Son Eklenenler:
- Kıbrıs’ta beklenmedik gelişmeler – Onur Öymen – Cumhuriyet Gazetesi – 18 Nisan 2025
- SPUTNİK AJANSININ ADANA MUTABAKATIYLA İLGİLİ SORULARINA KARŞILIK VERDİĞİM MÜLAKAT 27 OCAK 2019
- ODA TV’DEN NURZAN AMURAN’A VERİLEN MÜLAKAT 27 EKİM 2019
- 3 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramının 99. yıldönümü Hakkında 25 NİSAN 2019
- CUMHURİYETTE “ ABD’NİN AMACI DEVLETÇİKLER OLUŞTURMAK” ADLI MÜLAKAT 24 AĞUSTOS 2019
- GAZETE DURUM’DAN BAHADIR SELİM DİLEK İLE MÜLAKAT “VETO HAKKINI SONUNA KADAR KULLANMALIYIZ 23 MAYIS 2022
- Cumhuriyet gazetesi Tuncay Mollaveisoğlu imzasıyla ve “Türkiye Geri Adım Atamaz” başlığıyla yayınlanan mülakat 22 TEMMUZ 2019
- ABD BAŞKANI TRUMP’IN AMERİKA’NIN 1987 TARİHLİ ORTA MENZİLLİ NÜKLEER SİLAHLAR ANTLAŞMASINI (INF) ASKIYA ALMA KARARIYLA İLGİLİ OLARAK SPUTNİK HABER AJANSINA VE BAŞKA YAYIN ORGANLARINA VERİLEN DEMEÇ 22 ŞUBAT 2019
- Türkiye’deki Demokrasi, İnsan Hakları, Basın Özgürlüğü ve Düşünce Özgürlüğü Alanlarındaki Eleştiriler Hakkında 21 KASIM 2019
- Erdoğan ve ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence görüşmesi ardından 18 EKİM 2019

STEAM – “Yeni Dönemde Siyasi Partilerin Enerji Politikaları” Konulu Konferans Konuşması
CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen’in STEAM 6. Enerji Konferansında yaptığı konuşma
9 Mart 2007
Sayın Başkan,
Çok değerli katılımcılar,
Gerçekten son derece önemli bir konuda düzenlenen bu paneli tertipleyen arkadaşlarımızı kutluyorum. Çok yararlı bir tartışma olduğunu biliyorum. Maalesef dünkü toplantınıza katılamadım ama biraz önce katıldığım toplantıda gerek devletin gerek özel sektör temsilcilerinin çok önemli katkılarda bulunduğunu memnuniyetle gördüm. Biz de çok şey öğrendik.
Aslında biz bu enerji meselesini iktidarla muhalefet arasında bir çekişme meselesi olarak görmüyoruz. Enerji sorunu ve enerji güvenliği konusu bütün ülkelerde bir ulusal sorundur. Bir milli meseledir. O bakımdan, bunu aynı davanın takipçisi insanlar olarak birlikte incelemek ve değerlendirmek zorundayız. Şimdi bugün Avrupa ülkelerine gittiğiniz zaman Avrupa’da önemli uluslararası toplantılara katıldığınız zaman görüyorsunuz ki, gündemin en önemli maddelerinden bir tanesi enerji güvenliğidir. Devletler gelecekte enerjilerinin güvenlik içinde olması için alternatif yollar ve çareler arıyorlar. Özellikle en önemlisi milli enerji kaynaklarının en iyi şekilde değerlendirilmesine özen gösteriyorlar ve devletin bu kaynaklar üzerinde etkili bir tasarruf içinde olmasına dikkat ediyorlar.
