Bandırma TV – Türkiye-AB İlişkileri, Türkiye’nin Ortadoğu Politikası, Mayınların Temizlenmesi ve AKP Politikaları Hakkında

CHP GENEL BAŞKAN YARDIMCISI ONUR ÖYMEN’İN  BANDIRMA TELEVİZYONU’NA VERDİĞİ MÜLAKAT
3 MART 2006

 

Spiker: Türkiye, AB’ye girme çabası içerisinde;  sizin bakış açınızla AB nasıl bir birliktir?

Onur ÖYMEN: AB aslında belki de dünyada benzeri olmayan önemli bir uluslar arası  birliktir. Üye ülkeler aralarında fiilen sınırları kaldırmışlardır. Üye ülkeler aynı zamanda malların, insanların, sermayenin, hizmetlerin serbestçe dolaşımını kabul etmişlerdir. Bir ülkede üretilen bir mal başka bir ülkede üretilmiş sayılıyor. Böylelikle çok büyük bir ekonomik güç haline geldi. Daha sonra da buna bir siyasi boyut kazandırmışlar. Son olarak da bir savunma boyutu ekleyerek, AB’ni dünyada söz sahibi bir örgüt haline getirmişler.

1963 yılında Türkiye’yi tam üyeliğe götürecek bir ortaklık anlaşması imzalamışlar. O anlaşmada çok açık bir şekilde 28. maddesinde hedefin Türkiye’nin tam üyeliği olduğu söyleniyor. O günden bu güne dek kimse bu temel hedefi tartışmamış. İlk defa Türkiye’nin tam üyeliği gündeme  gelince, 1-2 yıldan beri, Avrupa’da bazı siyasi partiler, bazı politikacılar, bazı ülkeler Türkiye’ye tam üyelik vermeyelim de özel statü verelim gibi bir arayış içine girdiler. CHP olarak bu konuda ki görüşlerimizi bir kitap halinde topladık. Başlığı şu: ‘’Tam Üyeliğe Evet, Özel Statüye Hayır.’’ Biz bu tezi savunuyoruz, Hükümet de bu tezi savunuyor görünüyor. Fakat Hükümet’in kabul ettiği maalesef bazı AB belgeleri Türkiye’yi tam üyelikten çok tam üyeliğin altında 2.sınıf bir köprüye götürecek bir nitelik taşıyor. Biz bundan endişe duyuyoruz. 2004 yılının sonunda kabul edilen AB zirvesinden bu yana Türk insanlarının Avrupa’da serbest dolaşım hakkını sürekli kısıtlayabilecek gelişmeler var. Tarım yönünde çiftçilerin haklarını sürekli kısıtlayabilecek gelişmeler var. Türkiye’nin geri kalmış bölgelerinin kalkındırılması programları için AB’den destek sağlama imkanını kaldırabileceklerini söylüyorlar. Bunları alt alta yazdığınız zaman çıkan tablo tam üyeliğe gidilecek bir tablo değil. Kıbrıs için çok talepleri var. Türkiye’nin şimdiye kadar Milli bir Dava olarak gördüğü Kıbrıs Meselesinde büyük tavizler veriliyor. Bütün ülkelerin uyduğu kurallar neyse biz ona uyarız. Ama Türkiye’ye özel kısıtlamalar getirmeye kalkarsanız biz ona karşı çıkarız.

Spiker: AB’nin belirli kriterleri var. Bizim kültürel alt yapımız AB ‘ye uygun değil. Kan davaları vb.  Kültürel açıdan alt yapıyı hazırlayıp girmek mi daha doğru olur sizce?

