TBMM’de Gazze’deki Son Gelişmeler Hakkında Basın Toplantısı

CHP GENEL BAŞKAN YARDIMCISI ONUR ÖYMEN’İN 29 OCAK 2009 TARİHİNDE BÜYÜKELÇİ ŞÜKRÜ ELEKDAĞ İLE TBMM’DE DÜZENLEDİĞİ BASIN TOPLANTISINDA BELİRTTİĞİ GÖRÜŞLER

İsrail’in 2008 yılının son günlerinde başlattığı ve üç hafta süren saldırılarını biz CHP olarak defalarca ve şiddetle kınadık. Orada çoğu kadın ve çocuk olmak üzere 1300’den fazla Filistinlinin öldürülmesini ve 5000’den fazla Filistinlinin yaralanmasını büyük bir insanlık ayıbı olarak nitelendirdik. Türkiye’nin bu saldırının bir an önce durdurulması ve kalıcı bir ateşkesin sağlanması için aktif çaba göstermesi gerektiğini savunduk. Filistin’in her bakımdan egemen ve bağımsız bir devlet olarak tanınmasının ve bunun hayata geçirilmesinin Ortadoğu’da kalıcı bir çözüme ulaşılmasının temel koşulu olduğunu ifade ettik.

Ne yazık ki, AKP hükümetinin bu konuda izlediği politikalar ve kullandığı söylemler Türkiye’yi bölgede etkili bir rol oynama imkanından mahrum etmiştir. Başbakan Türkiye’nin Filistin halkının yanında olduğunu vurgulayacak yerde Hamas örgütünü açıkça destekleyen ve o örgütün sözcüsü gibi hareket eden bir tavır içine girmiştir.

Başbakan, BM Güvenlik Konseyi’ne Hamas örgütünün görüşlerini taşıyacağını söylemiş, yani Hamas’ın sözcülüğünü üstlenmiştir. Oysa dünya ülkelerinin hemen hepsi, Türkiye dahil, