Bandırma İlçe Örgütü Konuşması

CHP GENEL BAŞKAN YARDIMCISI ONUR ÖYMEN’İN BANDIRMA’DA YAPTIĞI KONUŞMA
3 MART 2006

Sayın Başkan, Değerli arkadaşlar,

Önce nazik davetiniz için içtenlikle teşekkür ederim. Ülkemizin iç politika ve ekonomik alanlarda olduğu gibi dış politika alanındaki gündemi de giderek ağırlaşmaktadır. Türkiye’yi doğrudan doğruya ilgilendiren dış gelişmeler ülkemizin güvenlik çıkarları açısından endişe verici bir boyuta ulaşmış bulunmaktadır. Bunun başında Irak’taki gelişmeler gelmektedir.

Irak bugün bir iç savaş tehlikesiyle karşı karşıyadır. Çeşitli unsurların tahrikleri sonucunda Şiilerle Sünniler arasında çok yoğun çatışmalar yaşanmakta, taraflar birbirlerinin camilerini ve kutsal yerlerini tahrip etmektedirler. Bu durumun bir süre daha devam etmesi halinde Irak’ı yönetmek tamamen imkansız hale gelecektir. Ne yazık ki başlangıçta bizim dile getirdiğimiz endişeler bir bir gerçekleşmektedir. Amerikan askeri harekatından önce Amerikalıları uyarmış ve harekatın Pandora’nın kutusunu açacağını ve Irak’ın ikinci bir Filistin haline geleceğini söylemiştik. Bugün Irak’ta ulaşılan durum Filistin’den de kötüdür. Vatandaşların hiçbir can güvenliği kalmamıştır. Amerikalılar ve Koalisyon güçleri ülkedeki güvenliği sağlayacak durumda değillerdir. Amerika’da Başkan Bush’a verilen siyasi destek rekor düzeyde düşerek % 30’lara inmiştir. Irak’taki Amerikan askerleri arasında yapılan kamuoyu yoklamasında, bu askerlerin % 72’sinin Amerika’nın en geç 1 yıl içinde Irak’tan çekileceğini düşündükleri saptanmıştır.

Amerikan askerlerinin yaklaşık yarısı Irak’a hangi amaçla geldiğini ve orada hangi amaçla savaştığını bilmemektedir. Sayıları 3 milyona yaklaşan Türkmen soydaşlarımız büyük bir ızdırap ve güvensizlik içinde yaşamaktadırlar. Kuzey Irak’taki PKK varlığı tasfiye edilememiştir. Büyük şehirlerdeki PKK büroları kapatılamamıştır. Musul yakınındaki Mahmur kampında 12 bin Kürt asıllı Türk vatandaşı mahsur durumdadır ve kendilerini bir kaç yıl önce Irak’a kaçıran PKK’nın baskısı ve tehdidi altında yaşamlarını sürdürmeye çalışmaktadırlar. Bütün bunlara karşı hükümetimiz hiçbir etkili ve sonuç verici tedbir alamamıştır. Gerek PKK gerek Mahmur kampı konularında Amerikalılara ricadan başka bir şey yapmamıştır. Elindeki önemli kozların hiçbirini kullanamamıştır.

Bugün Türkiye Afganistan’da Amerika’ya yönelik terörle mücadele için askerlerinin can güvenliğini tehlikeye atmaktadır. Ancak Amerikalılar Irak’ta Türkiye’ye yönelik PKK terörüne karşı hiçbir önlem almamaktadır. Üstelik Türkiye ABD’ye Irak’ta askeri lojistik destek sağlamaktadır.

Tek taraflı tavizler vererek dış politika yürütmek mümkün değildir. Ne yazık ki hükümet kendisinden her isteneni karşılıksız yerine getirmek ve yabancılardan aferin almaya çalışmayı gelenek haline getirmiştir. Kendine saygısı olan hiçbir ülke böyle bir politika izlemez.

Irak sınırımızda büyük tehlikeler vardır. Gerçek bir iç savaş çıkması halinde yüz binlerce mültecinin aynen 1. Körfez Savaşında olduğu gibi sınırlarımızı zorlayarak ülkemize girmeleri ihtimali yüksektir. Türkiye maalesef buna karşı hiçbir hazırlık yapmamıştır.  Tam tersine bir bölümü Suriye, bir bölümü Irak’ta bulunan mayınlı araziden mayınları sökmek için girişim başlatmıştır. Türkiye’nin 2003 yılında imzaladığı Uluslararası Anti-personel Mayınlar Sözleşmesine göre bu  işi yapmak için Türkiye’nin 2013 yılına kadar süresi vardır. Buna rağmen hükümet, bu en kritik dönemde mayınların sökülmesi için çalışmaları başlatmıştır.

Üstelik bu işi doğal olarak Silahlı Kuvvetlerin yapması gerekirken, Silahlı Kuvvetler bu işi yapamaz diye yabancı firmaların da katıldığı ihaleler açmaktadır.

Ülke güvenliği açısından bu kadar kritik bir bölgede mayın temizleme işini yabancılara vermek son derece vahim bir hata olmayacak mıdır?

Meselenin bir de ekonomik boyutu vardır. Türkiye’yi mayınlardan arındıran yabancı firmalar 49 yıllığına bu çok değerli tarım topraklarını işletme hakkını elde edeceklerdir. Bu, affedilmez bir hatadır. İki Kıbrıs büyüklüğündeki en verimli ve en stratejik bölgede bulunan topraklarımızı yarım yüzyıl için yabancılara teslim edemeyiz. İşte biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak buna engel olmak için her türlü çabayı gösteriyoruz.

Meselenin özüne inersek: bizdeki bilgiye göre, evvelce, Türk Silahlı Kuvvetleri, bu mayınları temizleyebileceğini hükümete bildirmiştir. Türk Silahlı Kuvvetlerinin elinde bu işi yapacak eğitime sahip, bilgiye sahip yetişmiş uzman kadrolar mevcuttur, personel mevcuttur, istihkam birlikleri mevcuttur. Silahlı Kuvvetler, hükümetten, bir süre önce bu görevi yapabilmek için, daha modern teçhizata ihtiyacı olduğunu bildirmiş ve 35 000 000 dolarlık bir tahsisat istemiştir, “35 000 000 dolar verdiğiniz takdirde, biz, iki yıl içinde bu bölgeyi temizleriz” demiştir Türk Silahlı Kuvvetleri. Bu hükümet de, Türk Silahlı Kuvvetlerinin bu bölgedeki mayınları temizlemesi görüşünü benimsemiştir.

Bakınız, AKP Mardin Milletvekili Sayın Nihat Eri, 12 Mart 2003 tarihinde Yüce Mecliste bir konuşma yapmıştır. Sayın Eri Mecliste diyor ki: “Türk Silahlı Kuvvetlerinde bu konuda deneyimli çok değerli elemanlar var. Bu işin özel sektör eliyle de yapılabileceğini biliyoruz; fakat, Türk Silahlı Kuvvetleri eliyle hem daha çok hızlı hem de çok daha ucuz bir şekilde yapılabileceği ilgililerce belirtilmektedir.” Katılıyorum; Sayın Eri’nin bu sözlerini aynen paylaşıyoruz. Öyle anlaşılıyor ki, İktidar Partisi, o sırada bu işin Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından yapılmasını öngörüyor. Nitekim, Sayın Millî Savunma Bakanımız Gaziantep’te yaptığı bir konuşmada diyor ki: “Kara Kuvvetlerinin bu mayınları kaldırması meselesi araştırılıyor. Üç şirketin imal ettiği üç ayrı makineden 16 tane alınması öngörülüyor. Bunların 13’ünün alınması için ihaleye çıkılmıştır.” Demek ki, biz, bu işin Silahlı Kuvvetleri tarafından yapılmasını ileri bir aşamaya götürmüşüz, bravo, hükümeti tebrik ediyoruz bu çalışması dolayısıyla. Bir de bakıyoruz ki, Sayın Bakan “bundan ibaret değil, bu bölgeyi organik tarıma açacağız” başka “Türkiye Petrolleri burada petrol arayacak; hemen karşısında bu bölgenin; Kamışlı’da Suriye’nin petrol sahaları var. Suriye orada petrol arıyor, biz de petrol arayacağız” diyor, çok güzel!..

