Aydın Salihli Konferansı

CHP GENEL BAŞKAN YARDIMCISI ONUR ÖYMEN’İN AYDIN SALİHLİ’DE YAPTIĞI KONUŞMA METNİ
4 Mart 2007

Madalyonun öbür tarafına bakıyoruz. Kişi başına milli gelirde Türkiye dünyada 99. sırada geliyor. BM’nin İnsani Gelişme endeksi hem kişi başına gelir, hem eğitim hem de sağlık durumuna göre değerlendiriliyor. Buna göre Türkiye dünyada 92. sırada geliyor. Özetle biz zengin bir ülkenin fakir çocuklarıyız. Bu bizim kaderimiz mi? Bu kadar haksızlık içinde yaşamak Türkiye’nin kaderi mi? Devletin resmi rakamlarına göre 985 bin vatandaşımız her gece yatağa aç giriyor. Bunlar açlık sınırının altında yaşayan vatandaşlarımız. Halkımızın % 24,1 yoksulluk sınırının altında yaşıyor. Türkiye’de 14 milyon insan refah düzeyinde yaşıyor. Burada dikkatimizi çeken nokta şudur: bütün bunların sebebi devletin fakirliği imkânsızlığı değil, iki kelimelik bir sebeptir; kötü yönetim. Türkiye eğer iyi yönetilseydi bugünkü durumda olmayacaktı. Türkiye kötü yönetildiği için siz bu sıkıntıyı çekiyorsunuz. Maaşlarınız yetmiyorsa, işçiyseniz işçi ücretleri yetmiyorsa, ülkemizde bu oranda işsizlik varsa, dullar, yetimler, çiftçi ve şehit aileleri bu kadar dar gelirli bir hayat sürmek zorunda kalıyorlarsa bunun sebebi devletin fakirliği değil, devletin kaynaklarından hükümetin size çok az para ayırmasındandır. Bakıyoruz Avrupa ülkelerinde devlet kaynaklarından vatandaşlara, işçilere, işsizlere, memurlara çok daha fazla para ayrılıyor. Farkımız burada. Fakirlik değil, kaynaklardan insanlarımıza az para ayırmaktan geliyor. Sebebi budur. Bunu nasıl düzeteceğiz. Çareleri çok.

Bir iki somur örnek vereyim size. Geçen hafta ben Zonguldak’taydım. Orası Türkiye’nin tek taş kömürü üreten yeri. Sanayi için son derce önemli olan taş kömürünü Zonguldak’ta üretiyoruz. Eğer oradaki kömür madenlerimizi çıkarsak bile en az 100 yıllık bir rezerv olduğu tespit edilmiş. Bu bizim için büyük bir servet. Bu serveti nasıl değerlendiriyoruz? 1970’li yıllarda mesela yılda 5 milyon ton taş kömürü çıkarıyoruz. AKP iktidarı geldiğinde yılda 2.5 milyon ton çıkarıyoruz. Bugün 1.5 milyon ton. Yani bunlar iktidara geldiğinden beri yılda bir milyon ton daha az kömür çıkarıyoruz. Bu çok büyük bir eksiklik. 40 bin işçi çalışıyormuş evvelce, bugün 10 bin işçi çalışıyor. Bunun izahı kötü yönetim. Biz orada maden mühendisleriyle, uzmanlarla, işletme sorumlularıyla konuştuk. Bize dedikleri kömürün orada hazır olduğu. Şu anda 5 bin işçinin eline kazma verip yollasanız madene 5 bin kişi orada rahatlıkla iş yapar. Ama göndermiyorlar. IMF baskıları, dış baskılar, çeşitli kötü yönetim örnekleri. Sonuçta yukarda insanlar işsiz, aşağıda kömür bekliyor. Sonuç, siz bu kömürden yararlanmak için orada çok büyük bir demir çelik fabrikası kurmuşsunuz Ereğli’de, 40 km mesafede. Orada kurulmasının tek sebebi Zonguldak kömüründen faydalanmak. Senede sadece 20 bin ton kömür alıyor. Tam 1.5 milyon ton taş kömürünü ise yurtdışından ithal ediyor. Günah. Devletin parasına günah, oradaki insanların işsiz bırakılmasına günah. Bunların devletin ne kadar kötü yönetildiğinin örnekleri arasındadır. Şimdi, şu işe bakın. Geldiğimiz noktaya bakın. Zonguldak’ta dedik ki, sizin bu kadar önemli tesisleriniz var, kömür madeni var peki havaalanınız yok mu? Var dediler. Nerede? Çaycuma’da. Peki, oradan bir uçak seferi yapılıyor mu?  Hayır yapılmıyor. Neden? Etrafta dağlar varmış, o yüzden uçak inemezmiş. Düşünebiliyor musunuz? Sanırsınız ki siz önce yaptınız havaalanını, dağlar sonradan çıktı ortaya. Yani bu kadar beceriksizlik, bu kadar kötü bir yönetim olamaz. Milyonlarca dolar harcamışsınız. Ama uçak indiremiyorsunuz. Çünkü dağlık yere yapmışsınız. Bir hata yapılmış, ne yapalım insanlık hali. Öyle değil arkadaşlar. Gidin Gazipaşa’da aynı durum. Tam 26 milyon dolar harcamışız. Bir havaalanı yapmışız. Turizme hizmet edeceğiz. Oraya kaç uçak inmiş şimdiye kadar? Sıfır. Niye? Orada da dağlar var. Bu kadar olamaz ki? Devletin parası sizin paranız mı? Bunları cebimizden çıkarıp vermiyoruz ki borç alıyoruz. Her yıl bunun faizini ödüyoruz. Taksit taksit siz ödüyorsunuz. Niçin fakiriz, niçin aybaşını zor getiriyoruz? Bu yüzden. Bu gibi boşa harcanan paralar yüzünden. Türkiye’nin sıkıntıları bunlar.

Somut olarak konuştuğumuz zaman görüyorsunuz ki sıkıntılarımız bu gibi feci kötü yönetim örneklerinden kaynaklanıyor. Bunları düzeltmek zorundayız. Ülkeyi böyle yönetemeyiz. Mutlaka aklı egemen kılmak zorundayız. Türkiye 3. sınıf siyasi kadrolarla 3. sınıf onların atadığı bürokratik kadrolarla işte bu hale getirilmiştir. Size bir örnek vereyim. 1930’lu yıllarda Amerika’nın büyükelçisi Grew var. Daha sonra bu hatıralarını yazıyor. Daha öncede Amerika’nın gözlemcisi olarak bulunmuş. Hatıralarında hiçbir komplekse kapılmadan şunu söyleyebilirim ki, dünyada kendi ülkemde dâhil en başarılı hükümet Türk hükümetidir diyor. Düşünün nereden nereye geldik. Bu gün birisi böyle bir laf etse aklından şüphe ederler. O dönemde Türkiye en başarılı hükümet örneğini vermiş. Bütçe açığı sıfır, dış ticaret açığı sıfır, cari açık sıfır. Kalkınma % 10 un üzerinde. Bütçenin% 17.8’ini Osmanlı borçlarını ödemeye ayırmışız. Ona rağmen en hızlı kalkınma örneklerinden birini Türkiye gösteriyor. Hiç borç alınmıyor. Neden? Çünkü Osmanlı’nın son dönemlerindeki borçları devletin belini bükmüş. Bağımsızlığını kaybetmiş.

Türkiye nereden yola çıkmış onu göresiniz diye size bir örnek vereyim. O kadar fazla dış baskı var ki, 19 yüzyılda yabancıların baskısıyla 1867 yılında yabancılara toprak satışı için bir yasa çıkarılıyor. Bu yasanın hükümlerine göre yabancılar hiç hesapsız kitapsız karşılıksız diledikleri miktarda toprak alabilecekler. Bütün gözleri Ege Bölgesinde. Ondan sonra bakıyorsunuz hangi yabancı ne kadar toprak almış. Şaşarsınız. 50 bin dönüm almış bir tanesi. Bir tanesi 180 bin dönüm almış. 1914’e kadar Ege bölgesini özellikle İzmir yöresini ve yaşadığımız bütün bu bölgenin topraklarını paylaşmışlar. Osmanlı itiraz ediyor. Bu yabancılar neticede toprakları paylaşmışlar ve buranın bütün serveti onlara ait olmuş. Adı konulmamış sömürge devleti gibi. 1914’de savaşın çıkmasıyla bir yasa çıkarıyoruz. Bütün bunları yabancıların elinden alıyoruz. 1934 Atatürk zamanında yeni bir toprak yasası çıkarıyoruz. Belli kurallar getiriyoruz. Mesela köylerde yabancılara toprak satışını yasaklıyoruz. Değeli arkadaşlar Cumhuriyet döneminde bütün bunları yapmışız ve Türk milletinin malı olan bu toprakları Türklere vermişiz. İnsanlarımız hayatlarını kazanmışlar bu topraklarda. Şimdi ne yapıyoruz? 1867 yasasını andıran yasalar çıkarıyoruz. Hükümetin çıkarttığı Yabancılara Toprak satışına izin veren Yasa yabancıların köylerde toprak alma yasağını kaldırdı. Ayrıca o yasada 30 dönüme kadar hiç kimseden izin almadan toprak alınabilir. Yabacılar hükümetten izin almadan diledikleri gibi alabilecekler. Öyle hükümler konmuş ki karşılıklılık ilkesi rahatlıkla göz ardı edilebiliyor. Biz hemen bu yasayı Anayasa Mahkemesi’ne götürdük. Önce cumhurbaşkanı iade etti. Bunların umurlarında değil. aynı yasayı geçirmeye kalktılar. Mahkemeye götürdük Anayasa Mahkemesi de iptal etti. Şimdi yeni bir yasa hazırlanıyor. Yine birçok mahzuru var. Toprak Yasası da böyle. Bunlar sizin hayatınızla günlük yaşamınızla ilgili. Biz bu engelleri koymasak ilerde gördüğünüz bütün değerli araziler, Trakya’daki, Hatay’daki, Ege’deki topraklar haraç mezat gidecek. Sizin çocuklarınız topraksız kalacak. Türkiye’nin en değerli toprakları şu anda Suriye sınırındaki topraklarıdır. 1954 yılından beri, o tarihte mayınlanmıştı o araziler, bu topraklarda ekim yapılmıyor. Arazi işlenmiyor. Ne ilaç girmiş, ne hormon girmiş. Bu arazilerden yılda üç defa mahsul almak kabil. Aynı zamanda da organik tarım yapmak kabil. Hükümet tesadüfen haberiniz oluyor ki, iki tane gizli kararname çıkarıyor. Bir tanesi geçen yıl Ocak ayında, bir tanesi Haziran ayında. Bu gizli kararnamelerde diyor ki, bu arazilerdeki mayınları temizlemek üzere bir ihale açacağız yabancı firmalara ve üç yıl içinde bu araziyi temizleyen yabancı firmalara bu toprakları tam 49 yıllığına vereceğim. Gizli kararname bunu söylüyor. Niye bunu söylüyorsunuz, biz bu araziyi temizleyemez miyiz? Bizim Genelkurmay Başkanlığımız hükümete teklifte bulundu. Bize 35 milyon dolar verin, bunla makine alacağız. Bu makineyle bu araziyi iki yılda temizleriz diyor. Vermiyor. Ama 800 km uzunluğunda iki Kıbrıs adası büyüklüğündeki Suriye sınırında stratejik öneme sahip araziyi yabancılara teslim edecekler. Yarım yüzyıllığına. Olacak iş değil. Hemen bu gizli kararnamenin iptal edilmesi için Danıştay’a dava açtık. Dava şuanda devam ediyor.

Bu konuyu incelerken, çok ilginçtir sizinle paylaşmak istiyorum, basında çok fazla okuyamıyorsunuz. Basın hükümeti çok sevdiği için onları üzecek şeyleri yazmıyorlar, sonra hükümet onları üzüyor. Ben size şunu söyleyeyim, biz bunu incelerken bir de baktık ki, bizim bu arazinin hemen 300 m karşısında, sınırın güneyinde Kamışlı diye bir bölge var. Oradan petrol çıkıyor. Türkiye’nin bütün ihtiyacını karşılayacak kadar. Günde 600 bin varil. Bölgede petrol var. Allah bu kadar haksızlık yapamaz. Hemen karşıda 300 m ilerde petrol çıkacak, bizde çıkmayacak. Netice uzmanlarla konuştuk, öğrendik. O Kamışlı’nın hemen karşısında küçücük adalar halinde bizimkiler sondaj yapmaya başlamışlar. Şimdiye kadar 8 kuyu kazmışız. Hepsinden de petrol çıkmış. Bu petrol çıkan araziyi yabancılara 49 yıllığına teslim edeceksiniz. İşte kötü yönetim bu. Yabancı şirketler bu petrolü işletmek için fırsat kolluyor. Derken, Karadeniz’de petrol çıktığına dair işaretler var. Uluslar arası petrol dergileri Brezilyalı bir şirketinin bir anlaşma imzaladığını ve Karadeniz’de petrol aradığını, etütler yaptığını söylüyor. O bölgede petrol ihtimali yüksek diyor. Öncelikle Akçakoca’da. Zonguldak’tan sonra Akçakoca’ya gittim. Türkiye Petrolleri yetkililerinden bilgi aldım. Biz araştırıyoruz, burada gaz bulduk. İlk defa olarak Türkiye’de deniz içinden doğal gaz çıkaracağız dediler. Bütün tesisler bitmiş. Sahile kadar bütün sistemi kurmuşlar. O sistemlerden bizim ana doğal gaz hattına 16 km boru döşemişler. Bize verdikleri bilgi şu. İki hafta içinde doğal gaz üretimine başlıyoruz. Ne kadar üreteceksiniz dedik. Günde iki milyon metreküp. Bu daha başlangıç. Yaptığımız etütler göre çok daha fazla gaz var, muhtemelen petrol de var dediler.

Tam bu sırada bir de bakıyoruz hükümet alelacele bir Petrol Yasası çıkarıyor. Nerden çıktı bu yasa? Belli ki buralarda petrol bulan yabancı şirketler baskı yapmış hükümete. Biz onu anlıyoruz. Başka bir sebebi varsa bize de anlatsın hükümet. Zaten eskiden de bir kanun vardı Türkiye’de. Amerikalı bir uzman yasa tasarısı hazırlamış ve 1954 yılında ona göre bir kanun çıkartılmış. O zaman Türkiye ayağa kalkmıştı. Çok büyük bir mücadele verilmişti. Rahmetli prof. Muammer Aksoy, İhsan Topaloğlu çok büyük çabalar göstermişti. Hükümet bu yasa yeteri kadar liberal değil diyor. Yeni yasa çıkartacağız diyorlar. Yeni yasada ne özellikler var? Bu tasarıda eski yasayla kıyasladığımız zaman çok ilginç bir nokta var. Neticede yeni yasanın birinci maddesi eski yasaya nazaran bir özellik arz ediyor. Eski yasada aşırı liberal olmasına rağmen ‘Bu yasanın amacı milli menfaatleri korumaktır’ diyor. Bunu çıkartmışlar. Bunun dünyada başka örneği yok. Bir yasa değişikliği yapıyorsunuz ve bir önceki yasadaki milli menfaatleri koruma yükümlülüğünü çıkarıyorsunuz. Bunun anlamı bizim Türkiye’nin çıkarlarını korumakla hiç alakamız yok demektir. Öyle bir derdimiz yok. Başka nasıl anlarsınız bunu? Teknik maddelerini değiştiriyorsunuz da milli menfaatlerden ne istersiniz? Milli menfaatlerden vazgeçilir mi? Biz bu cumhuriyeti kuran insanlardan bunu mu öğrendik? Siz bu memleketin çocuğu eğil misiniz? Siz bizimle aynı okullarda okumadınız mı? Aynı bayrak altında yetişmediniz mi? Aynı idealleri öğrenmediniz mi öğretmenlerinizden? Kimin eli vardı milli menfaatler korunacaktır ilkesini çıkartmaya? Hangi politikacıdır bunu yapan? İnsaf. Bu kadar olmaz. Hükümet başarılı olur, başarısız olur. Eleştirilecek tarafları olur bunları tartışırız. Ama bunu yapamaz. Hüküm koyuyor diyor ki yabancı şirketler çıkarttıkları petrolü son damlasına kadar yurtdışına ihraç edebilirler. Kanuna göre bir yabancı şirket Türkiye’nin herhangi bir yerinde petrol çıkartsa tamamını son damlasına kadar yurtdışına çıkarabilir. Kanun böyle yazıyor. Türkiye Petrolleri’nin bazı hakları vardı eski kanunda. Hepsi kalkıyor. Türk Devleti’nin payı da % 2’ye indi. Çıkan petrolden bize vereceği % 2. düşünebiliyor musunuz? Şu zihniyete bakın. Bu gün Türkiye’yi yöneten zihniyet bu. Bu zihniyet cumhurbaşkanı olacakmış. İsmet Paşa ‘Hadi canım, sende’ diyor. Çok hazindir. Onun için bu dönemde bizim çektiğimiz en büyük sıkıntı bu iktidarın ulusal çıkarları korumaktaki isteksizliği, ilgisizliği, beceriksizliğidir. Bu bizi son derece rahatsız etmektedir. Çünkü dünyadaki bütün ülkeler küreselleşme olsun olmasın ki bu da hep yanlış anlaşılmıştır. Zannediyorlar ki küreselleşme dünyaya teslim olmak demek. Dünya bir küresel köy olmuş. Efendim, herkes artık milli çıkarlarını korumaktan vazgeçmiş, dünyanın ortak çıkarlarını korumaya başlamış. Öyle mi acaba? Hiç öyle değil. Bu küreselleşmenin tuttuğu ülke Amerika. Amerika’da ne oldu? Kısa bir süre önce Amerika’da çelik sanayi sıkıntıya düştü. Başkan ben Amerika’nın çelik sanayini korurum dedi. İthal edilen çeliğe % 30 gümrük vergisi koyarım dedi. Koydu ve Amerikan çelik sanayini rekabete karşı korudu. Hani küreselleşme vardı? Hani her şey serbestti? Nasıl oluyor Amerika’da bu işler? Başka ne yaptılar? Kıyı kesimindeki 6 tane limanın işletmesini özel sektöre devretme akıllarına gelmiş. İhale açmışlar. Bir Dubai şirketi talip oluyor. Dubaili şirket yok dünyada liman işletmeciliğinde. Amerika’nın bu limanlarını ben işletirim diyor. Amerika’da kıyamet koptu.  Meclis Komisyonu’nda ikiye karşı altmış oyla reddedildi. Amerika limanlarının stratejik önemi vardır, yabancılara işletmeyiz diyor. Ne oldu bizim Kuşadası limanı, ne oldu Galataport İhalesi? Amerika’nın limanlarını stratejik değeri var, Türkiye limanlarının yok mu? Her ülke kendi çıkarını koruyacak ben koruyamayacağım. Böyle bir şey olur mu? Yine Amerika Kaliforniya’da bir petrol şirketini satacaklar. Çinliler talip oldu. 8 milyar dolar ödemeye razı oldu. Olmaz dediler. Burası bizim için stratejik öneme haizdir. Sattırmadılar. Bir de senin yaptığına bak. En sonunda Çin’i ihaleden çekilmeye zorladılar. Ve bir başka Amerikan şirketine 7 milyar dolara sattılar. Bir milyar dolar zarar etti eski firmanın sahibi. Yabancılara sattırmadılar. Her ülke böyle çalışıyor. Avrupalılar da böyle. İspanya’daki büyük bir enerji kuruluşunu Almanlar almaya çalıştı. Sattırmamak için kanunu değiştirdiler. Bir dünyaya bakın bir de bize bakın. Bizde küreselleşmenin şampiyonları bunu bilmiyor mu? Bizim okuduğumuz kitapları onlar okumuyor mu? Pekala bilirler. Ama içlerinde milli çıkarları koruma duygusu kalmamış. Biz artık değiştik diye kitap yazıyorlar. Ne diyelim Allah selamet versin. Daha kötüsü bu ulusal çıkarları koruma refleksi hükümette kalmamış. Bunlar ekonomiden örnekler. Ekonomide bunları yapa yapa nerelere geldik. Başbakanı dinlediğimiz zaman yüreğimize su serpiliyor. Biz ne kadar güzel işler yapmışız. Bravo diyenler çıkıyor. Fakat resmi istatistiklere bir de bakıyoruz ki Başbakanın dediği mi yoksa uluslar arası istatistiklerin dediği mi doğru?

Sizlerin önünde istatistikler var  merak eden arkadaşlarımız varsa onları göstereceğim. Bu, Economist dergisinde her hafta yayınlanıyor. Türkiye dahil bütün ülkeleri birbirine kıyaslıyor. Şimdi bu istatistiklere baktığınız zaman ne görüyorsunuz. Gördüğünüz şu: İlk can alıcı istatistikler. Cari açık. Cari açık ne demek bir devletin bütün toplam döviz geliriyle toplam döviz gideri arasındaki fark. Eğer fazlalık veriyorsa geliriniz giderinizden fazlaysa birçok ülkede fazlalık görülüyor onlara cari fazlalık diyorlar. Açık veriyorsa döviz geliriniz döviz giderinizden daha azsa cari açık .Türkiye ne kadar cari açık verdi geçen sene 34 milyar dolar. Geçmişte tarihimizde bunlardan yok. Peki Türkiye ile kıyaslanan 27 tane ülke var. Avrupa’dan Asya’dan Amerika’dan Ortadoğu’dan 27 tane önemli ülke var Türkiye’nin düzeyinde . Bu bölgedeki bu ülkeler  bütün dünyadaki bu  ülkeler içinde bu kadar yüksek cari açık veren başka ülke var mı yok. Cari açıkta Türkiye bir numara. Yani inanılır gibi değil. Bizim kadar açık veren başka hiçbir bir ülke yok Başbakan bunu söylemiyor. İşine gelmiyor. Ekonomiden sorumlu bakan o da söylemiyor. Peki dış ticaret açığı ne oluyor. Dış ticaret açığında da tam 52 milyar dolar açık veriyoruz. Bizim kadar fazla dış ticaret açığı veren yok.
Başka önemli gösterge ne sanayi için  yatırımcı için faiz kuru. Yani kaç para faiz ödüyorsunuz kredi aldığınız zaman bankadan. İşte listede görüyoruz . Bizim faiz haddimiz yılda  %19-%20 arasında değişiyor. Bizim kadar yüksek faiz ödeyen ülke  dünyada hangisi? Hiçbiri değil. Bizden bir sonra gelen devlet bizim yarımız kadar faiz ödemiyor. Düşünebiliyor musunuz? Şimdi Türk sanayisinin durumuna bakın. Bu kadar yüksek faizle yatırım yapacak, iş yapacak, ticaret yapacak  ve biz bu üçte birimiz dörtte birimiz kadar faiz veren ülkelerin firmalarıyla yarışacak ve kazanacak. Yani biz iş adamlarımıza büyük haksızlık yapıyoruz bu ülkede. Gerçi biz Sosyal Demokrat bir partiyiz ama iş adamlarımızın düşmanı değiliz. İş adamlarımız bizim insanlarımız ve onlara destek olmak bizim görevimiz. İşte bu kötü ekonominin getirdiği sonuçlar bunlar, başkaları da var. Ama hepsini anlatıp başınızı ağrıtmayacağım. Şimdi bakıyoruz sizlerin bilmenizde yarar olan  başka bilgiler neler. Türkiye’ye gelen turist kaç para harcıyor. Adam başına turist harcaması Türkiye’de yaklaşık bin dolar idi şimdi 700 dolara düştü. Yani  o kadar acımasız bir iç rekabet var ki nerdeyse bedavaya satıcaz turistlere yatakları. Yani 1000 dolardan 700 dolara düşüyor turist başına gelirimiz ve toplam turist gelirlerimizde büyük bir düşüş var.

Başka hangi kararlar var: Taşımacılık . Türkiye’de en güçlü olduğu sektör taşımacılık bugün Avrupa’nın en büyük kara nakliye filosu Türklere ait. Bu iktidar iş başına geldiğinde bizde yılda 861 milyon dolar buradan net para kazanıyorduk. Yani yabancı dediğimiz parayla taşımacılık parasıyla deniz nakliyatı, kara nakliyatı bizim kazandığımız paranın içinden yabancılara ödediğimiz parayı çıkartıyorsunuz 861 milyon dolar net para kazanıyoruz. Şimdi nedir durum? İktidarın bu 4.yılındaki başarısı 2006 yılında tam 1 milyar 571 milyon dolar açık veriyoruz. Nereden nereye geldik. Döviz kurundan buraya geldik.

Şimdi bunlara benzer daha çok örneklerimiz var ama bu örnekleri alt alta koyduğumuzda maalesef  parlak bir  tablo çıkmıyor. İşçilerimiz mesela yılda Türkiye rekoruna 2 milyar dolar 2002 yılında bugün bu para 850 milyon dolara indi. Daha neler var. Şimdi Türkiye’de en temel gıda maddesi ihtiyaç maddesini aldığınız zaman  KDV ödüyorsunuz. KDV %16  bazı maddelerde daha yüksek ödüyorsunuz.İthalat en hayati malı ithal ettiğiniz zaman en zorunlu gıda maddesini ,ihtiyaç maddesini ithal ettiğiniz zaman bu KDV’yi ödüyorsunuz. Hangi malda ödeniyorsunuz? Birçok malda mesela tuzda %18 KDV ödüyorsunuz diyeceksiniz ki memleketi tadı tuzu kaçtı o ayrı bir şey. Şimdi de hangisinde ödemiyorsunuz? Mesela yurtdışından altın alırsanız ,pırlanta ithal ederseniz , elmas ithal ederseniz bunlarda KDV sıfır. Böyle şey olur mu, Bu kadar haksızlık olur mu demeyin . İkna etmişler hükümeti efendim demişler. Biz sıfır kadarıyla bu kıymetli taşları ithal edersek bunları Türkiye’de işleyip yurtdışına tekrar işlenmiş olarak ihraç ederiz böylece çok para kazanırız. Devlet de çok para kazanır  ve hiç merak etmeyin bizim sektörümüz çok başarılıdır, ne kadar güzel. Şimdi bakıyorsunuz  kaç paralık taş ithal etmişiz kıymetli taş. Şaşıracaksınız  tam 4.4 milyar dolarlık kıymetli taş ithal etmiş Türkiye. Peki bunları işleyip sattıktan sonra ne kalmış cebimizde. Hiçbir şey kalmamış açık açık . Açıklar 2.6 milyar dolar . Peki niçin biz bu KDV’yi sıfırladık, para kazanmak için. Hani fazlalık verecektik. Fazlalık  vermek şöyle dursun 2.6 milyar dolar açık veriyoruz. İşte bunun özeti nedir? Başka yerde aramayın.Bunun bir tek özeti vardır, kötü yönetim.

