TBMM Genel Kurul – T.C. ile AB Komisyonu Arasında Merkezi Finans ve İhale Biriminin Kurulması ile Ulusal Fonun Kurulmasına İlişkin Mutabakat Zaptının Onaylanması

- TBMM Genel Kurul Tutanağıdır -
CHP İSTANBUL MİLLETVEKİLİ ONUR ÖYMEN’İNTÜRKİYE CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ İLE AVRUPA BİRLİĞİ KOMİSYONU ARASINDA MERKEZÎ FİNANS VE İHALE BİRİMİNİN KURULMASI İLE ULUSAL FONUN KURULMASINA İLİŞKİN MUTABAKAT ZABITLARININ ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞU HAKKINDA KANUN TASARISI İLE PLAN VE BÜTÇE VE DIŞİŞLERİ KOMİSYONLARI RAPORLARI HAKKINDA TBMM GENEL KURULUNDA YAPTIĞI KONUŞMA METNİ
30.01.2003
CHP GRUBU ADINA ONUR ÖYMEN (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti İle Avrupa Birliği Komisyonu Arasında Merkezî Finans ve İhale Biriminin Kurulması İle Ulusal Fonun Kurulmasına İlişkin Mutabakat Zabıtlarının Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüşlerini arz etmek üzere söz almış bulunuyorum.
Bu mutabakat zaptı, 14 Şubat 2002 tarihinde imzalanmış; ancak, 57 nci hükümet döneminde onay işlemleri tamamlanamadığı için, şimdi, yeniden Yüce Meclisin onayına sunulmuştur.
Bu kanun tasarısı, Plan ve Bütçe ve Dışişleri Komisyonlarında kapsamlı biçimde görüşüldüğü için, işin ayrıntısına girmeyeceğim. Yalnız, bir iki noktayı Yüce Heyetinizin dikkatine getirmek istiyorum; bunlardan bir tanesi şudur: Bu kanun tasarısıyla, Avrupa Birliğinden hibe olarak aldığımız paraları harcarken, yapacağımız ihaleleri Türkiye’nin ihale mevzuatına göre değil, Avrupa Birliğinin usullerine, normlarına göre yapacağız; Avrupa Birliği gazetesinde yayımlanacak ve bizim çok tartıştığımız İhale Kanunumuz bu işte geçerli olmayacak. Şimdi, şu soru aklımıza gelmiyor mu: Bizim Avrupa Birliğiyle 35 yıldır malî ilişkimiz var; Avrupa Birliği 35 yıldan beri böyle bir usul önermemiş de, niçin şimdi öneriyor?! Yani, niçin şimdiye kadar böyle özel bir ihale yöntemi uygulamayayım dedi de, şimdi, bizden bunu istiyor; bunun üzerinde düşünmek lazım. Efendim, deniliyor ki “şimdiye kadar Türkiye, daha çok Akdeniz ülkelerinin yararlandığı MEDA fonlarından yardım alıyordu; onun için gerek görülmemişti.” Yani, demek ki, Akdeniz ülkelerine Avrupa Birliğinin yaptığı yardımlar, verdiği hibeler böyle özel bir ihale rejimine tabi değil. Bunları sadece Yüce Heyetinizin dikkatini çekmek için söylüyorum; bu gibi durumlar üzerinde çok iyi düşünmemiz gerekiyor.
İkinci nokta şu: Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulan kanun tasarısına ekli belgelerden bir tanesinde deniliyor ki “diğer aday ülkelerden bu tür malî yapılanmanın uygulandığı İspanya ve Yunanistan’da başarılı sonuçlar alınmıştır.” Değerli arkadaşlar, İspanya ve Yunanistan, Avrupa Birliğine aday ülke midir?! Yunanistan 20 yılı aşkın bir zamandan beri tam üyedir; İspanya, neredeyse 15 yıldır Avrupa Birliğine tam üyedir. O bakımdan, bu gibi belgeler hazırlanırken, belki biraz daha özen gösterilmesi yararlı olacak. Üstelik şu soru akla geliyor: Niçin İspanya ve Yunanistan; yani, acaba başka ülkelerde başarılı sonuç alınamadığı için mi bu ülke ön plana çıkarılmıştır; bunların üzerinde düşünmemiz gerekiyor.
Bir de değerli arkadaşlar şunu belirteyim: Uluslararası yardımlarda, hibelerde şimdi, artık, genel eğilim, dünyada, bu yardımların mümkün olduğu kadar koşulsuz verilmesidir. Geçmiş yıllarda bütün bu dış yardımlar çeşitli koşullara bağlanmıştır ve bunlardan beklenen sonuç alınamadığı için, birçok ülke ve uluslararası birçok kuruluş bu koşulları kaldırmıştır. Mesela, bugün, Kanada’nın çeşitli ülkelere yaptığı yardımlar, hiçbir koşula bağlanmamaktadır. Avrupa Birliğinin kendisi, LOME ülkeleri dediğimiz Afrika’nın ve geri kalmış bazı bölgelerin ülkelerine yaptığı yardımlarda koşulları kaldırmıştır veya asgarî düzeye indirmiştir. O zaman, bu hibe yardımı, Avrupa Birliği tarafından, Türkiye’ye bunca yıl koşulsuz yapılmışken, tam şu sırada niçin böyle koşullu hibe haline getirilmek istenmiştir; bu düşünülmeye değer.
