Son Eklenenler:
- Kıbrıs’ta beklenmedik gelişmeler – Onur Öymen – Cumhuriyet Gazetesi – 18 Nisan 2025
- SPUTNİK AJANSININ ADANA MUTABAKATIYLA İLGİLİ SORULARINA KARŞILIK VERDİĞİM MÜLAKAT 27 OCAK 2019
- ODA TV’DEN NURZAN AMURAN’A VERİLEN MÜLAKAT 27 EKİM 2019
- 3 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramının 99. yıldönümü Hakkında 25 NİSAN 2019
- CUMHURİYETTE “ ABD’NİN AMACI DEVLETÇİKLER OLUŞTURMAK” ADLI MÜLAKAT 24 AĞUSTOS 2019
- GAZETE DURUM’DAN BAHADIR SELİM DİLEK İLE MÜLAKAT “VETO HAKKINI SONUNA KADAR KULLANMALIYIZ 23 MAYIS 2022
- Cumhuriyet gazetesi Tuncay Mollaveisoğlu imzasıyla ve “Türkiye Geri Adım Atamaz” başlığıyla yayınlanan mülakat 22 TEMMUZ 2019
- ABD BAŞKANI TRUMP’IN AMERİKA’NIN 1987 TARİHLİ ORTA MENZİLLİ NÜKLEER SİLAHLAR ANTLAŞMASINI (INF) ASKIYA ALMA KARARIYLA İLGİLİ OLARAK SPUTNİK HABER AJANSINA VE BAŞKA YAYIN ORGANLARINA VERİLEN DEMEÇ 22 ŞUBAT 2019
- Türkiye’deki Demokrasi, İnsan Hakları, Basın Özgürlüğü ve Düşünce Özgürlüğü Alanlarındaki Eleştiriler Hakkında 21 KASIM 2019
- Erdoğan ve ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence görüşmesi ardından 18 EKİM 2019

CHP Bursa Milletvekili Onur Öymen’in Ulusal Kanal’a Verdiği Mülakat-30 Aralık 2010
CHP BURSA MİLLETVEKİLİ ONUR ÖYMEN’İN ULUSAL KANAL’A VERDİĞİ MÜLAKAT
30 ARALIK 2010
Evet, füze kalkanının ekonomik boyutu da önemli, bunu konuşuruz. Stratejik boyutu da çok önemli, siyasi boyutu çok önemli. İşin esası şu, bu bir Amerikan projesi idi vakti ile. Amerikalıların Rusya’ya karşı, o zaman Sovyetler Birliğine karşı düşündükleri bir proje idi. Projenin esası şu, iki tarafta da birbirlerini birkaç defa tahrip edecek kadar nükleer silah var ve bu nükleer silahları fırlatacak füze sistemleri var. Bu sistemlerin oluşturulduğu dehşet dengesine bir değişiklik getirilmeli diye düşünüldü. Diyelim ki Amerika füzelerini, nükleer silahlarını, nükleer başlıklarını Sovyetler Birliğine atarsa; Sovyetler Birliği de kendi başlıkları ile, geri kalan başlıkları ile Amerika’yı birkaç defa tahrip edecek kadar bir güç sahibi olmaya devam edecek. Bunu nasıl önleriz? Bu düşünce buradan çıktı. o zaman biz onların füzelerini havada imha ederiz. Yani bu bir anlamda füzesavar füze sistemidir. Böyle olduğu zaman karşı tarafın elindeki füzelerin fazla bir anlamı kalmıyor. Şimdi Soğuk Savaş döneminin stratejisiydi. Sovyetler Birliği, Varşova Paktı ortadan kalkınca, bu sistemin niteliği değişti. Şimdi bunu NATO’ya mal ettiler. Bir NATO sistemi kuralım. Nerede kuralım? Polonya ve Çek Cumhuriyeti’nde. Bu sistemin radarları Çek Cumhuriyeti’nde olsun, füzeleri Polonya’da olsun. Rusya buna müthiş tepki gösterdi. Biz hani Soğuk Savaşı bitirmiştik, bize karşı böyle tertipleriniz olmayacaktı, bu nereden çıktı? Amerikalılar dediler ki size yönelik değil bu. Kime yönelik? Nükleer silahları geliştirmekte olan İran’a yönelik. İran ve Kuzey Kore’ye yönelik. Burası çok önemli teknik açıdan. Çünkü demek ki; siz Çek Cumhuriyeti’ne