Enerji deyince hemen akla önce petrol geliyor. Doğalgaz geliyor. Kömür geliyor. Hidroelektrik enerji geliyor. Fakat biliyor musunuz ki, dün gece, gece yarısına kadar AB zirvesinde yapılan toplantıda en çok yenilebilir enerji kaynakları görüşüldü ve gece yarısı bir ortak karara varıldı: 2007 yılına kadar Avrupa’daki bütün enerji üretimin %20’si yenilebilir enerji kaynaklarından olacak. Şimdi biz neredeyiz burada? Yani deminden beri doğalgaz, elektrik, işte elektrik fiyatları nasıl olsun filan, serbest piyasa koşulları var mı yok mu, onu tartışıyoruz ama tartışmamız gereken şu, bence öncelikli konu, madem ki, biz AB’ye üye olmak istiyoruz 2020 yılında inşallah işler yolunda giderse biz de AB üyesi olacağız. Yani bizi de bağlayacak. 2020 yılına geldiğiniz zaman biz de AB’nin kuralları gereği olarak yenilebilir enerji kaynakları üretimimizi toplam enerji üretimimizin %20’sine çıkaracağız. Nasıl çıkaracağız? Bunun için gerekli hazırlığınız var mı? Efendim işte şu ana kadar şu kadar kapasitemiz vardı aslında bunları daha derinlemesine araştırmak zorundayız. Madem ki böyle bir yükümlülüğünüz var yenilebilir enerji kaynaklarında yeriniz nedir, bunu baştan sona derinlemesine araştıracağız. Size şunu itiraf edeyim ki, son yirmi yılda bu konuda çok zaman kaybettik. Yenilebilir enerji kaynaklarında dünyanın en ileri ülkelerinden beri Danimarka’dır. Ben orada büyükelçi olduğum sırada Danimarkalılar bize yap-işlet devlet formülüyle bu konuda kw/s 4 cente rüzgâr çiftlikleri kurmaya teklif ettiler. Israrla bütün etütler yapıldı. Rüzgâr haritaları çıkarıldı. 4 tane büyük bölgede rüzgâr çiftlikleri kurulacaktı. Türkiye elinin tersiyle reddetti. Ve şimdi nasıl yapsak da yenilebilir enerjiye dönsek diyoruz. O bakımdan, geçmişte yaptığımız hataları unutmayalım.
Peki, geçmişte başkaları ne yaptı? Başkaları bu işleri nasıl ele aldılar? Şimdi bir şeyi geçmişiyle tarihiyle düşünmezsek sadece bugünkü verilerle yola çıkıp tartışırsak fazla bir mesafe alamayız. İşin geçmişi nedir? Ve bugünü nedir? Dünyada nedir, Türkiye’de nedir? Çok kısaca özetlemeye çalışayım: şimdi 19.yüzyılın sonlarında İngiliz Dışişleri Bakanı Edward Grey diyor ki, “amacımız İngiliz donanmasının ihtiyaç duyduğu petrolü sağlayan yatakları elimizde bulundurmaktır.” Yani dünyanın neresinde olursa olsun bu petrol bizim donanmamız için gerekli ve bu yataklara el koyacağız diyor. Petrol söz konusu olunca liberal ekonomi kimsenin hatırına gelmiyor. Churchill 17 Temmuz 1913 yılında Avam Kamarasında kürsüye çıkıyor ve diyor ki, “eğer petrole sahip olamazsak buğdaya da pamuğa da ihtiyaç duyduğumuz binlerce ürüne de sahip olamayız.” Şimdi bu petrol o sırada yeni bulunmuş da nerede bulunmuş? Türkiye’de bulunmuş. O sırada Osmanlı İmparatorluğu topraklarında bulunmuş. Dünyada işte Romanya’da ve Kafkasya’da da var ama önemli kaynakların Mezopotamya’da olduğu anlaşılmış. Osmanlılar bunun farkına varmış mı? Varmış. Petrol çıkan toprakları o kadar önemsemiş ki, II. Abdülhamit 1877’de ferman çıkararak padişahın şahsi arazisi yapmış, Hazineyi Hassa’ya dâhil etmiş. Ve aynı şekilde 1897 yılında İskenderun’da ilk petrol araştırma sondaj işine başlamışız. Tesadüf bu ya sondaj yaptığımız arazinin mülkiyeti de sadrazama ait. O zamanlarda da anlaşılan böyle bazı alışkanlıklar varmış ama neyse şimdi. Evet, neticede Almanlar bu Bağdat demiryolu projesini alırken Osmanlılardan şart koşuyorlar. Demiryolunun iki tarafına yirmişer kilometrelik arazinin yeraltındaki kaynakları bize ait olacak. Osmanlılar bunu kabul ediyor. Yani amaç ne? Oradaki petrolü çıkaracak ve İngilizlere rakip olacak.