Şimdi değerli arkadaşlar ekonomide böyle de dış politika da farklı mı? Dış politika da maalesef ulusal çıkarları  korumayı Türkiye uzunca bir zamandan beri unutmuştur. Şimdi değerli arkadaşlar dış politika ne durumda. Maalesef en temel çıkarlarımız söz konusu olduğunda dış politikada çok hazin bir tabloyla karşı karşıyayız. Çok uzun yıllardan beri bu işle uğraşıyoruz  hem mesleğimiz bu. Zaten dış politika gündemi deyince biz iç politikanın defterini kapatırız. Bizim parti geleneğimiz bu. Atatürk’ten İsmet Paşa’dan gelen geleneğimiz bu , biz ülke menfaatini daima parti menfaatinin üstünde tutarız. En küçük bir çelişki olursa ülkeler farkını koruruz. Şimdi bizim en büyük başarımız nedir dış politikada? Dış politika da bir hükümetin veya bir ülkenin en büyük başarısı halkını barış içinde yaşatmak. Halkınızı barış içinde yaşatamıyorsanız diğer alanlardaki başarılarınız varsa hiçbir kıymeti yok. Ülke kan gölüne dönmüşse , savaş alanı olmuşsa neyiniz . O zaman birinci hedef barış için yaşatmak. İşte bugün Türkiye Cumhuriyeti kurulduğundan beri en büyük başarımız halkımızı barış içinde yaşatmak. Atatürk’ün “Yurtta Sulh Cihanda Sulh” sözü boşuna söylenmiş bir söz değil. İşte biz onu bir hedef yaptık , bütün hükümetler iş başına gelen bu hükümete kadar barış içinde yaşama ilkesini benimsedi. Barış içinde yaşayabilen Ortadoğu bölgesinde 80 yıldan beri barış içinde yaşayabilen bir tek ülke var , ikincisi yok bu ülke Türktür. Bütün Avrupa ülkeleri içinde 80 yıldan beri barış içinde yaşayan üç ülke var biri Türkiye. Türkiye ‘yi savaşa sokmak için çok uğraşmışlar . 2. Dünya savaşına sokmak  için Churchill Adana’ya kadar geliyor. İsmet Paşa’yı ikna edecek . Adana’da aklınıza gelecek bütün baskıları yapıyorlar, illaki ülkeyi savaşa sokacaklar. İsmet Paşa direniyor. İsmet Paşa Kahire’ye davet ediyor Churchill ve Roosevelt’i, Amerika’yı ve İngiltere’yi. Biri Cumhurbaşkanı biri başbakanı. Dünyanın en büyük devletleri daha büyüğü yok. İsmet Paşa’ya Kahire’de büyük baskılar yapıyorlar, İsmet Paşa diyor ki ben TBMM’ne bu ülkeyi savaşa sokmayı teklif bile edemem. Ve savaşın dışında kalıyor. 2.Dünya Savaşında 20 milyon insan ölüyor Avrupa’da, Türk ve Rusya’da ölenler hariç İsmet Paşa’nın bu politikası sayesinde Türkiye’de bir kişinin bile burnu kanamıyor. Savaştan sonra İsmet Paşa’ya : Paşam ülkeyi savaşa sokmadın ama aç bıraktın, perişan bıraktın, savaş sırasında ülke gerçekten büyük sıkıntılar çekti. Evet diyor İsmet Paşa, belki aç bıraktım, yoksul bıraktım ama diyor Türk çocuklarını babasız bırakmadım.
İşte bizde CHP olarak 1 Mart Tezkeresinin TBMM’de reddedilmesine öncülük  yaparak Türk çocuklarını babasız bırakmadık. en büyük başarılarından biri budur. Çünkü  eğer biz o tezkereyi geçirseydik Türkiye bugün bir Filipinlere dönecekti. Bir yabancı ülkeyle Amerika’nın üssü haline gelecekti . Hala bugün bazı köşe yazarları keşke girseydik de Irak’ta söz sahibi olsaydık diyerek nasıl büyük bir felaketten kurtulduğumuzun farkına bile varamamışlar. Bir kere tezkereyi okumamışlar. Tezkereyi okumadan adam tezkereyi kabul etsek iyi olur diyor. Ne diyor tezkere acaba? Tezkere diyor ki 62 bin Amerikan askeri ile 250 Amerikan uçağı Türkiye’ye gelecek, Güneydoğu Anadolu’da konuşlandırılacak ,bunun için hükümetten ön izin alıp oradan muhalif güçler komşu ülkelere gidecek, hangi ülke Irak demiyor, Irak diye bir laf yok ,istediği ülkeye gidebilecek. Bugün Irak yarın İran , Suriye  belki başka bir yer  yani Amerika’nın üssü olur Güneydoğu Anadolu. Bir de anlaşma müzakere  etmişler ama orda ki Amerikalılar nerdeyse sınır idaresi, suç işlese de Amerikan askeri Türk Mahkemesinde yargılanamayacak , birde böyle geniş imtiyazlar vermişler yani bir çeşit kapitülasyonlar vermişler ve giden muhalif asker gidecek kalan Türklere kalacak. Uluslararası hukuk diyor ki bir ülke komşu  bir ülkeye yönelik askeri  harekat için topraklarını kullandırırsa o savaşa girmiş sayılır. Yani Türkiye hukuken, fiilen, resmen savaşa girmiş olacak. Başbakan bu işlerin pek farkında olmadığı için o başka işlerle uğraşıyor, bilmediği için zannediyor ki ya biz böyle yol geçen hanı gibi geçirirdik ülkemizden ama savaşa girmiş olmazdık böylece halbuki giriyorsunuz. Uluslararası Hukuka göre giriyorsunuz. Ne olacaktı? İşte bugün Amerikan birliklerine  nasıl saldırılıyorsa Bağdat’ta, Küba’da, Tikrit’te, Felluce’de işte Güneydoğu Anadolu’da , Mardin’de , Diyarbakır’da, Şırnak’ta  da saldırılacaktı.Türkiye kan gölüne dönecekti. Ve halkımız çok büyük zahiyat yaşayacaktı. İşte biz buna mani olduk. 1Mart Tezkeresini reddederek buna mani olduk. Yani ne kadar büyük bir aynazlıktır bunu önermek. AKP’li Milletvekilleri içinden 100 kişi çıkıp bizim gibi oy kullandılar da büyük bir felaketi önledik. Eğer biz CHP’li milletvekilleri  arkadaşlarım 4 tane fire verseydik 4 kişi farklı oy kullansaydı Türkiye bugün bir savaş ülkesiydi, cephe ülkesiydi. Buna mani olduk ve oraya bir üs yapmadığımız için bazı yabancılar çok kızdılar ama biz yabancılar kızacak diye politika yapmayız, aman kimseyi küstürmeyelim varsın ülkemiz de kan gövdeyi götürsün , bunu diyecek parti Atatürk’ün partisi olamaz. Biz nasıl geçmişte dış baskılara direnmeyi bildiysek bugün de bildik ve çocuklarımıza bırakacağımız  en büyük miras budur. Biz  böyle bir kararı almaktan gurur duyuyoruz. Ben  gerçekten 1 Mart tezkeresini reddeden TBMM’nin bir üyesi olmaktan daima şeref duyacağım değerli arkadaşlar. Eğer bu kararın alınmasında 100 AKP’li milletvekilinin ikna edilmesinde çorbada bir tuzumuz olduysa ne mutlu bize. Çok büyük bir başarı Türkiye için. Gerçekten TBMM’nin en başarılı, en doğru, en şerefli kararlarından biri olarak 1 Mart tezkeresini reddetmiştir ancak.

