Onur Öymen’in Kozyatağı Kültür Merkezinde Kemalizm ve Sosyal Demokrasi konulu Panelde Yaptığı Konuşma – 8 Temmuz 2012

Sayın Başkan, çok değerli konuklar, değerli arkadaşlar, önce nazik davetiniz için içtenlikle teşekkür ediyorum

Bu Kemalizm ve Sosyalizm tartışması Türkiye’de çok güncel. Böyle bir konuyu seçmeniz bence isabetli olmuş. Yalnız Türkiye’de değil Avrupa’da da çok tartışılıyor bu konu. Geçen Pazar günü The New York Times’ın Pazar ilavesini okuyacak olursanız orada da sosyalizmle ilgili pek çok eleştiri bulursunuz. Avrupalılar da Sosyalizmde neredeyiz gibi laflar söylüyorlar. Sosyalizme öncülük yapmış bazı kişiler de Sosyalizmin bugün içinde bulunduğu noktayı eleştiriyorlar. Buna birazdan değineceğiz. İsterseniz önce Kemalizm’den bahsedelim.

Son zamanlarda televizyonlarda görüyorsunuz, bazıları sabahtan akşama kadar Atatürk’ü, Atatürkçülüğü, Kemalizm’i, İsmet İnönü’yü batırmak için, küçültmek için kendi akıllarınca ne gerekirse söylüyorlar. Tesadüf bu ya bu gibi tartışma programlarına hep onlar çağırılıyor. Ben birkaç defa onların çağırıldığı programlara katıldım, bir tek biz katılıyoruz karşımızda 3-4 tane Atatürk düşmanı, Kemalizm düşmanı. Şimdi arkadaşlar şu soruyu sormamız lazım. Bunlar Kemalizm’den niçin bu kadar rahatsız oluyorlar? Bu sorunun cevabını alamazsak diğer bütün tartışmalarımız havada kalır. Belli ki kafalarında Atatürk’ün kurduğu cumhuriyeti yıkmak var. Onu yıkacaksınız, kendinize göre yeni bir ikinci cumhuriyet kuracaksınız. Hedefleri bu.

Dünya tarihinde bir demokratik cumhuriyeti yıkarak daha demokratik, daha özgürlükçü, daha liberal bir cumhuriyet kuran ülke hangisidir? Ne zaman bir demokratik cumhuriyet yıkılmışsa yerine otoriter, baskıcı bir rejim gelmiştir. Fransa’da, Almanya’da, İspanya’da böyle olmuştur, birçok ülkede böyle olmuştur. O bakımdan Kemalizm’e saldırarak, Atatürkçülüğe saldırarak, bu cumhuriyeti yıkmak isteyenlerin, yeni anayasa ile hukuk elbisesi de giydirerek yapmak istedikleri daha liberal, daha demokratik bir cumhuriyet kurmak değildir. Bunu çok iyi bilmemiz lazım.

Kemalizm’den kimler neden rahatsızdır? Bakın size bir şey söylesem şaşıracaksınız. Türkiye’de alıştık, çok duyduk da bunları, yabancı ülkelerde duyunca şaşırdık. Biz parlamento heyeti ile Berlin’e gittik bir süre önce, bizim partiden arkadaşlar da var, AKP’liler de var. Alman parlamentosunun dışişleri komisyonunda konuşuyoruz. Alman Sosyal Demokrat Partisinin Türkiye’den sorumlu üyesi herkesin içinde aynen şunu söyledi, CHP Kemalizm’den uzaklaşmadan Avrupalı olamaz! Lafa bakın. Zihniyet bu. Peki niçin rahatsızlar Kemalizm’den, nesinden rahatsızlar?

