TBMM Genel Kurul, Kıbrıs Konusunda Son Gelişmeler, Denktaş’a Destek

- TBMM Genel Kurul Tutanağıdır -
CHP İSTANBUL MİLLETVEKİLİ ONUR ÖYMEN’İN KIBRIS KONUSUNDAKİ SON GELİŞMELER HAKKINDA TBMM GENEL KURULUNDA YAPTIĞI KONUŞMA
06.02.2003
MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, İstanbul Milletvekili Onur Öymen…
BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, İstanbul Milletvekili Sayın Onur Öymen; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
SALİH KAPUSUZ (Ankara) – Bu, önerge değil; bu, Meclis deklarasyonu. Böyle bir usul yok, yapmayın Sayın Başkan…
CHP GRUBU ADINA ONUR ÖYMEN (İstanbul) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Sayın Rauf Denktaş’ın biraz önce Yüce Mecliste ifade ettiği görüşlerin ışığında, Kıbrıs konusundaki son gelişmeler hakkında, Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüşlerini ifade etmek üzere söz almış bulunuyorum.
Sayın Denktaş’ın sözlerini saygıyla ve takdirle izledik. Azimle, kararlılıkla ve yüksek bir vatanseverlik duygusuyla, uzun yıllardan beri, Kıbrıs Türklerinin hak ve çıkarlarını koruyan Sayın Denktaş, en zor şartlar altında bile dış baskılara direnmiş, Kıbrıslı soydaşlarımızı eşit haklardan yoksun bir azınlık haline getirmek isteyenlere karşı hiçbir zaman boyun eğmemiş, diz çökmemiştir. Bu çabaları için kendisine şükranlarımızı sunuyoruz.
Kıbrıs’ın bugünkü durumunu anlayabilmek, karşılaştığımız sorunlara, sıkıntılara doğru teşhis koyabilmek için, kısaca, Kıbrıs’ın geçmişine bir göz atalım.
Kıbrıs, tarih boyunca çeşitli kavimlerin egemenliği altına girmiştir; ama, hiçbir zaman Yunan adası olmamıştır. 1571 yılında Osmanlı İmparatorluğunun Ada’yı fethinden sonra, Türkiye’den onbinlerce göçmen Kıbrıs’a yerleşmiştir. Bugün, Kıbrıs’ta yaşayan soydaşlarımız, işte, Anadolu’dan giden bu insanlarımızın çocuklarıdır, torunlarıdır ve bizim bir parçamızdır. Bu soydaşlarımız, Ada’daki Rumlarla dörtyüz yıl birlikte yaşamışlardır; ama, bir Kıbrıs Milleti ortaya çıkmamıştır.
Osmanlı, Ruslarla yaptığı savaşı kaybettikten sonra, bildiğiniz gibi, 1878 yılında, Kıbrıs, İngilizlere kiralanmıştır. O zamanki bu kiralama anlaşmasını yapan İngiliz Başbakanından sonra iş başına gelen İngiliz Başbakanı “tarih boyunca bundan daha kötü bir ikiyüzlülük örneği olmamıştır” diyor. Bu anlaşma için bizzat İngilizler söylüyor. Böyle bir anlaşmayla, Kıbrıs, Osmanlılardan İngilizlere kiraya verilmiştir.
Birinci Dünya Savaşı başlar başlamaz, Türkler, Almanların yanında savaşa katıldığı için, İngilizler, Kıbrıs’ı ilhak etmişlerdir ve tam bir yıl sonra, 1915′te, İngilizler, Kıbrıs’ı Yunanistan’a teklif etmişlerdir; bir şartla, Yunanistan bir hafta içinde Almanya’ya karşı savaş ilan edecektir. Savaş ilan edememiştir, Yunanistan Kıbrıs’ı alamamıştır; ama, daha o günden uluslararası toplumun eğilimleri belli olmuştur.
Kıbrıslı Rumlar, Türkleri, daima Enosis emellerinin önünde bir engel olarak görmüşlerdir. Uzun geçmişi tekrarlamayacağım; ama, 1960 anlaşmalarından sonra Kıbrıslı Rumlar, Türklerin kurulan devlette eşit egemen unsurlar olmasını bir türlü kabul etmemişlerdir.
