye kalmış. İnsanî boyutu var ilişkilerimizin. O bakımdan, Suriye’yle ilişkilerimizi bütün bu boyutlarıyla değerlendirmek zorundayız. Özellikle, Suriye’ye komşu olan arazilerimizin işlenmesini bu açıdan özel bir dikkatle değerlendirmek zorundayız.
Şimdi hükümetimizin Suriye sınırındaki mayınlı arazinin temizlenerek tarıma açılması kararını da bu çerçevede değerlendirmek istiyoruz. Suriye, Türkiye sınırına yakın bölgedeki mayınlı arazisinin büyük bir bölümünü yakın zamanda temizlemiştir ve tarıma açmıştır. Türkiye ise, yaklaşık 5 yıl önce, Suriye sınırına yakın arazisini tarıma açmayı kararlaştırmıştır; ama, beş yıldan beri, maalesef, bunu gerçekleştirememiştir.
Aslında Türkiye’nin uluslararası yükümlülüğü de var, 2003 yılında imzaladığımız antipersonel mayınların temizlenmesi konusundaki uluslararası sözleşmeye göre biz bu mayınları on yıl içinde tamamen temizleme yükümlülüğü altındayız. O bakımdan, bu işin bir de Birleşmiş Milletler boyutu var. Peki şunu sormak istiyoruz: Acaba Türkiye, bu anlaşma çerçevesinde bu mayınların temizlenmesi için Birleşmiş Milletlerden şimdiye kadar bir teknik yardım istemiş midir, bir destek istemiş midir; biz duymadık. Eğer istemişsek ve hükümet bunu açıklarsa çok memnun oluruz.
Şimdi, değerli arkadaşlarım, Mardin, Şırnak, Şanlıurfa, Gaziantep, Kilis ve Hayat illerimizin sınırları içinde kalan ve büyük bölümü Suriye’ye, bir bölümü de Irak’a komşu olan 510 kilometre uzunluğunda ve 178 000 kilometrekare yüzölçümüne sahip bir alanın mayından temizlenip tarıma açılması öngörülmektedir. Bu alan birçok açıdan özellik taşımaktadır. Meselenin bir güvenlik boyutu vardır, kaçakçılığın önlenmesi boyutu vardır. Zaten bu amaçla elli yılı aşkın zaman önce bu bölgeyi biz mayınlamışızdır, bu sınırlarımıza mayın döşemişizdir.
Şimdi ilk soracağımız soru şu: Bu güvenlik endişemiz kalktı mı? Bu güvenlik endişemizin kalktığını söyleyebilir miyiz? Bu mayınlı arazinin bir bölümünde hâlâ terörist faaliyetlerin olduğunu biliyoruz. Birleşmiş Milletler Sözleşmesinin yükümlülüğünü yerine getirmek için daha önümüzde yedi yıllık süre var. Şu anda, hemen, bu alanı açacaksak tarıma, bunun ekonomik boyutunu tabiî ki öncelikle düşüneceğiz; ama, güvenlik boyutunu düşünmeden edemeyiz. Hükümet şimdi kalkıp Yüce Meclisin huzurunda “artık bir güvenlik endişemiz kalmamıştır” diyebiliyor mu? Bunu açıklıkla ifade etmesini bekliyoruz.
İkinci soru şu: Bu meselenin teknik boyutu var Bu mayınları kim temizleyecek? Sınırımızdaki bu değerli topraklarda bulunan mayınları kim temizleyecek? Şimdi, bizdeki bilgiye göre, evvelce, Türk Silahlı Kuvvetleri, bu mayınları temizleyebileceğini hükümete bildirmiştir. Türk Silahlı Kuvvetlerinin elinde bu işi yapacak eğitime sahip, bilgiye sahip yetişmiş uzman kadrolar mevcuttur, personel mevcuttur, istihkam birlikleri mevcuttur. Silahlı Kuvvetler, hükümetten, bir süre önce bu görevi yapabilmek için, daha modern teçhizata ihtiyacı olduğunu bildirmiş ve 35 000 000 dolarlık bir tahsisat istemiştir, “35 000 000 dolar verdiğiniz takdirde, biz, iki yıl içinde bu bölgeyi temizleriz” demiştir Türk Silahlı Kuvvetleri. Eğer, bu bilgi doğru değilse, Sayın Bakan, lütfen gelsin, desin ki, sizin bilginiz yanlıştır, böyle bir şey olmamıştır. Biz, bu bilginin doğru olduğuna inanıyoruz. Sadece 35 000 000 dolara, biz, bu bölgeyi, iki yıl içinde temizleyecek durumdaydık.