Kemalizm’in en önemli unsurlarından biri tam bağımsızlıktır. Tam bağımsızlıktan rahatsızlar. Çünkü pek çok konuda Türkiye’nin konumunda olan ülkelerin kendi çıkarları doğrultusundaki politikaları onları rahatsız ediyor. Mesela Almanya’da Sosyal Demokratlarla Hristiyan Demokratlar arasında Kıbrıs konusunda bir fark var mıdır? Yoktur. İngiltere’de Muhafazakar Parti ile İşçi Partisinin Kıbrıs konusunda farkı var mıdır? Yoktur. Peki Ermeni konusunda Fransız Sosyalist Partisi ile Fransız Muhafazakarlarının Ermeni politikasında en küçük bir fark var mıdır? Yoktur. Sayın Dışişleri Bakanımız Paris’e gitmiş, Fransa Dışişleri Bakanı Fabius ile görüşmüş çok sevinmiş, artık yeni  bir sayfa açıyoruz, Fransa vazgeçti bu Ermeni tezlerini desteklemekten, soykırımı suç sayan bir inkar yasası çıkartmaktan vazgeçtiler, biz de bunun üzerine Fransa’ya karşı uyguladığımız yaptırımları kaldırmaya karar verdik dedi.. Akşam televizyonları açıyorsunuz, Fransız cumhurbaşkanı Hollande, Ermeni Lobisi başkanı ile konuşmuş, demiş ki inanmayın bu laflara, ben daha önce söylediğim gibi bunun arkasındayım, ilk fırsatta Meclise, anayasa mahkemesinin iptal ettiği soykırımı inkar edeni cezalandıracak bir tasarı getireceğiz. Buyurun. Şimdi ne yapacaksınız?

Mülkiye’lileri Atatürk karşıtı gibi takdim etmeye çalışanlar var. Kimse kusura bakmasın, bizim gözümüzde Mülkiye gerçekten Atatürk’ün düşüncelerine en çok sahip çıkan kurumdur. Biz de eğitim gördüğümüz ilk yıllardan beri Atatürk’ e gönülden bağlıydım ama Kemalizm’e dair ne öğrendiysem Mülkiye’de öğrendim.

Diyorlar ki efendim Kemalizm diye bir şey yoktur. Zaten Atatürk döneminde de kimse Kemalizm’den bahsetmezdi, bu daha sonra bazılarının uydurduğu bir fikirdir, bir geçerliliği yoktur falan. Tarih 9 Mayıs 1935, CHP’nin dördüncü Kurultayı toplanıyor. Atatürk hayatta. Bakın ne diyor o Kurultay Kemalizm için, “Sadece birkaç yılı değil, geleceği de kapsayan projelerimizin ana hatları burada özetlenmiştir. Partimizin temelini oluşturan bütün bu ilkeler Kemalizm’e giden bir yoldur.” Buyurun. Özetle, Kemalizm Atatürk zamanında son derece revaçta olan, CHP kurultayının kararında yer alan bir kavramdır. Ayrıca gene Atatürk döneminde 1936 yılında Tekin Alp’ in yazdığı Kemalizm isimli çeşitli dillere çevrilmiş bir kitap var. Atatürk’ün düşüncesini, Kemalizm’i, bütün dünyaya çok açık bir şekilde anlatıyor. O kitabın önsözünü yazan Fransa eski meclis başkanlarından Edouard Herriot. Kemalizm için o kadar övücü şeyler söylüyor ki şaşarsınız. Atatürk’ün yaptıkları, Kemalist düşünce hakkında çok yüceltici şeyler yazmış.

Kemalizm nedir?, O zamanki İçişleri Bakanı Şükrü Kaya demiş ki bunu sağcı ya da solcu düşüncelere hapsetmek mümkün değil. Kemalizm’in içinde ne var? Kemalizm Marksizm’den mi kaynaklanıyor? Hayır. Sosyalizm ‘den mi? Hayır. Atatürk kendi dönemindeki ideolojilerle ilgili görüşlerini çok açık şekilde söylemiştir. Hiç kimse Atatürk komünist ya da faşist düşünceye sempati ile bakmıştır diyemez. Atatürk’ün hem Mussolini, hem Hitler, hem Stalin hakkında son derece ağır eleştirileri vardır. Sabiha Gökçen’in anılarını okursanız, Atatürk’ün ağzından orada bunlar hakkında ne düşündüğü açıkça belirtilmiştir. Ama şu da var,  Atatürk’ün gençliğinde Devlet Sosyalizminden bahsettiğini biliyoruz. kendi yazdığı hatıralarında da var. Kalkınma yöntemlerini araştırırken bunu da düşünmüş.