Onur ÖYMEN: Türkiye AB’ye girecekse önce kendine güvenecek. Yani özgüveni olacak kendine. AB’yi hak ettiğini düşünecek. Türkiye hak ettiğini düşündüğü için 1987 yılında üyelik başvurusunda bulunmuş. Türkiye’nin üyeliğini istemeyen kesimler var. Bir kısmı Türk işçilerinin serbest dolaşımından rahatsız, bir kısmı ekonomik rekabet gücünden rahatsızlık duyuyor. Bunlar Türkiye’nin üyeliğini geciktirmek için boyuna bize mazeretler öne sürüyorlar. Sürekli Türkiye’yi aşağılık kompleksine sokacaklar. Bir ülkenin üyeliği için objektif verilere bakmak lazım. Baktığınız zaman  neyi görüyorsunuz? Türkiye bugün dünyanın en gelişmiş ekonomiye sahip 17 ülkesinden birisi. AB ülkeleri arasında 6. sırada yer alıyor. Kişi başına gelir düşüktür, doğru ama bunun önemli bir sebebi; bizde kayıt dışı ekonomi çok fazladır. Türkiye’nin pek çok sorunu var, doğrudur. Ama başka ülkelerin de sorunları var. Şunu unutmayalım, diğer ülkeler üye oldukları zaman tek onların kişi başına gelir düzeyi Türkiye’nin bugünkü düzeyinin altındaydı. Onları o zaman üye yaptınız. Gelecek yıl üye olacak Romanya’nın, kişi başına gelir düzeyi bizden farklı değil. Türkiye Avrupa’nın demokrasisi en eski ülkelerinden biri. O bakımdan komplekse kapılmamak lazım. Bütün mesele bunların bir bahane olarak kullanılmasına izin vermemek. Her gün yeni bir gündemle çıkıyorlar karşımıza. Töre cinayetleri çıktı şimdi de. Buna benzer bir şey Korsika’da oldu. Korsika’nın kan davaları meşhurdur. Hiç kimse “Fransa üye olamaz çünkü Korsika’da kan davasız var” demedi. Güney İtalya’da ve başka ülkeler de buna benzer şeyler var. Biz bugün üye olsak AB’den 11.5 Milyar Avro para harcaması lazım. Yeni üye almak ne demek? Mevcut üyelerin payından keserek yeni üyeye katkıda bulunmak. Hele yeni üye Türkiye gibi büyük bir ülke ise başkalarının payından büyük bir kesinti olacak ki Türkiye’ye verecek bir paranız olsun. Onun için diyorlar ki “Türkiye ile ilgili bugünkü bütçe ile Türkiye’yi yönetemeyiz.” Bütçeyi fazla büyütmeyecekler belli ama bütçenin yeniden yapılandırılmasına gidecekler, Türkiye’ye de bugün üye olsa alacağı parayı vermeyecekler. Bizim kusurumuzdan, 10-15 sene geciktirmeleri mümkün değil. Bulgaristan, Romanya üye olur bizden neleri  ileridir? Bir çok açıdan Türkiye Romanya’dan fersah fersah ileridir. Onları niçin üye yapıyorsunuz çünkü onların maliyeti az. Hiç mi kusurumuz yok? Var tabii insan hakları alanında da, başka alanlarda da var. Ama yarın sabah üye olmuyoruz ki, daha bizim üyeliğe kadar zamanımız vardır. Bütün mesele şu, Türkiye’ye karşın oynan oyunlara çok dikkat etmek lazım. O oyunların havasına kapılmamak lazım.

Spiker: Yöneticilerimizin bugüne kadar dış dünyadaki ilişkilerinde geri planda durmaları da  eziklik hissetmemizden özgüven eksikliği kaynaklanmıyor mu?

Onur ÖYMEN: Mesele nedir? Kötü yönetimdir. İnsan gelişimi endeksinde Dünyada 95. sırada geliyoruz. 94 ülkenin insanı Türkiye’den daha iyi yaşıyor. Niçin? Hani bu kadar zengindik. İnsanlar fakir, 1 milyon insanımız gece yatağa aç giriyor. Yani devletin resmi rakamları bu. Bunu sebebi kötü yönetimdir. AKP iktidara geldiği andan itibaren 100 milyar Dolar arttı borçlarımız. Türkiye iyi yönetilse böyle mi olur? Borcu ödemek için yine borç alıyorsunuz. Yatırıma ayıracağınız parayı borç ödemeye ayıracaksınız. Ama akıllı bir yönetim, ülkenin çıkarlarını düşünen bir yönetim olduğu zaman göreceksiniz ki bu sıkıntıların büyük kısmını kısa sürede halletmek mümkündür. Bizim millet olarak ne eksikliğimiz var? Bizi önemli kılan birçok özelliğimiz ve unsur var. Niçin böyle bir aşağılık duygusuna kapılalım?

Spiker:  Hükümet’in olayları gevşeklendirici bir yapısı mı var efendim?

Onur ÖYMEN:  İşin esasını konuşmak lazım. AB bir değerler birliğidir. AB’ye girecekseniz AB’nin değerlerini benimseyeceksiniz. Nedir o değerler? Demokrasi, insan hakları, laiklik. Din çok kutsal bir kavramdır, Allah ile kul arasındadır dini siyasete hiçbir şekilde karıştırmamak lazım. Bir tek hafta geçmiyor ki Sayın Başbakan ve ilgili Bakanlar din faktörünü siyasetin içine karıştırmasın. Hükümet’in en büyük hedefi Üniversiteye türbanlı kızların girişini mümkün kılmak için mahkeme kararlarını bertaraf etmek. Zannettiler ki AİHM bu konuda bir karar alacak. Ne oldu? Tam tersi oldu. Halka söz vermişler. Üniversiteye türbanlı kızların girmesinin yasaklanması AİH Sözleşmesine aykırıdır. Mahkeme tam tersi bir karar verdi “hayır” dedi “aykırı değil doğrudur.” İlk defa olarak bir Hükümet bir uluslararası mahkemenin kendi lehine verdiği bir karardan üzüntü duyuyor. Bu akla aykırıdır. Bu gerçekten çok hüzün verici bir tablodur. Avrupa’dan özgürlük adı altında Türkiye’yi adım adım bir İslam ülkesi haline getirmek istiyorlardı. Şimdi bu olmayınca Avrupa’ya karşı soğudular. Hiç bir konuda gayret içinde görünmüyorlar oluruna bırakmış gibiler. Başka konularla uğraşıyorlar sanki bu iş onların gündeminden çıkmış gibi. Kıbrıs konusunda AB boyuna  baskı yapıyor. Bunlar zannettiler ki Kofi Annan planını kabul ederse Türk tarafı Kıbrıs’ta hiç kimse bize baskı yapmayacak herkes Rumlara baskı yapacak. Tam tersi oldu.

Spiker: Biz ne bekliyorduk? AB Rum tarafını cezalandıracak ambargolar kalkacak vb. beklediğimiz gibi gelişmedi neden peki?

Onur ÖYMEN: Bizim için sürpriz olmadı. Çünkü biz tüm bunları tahmin ettik ve söyledik. Meclis’te de, başka yerlerde de söyledik. Hükümet çok tecrübesiz bir hükümet yeni kurulmuş bir parti, iktidara geçiyor ve arkasında siyasi bir tecrübe yok. Parlamenter tecrübe yok, devlet tecrübesi yok. Sayın Başbakan’ın bütün tecrübesi Belediye Başkanlığı’dır. Kıbrıs konusunda aşırı bir iyimserlik içine girdiler. Kamuoyuna açıkladılar  “çözümsüzlük çözüm değildir.” Bu ne demektir? Bundan başka söyleyen devlet duydunuz mu dünyada? Her ülkenin çok çeşitli sorunları var Yunanistan’ın da var, bir Yunanlı politikacı bugüne kadar “çözümsüzlük çözüm değildir” dedi mi? Demedi. Niye? Çünkü her ülke çözüm olsun diye yola çıkmaz. Ülkesinin menfaatine yönelik bir çözüm olsun diye yola çıkar. Biz de Kıbrıs’ta böyle bir çözüm olsun istiyoruz. Bundan daha doğal bir şey olamaz.

Spiker: Kıbrıs’ta Sayın Talat’a bakıyoruz;  Sayın Denktaş gibi konuşmaya başladı, neden?

Onur ÖYMEN: Orada yapılan hata şuydu: Aşırı bir iyimserliğe kapıldı Türk Hükümeti ve Kıbrıslı basın. Zannettiler ki biz tavizkar bir politika izlersek, geçmiş Hükümetlerin bütün yaptıklarını reddedersek tüm dünya bizi destekleyecek. Açıkça Sayın Başbakan dedi ki “biz evet dersek Annan planına, Rum da hayır derse dünya KKTC’yi tanıyacak ve ambargolar kalkacak.” Şimdi Türkler evet dedi, Rumlar hayır dedi. Bu plan tüm kazanımlarımızı kaybettiriyordu. Ne oldu? Rumları mükafatlandırdılar, AB’ye üye yaptılar. Şimdi bu büyük bir haksızlık. Sayın Dışişleri Bakanı diyor ki “hayal kırıklığına uğradık.” Niye hayal kırıklığına uğruyorsunuz? Siz halka zaferdir dediniz. Dün Meclis’te bir televizyon programına katıldım AKP’li bir milletvekili diyor ki “Kıbrıs’ta bizim politikamız zafer kazanmıştır.’’Aynı gün Dışişleri Bakanı da “hayal kırıklığına uğradık” diyor. Sayın Gül’ün yarattığı bu iyimser hava bir anda kaybolmuştur, ve gül sönmüştür.

Maalesef Türkiye kendini zayıf ve güçsüz bir ülke olarak gösteriyor. Hakkını koruyan, ne istediğini bilen bir ülke olarak görünmüyor Avrupa’da. Bize diyorlar ki mesela  “azınlıklar konusunda şunu şunu yapın. Kürtleri, Alevileri azınlık yapın.” Fransa Avrupa’nın en büyük ülkelerinden biri. Fransa azınlık kavramını reddediyor. “Biz de azınlık falan yoktur, herkes Fransız’dır” diyor. Korsikalılar, vs. kim varsa hepsi Fransız diyor. Yunanistan’da  azınlık konusu o kadar acı ki; Türk azınlığın Türk sözünü kullanmasına izin vermiyorlar. İçinde Türk kelimesi geçti diye Türk azınlığın derneklerini kapattılar. Siz ne yapacaksınız? Kendi üye ülkelerinizin durumuna bakın bir de bizden istediklerine bakın. Başka ülkeler hangi kurallara uyuyorsa, hepsinin uyguladığı kural neyse biz de uyarız. Avrupa’yı da fazla idealleştirmemek lazım. Son çıkan karikatür krizine bakın. Adamlar Müslüman dinine hakaret ediyor  ve bunu suçlamayıp mahkemeye dahi vermiyorlar. Bakıyorsunuz Danimarka yasalarına göre dine saygısızlık göstermek suç. Danimarka radyosuna mülakat verdim onlara anlattım. Dedim ki “kanunlarınızı uygulayın, bakın Danimarka ceza yasası 140. maddesi bunu öngörüyor, böyle bir ceza öngörüyor .Fakat 1938 den beri bu kanunu uygulamıyorsunuz.” Sayın Başbakan İspanya Başbakanı ile birlikte bir makale yazmış, işte medeniyetler çatışması olmasın da medeniyetler uzlaşması olsun diye. Bunlar güzel. Biz Avrupa’dan daha ileriyiz bu konuda. Türkiye yasalarında bütün dinlere saldırı suçtur. Ama Avrupa ülkelerinin bazılarında suçtur, bazılarında değildir. Bazlılarında suç olsa dahi uygulanmaz. Avrupa nasıl bir çok konuda yasalarını ahenkleştiriyorsa, uyumlaştırıyorsa, bu konuda da yapmak lazım. Hükümet bunlardan hiç birisini söylemiyor. Avrupa’da tüm dinlere yapılan saldırı suç olsun diye bir ortak yasal düzenleme yapın desek biz yanlış bir iş mi söylemiş oluruz. Bunu niye söylemiyorsunuz? O kadar makale yazıyorsunuz, içine neden bir cümle de bunun için yazmıyorsunuz. Medeniyetler uzlaşsın, medeniyetler bilmem ne yapsın diyorsunuz, özür dileyin diyemiyorsunuz. Tüm bunlar şunu gösteriyor; dış politika ciddi bir iştir, kendi ülkenizin gücüne ağırlığına önce siz inanacaksınız. Ortadoğu’da aynı şey var. Ortadoğu da kan gölüne döndü. İran’da yarın ne olacağı belli değil. Bu kadar ciddi bir sıkıntıyı yaşayan bir bölgeye karşı Türkiye hiç etkinliğini koyamıyor.

Spiker: Ortadoğu’da ne oluyor peki efendim? Oradaki durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Onur ÖYMEN: Türkiye Ortadoğu’da en güçlü ülkedir. Tek NATO ülkesidir. Bu bölgede Türkiye’nin çok büyük ağırlığının olması lazım. O halklarla, o ülkelerin insanları ile yüzyıllardan beri birlikte yaşıyoruz. Mesela, K.Irak’ta bir terör örgütü, binlerce insan en azından 5 000 insan, orada suikastlar düzenliyor ve siz hiçbir şey yapamıyorsunuz. Diplomaside böyle şey olmaz. Dünya tarihinde hiç olmayan bir şey oluyor, bir Başbakan yurt dışına ziyaret yaparken, kendi ülkesinin Cumhurbaşkanı onun hiçbir yetkisi yoktur diyor.

Aynı şekilde Hamas’ı davet ettiniz. 6 Şubat tarihli AB açıklaması var diyor ki “Türkiye listede yer alan örgütleri terör örgütü olarak kabul etmiştir.” Bakıyorsunuz 17. sırada Hamas, 23. sırada PKK. Hükümet Hamas’ı resmen terör örgütü olarak kabul etmiş. Siz onları 8 gün sonra o örgütü Türkiye’ye davet edip Dışişleri Bakanı düzeyinde masaya oturuyorsunuz. Çağırdığınız adam da kırmızı bültenle aranıyor.
                                                                                                                           
Şimdi kalkıp ta bu Hükümet dış politika da başarılıdır diyebilir miyiz? Diyemeyiz. Ekonomide aynı şekilde bakarsanız Başbakandan verilen umutlar, her konuda çok başarılı olmuş Hükümet. Halka bakıyorsunuz Halk fakirlik içinde. 1 milyon insan açlık sınırının altında yaşıyor ve gece yatağına aç giriyor. Sonra diyor ki Başbakan “Türkiye’den daha başarılı ülke yok” .Vallahi bravo. Halka gerçekleri doğru anlatmak lazım. Maalesef Hükümet başarılı olamamıştır. Olsa ne diyeceğiz? Şunu diyeceğiz “şu Hükümet başarılı oldu. Fakat biz olsak daha iyisini yapardık” diyeceğiz. Ama şu işte başarılı olmuştur diyemiyoruz. İşte işsizlik ortada, ekonomi ortada. Bu iktidar zamanında 105 milyar Dolar ilave borç yaptık. Her yıl cari açık ve dış ticaret açığı çıkar. Dış ticaret açığımız 43 milyar Dolar, cari açığımız 23 milyar Dolar. Bu açığı örtmek için sıcak paraya başvuruyorsunuz. Türkiye’de geçenlerde açıklandı, 63.8 milyar Dolar sıcak para var. Bütün paralar borsaya geliyor.Yarın eğer giderse bu para borsada sistem çökecek. Borsaya giren hisse senetlerinin % 65’i yabancılarının elindedir. Bu adam bu parayı çekerse sistem çöker. Geçmişte de böyle borsayı yükselttiler, bir anda satışa geçince borsa çökü verdi.

Şimdi özetle, açlık, işsizlik, gelir dağılımı bozukluğu ortada. Bakın Kocaeli’nde kişi başı milli gelir 16 000 Dolar, Balıkesir’de 6000 Dolar. Niçin? Burada yaşayan vatandaşın ne kusuru var, vatandaş mı kabahatli? Değil.Gelir dağılımındaki adaletsizlik.

Spiker: Bu geçtiğimiz günlerde mayınların temizlenmesine yönelik bir karar alındı. Bu konuda ki değerlendirmeleriniz almak isteriz.

Onur ÖYMEN: Bu konu Türkiye’nin gündeminin en önemli konularından biri. İşin esası şu: güvenlik ve kaçakçılığı önlemek maksadı ile Türkiye 50 yılı aşkın zamandan beri o bölgeyi mayınlamış. Hükümet diyor ki “o mayınları kaldırıp tarıma açalım, o bölgede ki topraksız köylüye verip o bölgeyi değerlendirelim.” Çok güzel. Burası çok geniş bir alan. 2 Kıbrıs adası büyüklüğünde bir bölge. Bundan önceki Hükümet döneminde bu iş görüşülmüş en yüksek düzeyde ve Genelkurmay burası için “bazı malzeme, teçhizat almamız lazım, bunun da bedeli 35 Milyon Dolar’dır” demiş. Geçen gün Meclis’te bu konuyu Milli Savunma Bakanımıza sorduk, kendisi diyor ki  “askerler baktılar bu işin riskli olduğunu görünce bu işten vazgeçtiler. Biz de Milli Savunma Bakanlığı olarak bu işi yapacaktık ama baktık ki bunu yürütecek teknik bilgi yok. Bize çok masraflı olacak diye Maliye’ye havale ettik. Maliye Bakanlığı da baktı onlarda da para yok bunu yapacak, bunun için en iyisi yap-işlet-devret formülü ile yapmaya karar verdik.” Yapılacak iş şu, 3 yıl içinde bu mayınları temizleyecek firmalar biz de buna karşılık 49 yıllığına, neredeyse yarım asır, 49 yıllığına bu arazinin işletme hakkını kazanan firmalara vereceğiz. Ne kadar vahim bir iştir. Burası vatan toprağıdır, sınır bölgesidir. 2 Kıbrıs büyüklüğünde bir vatan toprağını siz yarım yüzyıllığına yabancılara teslim edeceksiniz. Yabancılar sırf mayını biz temizledik diye yarım yüzyıl o bölgeyi işleyecekler. Üstelik oranın yakınlarında petrol var. Şimdi bunu bile bile altında petrol olan bir araziyi yarım yüzyıllığına kullanma hakkından vazgeçiyorsunuz. Bu memleket bu kadar aciz olamaz. Bu memleketin bu kadar sorumsuzca idare edilmesine göz yumamayız. Hiçbir subayın ağzından biz bugüne kadar “bu görev yüklüdür ben bu görevi yapamam” diye bir söz duymadım. Bu muhtemelen doğru değildir. Sırf bu işi yabancılara vermek için icat edilmiş bir gerekçedir, bir bahanedir.

Spiker: Son günlerde  Sayın Çömez’in Unakıtan’a yönelik bir mektup yazdığını biliyoruz. Bu mektubu siz nasıl değerlendiriyorsunuz?

Onur ÖYMEN: Kısaca söyleyebilirim; Sayın Çömez bir çömez olmadığını kanıtlamıştır. Kişilikli bir tavır sergilemiştir, kendisini kutluyoruz. AKP Meclis Grubu içerisinde ülke menfaatini düşünen çok dürüst insanların olduğunu biliyoruz. Sayın Çömez’in ve arkadaşlarının söyledikleri doğrudur, partileri yanlıştır. Başka bir ülkede bu iddiaların onda biri olsa o Bakan bir gün kalamaz görevde. Hemen istifa eder. Türkiye gibi bir çağdaş demokratik bir ülkede böyle bir olay yaşanamaz. Sayın Başbakan’ın buna sahip çıkmaya kalkması, çok şaşırtıcıdır. Bütün bu iddialar hayal mahsulü müdür?

Bakın T.C. çok partili rejime geçtiğinden bu yana 4 yıl dan daha uzun sürmüş bir Hükümet yoktur. 4 yıldan uzun sürmüş bir seçim dönemi yoktur. Avrupa’da da yok bu. İşin tuhafı şu: AKP şimdi bir anayasa taslağı hazırladı orada da 4 yıl öneriyor. Peki niye ısrar ediyorsunuz illa ki 5. yılda yapacağız diye. “Efendim anayasa da öyle yazıyormuş” Anayasa kurulduğundan bugüne dek Türkiye’de hiçbir zaman 5 yılda bir seçim olmamış. Halktan neden çekiniyorsunuz? Halktan neden güven tazelemiyorsunuz? Şunun için yapmıyorlar: İstiyorlar ki gelecek yıl yapılacak olan Cumhurbaşkanlığı seçimini bu parlamento seçsin. Halka % 34’ünün oyunu almışsınız, halkın tamamını temsil edecek Cumhurbaşkanını biz seçelim diyorsunuz. İstiyorsunuz ki; 7 seneliğine devletin en önemli makamını biz işgal edelim. Neye dayanarak? Halkın % 34’ünün oyuna dayanarak. Biz de diyoruz ki “yeni parlamento seçilsin ve o parlamento da uzlaşma ile halkın çoğunluğunun benimseyeceği bir Cumhurbaşkanı seçilsin.” Aynen bugünkü Sayın Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in seçilmesi gibi . Büyük bir uzlaşma ile seçildi. Halkın büyük desteğini sağladı.

Spiker: Yeni başkanlık düşüncesi var mı?

Onur ÖYMEN: AKP’nin hazırladığı anayasa taslağında ve daha önceki önerilerinde bunlar falan da var. İşin bir gerçeği var; Cumhurbaşkanlığı koltuğu Atatürk’ün koltuğudur. O koltuğa oturacak insanların Atatürk’ün ilkelerini, çağdaşlık düşüncesini, dünya görüşünü benimsemelidir. Atatürk’ün dünya görüşünü benimsemeyen insanların o koltuğa oturmasını Türk Milleti hazmedemez. Siz bu görüşlere karşı bayrak açacaksınız sonra Atatürk’ün koltuğuna oturacaksınız. Bu olmaz.


Bu belge Görsel Basın arşivinde bulunmaktadır.