Sonra ne oldu: Baktık ki, bu hükümet de, Türk Silahlı Kuvvetlerinin bu bölgedeki mayınları temizlemesi görüşünü benimsemiştir.
Bakınız, AKP Mardin Milletvekili Sayın Nihat Eri, 12 Mart 2003 tarihinde Yüce Mecliste bir konuşma yapmıştır. Sayın Eri Mecliste diyor ki: “Türk Silahlı Kuvvetlerinde bu konuda deneyimli çok değerli elemanlar var. Bu işin özel sektör eliyle de yapılabileceğini biliyoruz; fakat, Türk Silahlı Kuvvetleri eliyle hem daha çok hızlı hem de çok daha ucuz bir şekilde yapılabileceği ilgililerce belirtilmektedir.” Katılıyorum; Sayın Eri’nin bu sözlerini aynen paylaşıyoruz. Öyle anlaşılıyor ki, İktidar Partisi, o sırada bu işin Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından yapılmasını öngörüyor. Nitekim, Sayın Millî Savunma Bakanımız Gaziantep’te yaptığı bir konuşmada diyor ki: “Kara Kuvvetlerinin bu mayınları kaldırması meselesi araştırılıyor. Üç şirketin imal ettiği üç ayrı makineden 16 tane alınması öngörülüyor. Bunların 13’ünün alınması için ihaleye çıkılmıştır.” Demek ki, biz, bu işin Silahlı Kuvvetleri tarafından yapılmasını ileri bir aşamaya götürmüşüz, bravo, hükümeti tebrik ediyoruz bu çalışması dolayısıyla. Bir de bakıyoruz ki, Sayın Bakan “bundan ibaret değil, bu bölgeyi organik tarıma açacağız” başka “Türkiye Petrolleri burada petrol arayacak; hemen karşısında bu bölgenin; Kamışlı’da Suriye’nin petrol sahaları var. Suriye orada petrol arıyor, biz de petrol arayacağız” diyor, çok güzel!..
GAP bölgesinin sorumlusu Kalkınma İdaresi Başkanı Sayın Muammer Yaşar Özgül de aynı şeyi söylüyor; 12 Nisan 2004 tarihinde bir konuşma yapıyor “Türk Silahlı Kuvvetlerinin bu mayınları temizlemek için açtığı ihale sonuçlanmıştır ve ihale sonuçlarına göre, çok yakında biz bu temizleme işine başlayacağız” diyor 2004 yılının mayıs veya haziran ayında Türk Silahlı Kuvvetlerinin mayın temizleme işine başlayacağını açıklıyor, çok güzel!..
Zaman Gazetesini açıyoruz, Zaman Gazetesinde Şubat-2005 tarihinde, ilginç bir başka haber var -Kilis Valisi bir açıklama yapmış- Zaman Gazetesi “Kilis özel idaresi, Kilis Vilayetinin toprakları içinde kalan bütün mayınları sadece ve sadece 29 000 000 dolara temizlemeyi taahhüt etmektedir. Özel sektör bu iş için 758 000 000 dolar istiyor; ama, biz Kilis Vilayeti özel idaresi olarak, bunu, 29 000 000 dolara yapmaya hazırız ve 24 000 çiftçiye, bu, iş sahası yaratacaktır” diyor. Buraya kadar çok güzel; sonra ne oluyorsa birden hava değişiyor…
Geçen gün -22 Şubat günü, birkaç gün önce- çok değerli arkadaşımız Sayın Mustafa Gazalcı, Terörle Mücadele Yasasının görüşülmesi vesilesiyle bir soru sordu Sayın Millî Savunma Bakanımıza; bu işi sordu, yani “bu mayınlar nasıl temizlenecek, hükümet ne yapıyor filan?.. Millî Savunma Bakanımızın cevabını aynen okuyorum: “Önce, Kara Kuvvetlerimiz bunu kendisi yapabilir mi diye gayret sarf etti; aşağı yukarı bir senelik çalışma sonucunda, bunun kara kuvvetleri tarafından yapılmasının icabında yeni şehitlere yolaçacağı anlaşıldığından vazqeçildi.”
Değerli arkadaşlarım, biz bunu anlamakta çok zorlanıyoruz, çok güçlük çekiyoruz. Türk Silahlı Kuvvetleri, NATO’nun en büyük ikinci silahlı gücüdür, dünyanın en büyük, en başarılı, en eğitimli gücüdür. Kalkıp da, biz, bu kürsüden dersek ki, Türk Silahlı Kuvvetleri elli yıl önce döşediği mayınları bugün sökecek durumda değildir, bunun için gerekli imkânı yoktur, risk almak istememektedir. Bu, Türk Silahlı Kuvvetlerini çok rencide eder, çok üzer. Biz, Türk Silahlı Kuvvetlerinin bu sözü söylemiş olacağına ihtimal bile vermek istemiyoruz ve tahmin ediyoruz ki, Millî Savunma Bakanının bu sözleri bir yanlış anlamadan kaynaklanmaktadır. “Türk Silahlı Kuvvetlerinin bu mayınları sökebileceğini tahmin etmiyoruz…”
Açınız internet sayfalarını, dünyada pek çok kuruluş mayın sökme işini sıfır riskle yapabileceğini ilan ediyor ve diyor ki, şimdiye kadar, biz, çok mayın söktük, bir tek kaza bile olmadı. Onlar yapıyor, Türk Silahlı Kuvvetleri yapamıyor; olur mu? Biz, şimdiye kadar, Türk Silahlı Kuvvetleri olarak ne kadar çok mayın temizledik. En son olarak da Güneydoğu Bölgesinde temizledik, orada bir gümrük bölgesinde temizledik. Türk Silahlı Kuvvetleri bunu yapamayacak durumda mıdır?
Özetle, Sayın Bakanın bu sözü söylemesini çok yadırgadık. Zannediyorum ki, bunu düzeltmek ihtiyacındayız. Dese ki, yani, Türk Silahlı Kuvvetleri bu işi yapmak için, işte, bu makineleri, teçhizatları almak istiyor. Bunu anlarız ve bunun için gerekli parayı da veririz; ama, hayır, vermiyoruz.
Sonra ne diyor Millî Savunma Bakanı: “Biz, bunu ihaleye açmaya çalıştık, bir de baktık ki, şimdi fiyat vermeyim; ama, milyarlarca dolar istediler bizden -aynen Meclis zabıtlarında var- milyarlarca dolar.”
Değerli arkadaşlarım, bir mayının kaça söküleceği belli, bu bölgede kaç mayın olduğu belli; hesap bilen herkes bunun milyarlarca dolar tutmayacağını bilir, meğer ki, bazı firmalar olağanüstü pahalı teklifler vermiş olsunlar Türkiye’ye.
Bir şey daha söylüyor, o da dikkat çekici: “Bizim, Millî Savunma Bakanlığı olarak böyle bir ihaleyi yapacak teknik bilgimiz de yoktu -aynen zabıtlardan okuyorum- teknik bilgimiz.” Türk Silahlı Kuvvetleri en modern uçakları ihale edecek, en modern denizatlıları, silah sistemlerini, füzeleri ihale edecek teknik bilgiye sahip, mayın temizleme işini ihale edecek teknik bilgiye sahip değil, bunu kabul edebilir misiniz? Türk Silahlı Kuvvetlerinin, Türkiye Millî Savunma Bakanlığının mayın temizleme işini ihale edecek teknik bilgiye sahip olmadığı lafı Türkiye Büyük Millet Meclisinin zabıtlarına geçmiştir, işte, bunların mutlaka düzeltilmesi lazım.
Sonra ne olmuş, sonra şu olmuş; Millî Savunma Bakanı Maliye Bakanına havale etmiş. Maliye Bakanı demiş ki; biz de bunu ihale edemeyiz, biz de yaptıramayız, paramız yok. Halbuki, devletin arşivlerinde var, Sayın Millî Savunma Bakanı “bu iş için 20 trilyon paramız var” diyordu. Bunlar unutulmuş, belki o para başka iş için harcanmış. Millî Savunma Bakanı, paramız yok, teknik bilgimiz yok diyor; Maliye Bakanlığı, paramız yok diyor… Peki, ne olsun; yap-işlet-devret usulüyle olsun. Yani, bir firmaya -muhtemelen yabancı firmaya- biz bunu ihale edelim. Yabancı firma bu mayınları temizlesin, karşılığında da bu toprakları işletsin, organik tarım yapsın, ürünlerini yurt dışına ihraç etsin, para kazansın.
Değerli arkadaşlarım, bunun şartnamesini okuduk, dehşete düşersiniz okuduğunuz zaman. Diyor ki; üç yıl içinde bunu tamamlayacaktır ihaleyi kazanan firma; ama, bu topraklar, ülkemizin bu en değerli tarım toprakları, bu mayınları temizleyecek yabancı firmaya -muhtemelen yabancılar alacak, onlara da açık çünkü ihale- 49 yıllığına verilecektir, 49 yıl… 49 yıl bu değerli topraklarımızı yabancılar işleyecek; niçin?.. Niçin?.. Bilgimiz mi yok, teknolojimiz mi yok? Orada yaşayan insanlar, Güneydoğuda yaşayan insanlar toprağa ihtiyaç duymuyor mu? Bizzat Sayın Başbakan açıkladı, Adalet ve Kalkınma Partisine mensup arkadaşlarımız açıkladı, Sayın Nihat Eri açıkladı, diyorlar ki; biz, bu toprakları, tarıma kazandırılacak toprakları bölgedeki köylüye vereceğiz, adam başına 200 dönüm vereceğiz, 100 dönümü sulak, 100 dönümü kurak. Çok iyi, hadi yapın… Hayır, vermeyeceğiz, şimdi kanaat değişti, Sayın Maliye Bakanımız devreye girince, anlaşılan…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı.)
ONUR ÖYMEN (Devamla) – Şahsım adına da söz hakkım var Sayın Başkan.
Şimdi, hükümet, Maliye Bakanlığı, iş devredilince, yok, vazgeçtik o politikalardan, şimdi yabancılara bunu yaptıracağız filan diyor. Şimdi, çok üzüntü verici; çünkü, bakın, Sayın Nihat Eri, Mecliste ne diyor? Çok da doğru söylüyor. Yani, zannetmeyin ki biz iktidarın her söylediğini her zaman eleştiririz. Bakınız, söylediğinin, size okuyorum, altına da imzamı atıyorum. Ne diyor? Bu saha mayınlardan temizlendikten sonra en başta fakir mayın kurbanlarına, topraksız köylülere ve eski sahiplerine dağıtılacaktır. Bravo! Hadi yapın, biz de destekliyoruz. Hadi yapın.
Başka bir AKP milletvekili 21 Aralık 2004 tarihinde Mecliste konuşuyor, Sayın Mehmet Faruk Bayrak. Ne diyor? Bu araziler 100 000 kişiye iş imkânı yaratacaktır. Sayın Başbakan da bunu söylüyor. Peki, o zaman, şimdi niye kanaat değiştirdiniz? Devletin gücü mü yok, imkânı mı yok? Silahlı Kuvvetlerin yetenekleri mi elvermiyor bu işi yapmaya? Nedir bunun izahı? İlla yabancılara her şeyimizi satmak zorunda mıyız, her şeyimizi devretmek zorunda mıyız?
Bakınız, burada, yabancılara toprak satışını öngören Kanunu kabul ettik Mecliste. Ne diyor? Stratejik bölgeler verilmeyecektir diyor. Gidiniz Yunanistan’a. Yunanistan’da sınır bölgelerinden bir karış toprağı bir yabancı şirkete satmak veya kiralamak mümkün müdür? Yasaktır. Rusya’da da yasaktır. Ukrayna’da da yasaktır. Pek çok ülkede de yasaktır. Biz, stratejik açıdan en hayatî, en kritik bölgelerimizde 500 000 hektardan fazla araziyi yabancılara bırakacağız. Yabancılara açık ihale yapıyoruz. Nedir bunun manası, anlamıyoruz.
Değerli arkadaşlarım, siz, bunu içinize sindirebiliyor musunuz? Üstelik, şimdi artık petrolden bahseden de yok. Hani Türkiye Petrolleri orada petrol arayacaktı, Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı; şimdi bahis yok. Peki, Suriye, o sınırın hemen güneyinde Kamışlı’da petrol arayacak, biz arayamayacağız. Niçin? Çünkü, toprağı yabancıya tahsis etmişiz.
Değerli arkadaşlarım, bu işin, gerçekten, anlaşılır, savunulur hiçbir tarafı yoktur. Hiçbir tarafı yoktur.
Şimdi, biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak diyoruz ki, Büyük Millet Meclisi bu konuya el koymalıdır. Mutlaka bu konuyu araştırmalıyız. Bu, ülkemizin geleceğini ilgilendiriyor. Her iktidar belli bir dönem için görev yapıyor; ama, bir dönem için halktan yetki aldık diye ülkenin yarım asırlık geleceğini ipotek altına alabilir misiniz? Sizin çocuklarınızın, torunlarınızın rızkını yabancılara bırakabilir misiniz?! Güneydoğu için söylemediğimizi bırakmıyoruz; efendim, şu projeyi yaptık, bu projeyi yaptık, güneydoğuyu kalkındıracağız, güneydoğu halkını en çok biz seviyoruz, onları en çok biz himaye ediyoruz; çok güzel, hadi, buyurun yapın, işte size fırsat, işte güneydoğu… İşte, güneydoğuda Türkiye’nin en verimli toprakları, hiç el değmemiş 50 yıldır, organik tarım yapacak oradaki insan, güneydoğudaki vatandaşımızın cebine para girecek, daha ne istiyorsunuz; işte bunu yapın; hayır, yabancıya vereceğiz. Güneydoğudaki vatandaş da orada çalışırsa işçi olarak çalışsın, onun toprağı olmasın, onun geliri olmasın; son derece yanlıştır arkadaşlarım. Bu konuyu mutlaka durdurmak lazım.
İşte, biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, bu yanlış gidişi, bu yanlış uygulamayı, yanlış politikayı durdurmak için -huzurunuzda açıkça söylüyorum- her çareye başvuracağız. Cumhuriyet Halk Partisi, şimdi, yargıya gitmektedir; çünkü, ilk ihale yapılmıştır, 15 Şubat tarihinde Mardin’de yapılmıştır; üç firma katılmıştır, biri yabancı, ikisi Türk firması görünüyor; ama, internet sitelerini okursanız, onların da arkasında bazı yabancı firmaların olduğuna dair rivayetler var. En kritik en stratejik bölgemizi yabancılara açmak için ihale yapmışız. İşte, bu ihaleyi iptal ettirmek için, yasa yoluna gideceğiz; bir.
İkincisi, Mecliste, bu konunun araştırılması için bir araştırma komitesinin kurulmasını önereceğiz, gerekirse genel görüşme açacağız ve Meclisteki bütün denetim yollarına başvuracağız ve inanıyoruz ki, o bölgede yaşayan halk da, o konuda, demokratik yöntemlerle, hakkına sahip çıkacaktır, çoluğunun çocuğunun hakkına sahip çıkacaktır. İşte, bu konuyu, biz, iktidar muhalefet çekişmesi yapmadan, ülkemizin uzun vadeli çıkarlarını düşünerek, halkımızın, yöredeki insanlarımızın çıkarını düşünerek, yeraltı servetlerimizi düşünerek, mutlaka, elbirliğiyle araştırmamız gerektiğini düşünüyoruz. Bu işin üstüne gitmeliyiz.
Önümüze gelen her işi, biz, yap-işlet-devret diye yabancılara teslim etmeye kalkarsak, çok sıkıntı çekeriz. Biz, yabancıya karşı mıyız; hayır. Özelleştirmeye karşı mıyız; hayır. Diğer ülkelerin yaptığı gibi özelleştirme bizde de yapılabilir, ne mahzuru var, ne zaman itiraz ettik gerçek anlamda bir Fransa’nın yaptığı gibi özelleştirme yapılmasına ?..
Ama, hayır, burada öyle değil. Burada bakıyorsunuz, inanılmayacak bir şey; Kilis Valiliğinin araştırması diyor ki: “3 yılda bu topraklar kendini amorte eder.” 3 yıl nerede, 49 yıl nerede?!. Bu, devletin araştırması.
Şimdi soruyorum hükümete huzurunuzda: Kilis Valiliğinin, bu bölgeyi 29 000 000 Dolara temizleyerek, tarıma açma önerisine hükümetimiz ne cevap vermiştir? Kendi valimiz, hükümetin valisi, hepimizin valisi, devletin valisi; size bunu teklif ediyor, ne cevap verdiniz?
Bizdeki bilgi doğru ise, devlet, bugüne kadar cevap bile vermemiştir.
Türk Silahlı Kuvvetlerinin 35 000 000 Dolarlık makine teçhizat alımı talebine ne cevap verdiniz?
Bizdeki bilgi yanlış değilse, cevap bile vermemişiz. Ondan sonra yap-işlet-devret modeli !..
Şimdi, değerli arkadaşlar, bundan vazgeçelim. Yani, ben, iktidar partisi mensubu arkadaşlarımızın da vatanseverliğinden en küçük bir kuşku duymuyorum.Doğrusunu isterseniz, buraya bu millet bize, bu memleketin hakkını, bu milletin hakkını korumak için gönderdi ve sizden bu konuda tam destek bekliyor. Bu, bizim parti meselemiz değildir;bu, millet meselesidir; bu, Meclisin topyekûn sahip çıkacağı bir meseledir.
İşte, değerli arkadaşlarım, hükümeti biz bu düşüncelerle göreve davet ediyoruz ve iktidar partisi grubunu göreve davet ediyoruz. Geliniz, el ele verelim ve bu meseleyi birlikte çözelim. Biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu konuyu Yüce Meclisin bilgisine sunmayı görev saydık ve halkımızın bilgisine sunmayı göreve saydık, bu konuda sonuna kadar çalışmaya devam edeceğiz ve bu işin peşini bırakmayacağız.
İşte, Suriye ile hükümetimizin imzalamış olduğu bu ekonomik ve ticari işbirliği anlaşmasını, bütün bu düşüncelerin ışığında Cumhuriyet Halk Partisi olarak kabul ediyoruz,ama, demin dediğim gibi, bir taftan da bu önemli konuda uyarıda bulunma görevimizi yapıyoruz.
Sayın Başkan, çok değerli arkadaşlarım; bu vesileyle, Yüce Meclise saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
Bu belge Konferanslar, Konuşmalar arşivinde bulunmaktadır.