Ama daha sonra fikirlerini oluştururken aydınlarla tartışmış, şimdiki gibi sabah erken kalkan devlet adamının politika oluşturduğu bir dönem değil, o dönem. Atatürk bu konuları oluştururken, Kemalist düşünceyi ve devlet yönetimi ile ilgili düşünceyi oluştururken danışıyor, aydınlara danışıyor, halka danışıyor. Anadolu gezisi yapıyor, bütün illerde o ilin önce gelen insanları ile konuşuyor, ondan sonra fikirlerini oluşturuyor. O fikirlerde hep şunu görüyoruz, bizden önce başka partiler kuruldu ama bu partiler genellikle sınıf partileri, belirli bir sınıfın çıkarlarını gözetmek için kurulmuşlardı diyor. Bu Türkiye’de başarılı olamamış, başka yerlerde de başarılı olamamıştır, diyor. Üstelik Türkiye’de sınıf kavramı gelişmemiştir, işçi sınıfı oluşmamıştır, bir sanayileşme devrimi yaşamadık diyor. Sanayi işçilerimizin toplam sayısı 20.000. Kapitalist sınıf gelişmemiştir, Türkiye’de milyonerler, milyarderler yok, onun için 3-5 kuruşu olan insanı da kendimize düşman etmeyelim diyor. Hem esnafa, hem köylüye, hem yatırım yapacak insana, hepsine birden sahip çıkacak bir parti oluşturuyoruz, diyor. CHP onun için halkı partisidir. Diğer ideolojilere göre kurulan partilerden farkı budur. Ama bunu yaparken aynı zamanda belirli bir tercih de ortaya koyuyor. Halka sahip çıkacaksınız ama halkı hangi yönden eğitmeye çalışacaksınız?

Atatürk, CHP bir eğitim kurumudur, halkın eğitilmesi için önemli görevler üstlenmiştir diyor., CHP kimsesizlerin kimsesidir diyor. Belki bugünkü anlamda sosyal demokrasinin bundan daha iyi bir  tanımı yapılmamıştır. Yoksulların, güçsüzlerin haklarına sahip çıkacak, onları koruyacak bir parti. CHP’nin esas işlevi budur. Anlatıyor, işçileri de, köylüleri de koruyacağız diye. Balıkesir konuşmasında bütün bunlar var Atatürk’ün orada yaptığı konuşma son derece dikkat çekicidir.

O devirdeki sosyalizm düşüncesi bunlara uyuyor mu? O devirdeki Avrupa’da olan sosyalizm daha çok Marksizm’den kaynaklanıyor. Marksizm’de sınıf mücadelesi esastır. İşçi sınıfının diktatörlüğü, sınıflar arasında mücadele olacak. O zamanki sosyalist partiler bunları istiyor. Sosyal Demokrasinin daha yeni, daha çağdaş yoruma ulaşması çok daha sonra oluyor. Soğuk savaşın bittiği yılardan sonra Avrupa’da Sosyal Demokrasi yeni bazı fikirler oluşturuyor. Sınıf mücadelesini reddediyor, sınıf diktatörlüğünü reddediyor, bütün mülkiyet, üretim araçlarının devletin elinde olacağı fikrini reddediyor. Evvelce İngiliz İşçi Partisi’nin üyelik kartı üzerinde yazarmış, bütün üretim araçları devlete ait olacak diye. Şimdi sosyal demokrasinin dayandığı ilkeler şunlar: sosyal adalet olacak, eşitlik olacak toplumda, insanlar gelirlerine göre vergi ödeyecekler, geliri arttıkça daha çok vergi ödeyecek, kadın-erkek eşitliği olacak, özgürlük olacak, basın özgürlüğü olacak. Bütün bu fikirler dünyada oldukça yaygın bir kesime hitap eden düşüncelerdir. Pek çok insanın beklediği zaten budur. özgürlük olacak, insan hakları olacak, kadın-erkek eşitliği olacak, yargı bağımsızlığı olacak. Sosyal demokrasinin benimsedikleri büyük ölçüde bunlar. İsmet İnönü zamanında CHP ortanın solu politikasını benimsiyor. Sosyal demokrasiye İsmet İnönü’nün oğlu Erdal İnönü zamanında tam anlamıyla sahip çıkıyor. Ondan sonra Sosyalist Enternasyonal üyesi olunuyor.

Demokrasi varsa tartışma olacak, farklı fikirleri söyleyecek herkes. Herkesin aynı fikirleri savunduğu rejimlere demokrasi demiyorlar. Farklı görüşler çıkacak, halk hangisinin doğru olduğuna karar verecek. Şimdi değerli arkadaşlar, şu ana kadar söylediklerim işin teorik kısmıydı. Ama bizim burada tartışmamız gereken esas konu bu  değil. Sosyal demokratız diye ortaya çıkanlar, maalesef özellikle Avrupa ülkelerinde, pek çok konuda hiç de haklı olmayan, adil olmayan, özellikle Türkiye konusunda gerçekten bizim menfaatlerimize açıkça karşı olan, çifte standartları olan politikalar geliştirmişlerdir. Bizi rahatsız eden budur. Burada sosyal demokrasinin fikriyatına karşı çıkacağımıza, kendini sosyal demokrat sayıp da bizim ülkemize karşı son derece haksız suçlamalarda bulunanlara çatalım. İngiltere’nin Kıbrıs politikası 40 yıldan beri kaç defa iktidarın değişmiş olmasına rağmen aynı. Muhafazakarlar geldi, sonra İşçi Partisi, sonra yine Muhafazakarlar, yine İşçi Partisi, şimdi koalisyon var. bu partiler değişti ama politikalarında değişiklik oldu mu? Sosyal demokrat bir tek kişi çıkıp  biz Kıbrıslı Türklere haksızlık yapıyoruz dedi mi ? Onlara çok haksız seyahat ambargosu, ticaret ambargosu, spor ambargosu, kültür ambargosu uyguluyoruz, bunlar insan haklarına aykırıdır diyen bir kişi oldu mu?

Efendim Ermeni Politikası, soykırım iddiaları gibi, maalesef muhafazakar partilerin yanı sıra sosyal demokrat partilerin de benimsediği yaklaşımlar bütün bildiğimiz hukuk kurallarına, uluslararası sözleşmelere aykırıdır. Fransız sosyalist partisi bu konuda bir kere bile Türkiye’nin haklı olabileceğini söyledi mi? Bakın bugünkü cumhurbaşkanları, birkaç yıl önce Ermeni Taşnak partisi başkanıyla ile ortak açıklama  yaptı. Diyorlar ki Türkiye soykırım iddiasını kabul etmeden AB’ye giremez. Kim diyor? Sosyalist parti. Ermenilerin Fransa’daki seçimlerde çok etkisi var onun için kendilerini böyle konuşmaya mecbur hissediyorlar. Görüyorsunuz ki bazı hallerde sosyal demokrat partilerin, liderlerin politikalarının ne sosyal demokrasi adına ne demokrasi adına ne de ülkelerimiz arasındaki ilişkiler adına savunulacak bir tarafı yoktur.

Bakın size sosyal demokrat partilerin politikalarından olumlu örnek de vereceğim olumsuz da. Almanya’da 16 yıl üst üste Hristiyan Demokrat Parti iktidar oldu. Helmut Kohl Başbakandı. Bir kere bile, Türkiye şu şartları yerine getirirse biz de AB üyeliğinizi destekleriz demedi. Yerine Sosyal Demokrat Schröder geldi – Yeşillerle koalisyon yaptı. Almanya’nın politikası değişti ve Türkiye’nin AB üyeliğini destekleyen bir politika izlediler. Şimdi bunu olumlu bir haneye kaydedelim.

Olumsuz örnek de şu: Helmut Kohl’den önceki başbakanlardan biri Sosyal Demokrat Helmut Schmidt’di. 2000 yılında bir kitap yazdı. Kitapta Türkiye’nin AB üyeliğine inanılmayacak kadar sert bir şekilde karşı çıkıyor. Neler söylüyor. Türkiye’nin bir de Kürt sorunu var. I. Dünya Savaşı’nın galipleri maalesef 20 milyon Kürt’e kendi devletlerini kurma hakkı vermedi, diyor. Yani açıkça Sevr’i savunuyor. Doğru olan Türkiye  ile ortaklık ve işbirliği yapmaktır ama tam üyelik doğru değildir diyor sonunda da. AB üyeliğinde esas kararımızı Türk halkı vermelidir. Türkiye’nin dışlanması, Avrupa’dan

Şimdi işin bu tarafını bırakalım. Söyleyeceğimiz şu:  Kemalizm’e sahip çıkacağız. Hangi doğrultuda olursa olsun bazılarının Kemalizm’i yıkıp kendi otoriter din devletlerini kurmalarına izin vermeyeceğiz. İkincisi, Sosyal demokrasiden bahsederken sosyal demokrasi ile sosyal demokrat partilerin politikalarını birbirine karıştırmayacağız.

CHP’nin 2008 yılında yayınladığı bir program var 5 sayfasında sosyal demokrasiden bahsediyoruz, Sosyalist Enternasyonal’den bahsediyoruz. Buna o zamanki Kurultayda bir kişi itiraz etmedi. Oybirliği ile benimsenen bir programda sosyal demokrasi vardır, bu bizim parti politikamızdır, bundan da utanç duymuyoruz. Bazıları bundan hoşlanmayabilir, rahatsız olabilir ama bizim politikamız bu. Hepimizi bağlıyor bu program. Yarın program değişir o zaman ne yapacağımıza dair kararımızı veririz. Ama bugün sosyal demokrasi bizim parti programımızdır. Sosyal demokrasiyi suçlarken sosyal demokrat partilerin Türkiye aleyhindeki politikalarıyla bunu karıştırmamak lazım. Mülkiye’den bahsettik. Mülkiyeli hocalarımız bize her şeyden önce Atatürkçülüğü, Kemalizm’i öğrettiler. Sözü edilen hocalarımızın bir tanesinin ağzından ben Atatürk’e karşı bir söz duymadım. Benim şu son  9 yıllık milletvekilliğim süresince CHP adına konuşan genel başkanımız sayın Baykal’ın bir tek vesile ile Atatürk’e karşı veya onu küçümseyecek, incitecek bir tek sözü yoktur. Aynı şeyi diğer hocalarımız için de söylüyorum. Çünkü biz eğer aydın, çağdaş, Atatürkçü insanlar olarak birbirimizi yıpratmaya başlarsak bundan sadece Atatürk karşıtları yararlanır. Bize düşen tam dayanışma içinde olmaktır.

Görüş ayrılığı olmaz mı? Olur. Farklı görüşlere saygı göstereceğiz.  Türkiye’nin çıkış yolu Atatürkçülüktedir, Kemalizm’dedir. Efendim biz mademki sosyal demokratız, sosyal demokrat partilere hoş görünmeliyiz. Sosyalist Enternasyonal’e hoş görünmeliyiz, onun için Atatürkçülükten, Kemalizm’den, ülkemizin çıkarlarından fedakarlıkta bulunabiliriz. İşte bu yanlış. 2008 yılında Sosyalist Enternasyonal’in bir toplantısı oldu Cenevre’de. Gittik oraya Barzani ve Talabani de orada. Irak hükümetinin PKK’ya nasıl hoşgörü gösterdiğini, bu terör örgütünü nasıl himaye ettiğini, sınır dışı etmesi gerekirken bu örgüt mensuplarını etmediğini, onlara kolaylık gösterdiklerini söyledik, Barzani ve Talabani toplantıyı terk ettiler. Tahammül edemediler. Çünkü o sırada Talabani demişti ki bırakın teröristleri bir Kürt kedisini bile Türkiye’ye iade etmeyiz. Baykal konuşmasında o sözlere karşı kuvvetli tepki gösterdi. Bir süre sonra Sosyalist Enternasyonal Talabani’yi genel başkan yardımcılıklarından birine getirdi. Biz onun için CHP olarak Sosyalist Enternasyonal’le aramıza  mesafe koyduk. Yoksa kimse bizi dışladığı için değil, kimsenin haddine düşmemiş bizi orada dışlamak. Bizim ülkemize karşı böyle bir tavır izleyen bir insanı genel başkan yardımcısı yaparsanız bizim de tavrımız bu olur dedik.. Ondan sonra Atina’daki Sosyalist Enternasyonal’in Genel Kurul toplantısına katılmadık. Türkiye aleyhindeki bu haksız davranışlar nedeniyle gerektiğinde bazı Partilere de tavır koyduk. Bunu da yapacak cesaretiniz olacak. CHP’nin Sosyalist Enternasyonal’e üye olması veya sosyal demokrasiyi benimsemesi, sosyal demokrasi ile idare edilen partilerin dümen suyundan gideceğimiz anlamına hiç gelmiyor. ister Hristiyan Demokrat olsun, ister Sosyal Demokrat olsun kim Türkiye’ye haksızlık yapar, Türk milletini incitir, Türklere karşı çifte standart uygular biz onların karşısındayız. Birisi kalkıp derse ki bizden öncekiler sosyal demokrat partilerle iyi ilişkiler kuramadılar biz kuruyoruz, bizi çok seviyorlar derlerse bunu da sizin takdirinize bırakırız. En önemli hedef siyasette başkaları tarafından sevilmek değildir. Uluslararası ilişkilerde başkaları tarafından sevilmek rütbe değildir, en yüksek rütbe çetin ceviz demeleridir. İsmet Paşa’yı Lozan’da kimse sevmemiştir ama herkes saygı göstermiştir, çetin ceviz demiştir. Bize düşen birlik ve beraberlik içinde olmaktır. Özgür düşünceli bir ağaç gibi hür ama bir orman gibi kardeşçe mücadele edeceğiz.

Atatürk’te birleşelim çağrısından daha doğru bir çağrı olamaz. Bizim çimentomuz Atatürk’tür. Devletimizin temelinde bu yatıyor. Cumhuriyetimizi de şimdiye kadar yaşatan bu olmuştur. Bizim karşı çıktığımız, Atatürk’ün bu düşüncesini yıkmak isteyen insanlardır. O bakımdan Atatürkçülükte birleşmek en doğal çaredir. Sadece Atatürk’te birleşmek demekle olmuyor. Tam bağımsızlık ilkesinde de birleşiyor muyuz? Bazıları yabancıların dümen suyundan gitme politikasını izlerken siz Atatürkçülükte bunları birleştirebilecek misiniz? Bazıları savaş çağrıları yaparken, öbürleri de biz hükümet ne derse destekleriz derken Atatürk’ün çizgisinde nasıl birleştireceksiniz? Atatürk’te bir simge olarak birleşelim demek yetmez. Nasıl birleşileceğini de söyleyeceksiniz. Halka Atatürk’ü nasıl anlatacaksın? Bazıları kitap yazıyor Atatürk öyle değil asında böyledir diye, muhafazakar yazarlar yazıyorlar.