koyacağınız radarlarla İran’daki füzeleri denetleyebilecektiniz ve İran’daki füzeler ateşlenince Polonya’daki füzelerinizle onları vurabilecektiniz. Teknik olarak demek ki bu mümkün. Yoksa Çek Cumhuriyeti’ndeki sistemleri, ben niye İran’a karşı kullanacağım diyebilirim? Mümkün mü bu? Bunun esas önemi nereden kaynaklanıyor? Şuradan kaynaklanıyor. İran’ın elindeki füzelerin menzili Çek Cumhuriyeti’ne ulaşmıyor. Türkiye’nin Bulgaristan ile Yunanistan ile sınırına kadar gelebiliyor. 2000 km’lik menzili var, 2500 en çok, ilavelerle, takviyelerle. O zaman siz bu sistemi illa kuracaksanız, Çek Cumhuriyeti’ne koyduğunuz radarlar, İran’ın füzelerinin menzilinin dışında kalıyor. Peki o zaman siz şimdi niçin Türkiye’ye koymak istiyorsunuz bu radarları? Soru bu. Çünkü Türkiye, İran’ın füzelerinin menzili içinde.
Şimdi Amerikan Savunma Bakanı Robert Gates, wikileaks belgelerinde gördünüz, bizim Milli Savunma Bakanımız ile konuşurken diyor ki; bu sistemin radarlarını Türkiye’ye konuşlandıracağız. Aksi takdirde buna izin vermezseniz, biz Türkiye’nin güneydoğusunu bu savunma kalkanının dışında bırakırız diyor. Bütün Türkiye topraklarını korumayız diyor. Yani size bir anlamda baskı yapıyorlar. Bu sistemin radarlarını Türkiye’ye konuşlandırın diyor. Yani bir füze saldırısı olursa; İran’dan, çünkü eski Amerikan dışişleri bakanı Albright’ın son Lizbon’da yapılan NATO zirvesinde yazdığı raporda açıkça belirtilmiş, ki bizim o heyette emekli bir büyükelçimiz de var. 10-12 kişilik bir akil adamlar heyeti. Diyorlar ki orada, füze saldırısı tehdidi, İran’dan kaynaklanıyor. Her na kadar bizimkiler zirve bildirgesine koydurtmadık falan diyorlarsa da bir anlamı yok. Daha önceki zirve belgelerinde de ülkeler hedef olarak zikredilmiyor. Şimdi o bakımdan bu tehdidin İran’dan geleceği belli. Yani en azından düşünce bu. Hedef İran’dır diye başkan Obama’nın defalarca söylediği beyanlar var. Başkan Obama da NATO genel sekreteri Rasmussen de defalarca bu füze tehdidinin İran’dan kaynaklandığını söylediler. Buna kuşku yoktur. Albright’ın raporunda da var. Şunun için burada Türkiye’ye koyacaksınız, niçin koyacaksınız? Türkiye’yi İran’a ilk hedef haline getiriyorsunuz. Ama Türkiye’den uzak bir yerde olursa, başta düşündüğümüz gibi Çek Cumhuriyeti’nde olursa İran oraya ulaşamayacak. Hem askeri açıdan, hem teknik açıdan, hem stratejik açıdan bu radarların Türkiye’ye konuşlandırılmasının mantığı yok. Efendim radarların menzili yeterli mi? E, Çek Cumhuriyeti’nde iken demiyor muydunuz siz hedefimiz İran’dır diye. Demek ki yeterli. Kaldı ki; bu radar sistemleri, ufuk ötesi radar deniliyor. Yani ufkun ötesini gören radarlar. Uzaydaki uydularla beraber çalışarak ufkun ötesini görebiliyor. O kadar ki 5000 km, 6000 km menzilli radar da var. Teknik olarak Türkiye’de bunu konuşlandırmak şart değil. Böyle bir zorunluluk yok. Bütün bunları düşündüğünüz zaman vardığınız sonuç şu, bu sistemin Türkiye’de kurulması oldukça anlamsızdır.