GAP bölgesinin sorumlusu Kalkınma İdaresi Başkanı Sayın Muammer Yaşar Özgül de aynı şeyi söylüyor; 12 Nisan 2004 tarihinde bir konuşma yapıyor “Türk Silahlı Kuvvetlerinin bu mayınları temizlemek için açtığı ihale sonuçlanmıştır ve ihale sonuçlarına göre, çok yakında biz bu temizleme işine başlayacağız” diyor 2004 yılının mayıs veya haziran ayında Türk Silahlı Kuvvetlerinin mayın temizleme işine başlayacağını açıklıyor, çok güzel!..

Zaman Gazetesini açıyoruz, Zaman Gazetesinde Şubat-2005 tarihinde, ilginç bir başka haber var -Kilis Valisi bir açıklama yapmış- Zaman Gazetesi “Kilis özel idaresi, Kilis Vilayetinin toprakları içinde kalan bütün mayınları sadece ve sadece 29 000 000 dolara temizlemeyi taahhüt etmektedir. Özel sektör bu iş için 758 000 000 dolar istiyor; ama, biz Kilis Vilayeti özel idaresi olarak, bunu, 29 000 000 dolara yapmaya hazırız ve 24 000 çiftçiye, bu, iş sahası yaratacaktır” diyor. Buraya kadar çok güzel; sonra ne oluyorsa birden hava değişiyor…

Geçen gün -22 Şubat günü, birkaç gün önce- çok değerli arkadaşımız Sayın Mustafa Gazalcı, Terörle Mücadele Yasasının görüşülmesi vesilesiyle bir soru sordu Sayın Millî Savunma Bakanımıza; bu işi sordu, yani “bu mayınlar nasıl temizlenecek, hükümet ne yapıyor filan?.. Millî Savunma Bakanımızın cevabını aynen okuyorum: “Önce, Kara Kuvvetlerimiz bunu kendisi yapabilir mi diye gayret sarf etti; aşağı yukarı bir senelik çalışma sonucunda, bunun kara kuvvetleri tarafından yapılmasının icabında yeni şehitlere yol açacağı anlaşıldığından vazgeçildi.”

Değerli arkadaşlarım, biz bunu anlamakta çok zorlanıyoruz, çok güçlük çekiyoruz. Türk Silahlı Kuvvetleri, NATO’nun en büyük ikinci silahlı gücüdür, dünyanın en büyük, en başarılı, en eğitimli gücüdür. Kalkıp da, biz, bu kürsüden dersek ki, Türk Silahlı Kuvvetleri elli yıl önce döşediği mayınları bugün sökecek durumda değildir, bunun için gerekli imkânı yoktur, risk almak istememektedir. Bu, Türk Silahlı Kuvvetlerini çok rencide eder, çok üzer. Biz, Türk Silahlı Kuvvetlerinin bu sözü söylemiş olacağına ihtimal bile vermek istemiyoruz ve tahmin ediyoruz ki, Millî Savunma Bakanının bu sözleri bir yanlış anlamadan kaynaklanmaktadır.

Sonra ne diyor Millî Savunma Bakanı: “Biz, bunu ihaleye açmaya çalıştık, bir de baktık ki, şimdi fiyat vermeyim; ama, milyarlarca dolar istediler bizden -aynen Meclis zabıtlarında var- milyarlarca dolar.”

Değerli arkadaşlarım, bir mayının kaça söküleceği belli, bu bölgede kaç mayın olduğu belli; hesap bilen herkes bunun milyarlarca dolar tutmayacağını bilir, meğer ki, bazı firmalar olağanüstü pahalı teklifler vermiş olsunlar Türkiye’ye.