1963 Aralığındaki olayları biliyorsunuz. O kanlı olaylar, Kıbrıslı Rumların Türklere tahammül etmemelerinin bir simgesi olmuştur ve o olaylardan önce Kıbrıs İçişleri Bakanı tarafından, Rum İçişleri Bakanı tarafından hazırlanan Akritas Planı, bizzat, Makarios tarafından onaylanmıştır ve Ada’dan Türklerin tasfiyesini öngörmektedir.
İşte, değerli arkadaşlar, Kıbrıs, böyle bir gelişmeden sonra 1974 yılında Yunan cuntasının desteğiyle bir darbeye sahne olmuştur ve o darbe, Kıbrıs’a bir teröristi cumhurbaşkanı olarak getirmiştir; Nikos Samson ve amaçları, derhal enosis ilan etmekti, Türkleri Ada’dan tasfiye etmekti; bunu, başaramamışlardır; çünkü, Türkiye, anlaşmalardan doğan haklarını korumuştur; ama, Türkiye’nin bu müdahalesi sırasında, oradaki masum Türklere yapılan saldırılar sonucunda, bazı köylerde yaşayan bütün soydaşlarımız katledilmiştir.
Şimdi diyorlar ki, geçmişi unutun. Geçmişi unutmamıza imkân yoktur. Geleceğe bakacağız, çözüm arayacağız; fakat, geçmişi unutmadan. Kofi Annan Planının bir özelliği şudur: Diyor ki, Kofi Annan: ” Kıbrıs’ta bir millet yaratacağız.”
Değerli arkadaşlar, bir anlaşmayla bir devlet kurabilirsiniz; ama, bir millet kuramazsınız. Kıbrıs’ta yaşayan soydaşlarımız, her zaman, Anavatana bağlı olacaklardır, aramızdaki bağları koruyacaklardır, kimliklerini, kişiliklerini koruyacaklardır.
Değerli arkadaşlar, bir hususu hatırlatmak istiyorum; bugünkü tartışmalara ışık tutacaktır. Diyorlar ki: “Efendim, Almanlar ile Fransızlar uzun ve kanlı savaştan sonra nasıl uzlaştılar. Kıbrıs’ta da uzlaşırız, birlikte yaşarız; ne mahzuru var?”
Değerli arkadaşlar, Almanlar ile Fransızlar uzlaştı; ama, orada iktidarda Makarios yoktu, De Gaulle ile Adenauer vardı; onlar, devlet adamıydı. Makarios ise, darbeden sonra Ada’ya döndüğünde verdiği ilk demeçte şunu söyledi: “Hedefimiz, Türklerle uzun vadeli mücadeledir.” Uzlaşma demiyor, uzun vadeli mücadele diyor ve o tarihten sonra, Kıbrıs’ta bir nesil boyunca insanlar Türk düşmanlığıyla yetiştirildiler.
Daha, çok anlatacak şeyimiz var; ama, bütün bunları şunun için anlatıyoruz: Bugün Kıbrıs’ta önerilen plan Kofi Annan Planı, iki kesimliliği tahrip eden bir plandır. 1975 yılında Denktaş ile Klerides arasında yapılan anlaşmayla tesis edilen iki kesimlilik, ilk defa olarak Türkler ile Rumların barış içinde, huzur içinde, güvenlik içinde yaşamalarını sağladı, bugüne kadar bir kişinin burnu kanamadı. Niçin; çünkü, ayrı bölgelerde yaşıyorlardı. İşte, bu plan iki kesimliliği ortadan kaldırıyor, tekrar bunları iç içe yaşamak zorunda bırakıyor. Planın en zayıf noktası budur ve biz, başından beri bunun için bu plana karşı çıkıyoruz. Yoksa, gayet tabiî ki, çözümü biz de istiyoruz, uzlaşmayı biz de istiyoruz, barışı biz de istiyoruz, bundan daha normal ne olabilir; ama, toplumları tekrar birbiriyle çatışacak duruma getirmemek kaydıyla.