İkinci nokta şu, siz bu sistemin kontrolünde nasıl bir rol oynayacaksınız? Hadi NATO sistemi dedik. Başbakan başlangıçta diyordu ki efendim düğmeye biz basacağız. Nasıl basacaksınız? Teknik olarak şunu bilmek lazım, karşı tarafın füzelerinin ateşlendiği anda sizin kendi füzelerinizin ateşlenmesi lazım. Boosting face diyorlar, füze ateşlendiği anda siz kendi füzelerinizi harekete geçireceksiniz. Ayrıca toplanma, tartışma, oylama diye bir süre yok. Siz yetkiyi önceden NATO komutanlarına vereceksiniz, NATO komutanları da böyle bir durumda düğmeye basacaklar. Yetkiyi verirken de hangi hallerde bu füze ateşlenecek, bunun talimatını da vereceksiniz. Buna angajman kuralları diyorlar. Peki İsrail’e karşı kullanılacak mı bunlar, kullanılabilir mi? Diyoruz ki füze ateşlendği anda vurulması lazım, ateşlendiği anda bunun adresi belli mi? Üzerinde yazıyor mu şu NATO ülkesine gidecek falan diye? Yazmıyor. Kime yönelik olursa olsun, ateşlendiği anda siz onu tahrip etmek zorundasınız. Bu sistem İsrail’i korumak için de düşünülmüş olamaz mı? Wikileaks belgelerini okursanız, başbakan Erdoğan bundan kaygılanıyor diyor Amerikalılar. Yani bu sistemin İsrail’i korumak için yapıldığı söyleniyor. Şimdi bu aslında yabana atılacak bir düşünce değil. Füzeler denizde Amerikan gemilerinde olacak, radar Türkiye’de. Radar tespit edecek, gemilere bildirecek, füzeler ateşlenecek. Tabi İran’dan kalacak füzelerin nereye gittiği belli değil. Kalktığı yer belli ama gideceği yer belli değil. Burada en kuvvetli ihtimal, İsrail ile İran arasında bir füze çatışması olması. Nereden anlıyoruz bunu biz tahmin mi ediyoruz? Amerikan Savunma Bakanı Robert Gates, bizim Milli Savunma Bakanına söylüyor. 26 Ocak tarihli bir telgrafı var Ankara’daki büyükelçiliğinin, orada yazıyor. Diyor ki; İran bu nükleer programını sürdürürse, İsrail’in İran’a, nükleer tesislere yönelik bir hava saldırısında bulunma ihtimali kuvvetlidir. O zaman bir çatışma çıkarsa Türkiye bu savaşın dışında kalamaz, onun için askeri açıdan hazırlanmalısınız diyor. Şimdi demek ki Amerikalıların da kafalarındaki seneryoya göre en kuvvetli ihtimal, İran nükleer silahları üretmeye devam edecek, İsrail bunu engellemek için füze saldırısında bulunacak İran’a, İran da bu saldırılara karşı İsrail’e füzelerini yollayacak, işte bu füzeleri, NATO füzesavar sistemleri, füze kalkanı havada yakalayacak, tahrip edecek. Senaryo bu.