Bir şey daha söylüyor, o da dikkat çekici: “Bizim, Millî Savunma Bakanlığı olarak böyle bir ihaleyi yapacak teknik bilgimiz de yoktu -aynen zabıtlardan okuyorum- teknik bilgimiz.” Türk Silahlı Kuvvetleri en modern uçakları ihale edecek, en modern denizatlıları, silah sistemlerini, füzeleri ihale edecek teknik bilgiye sahip, mayın temizleme işini ihale edecek teknik bilgiye sahip değil, bunu kabul edebilir misiniz? Türk Silahlı Kuvvetlerinin, Türkiye Millî Savunma Bakanlığının mayın temizleme işini ihale edecek teknik bilgiye sahip olmadığı lafı Türkiye Büyük Millet Meclisinin zabıtlarına geçmiştir, işte, bunların mutlaka düzeltilmesi lazım.

Sonra ne olmuş, sonra şu olmuş; Millî Savunma Bakanı Maliye Bakanına havale etmiş. Maliye Bakanı demiş ki; biz de bunu ihale edemeyiz, biz de yaptıramayız, paramız yok. Halbuki, devletin arşivlerinde var, Sayın Millî Savunma Bakanı “bu iş için 20 trilyon paramız var” diyordu. Bunlar unutulmuş, belki o para başka iş için harcanmış. Millî Savunma Bakanı, paramız yok, teknik bilgimiz yok diyor; Maliye Bakanlığı, paramız yok diyor… Peki, ne olsun; yap-işlet-devret usulüyle olsun. Yani, bir firmaya -muhtemelen yabancı firmaya- biz bunu ihale edelim. Yabancı firma bu mayınları temizlesin, karşılığında da bu toprakları işletsin, organik tarım yapsın, ürünlerini yurt dışına ihraç etsin, para kazansın.

Oysa  Sayın Nihat Eri, daha önce Mecliste ne demişti? Bakınız, söylediğini, size okuyorum, altına da imzamı atıyorum. Ne diyor? ‘Bu saha mayınlardan temizlendikten sonra en başta fakir mayın kurbanlarına, topraksız köylülere ve eski sahiplerine dağıtılacaktır.’ Biz de bunu destekliyoruz. Hadi yapın.

Başka bir AKP milletvekili 21 Aralık 2004 tarihinde Mecliste konuşuyor, Sayın Mehmet Faruk Bayrak. Ne diyor? Bu araziler 100 000 kişiye iş imkânı yaratacaktır. Sayın Başbakan da bunu söylüyor. Peki, o zaman, şimdi niye kanaat değiştirdiniz? Devletin gücü mü yok, imkânı mı yok? Silahlı Kuvvetlerin yetenekleri mi elvermiyor bu işi yapmaya? Nedir bunun izahı? İlla yabancılara her şeyimizi satmak zorunda mıyız, her şeyimizi devretmek zorunda mıyız?

Kıbrıs’taki gelişmeler de endişe vericidir. Hükümetin baskısıyla Kıbrıs Türklerinin Kofi Annan Planına evet oyu vermesinin hiçbir fayda sağlamadığı geçen hafta bir kere daha anlaşılmıştır. Türklerin evet oyuna karşılık AB’nin ticari engellemeleri kaldırmak amacıyla hazırladığı tüzük tasarısı Rumların baskıları sonucunda rafa kaldırılmıştır. Bu tüzüğün Kuzey Kıbrıs’a mali yardım yapılması için hazırlanan tüzükle bir arada kabulü için Türkiye’nin sarfettiği çabalar Rumların engellemeleri ve diğer AB ülkelerinin de onlara boyun eğmeleri sonucunda geçen hafta AB Temsilciler Komitesinde birbirinden ayrılmıştır. 250 milyon euroluk yardım da geçen yılın sonuna kadar yetiştirilemediği için 130 milyon euro azaltılarak kabul edilmiştir. Üstelik bu yardımın verilmesi de tamamen Rumların takdirine, hatta denetimine bırakılmış, Türk tarafı açısından kabul edilemeyecek şartlara bağlanmıştır.

Şimdi hükümet bu karar üzerine hayal kırıklığını saklayamıyor. Dışişleri Bakanı Sayın Gül buna tepki gösteriyor, yardımı almayacağız diyor. Bu haksızlıktır diyor. Biz şimdiye kadar yapılan haksızlıklara tepki gösterirken Sayın Gül AB’nin dayatmalarını, haksız kararlarını savunuyor ve bizi eleştiriyordu. Şimdi artık bunu yapamayacak duruma gelmiştir.. Hayali başarı tacirleri iflas etmiştir, “Gül solmuştur”.