Kıbrıslı Türklere karşı yapılan ambargoların acıları hâlâ dinmemiştir. Niçin bu ambargoları uyguladılar, niçin Türkiye’ye üç yıl boyunca askerî ambargo uyguladılar; hedef şuydu: Dış baskılarla Türkiye’yi dize getirmek, dış baskılarla Kıbrıslı Türkleri dize getirmek. Arkadaşlar, bunda başarılı olamamışlardır. Türkiye, cumhuriyet tarihinin başından beri gösterdiği gibi, baskılara karşı büyük bir direnç göstermiştir, Kıbrıs Türkleri direnç göstermiştir. Ambargolara boyun eğmedik. 70 sente muhtaçtık, petrolümüz yoktu, yağımız yoktu, ampulümüz yoktu; ama, onurumuz vardı. Direndik, hiçbir taviz vermeden bu ambargoyu kaldırttık. Kıbrıslı Türkler de, yirmisekiz yirmidokuz yıldır bu ambargolara direniyorlar. Onun üzerine, diplomasi tarihinin en eski oyununa başvurdular: Böl ve hükmet. Türkleri böleceksiniz, Kıbrıslı Türkleri birbirine düşüreceksiniz, Kıbrıslı Türkleri Türkiye’yle birbirine düşüreceksiniz, anavatanla aralarını açacaksınız, diyeceksiniz ki: “Bize boyun eğmezseniz perişan olursunuz, sefil olursunuz. Sizin için tek çıkış yolu, Rumlarla birlikte Avrupa Birliğine girmektir; Türkiye’yi unutun.”
Arkadaşlar, bu oyun da başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Lefkoşa’da herkesin sözünü ettiği mitingi düzenleyenler, kısa bir süre önce geldiler, bizim partimizi, Sayın Genel Başkanımızı, diğer arkadaşlarımızı ziyaret ettiler ve “hiç yanlış izlenim edinmeyin; biz, anavatana sıkı sıkıya bağlıyız. Bizim, oradaki mitingimiz kimsede yanlış bir izlenim uyandırmasın; bütün Kıbrıslı Türkler anavatana yürekten bağlıdır, kimse bu bağı kopartamaz” dediler. Mitingi düzenleyenler, bunu söylüyor. O bakımdan, kimse yanlış hesap yapmasın, kimse “böl ve hükmet” politikalarının başarıyla sonuçlanacağını ümit etmesin. Yabancılar, bu mitingi düzenlemek için çok çalıştılar, çok gayret sarf ettiler. Dünya diplomasi tarihinde örneği belki de hiç görülmemiş bir olay oldu; hükümeti protesto için düzenlenen bir mitinge yabancı diplomatlar katıldılar. Bunu, itiraf ediyorlar. Böyle şeyin örneği yoktur. Hiçbir ülkede, hükümete, cumhurbaşkanına karşı düzenlenen bir mitinge yabancı diplomatlar katılmaz. Bu, oynanan oyunları ortaya koyuyor. Arkadaşlar, bu oyunlar sökmedi, sökmeyecektir.
Değerli arkadaşlar, size, baştan da söyledim “Kıbrıslı Türkler uzlaşmazdır” diyorlar. 1977 yılında imzalanan Denktaş-Makarios anlaşması, Türk tarafının girişimiyle gerçekleştirilmiştir. 1979′da, Denktaş-Kipriyanu anlaşması, Türk tarafının girişimiyle gerçekleştirilmiştir. Daha sonraki barış girişimleri, Türklerin eseridir. 1985′te, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Perez De Cuellar’ın planını, bir virgülünü değiştirmeden kabul ederiz diyenler, Türklerdir. Daha sonraki Genel Sekreter Butros Gali’nin önerilerini büyük ölçüde kabul edenler Türklerdir, reddedenler Rumlardır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Öymen, toparlar mısınız.
ONUR ÖYMEN (Devamla) – Toparlıyorum efendim.
Şimdi, hal böyleyken, siz, Türkleri uzlaşmazlıkla suçlayamazsınız, çözümsüzlüğün sorumlusu olmakla suçlayamazsınız.
Değerli arkadaşlar, Sayın Denktaş bundan önceki konuşmasını yaptığı zaman, o zamanki Devlet Bakanı, şimdiki Başbakanımız Sayın Abdullah Gül bir konuşma yapmıştı; müsaadenizle, birkaç cümlesini okuyacağım: “Kıbrıs, Türkiye’nin millî meselesidir, partilerüstü bir meseledir. Kim iktidarda olursa olsun, otuz senedir, Kıbrıs’a karşı yapması gerekeni yapmıştır.” Sayın Başbakan söylüyor… Otuz senedir Türk hükümetleri yanlış yapmıştır” demiyor, “otuz senedir Türk hükümetleri doğru yapmıştır” diyor. İşte, biz, bugün, bunun altına imza atıyoruz. (CHP sıralarından alkışlar) Eminim ki, çok değerli Adalet ve Kalkınma Partisi üyesi arkadaşlarımız da bu imzayı atacaklardır.