Zaten NATO’nun hazırladığı bir belgeye göre, bir değerlendirmeye göre çıkması muhtelem 13 çatışmanın 11’i Türkiye’nin civarında, Türkiye’nin ilgilendiği ülkelerde olacak. Şimdi İkinci Dünya Savaşından sonra bu kıtlık, açlık vs. dışında yerel veya bölgesel çatışmaların sonucunda 18 milyon insan ölmüş ve bunların büyük bir bölümü de bizim civarımızdaki savaşlarda ölmüş. İran- Irak savaşı tek başına 1 milyon insanın ölümü ile sonuçlanmış. Şimdi Türkiye 1922‘den bu yana hiçbir savaşın içine girmemiş. Kendi bulunduğu bölgede bu kadar uzun süre savaşa katılmamış tek ülke Türkiye. Atatürk’ün koyduğu “Yurtta sulh, cihanda sulh” politikasının özü bu zaten. Türkiye’yi savaşın dışında tutmak. Atatürk diyor ki; kendi topraklarınıza yönelik bir saldırıyı defetmek için yapılmadıkça savaş bir cinayettir diyor. Yani Türkiye öyle bir ülke olarak kurulmuş ki cumhuriyet ile birlikte komşumuzun topraklarında gözümüz yok, hiçbir ülkeyi istila etmek istemiyoruz, hiçbir ülkenin kaynaklarında gözümüz yok, biz kendi vatanımızı korumayı hedefliyoruz. Bunu yapmak için de dediğiniz gibi de bağımsız bir politika izliyoruz. Şimdi bu dış politika tek başına yetmiyor. Sadece dış politikamız ile savaşların dışında kalmak mümkün değil. Doğru dış politika izleyeceksiniz, iyi ilişkiler kuracaksınız dünya ülkeleri ile, saldırgan olmayacaksınız, aynı zamanda da caydırıcı bir askeri gücünüz olacak. Şimdi Atatürk’ün koyduğu hedefler bunlar, caydırıcılık savaşa girmek için değil ama kendini korumak için. Yani öyle bir askeri gücünüz olacak ki; başka ülkeler size saldırmadan iki kere düşünecekler.
Şimdi Türkiye bugün, NATO’nun ikinci büyük askeri gücüne sahiptir. Bütün dünya ülkeleri arasında yedinci sıradayız. Bu kadar büyük askeri gücün ne faydası var? Bir saldırıyı önlemek, caydırmak faydası var. Türkiye işte bu bakımdan hem Atatürk zamanından beri izlediği dış politikayla hem de etkili savunma gücüyle savaşın dışında kalmayı başarmış. Bizi çok savaşlara sokmaya çalıştılar. İkinci Dünya Savaşı’na sokmak için Churchill Adana’ya kadar geldi. Roosevelt ile birlikte Kahire’de İsmet Paşa’yı davet ettiler falan. İran- Irak Savaşı’na Türkiye’yi sokmaya çalıştılar. Çok girişim oldu. Ama şimdi Amerikan savunma bakanı bu hükümete diyor ki; bir savaş çıkacak muhtemelen, siz bunun dışında kalamayacaksınız diyor. Bunların hepsi tabi farklı özellikleri olan savaşlar. Kore Savaşı BM bayrağı altında yapılan bir savaştı. Türkiye’nin ikili savaşı değildi. Afganistan uluslararası barış gücü çerçevesinde Türk askerinin bulunduğu bir savaştı. Irak’a bizi sürüklediler ama girmedik. Biz 1 Mart tezkeresini reddetmekle, bizi Irak’ta bir savaşa sürüklemek isteyenlere, Amerika’ya engel olduk. Eğer biz 1 Mart tezkeresini onaylasaydık, BM’in bir kararı var, diyor ki; topraklarını komşu bir ülkeye yönelik saldırı amaçlı kullandıran ülkeler de savaşa girmiş sayılır diyor. Yani biz 1 Mart tezkeresini mecliste reddettirmese idik, onaylatsaydık, o zaman Türkiye Irak’a yönelik bir savaşın tarafı parçası olacaktı. Bu kadar önemli bir iştir 1 Mart tezkeresinin reddedilmesi. Şimdi aynı şekilde bu füze kalkanı işine Türkiye’yi soktuğunuz zaman, siz ister istemez bir çatışmanın parçası olacaksınız. Yani 80 yıldır, daha fazla zamandan beri sağladığınız barışı koruma projemizi gerçekleştiremeyeceğiz. Efendim terörle savaşmadık mı? Terörle mücadele ayrı bir kategoridir, klasik bir savaş sayılmıyor. Kıbrıs’a müdahale etmedik mi? Ettik. Bu garantörlük sıfatımızla yaptığımız uluslararası tabiri ile sınırlı bir polis harekatıdır. Bunlar gerçek anlamda savaş, bir milletin tüm varlığı ile topyekün bir savaşa girmesiyle mükayese edilmiyor.