Meselenin esası daha dikkat çekicidir. Burada, Avrupa Birliğinin hibe yardımlarından bahsediyoruz. Şimdiye kadar, Türkiye-Avrupa Birliği ilişkileri görüşülürken, Yüce Mecliste, kamuoyunda, basında hemen hemen, daima biz hangi yükümlülüğümüzü yerine getirmedik; hep bunları tartışıyoruz; Avrupa Birliğinin bizden istediği hangi yasayı henüz çıkarmadık; hangi uygulamayı henüz yeterince yapamadık?.. Ve boyuna kendimizi suçluyoruz. Peki, madalyonun öbür tarafı yok mu? Avrupa Birliği bize olan yükümlülüklerini her zaman yerine getirdi mi? İşte, bu hibeler konusu, bu konuyu sorgulayacağımız bir konudur.
Değerli arkadaşlar, Yunanistan, Avrupa Birliğine üye olduktan hemen sonra, 1981 yılında, Avrupa Birliğinin 4 üncü Malî Protokol çerçevesinde Türkiye’ye yapacağı yardımları veto etmiştir. Avrupa Birliği, o zamanın parasıyla Türkiye’ye 600 000 000 Euro yardım taahhüt etmişti; Yunanistan’ın vetosu yüzünden bu parayı alamadık, hâlâ alamadık. Aradan geçen yirmi iki yıla rağmen, maalesef, Avrupa Birliği bu yükümlülüğünü yerine getirmemiştir. Dikkatinizi çekerim: Biz, kendi yükümlülüklerimize gösterdiğimiz özenin en azından bir benzerini Avrupa Birliğinin yükümlülüklerini yerine getirmesi için gösterirsek, bunun için çaba harcarsak, sanıyorum çok iyi olur.
Mesele bundan ibaret de değil. Avrupa Birliği, 1995 yılı sonunda gümrük birliğine girerken Türkiye’ye kapsamlı bir malî yardım paketi vaat etmişti. 375 000 000 Euro’luk bir hibe yardımı alacaktık; Avrupa Yatırım Bankasından önemli krediler alacaktık. Ne oldu?.. O zaman da Yunanistan Kardak meselesini bahane ederek bunları veto etti, bu parayı da alamadık. Ne aldık?.. Aldığımız para son derece mütevazı bir paradır.
Size bir iki rakam vermek istiyorum: Estonya’nın nüfusu Türkiye’nin yaklaşık kırkta 1′idir; Avrupa Birliğinin Estonya’ya yaptığı hibe yardımı Türkiye’ye şu anda yapmakta olduğu hibe yardımının yarısı kadardır. Dahası var: Bulgaristan’ın nüfusu Türkiye’nin altıda 1′idir; Avrupa Birliğinin Bulgaristan’a yaptığı yardım Türkiye’ye yaptığı yardımın iki mislidir. Şimdi Orta ve Doğu Avrupa ülkelerine Avrupa Birliği bütçesinden, üye ülkelerin bütçelerinden ve AB’nin girişimiyle başka kaynaklardan soğuk savaştan sonraki altı yıl içinde sağlanan yardım 86,5 milyar Euro’dur. Otuzbeş yılda Avrupa Birliğinin Türkiye’ye yaptığı yardım, yaklaşık 1 milyarı hibe, yaklaşık 1,5 milyarı da kredi olmak üzere 2,5 milyar Euro’dan ibarettir. Değerli arkadaşlar, bu çok hazin bir tablodur.
Son yıllardaki yardım miktarlarına bakalım. 1990′la 2001 yılları arasında bu Orta ve Doğu Avrupa ülkelerine Avrupa Biriliğinin hibe yardımı 14 500 000 000 Euro’dur. Aynı dönemde, yani 1990′la 2001 yılları arasında Türkiye’ye yapılan toplam hibe yardımı 840 000 000 Euro’dan ibarettir. Yani, neredeyse yirmide 1′i Orta ve Doğu Avrupa ülkelerine yapılan yardımın.
Krediler: Orta ve Doğu Avrupa ülkelerine verilen krediler 16 500 000 000 Euro’dur. Türkiye’ye ise 1,5 milyar Euro’dan ibarettir. İşte, değerli arkadaşlar, tablo budur.
Şimdi, Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerini görüşürken, sanıyorum ki, bizim, Meclis olarak, hükümet olarak ve sivil toplum örgütleri olarak, kamuoyu olarak, basın olarak, bu gibi konuları ön plana çıkarmamız lazım. Kaynak yetersizliği dolayısıyla, daha birkaç gün önce, 600 önemli yatırım projemizi iptal ettik, hükümet iptal etti; kaynak yokmuş… Kaynak burada. Bu kaynağı sağlayabilseydik, bize taahhüt edilen paraları alabilseydik, belki, bu projelerin azımsanmayacak bir bölümünü gerçekleştirebilecektik. İşte, hükümetten bizim beklediğimiz, bu konuların peşine düşmesidir. Sadece görevini tam yapamamış bir öğrenci gibi, başkalarının bizden istediklerini en iyi şekilde yapmaya çalışmak değil, bizim görevimiz, başkalarının taahhütlerini yerine getirmesini sağlamaktır, bunun peşine düşmektir. İşte, bizim, zannediyorum ki, bu konularda iktidar olarak, muhalefet olarak çok yoğun bir çaba içine girmemiz gerekiyor.
Bu kanun, öyle anlaşılıyor ki, Avrupa Birliğinin diğer aday ülkelere de teşmil ettiği bir kanundur; o bakımdan, bunu onaylamak durumundayız. Ancak, bunun uygulanmasında, biraz önce sözünü ettiğim hususları yerine getirirsek, dikkatimizi bu taraflara, bu konulara tevcih edersek, sanıyorum, yararlı bir iş yapmış oluruz. Türkiye’nin hakkını korumak Yüce Meclisin görevidir, hükümetin görevidir.
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak, bu düşüncelerle, bu yasa tasarısına olumlu oy vereceğiz.
Yüce Meclise saygılarımı sunuyorum. (Alkışlar)


Bu belge Konferanslar, Konuşmalar arşivinde bulunmaktadır.