Değerli arkadaşlar,

Dış politikadaki gelişmeler bu kadar ciddi ve vahim bir boyut kazanmışken hükümet, televizyonlara çıkarak başarı öyküleri söyleyebilmektedir. Ancak Türk halkı gerçekleri görmekte, gerçekleri anlamaktadır. Ne iktidar nede iktidar yanlısı basının çabaları, hükümetin dış politika alanındaki büyük başarısızlıklarını gizlemeye yetmeyecektir.

Bir insan sürekli olarak aldatılması mümkündür. Bir halk da geçici bir süreliğine aldatılabilir. Ama bir halkın sürekli olarak aldatılması mümkün değildir. Türk halkı da, gerçek dışı başarı öyküleriyle aldatılamayacağını yakında kanıtlayacaktır.

Şimdi size ülkemizin ekonomik durumu hakkında bilgiler vermek isterim. Vatandaşımız maalesef aç durumda ve sorumluları, nedenleri belli iken hiçbir önlem alınamamaktadır. Pazarları geziyorsunuz ve vatandaşın ne durumda olduğunu görüyorsunuz. Köylü ürünlerini satamıyor, vatandaş yiyecek alamıyor. Ülkenin %24’ün günde 4 dolardan az kazanıyor ve 985 bin kişi açlık sınırında yaşıyor.

Biz zengin bir ülkeyiz ama bunun henüz farkında değiliz. Kötü bir yönetim olduğu için kaynakları doğru kullanamıyoruz. Zengin bir ülkenin fakir çocuklarıyız. Bunun sorumluları bellidir. Bunun nedeni kötü yönetimdir. Üstelik bunun farkında olan tek biz değiliz. Yabancılar da bunun farkında.

İşte size bir örnek: İstanbul Ticaret Odasının düzenlediği bir toplantıda, Dünya Bankasının Türkiye Direktörü Andrew Vorkink bakın neler diyor:

“Türkiye okul öncesi eğitimde % 20’lik oranla Fas ve Endonezya gibi ülkelerin bile gerisinde kalmıştır. Bu oran AB ülkelerinde % 80’dir diyor.

Başka ne diyor? Orta öğretimde Türkiye son 5 yılda % 1 ilerleme kaydetmiştir. AB’yi yakalamak için 15-20 yıla ihtiyacı vardır diyor. Doğu illerinizde özellikle kız öğrencilerin okullaşmaya katılımı düşük düzeydedir diyor. Okul sistemi bir avuç öğrenciyi iyi eğitiyor ama çoğunluğu başarısız kılıyor diyor.

Ne meslek okulları iş piyasası ile ilgili hedeflerini ne de genel orta öğretim kurumları eğitim hedeflerini gerçekleştirebiliyor diyor. ÖSS’ye ilk kez girenlerin çok az bir bölümünün üniversiteye girebildiğini söylüyor. ÖSS’nin demode bir sistemin aracı olduğunu söylüyor. Onun yerine yeni bir sistem kurulmalı diyor.

Her yıl dershanelere ayrılan para devletin eğitime ayırdığı para kadardır diyor. Bu paralar ÖSS’ye hazırlanmak için değil, eğitim düzeyini yükseltmek için harcanmalıdır diyor. İmam Hatip liseleri konusu asıl konulara odaklanmayı engelliyor, asıl hedef eğitimde kalite, eşitlik ve iyileştirme olmalıdır diyor.

İşte açık konuşan, gerçek düşüncelerini dile getiren yabancılar bunları söylüyor. Hükümetin eğitim alanında da başka alanlarda da başarısızlığını sağır sultan bile duymuştur ama Hükümetin hala aklı havada, “samanyolu” şarkısının eşliğinde gönlünü avutuyor ve milleti uyutmaya çalışıyor.

Hiç merak etmeyin, yabancıların gördüğü bu eksiklikleri ve yanlışlıkları Türk halkı çoktan görmüştür ve ilk seçimde bu beceriksizliklerin sorumlusu olan iktidarı sandığa gömecektir.


Bu belge Konferanslar, Konuşmalar arşivinde bulunmaktadır.