Şimdi bunun ekonomik boyutu şu, Amerika füze kalkanı çerçevesinde, muazzam bir askeri harcama yapacak. Bu askeri harcamalar eskiden de olduğu gibi ekonomiyi canlandıracak. Amerikan firmalarına iş sahaları çıkacak. İstihdam yaratacaklar, nerede, nasıl harcayacaklar bu paraları? IAGIS diye bir proje var. Bu gemilerden füzeyi fırlatan projenin adı IAGIS. Bu proje çerçevesinde şimdi 21 tane gemileri var. 15’i Pasifik’te, 6 tanesi Atlantik’te. Bunlar Akdeniz’de de kullanılabilir. Şimdi bunların sayısını 32’ye çıkaracaklar. Bu muazzam bir para harcamasıdır. Artı radar sistemleri için yatırım yapılacak, para harcanacak. Yani bunun ekonomik boyutu Amerikan ekonomisini harekete geçirecek bir mekanizmadır. Sonunda büyük bir harcama çıkacak ortaya. Soğuk Savaş zamanı o kadar pahalıya mal oldu ki; bir de Amerika Yıldız Savaşları projesini çıkarttı. Yıldız Savaşlarına karşı, Sovyetlerin mukabil karşı bir sistem kurabilmeleri için olağanüstü bir para harcamaları gerekiyordu, bu kadar paraları yoktu. Nefesleri tükendi, ekonomileri tükendi. Gorbaçev’in başlattığı Soğuk Savaşı bitirme politikasının arkasında biraz da bu silahlanma yarışını sürdürememesi yatıyor.
Bu arada ekonomik boyut itibariyle bizim unutmamamız gereken önemli bir şey daha var. Dünyada 3 sektör var, bu 3 sektörde piyasa ekonomisi kuralları çalışmıyor. Rekabet şartları çalışmıyor. Piyasa ekonomisine girdiler, maliyet, piyasa fiyatları falan gibi unsurları çalışmıyor. Nedir bu sektörler? Savaş Sanayi, Petrol Sanayi, İlaç Sanayi. Bu 3 sektörde rekabet kuralları işlemiyor, korumacılık var. Özellikle savaş sanayinde çok özel, bir devletin, belki iki devletin elinde olan teknolojilerle bunu yapıyorsunuz. Dünya rekabetine açık değil. Petrol işinde de piyasa faktörünün dışında, çok büyük petrol şirketlerinin kendi aralarında yaptıkları anlaşmalar var, mutabakatlar var. Başından beri zaten petrol sektörü normal ticari faaliyetlerin dışındaki kurallarla yönetilmiştir. Yani öyle şeyler olmuş ki mesela İran’da İran petrolleri devletleştirilince, rekabet koşullarına göre bunu işletmesine izin verilmiyor, bir askeri darbe ile hükümet devriliyor, gene petrol sektörü İngiliz ve Amerikan firmalarına devrediliyor.
Burada bir cümle daha söyleyeyim. Çaresi ne? Komşunuzda füzeler var, eğer sadece NATO sistemine bağlı olursanız düğmeye basamıyorsunuz, radarları koyarsanız siz hedef oluyorsunuz. Peki çaresi ne? Çaresi şu, milli, bağımsız füzesavar füze sisteminiz olacak. İsrail’in var, Arrow 3 füzeleri var İsrail’in. Yeterli değil ama geliştiriyor. Hindistan’ın var. Başka ülkelerin var da Türkiye’nin neden olmasın? Biz de böyle bir sistem kurmak için 2007 yılında bildiğim kadarıyla hükümet olarak bir sistem başlatmışız. Fakat bunun arkasını getirememişiz. Şimdilik benim bildiğim kadarıyla bu proje askıya alınmış. Niçin? Yapamayacağınız bir işe niye giriştiniz? Milli sistemin bir faydası şudur, milli bir savunma sisteminiz varsa, nereden gelirse gelsin füzeler, kendinizi savunabilirsiniz. Başkasına bağlıysanız, o bağlı olduğunuz kurum ne isterse, ne kadarına razı ise o kadar olacak. Söz gelimi, bir an için düşünüyorum bu füzeler kimde var bizim komşularımızdan İran, İran’ın saldırısına NATO karşılık verdi. Suriye. Suriye’ye karşı NATO karşılık vardi. Yunanistan. Yunanistan da bir NATO ülkesi ve Yunanistan’ın elinde S300 füzeleri var. Saldırı füzeleri. Kıbrıslı Rumlar alacaktı biz engel olunca Yunanistan’a sattılar bunları. Girit Adası’nda şu anda S300 füzeleri var. İsrail ile birlikte ortak tatbikat yapıyorlar. Şimdi bu füzeleri Yunanistan kime karşı kullanmak için aldı? Mısır’a karşı mı kullanacak? Ürdün’e karşı mı kullanacak, kime karşı kullanacak? Peki bu füzeler bir an için, koşullar değişti, kriz durumu çıktı ortaya, Yunanistan Türkiye’ye karşı bunlraı kullanmaya çalışacak, böyle bir ortam oluştu. Siz kendinizi nasıl savunacaksınız? NATO sizi başka bir NATO ülkesine karşı savunacak mı? Bunun garantisi var mı? NATO’da kararlar oy birliği ile alınıyor. Yunanistan’ın da oyu var. Yunanistan kendi ülkesine ait bir senaryoya imza atar mı? Angajman kurallarında yazıyor hangi koşullarda, nasıl kullanılır. Yunanistan benim ülkemden Türkiye’ye yönelik bir saldırıyı önlemek için de NATO devreye girebilir, diye bir angajman kuralının altına imza atar mı? Her ülkenin veto hakkı var NATO’da bir ülke hayır dese olmuyor. O bakımdan bizim bütün bunları düşünerek bir milli füzesavar sistemine sahip olmamız lazım. Biz bunu milli savunma bakanına defalarca söyledik. Biraz geçiştirdi. Maliyetli falan. Bunun maliyeti aslında 1 milyar dolar ilk başlangıçta, tüm komşularınızı kapsayacak bir sistem kursanız 3 – 3,5milyar dolar. Türkiye bunu ödeyemeyecek bir ülke mi? Üstelik bunu o anda peşin ödemiyorsunuz. Bunun çeşitli ödeme sistemleri var. Kısmen Türkiye’de üretiyorsunuz, Türk sanayiine katkısı var. Uzun hikaye, ama şunu bilmek lazım ki 3 milyon dolar, Türkiye’nin 1 aylık ihracaatının 1/3’i aşağı yukarı.
Şimdi bizim geçmişimizi çok iyi bilmemiz lazım, çok iyi değerlendirmemiz lazım. Maalesef gençlerimize geçmişte ne olup ne bittiği hakkında yeterince bilgi verilemiyor zannediyorum. Şimdi mesele şu, Türkiye’nin bağımsız bir devlet olması, Lozan’dan sonra gerçekten Misak-ı Milli Hudutları içinde bir bağımsız devlet haline gelmesi, herkesin tatlı rüyası olmamış. Daha Lozan olmadan, daha Kurtuluş Savaşı bitmeden, Atatürk’e karşı, Milli Mücadele’ye karşı ayaklanmalar başlatılmış, yabancıların desteği ve gayreyti ile. Lozan’da Türkiye ile Irak arasındaki sınır çizilemiyor. Bir ihtilaf var, ondan sonra düzeltmeler yapılıyor, Milletler Cemiyetine gidiyor. Milletler Cemiyetine gittiği gün bölgede Nasturi ayaklanması olmuştur. Bundan kısa bir süre sonra MC heyet gönderiyor bölgeye, Şeyh Sait ayaklanması başlıyor. Şimdi İsmet Paşa Musul bölgesi için referandum talep ettiği zaman, bakın rakamlara göre Türkler ile Kürtlerin toplamı büyük çoğunluğu oluşturuyor. Araplardan fazla falan. Lord Curzon İngiliz Dışişleri Bakanı diyor ki; Kürtleri niye size bırakalım? Lozan zabıtlarını okursanız. Kürtler sanki sizin malınız. Yani Kürtler ile Türkler 1000 yıl beraber yaşamışlar, İngiliz