Kıbrıs’ta ne yaptılar. Kıbrıs bizim milli davamız. Şehitler vermişiz, 0toprağın altında şehitler yatıyor ,daha dün 571e gitmiyoruz oralarda on binlerce şehidimiz var o tarihten gelen. Ve Kıbrıs hiçbir zaman Yunan toprağı olmamış, az kalsın oluyordu. Çünkü müdahale etmesek Kıbrıs bir Yunan toprağı olacaktı enosisi  yapmak amacıyla darbe yaptılar 1974’te açıkça ilan ettiler , Yunanistan’la birleşmiştir dedi bir teröristi başa getirdiler Nicos Sampson . Yani hikayesi uzun. Bu Hükümet ne yaptı? Kıbrıs’ı teslim etmek için ne gerekiyorsa yaptı. Öyle bir plana imza attılar ki Kuzey Kıbrıs’ta ki Türkleri zorladılar ki bu plan Kıbrıs’ta Türklerin alindeki toprakların büyük bir kısmını Rumlara verip geri kalan Türk toprağının içine tam 80 bin Rum soktu. Bizim bütün itirazlarımıza rağmen bunu dahil kabul ettiler. Neticede Rumlar reddetti bizimkilerin kabul etmesi işi değiştirmedi, yoksa bugün Kıbrıs çoktan gitmişti. Rumlar bunu veren daha fazlasını da verir, daha fazlasını da alırım diye reddettiler. Şimdi anlıyoruz daha fazla ne istiyor. Eğer kabul etseydi merkezi hükümet Rum hükümetti olamayacaktı bugünkü gibi, Türklerden ve Rumlardan oluşan bir karma bir hükümet olacaktı. Bütün bu olumsuzluları bir yana en azından  merkezi hükümette tek başına Rum  olamayacaktı. Şimdi sadece benim diyor. Ve tek başına Rum hükümeti olarak diyor ki bu Kıbrıs’ın etrafında ki bütün deniz serveti , denizin altındaki bana aittir. Şimdi Norveçliler ve Çinliler orda araştırma yapmışlar ve bulmuşlar ki orda 8 milyar varil petrol var. Bunun değeri 400 milyar dolar.Şimdi Rum kesiminin hepsi bana aittir ,bütün mademki benim Kıbrıs’ın  hakimi  dünyada beni tanıyor, o zaman bütün kıta sahanlığı bana aittir . 15 Şubat’ta ihale açtık. Bizim hükümet bir iki laf edecek oldu kimde ciddiye almadı. Rumlar kadar geçmediler hallerine bide tören yaptılar. Türkiye’nin çok yakın dostu olan Mısır’ın enerji bakanının geldiği törene katıldı.bide anlaşmaları imzaladı Yunanistan’la ,Mısır’la , Lübnan’la bütün o bölgenin ekonomik bölgesini, kıta sahanlığını paylaştılar bir güzel  ve ondan sonrada 15 Şubat’ta ihaleyi açtılar. Şimdi birkaç ay içinde teklifleri alacaklar ve bu yılın sonundan önce ihaleyi sonuçlandıracaklar. Türkiye’nin sesi bile çıkmadı. Ufak tefek tepkileri de kimse ciddiye almadı .  AB komisyonu öneren yıllar haklıdır diyor. Bağımsız bir devlet olarak istedikleri ihaleyi yapabilirler, Türkiye’ye de hiç söz düşmez diyor. AB Genel Başkanı aynı şeyi söylüyor, Türkler karışmasın diyor, Rumların hakkıdır diyor. Gitti mi size Kıbrıs’ın kıta sahanlığı, gıkınız çıkmıyor. Peki sizden önceki hükümetler  böyle mi yapmışlardı, hayır böyle yapmamışlardı. Sizden önceki hükümetler zamanında  Kıbrıs’ta 1995-1996 da bunlar CHP’sinin iktidara ortak olduğu dönemde Rumlar Rusya’dan füze alacaklar S-300 Füzeleri anlaşmayı imzalayarak parayı ödüyorlar, kontratlar imzalıyorlar, füzelerde geliyor parça parça. Kıbrıs’tan konuşlanacaklar 200 km  menzilli, menzilin içine Türkiye’de giriyor. Biz Türkiye olarak öyle bir tepki gösterdik ki bir kurşun atmadan bütün füzelerini ambalajlarına koydular. Türkiye’den çekiniyorlardı. Şimdi çekinmiyorlar. Aynı şey terörle mücadelede.Geçmişte ben Dış İşleri Müsteşarıyken Kuzey Irak’ta Barzaniler, Talabaniler, çatışmalar var Kürtler var filan ve sırada çekiç güçler filan neyse PKK’nın bazı faaliyetleri var ve Ankara süreci başlattık. Ben o Ankara sürecinde eş başkandım.Amerika, İngilizler yanımızda oturuyor masanın bir tarafında Barzani’nin adamları, bir tarafımda Talabani’nin karşımızda Türkler var eşit. Türklerle onları eşit politikada.Ve ortak karar alıyoruz PKK’ya karşı, teröre karşı. Artık oradaki Barzani ve Talabani  PKK’ya karşı savaş yapıyorlar. PKK’ya karşı resmen silahlı savaş yapıyorlardı. Birçok PKK’lıyı öldürdüler. Sonra ne oldu ? Sonra biz yurt dışına çıktık , Ankara süreci bitti bu müzakereler Washington’a alındı ,Türkler Belçika’daydı Türkleri  davet etmediler , Türkmenler Belçika’daydı Türkmenleri de davet etmediler sadece Kürtlerle konuştu Amerikalılar. Ne konuştular bilemeyiz ama sonuç ortada. Şuandaki duruma bakın.Yani O zaman PKK’yla savaşan Barzani Genel Kurmay Başkanımızın son yaptığı açıklamaya göre şimdi PKK’ya silah veriyor, patlayıcı veriyor,cephane veriyor PKK’ya yardım ediyor. Şimdi değerli arkadaşlar nereden nereye geldik diyenler var. Şimdi Türkiye’nin geldiği duruma bakın. Dünyada ne olduğunu bilen yok. Eğer dünyada ne olduğunu bilen varsa bu konuda da beni uyarsın. Dünyanın hiçbir yerinde bir terör örgütü herhangi bir güvenlik gücünün takibatından mahsur olarak yaşamıyor ve faaliyet göstermiyor. Tek örnek Kuzey Irak’tır. PKK’yla mücadele edecek bir askeri, bir polisi yok, bir PKK’lı yakalamış değil. Amerika var, 150bin  Amerikan askeri var, şimdi daha da artıyor onlar ne yapıyor. Etkisiz kılmak için hiçbir şey yapmıyorlar, ne yapıyorlar özel temsilci tayin ediyorlar. Demek ki terörle mücadelede en etkili yöntem özel temsilci tayin etme. O zaman takdir ediyoruz Afganistan’a boşuna asker göndermeyin bir tane özel temsilci gönderin o meseleyi çözsün. Talabaniyle, El Kaideyle mücadele etmek için boşuna askerleri hayatını tehlikeye atmayın madem en etkili yöntem bu özel temsilci yöntemi gönderin çözüversin bakalım nasıl çözecek.

Genel Kurmay Başkanımız söylüyor 2 tane özel temsilci mi çözecek PKK meselesini, gerçekten öyle. Yani şu işe bakın. Özel temsilci diyor ki son çare diyor silaha müracaat etmektir. Son çareymiş. Geçenlerde Ankara’da bir toplantıda buluştuk, siz son çare askeri müdahaledir diyorsunuz, şu ilk çare nedir bide onu söyleyin bakalım. Son çare askeriyse ilk çare demek ki siyasi. Yalnızca askerimi PKK’yla, ne istiyorsunuz bizden. Bir daha söylemeyeceğim dedi. Bir daha söylemeyecekmiş , dikkat edin söylerse beraber gülelim.
Şimdi özetle Amerikan Cumhurbaşkanı Bush diyor ki 11 Eylül saldırılarından sonra dünyada kaç tane terör örgütü varsa sonuna kadar onlarla mücadele edeceğiz. PKK örgütünü de listesine koymuş teşekkür ederiz elinize sağlık . Ondan sonra ne diyor terörle mücadelede ya bizden yanasınız yada teröristlerden yanasınız, bizim gri sahamız yok. Bur da gri sahaya giren siz siniz. Ne mücadele ediyorsunuz ne yapıyorsunuz ırakta siz. Peki bizim hükümet ne yapıyor. Bizim hükümet hiçbir şey yapmıyor. Biz Hükümete dedik ki sizden önceki hükümetler ne yaptıysa sizde onları yapın, Genel Başkanımızın Konuşmaları var, Amerikan müdahalesinden önce bakın sizden önce ki bütün hükümetler Kuzey Irak’a asker gönderdi sınıra, Irak’a savaş için değil, sınırı korumak için ,sınırdaki teröristlerle mücadele etmek için 10 gün boyunca sizden önceki bütün hükümetler  asker gönderdi siz de gönderin, biz de destekleyelim. Gönderemediler. Müdahaleden sonra Meclis’ten yetki aldılar 20 mart 2003 6 aylık süre ile Kuzey Irak’a sınır korumak için asker göndermek amacıyla meclisten hükümet yetki aldı. Aman ne güzel dedik bakalım ne yapacaklar ? Hiçbir şey yapamadılar. 6 ay geçti süre bitti. 7 Ekim’de bir daha geldiler, bir daha yetki istediler 1 yıl süreyle. 2004 yılı 7 Ekim’de süre bitti. Şuanda yetkisi de bitti. Şuanda hükümetin yetkisi yok . Gelin dedik yetki isteyin biz de verelim. Biz de destekleyelim, hükümete açıkça çağrı da bulunduk. Buna karşılık ne yaptılar,. Buna karşılık Dubai de Amerikalılarla bir antlaşma imzaladılar. 8.5 milyar dolarlık kredi alacakmışız Amerika’dan, karşılığında da Kuzey Irak’a da asker göndermemeyi taahhüt edeceğiz. Cumhuriyet tarihinde para karşılığında siyasi tavizler veren bir anlaşmanın örneği oldu ilk defa. Basına çıktı, bizde gittik, mecliste konu için getiremediler. Cesaret edemediler. Oyun bozuldu, anlaşma uygulanamadı ama imzaladılar. Hangi hükümet bunları yapar. Başkası  gibi 0petrol yasasını çıkaran zihniyet ve bu zihniyet aynı insan.

Şimdi değerli arkadaşlar AB bir metin kabul etti. 6 Ekim 2004 tarihinde. Tam o sırada Alman Hristiyan Demokrat Partisi kendi parlamentosuna bir öneride bulunuyor. Diyor ki katiyen  Türklere yer vermeyin AB’de. İlla mecbur kalırsanız bir müzakereye girmeye, ‘ucu açık’ deyin ki diyor, Türkleri dahil etmek zorunda kalmayalım. Bunu açıkça yazmış. Bunun üzerine AB Komisyonu Ekim 2004‘te bir karar çıkarıyor. İçinde aynı şeyler var. Yani üyelik garanti değil, ucu açık olacakmış müzakereler, iş ve işçilerin serbest dolaşımı, terörün destekleri  gibi konularda siyasi ,kalkındırma, sosyal politika  konularında sürekli kısıtlama getirilebilir Türklere. Hiçbir zaman o hakkı vermeyebiliriz diyor. Şimdi bu ne demek? Şu demek. Komşumuz Yunanistan’da ki çiftçinin aldığı parayı Salihli’de ki çiftçi alamayacak. Bunu yazmış . Eğer bugün Türkiye üye olsaydı senede 11.5 milyar Euro Türkiye’ye para verecektik diyor, karşılıksız, kredi filan değil. Türkiye’ye AB bütçesinden 11.5 milyar Euro  verecek, bunu 8.5 milyar eurosu Türk çiftçisinin cebine girecek. İşte bunu yapamayız diyor. onun için dış sistemi değiştirene kadar Türkiye’yi üye yapmayacağız diye yazmış raporda var. Başka ne var. diyor ki Türkiye’nin doğusundaki Dicle ve Fırat nehirlerinin üzerindeki barajların ve sulama sistemlerinin stratejik önemi var. Hatta bunların diyor İsrail içinde stratejik önemi var diyor, aynen yazmış. İsrail’in adı geçiyor. Ne olacak? Bunların idaresi Uluslararası yönetime verilebilir. İşte bu benim barajlarımı, sulama sistemlerimin yönetimini benim elimden alacak u:yönetime verecek. Var mı böyle şey ya adalet hukukunda yok. Herhangi bir ülkeye uygulamış mı , hayır uygulanmamış. İlk defa bize uygulayacaklar.


Bu belge Konferanslar, Konuşmalar arşivinde bulunmaktadır.