Bütün bunları anlatıyoruz şunun için: eğer bu işe geçmişte ne kadar önem verildiğini bilmezsek bugün bütün bu tartışmalarımız havada kalır ve yapacağımız çalışmalarda da çok yanlış yapabiliriz. Şimdi diyor ki, İngiltere’de çok önemli bir Bakan, “ne kadar askeriniz, paranız ve silahınız olursa olsun eğer petrolünüz yoksa bütün bu avantajlarınız değerini yitirir” diyor. Ve son olarak da şunu söyleyeyim: İngiliz Dışişleri Bakanı Balfour diyor ki, “Petrol bizim elimizde olmalı. Bunu hangi yoldan sağlanacağı önemli değildir.” Şimdi Türkiye’de son zamanlarda öyle bir hava esti ki, “efendim liberal ekonomi yok mu? Küreselleşme yok mu? Biz piyasa ekonomisine girmiyor muyuz? Daha ne işte özel sektöre bırakalım her şeyi özel sektör ne isterse yapsın, piyasa kurallarına uysun, zaten açığımız var, devletin parası yok, yatırım da yapamayız, yatırımı da onlar yapsın, yabancı şirketler istediğini yapsın ve böylece enerji meselemizi halledelim.” İşte ben size bu mesajı veriyorum ki, dünya öyle demiyor. Bu yüzden Amerika stratejisini değiştirdi ve stratejileri bizim için önemli olan petrol yataklarına ve onun ulaşım yollarına hâkim olmak. Bunun için de askeri güç kullanabilirler. Sırf bu amaçla Başkan Carter zamanında özel bir ordu kurdular. Merkezi komutanlıkta özel bir komutanlık kurdular ve bugün bütün bu bizim bölgeden sorumlu olan bu özel komutanlıktır. Resmen stratejilerini değiştirdiler. BM kurallarına göre size birisi saldırmadan siz kimseye karşı askeri bir harekât yapamazsınız. Bu kuralı değiştirdiler. “Ben bir tehdit görürsem pekala öncelikle saldırırım” diyor. Bu kadar önem veriyorlar. Bütün bunların altında petrol yatıyor. Irak harekâtının altında ne yattığını zannediyorsunuz? Irak’a niçin müdahale etti Amerika? Efendim kimyasal silahlar varmış filan. Olmadığını dünyada herkes biliyor. BM biliyor, biz biliyoruz, Amerika mı bilmiyor? Şimdi anlaşıldı ki, esas mesele o değilmiş. Esas mesele bu. Bakın o kadar önemli ki bu sırf bu yüzden 1951 yılında İran’da hükümet devirdiler. Mussadık Hükümetini devirdiler çünkü yabancı şirketlerin elindeki petrol rezervlerini millileştirdi Mussadık. Şimdi Başkan Bush’un lafları da var ama bütün bunları okuyarak vaktinizi almayacağım ama bir tek baba Bush’un söylediği bir şey var. Diyor ki, “eğer harekete geçmezsek ülkemiz yabancı ham petrole giderek daha fazla bağımlı hale gelecek ve ulusal enerji güvenliğimizi bizden farklı ulusal çıkarlar peşinde koşan yabancı ülkelerin eline teslim etmiş olacağız.” Yani böyle piyasa ekonomisi kurallarına uyalım böyle bir zihniyet yok. Kontrol bende olacak.
Değerli arkadaşlarım,
Onlar öyle diyor da biz ne diyoruz? Önümde pek çok ülkenin yasası var, isterseniz size okuyabilirim. Yani bu yasaların hepsinde ortak özellik şu: petrol konusu söz konusu olduğu zaman ulusal çıkarlarımızı koruyacağız diyor. Açın Danimarka yasalarını, 3 ayrı maddesinde diyor ki, “ulusal çıkarlarımızı korumak temel hedefimizdir.” Her aşamasında, petrol aramada, yabancı şirketlerin aramasında, devletin kontrolü var. Kanada yasasını açın”%50’den fazlası” diyor “petrol arayacak şirketlerdeki hissedarların Kanadalı olmazı lazım.” 1920 tarihli Amerikan yasasını açın aynı hükümler var. Japon yasasını açın, daha da katı. Meksika petrol yasasını açın öyle. Bu dünyadaki genel yaklaşım.
Biz ne yapıyoruz? Kimden fikir aldık bilmiyorum ama bir petrol yasası çıkarttı değerli arkadaşlarım. Petrol yasasında ilk yaptığımız iş şu: eski yasada yer alan “milli menfaatler korunacaktır” sözünü metinden çıkarttılar. Şu anda Meclisin kabul ettiği Cumhurbaşkanının iade ettiği yasada milli menfaatlerimizin korunacağına dair cümle yer almıyor biliyor musunuz? Şaşarsınız. Kimin aklına gelir bu? Yani nasıl bir zihniyettir bu ki, milli menfaatleri korumaktan vazgeçiyorsunuz. Olacak iş midir? O bir tarafa, öyle bir metin koymuşuz ki, yabancı şirketler Türkiye’de petrol bulursa tamamını alacak. Yani bir litresini bile Türkiye’de bırakmadan tamamını ihraç edebilecek. Böyle bir şey olabilir mi? Herkes kendi enerji güvenliği için bu kadar özen gösterip çalışırken, bu kadar dikkat gösterirken biz diyoruz ki, “gelin, alın, istediğiniz gibi götürün ve bize isterseniz bir litre satmayın.” Böyle bir şey olabilir mi? Harp olsa ne yapacaksınız? Yani dünyada harp olsa istediğiniz petrolü istediğiniz koşullarda alabilecek misiniz? Bu yasaya göre kendi topraklarınızda üretilen petrolü savaş zamanında bile kullanma yetkiniz yok. Haberiniz var mı? Açın okuyun. Yani her şey çok açık. Buna benzer daha neler var. Devletin alacağı payı %2’ye indiriyoruz. TP’nin bütün imtiyazlarını kaldırıyoruz. Yani ne oluyoruz? Ben size şaşıracağınız bir şey söyleyeyim: şimdi benim elimde metni var, merak eden arkadaşım varsa size okurum. Şu anda işgal altında olan ve 150 bin Amerikan askerin bulunduğu Irak’ta sırf yabancı petrol şirketlerine ilave imtiyazlar tanımak amacıyla çıkarılan petrol yasasına bakınız, bizimkinden daha çok koruyor kendi menfaatini. Şaşarsınız. Elimde metni var. Merak eden arkadaşlara okuturum. Açın bakın 9/c maddesini bugünkü yeni kabul edilen Irak petrol yasasının “Irak’ın milli menfaatleri korunacaktır” diyor. Bizde yok. Irak koruyacak, ben koruyamayacağım. Düşünebiliyor musunuz?
Şimdi bunları niçin anlatıyoruz? Demin de anlattığım gibi bu sadece bir ekonomi meselesi değil. Efendim özel sektöre bağlı olmak olmamak, devletçilik, özel sektörcülük bu tartışma değil. Dünyada özel sektöre en çok bağlı olan devletler bile bu konuda bu kadar duyarlılık gösteriyorsa bizim de dikkat etmemiz lazım. Efendim kürselleşme var. İşte herkes her şeyi satıyor. Öyle değil. Amerika’da bir petrol şirketini bir Çin firmasına satacaklardı sattırmadılar. Sekiz milyar dolara satacaklardı, mani oldular ve 7 milyar dolara başka bir Amerikan firmasına sattılar. İngiliz petrol şirketi BP’nin hisselerinin %20’sini Kuveyt’e satacaklardı sattırmadılar. Yani herkes bu kadar özen gösterecek biz bu kadar liberal davranacağız.
Bu işin esası ama mesele petrolden ibaret değil. Şimdi bakıyoruz son yıllarda ilginç bir tablo var karşımızda. Enerji bu kadar kıtken, bu kadar önemliyken, milli enerji kaynaklarımıza sahip olmak bu kadar önemliyken bir bakıyorsunuz ki sürekli olarak enerji kaynaklarımızın üretiminde düşüş var. Şaşarsınız. Açın bakın, Afşin-Elbistan’dan bahsedildi rakamlara bakın, şaşacaksınız. Yani Elbistan’ın üretim rakamlarında çok büyük bir düşüş var. Yani nasıl oluyor da böyle düşüşler yaşanıyor anlaşılır gibi değil. Zaten oradaki petrolün size söyleyeyim gayet basit 1999 yılında tesislerdeki üretim 7 milyon 689 bin 700 mw/s bu üretim 2005 yılında 2.5 milyona düşüyor yani 1/3’ine düşüyor. Yani nasıl oluyor bu iş? Petrol üretimine bakıyorsunuz o da düşüyor. Şuanda askeri düzeyde 2.5 milyon. Yani bu işte bir tuhaflık görmüyor musunuz? Yani bütün dünya kendi enerji kaynaklarına sahipken nasıl oluyor da biz böyle nereye gidiyoruz. Yani bunu anlamak kabil değil.
Özetle bizim mesajımız şu: iktidar ve muhalefet el ele vereceğiz. Ülke çıkarı nedir? Göreceğiz. Ülkenin kaynakları nedir? Göreceğiz. Üretim potansiyeli nedir? Göreceğiz. Dünya koşulları nedir. Göreceğiz. Dış bağımlılığımızı mümkün olduğu kadar azaltacağız. Böyle ne hiçbir şekilde ne devletçilik, ne özel sektör, ne de fanatik olmayacağız. El birliği ile aklın gösterdiği yolda çareler arayacağız. Ve en önemlisi demin söylediğim gibi yani Cezayir’den Bolivya’ya, Arjantin’den Rusya’ya, Meksika’dan Japonya’ya kadar bütün ülkeler bu meselelerini petrol yasası başta olmak üzere milli şirketlere ve devletlere daha fazla ağırlık vermek yönünde değiştirirken biz bunun tam tersini yapmayacağız.
Bu belge Konferanslar, Konuşmalar arşivinde bulunmaktadır.