diyor ki niye size bırakacağız? İngilizlerin bir ajanı var Lawrence gibi, Lawrence nasıl Suudi Arabistan’da yapmış ise; Binbaşı Noel. Binbaşı Noel orada Kürtlerin Türklerden koparak bağımsız bir devlet kurması için çalışıyor. Sonra hatıralarında yazıyor, bunu başaramadık Kürtler ayrılmak istemedi Türklerden diyor. Ama bir avuç insanı ikna ediyor, bir avuç insanla Malatya’ya geliyorlar. Amaçları Erzurum, Sivas Kongrelerini basmak. Atatürk bunu haber alınca bir güç yolluyor ve kaçıyorlar. Şimdi burada dikkat edilirse 16 tane ciddi ayaklanma var Atatürk döneminde. Bu 16‘sının tamamına yakını dış destekli, dış kaynaklı yürütülen ve yurtdışından destek isteyen ayaklanmalar. Diyap Ağa ise; milli mücadeleye gönül vermiş Atatürk’ün çok yakını, Atatürk ile birlikte giderken resimleri var. Bu kurtuluş savaşı sırasında, milli mücadele çalışmaları sırasında, Atatürk ve arkadaşlarını koruyanlar arasında Diyap Ağa’nın adamları var. Şimdi ben mecliste yaptığım o geçen seneki 10 Kasım konuşmasında Diyap Ağa’dan da bahsetttim. Bu kimsenin dikkatini çekmedi, o bölgenin insanlarını anlatırken. Her halükarda bizim bu kurtuluş savaşını çok iyi öğrenmemiz lazım, bunu istismara açık bir konu haline getirmemek lazım. Ne yaptık, nasıl yaptık? Bunlar unutuluyor, bakın size bir örnek vereyim, biz neyi başardık? Cumhuriyeti kurduk çok güzel. Cumhuriyeti kurmak kadar önemli olan cumhuriyeti yaşatmak. Şimdi Avrupa’da cumhuriyeti kuran en önemli ülkelerden biri Fransa. Fransız İhtilali 1789, Fransa’da cumhuriyetin kuruluşu 1792, kaç sene yaşatabilmiş? 7 sene sadece. Sonra Napolyon bir darbe yapıyor, cumhuriyeti tasfiye ediyor, imparatorluk kuruyor. Fransızlar bir daha cumhuriyete kavuşmak için 49 sene bekliyorlar. Ondan sonraki cumhuriyet 4 sene yaşıyor. Sonra 27 sene bir daha cumhuriyet kurulmuyor. Yani şunu demek istiyorum, bizim bu Kurtuluş Savaşının, Atatürk’ün yaptıklarının değerini çok iyi bilmemiz lazım. Sadece Atatürk Türkiye’yi düşmandan kurtardı, bundan ibaret değil. Yaptığı köklü reformlar, getirdiği devlet anlayışı, milli birlik, milli kimlik. Ne diyor? Anadolu’da hangi etnik kökenden gelirse gelsin, hangi dini mezhepten gelirse gelsin, hangi dilden olursa olsun Anadolu ahalisine Türk denir. Bugün bunu söylemeye çekinenler var. Bütün anayasalarda var. Bu dil tartışması için şunu söylemek lazım ki mutlaka resmi dil gibi eğitim dilinin de Türkçe oluşu Türkiye’nin çimentosudur. Alt kimliklere saygı göstereceksiniz ama kimse unutmasın ki üst kimlik Türk kimliğidir. Yani modernleşme, çağdaşlaşma, demokratikleşme adı altında biz milli kimliğimizi feda edersek çok şey feda ederiz. Hem demokratikleşecek, hem çağdaşlaşacak, hem de ulusal kimliğimizi muhafaza edeceğiz. Bizim Atatürk’ten aldığımız görev bu, miras bu. Umut ediyorum ki bizden sonraki kuşaklarla da bu milli kimliğimizi koruyacağız, Atatürk’ün özlediği gibi ebediyete kadar yaşatacağız birlik içinde. Laiklik olmazsa demokrasi olmaz. Halkı müslüman olan bir ülkede laiklik yoksa demokrasi de yoktur, bu kadar açık.
Bu belge Belgeler arşivinde bulunmaktadır.