Değerli arkadaşlar, Kofi Annan planının ayrıntılarını Sayın Denktaş anlattı, ben tekrarlayacak değilim; yalnız, bir hususu hatırlatmak istiyorum. Gazetelerde gördüğünüz harita sanal bir haritadır. Bu haritada sınırlar yoktur, sınırları koruyacak birlik yoktur ve iki taraf arasında hiçbir engel kalmayacaktır. Bugün, sınırları koruyan Kıbrıs Türk güvenlik kuvvetleri lağvediliyor. Türk barış kuvvetleri karargâhına hapsediliyor. Türkiye, Avrupa Birliğine girdiği gün Kıbrıs’taki bütün Türk askerlerinin çekilmesi öngörülüyor. Bir askerimiz kalmayacak. Buna nasıl “evet” diyebiliriz!.. Bu, Londra ve Zürih Anlaşmalarını tadil ediyor. Referanduma sunun diyorlar. Türkiye Büyük Millet Meclisinin onayladığı bir anlaşmayı Kıbrıslı Türklerin onayıyla değiştirmek kabil mi?.. Uluslararası hukukçular kabil değildir diyorlar. Bir anlaşma nasıl yapıldıysa öyle tadil edilir. Şimdi, siz, bizim Meclisin yaptığı bir anlaşmayı, orada Kıbrıs Türk Hükümetinin kabul etmediği, Meclisinin kabul etmediği, Cumhurbaşkanının kabul etmediği bir metni halkın oyuna sunarak değiştireceksiniz!.. Hukuku ihlal ediyorsunuz. Uluslararası hukuku ihlal ediyorsunuz. Bunu yapamazsınız. Bu, hukuk dışıdır. Buna çok iyi dikkat etmek lazımdır.
Değerli arkadaşlar, bir şey daha söyleyeceğim, sözlerimi bitirmeden ve bu da çok önemlidir. İç içe yaşarlarsa Türkler ne olur? Bakınız, beşbuçuk yıl Kıbrıs Rum Kesiminde Dışişleri Bakanlığı yapan Rolandis “Türklerle Rumları iç içe yaşatırsanız, zorla ortak köyler kurmaya çalışırsanız, şiddete, hatta ölümle sonuçlanacak çatışmalara yol açarsınız. Türklerle Rumların birlikte yaşayacağı 400 köy, 400 yanardağ olur” diyor. Şimdi, Kıbrıslı Rum bunu söylüyor. Biz, buna “evet, yaşatırız, dostluk içinde, barış içinde yaşayabilirler” diyebilir miyiz?.. Bu riski alabilir miyiz?.. Ama, iki kesimlilik sağlanırsa Kofi Annan planında, biz de taraftarız. Karşılıklı esneklik gösterelim, uzlaşma sağlayalım, çözüme ulaşalım; ama, Kıbrıs’ı ikinci bir Filistin haline getirmeyelim.
Şimdi, söyleyecek çok şey var; ama, vaktinizi istismar etmek istemiyorum, bir tek şey daha söylemek istiyorum.
BAŞKAN – Sayın Öymen, toparlarsanız sözlerinizi…
ONUR ÖYMEN (Devamla) – Toparlıyorum.
Değerli arkadaşlar, Kıbrıs Rum ve Yunan Rum kiliseleri, hâlâ, bugün, Kıbrıslı gençleri Türklere karşı kin ve intikam duygularıyla dolduruyorlar, Türkiye’ye karşı düşmanlık aşılıyorlar; bunlara karşı uyanık olalım. Bu düşmanlık hisleriyle yetiştirilen gençleri, çocukları, fanatikleri içimize alırsak, bunun sakıncalarına da birlikte katlanacağız.
Değerli arkadaşlar, son sözlerim şunlardır: Biz, Kıbrıs’ta çözümden yanayız; baskıya karşıyız, dayatmaya karşıyız. Türkiye Büyük Millet Meclisine, cumhuriyet tarihinin başından beri hiç kimse dayatmayla hiçbir şey kabul ettirememiştir; en son örneğini geçen cumartesi siz verdiniz. Irak’ta dayatmaya boyun eğmeyen Türkiye Büyük Millet Meclisi, Kıbrıs’ta da eğmeyecektir.
Bu düşüncelerle, Yüce Heyetinizi saygılarla selamlıyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Öymen.


Bu belge Konferanslar, Konuşmalar arşivinde bulunmaktadır.