Şimdi biz, sosyal demokrasi fikrine düşman olarak daha fazla Atatürkçü olabilir miyiz? İsmet Paşa’dan itibaren CHP neredeyse 40 yıldır ortanın solu, daha sonra da sosyal demokrasi fikrini benimsemişken şimdi ortanın solunun benimsenmesi yanlış olmuştur, hiç bunlara sapmasaydı keşke CHP; sosyal adalet gibi kavramların üzerinde de durmasaydı, sadece Atatürk demekle yetinseydi mi diyeceğiz? Her partinin bir çizgisi vardır yoksa parti olamaz. Türkiye’de pek çok parti var halka hitap etmek istiyoruz diye. Sadece halkın tamamına hitap etmek yetmiyor, bu parti hangi ilkeleri savunuyor, fakirden yana mı, yoksuldan yana mı, gelir dağılımındaki bozukluğu mu anlatıyor, yoksa zenginden yana mı? Bunları sorgulamayacak mıyız?

AB konusunda insanların tüm düşüncelerine saygı gösteririm. Avrupa Parlamentolusunu siz biliyor musunuz? çeşitli gruplar var, bir tanesi de AB’ne karşı olan partiler grubu. Bunları demokraside doğal karşılayacaksınız. Şunu derseniz o zaman yanlış, efendim sizin Türkiye’nin AB üyeliğini desteklemeğe hakkınız yok. İsmet Paşa 1960 Ankara Antlaşmasını imzalayan kişidir. Hem onu yücelteceğiz hem de en temel tercihlerinden birini yerin  dibine batıracağız. AB üyeliği fikri oradan kaynaklanıyor. Tüm hükümetler onu benimsemiştir. AB’den şikayetimiz AB’nin temel ilkelerinden  değil. eşitliğe, özgürlüğe karşı değiliz. AB’nin Türkiye’ye yaptığı haksızlıkların, uyguladığı çifte standartların haddi hesabı yok. Onlara tepki gösteriyoruz. Ben 9 yıl Karma Parlamenterler komisyonunda başkan yardımcılığı yaptım. mücadele ettik. zannetmeyin ki onların dümen suyuna girdik. İmama kızıp oruç bozmayacaksınız.

Türkiye’nin bugünkü durumu maalesef ülkemizi yalnızca Kemalizm’den değil, demokrasiden de uzaklaştıran bir hal almıştır. Ne yapacaksak demokrasi içinde yapacağız. Eğer siz bazı siyasi partilerin, bu arada kendi partinizin yanlışlarını görüyorsanız bunu söylemekten çekinmeyeceksiniz. Kalkıp da bizim partimizden bir arkadaş Tekke ve Zaviyelerin kapatılması yanlış olmuştur açmak lazımdır derse susacak mıyız?

12 Eylül ile ilgili sorular soruldu. Hiç kimse demokrasi dışı çözümleri benimsemiyor. Askeri müdahale dönemleri, 27 Mayıs’ta öğrenciydik, askeri yönetimin bazı uygulamalarına karşı çıktık. 146 t öğretim üyemizi görevden aldılar. Buna biz tepki gösterdik. Bizim profesörlerimize hakaret edenler oldu tepki gösterdik. O bakımdan o devirden tepki göstermeye cesareti olmayanların şimdi kalkıp da bugünkü ortamda  eleştirilerde bulunmaları kolaydır. 27 Mayıs’tan 2 gün sonra ABD’liler yol haritası vermişler Cemal Gürsel’e. Amerikanın o günkü telgraflarının bazıları açıklandı.

Şimdi herkes darbelerden bahsediyor ama kimse dış boyutundan bahsetmiyor. 12 Eylül’de bizim çocuklar darbeyi yaptı diyenler kimdi? Bunları çok iyi bilmemiz lazım.

Teşekkür ederim.


Bu belge Belgeler arşivinde bulunmaktadır.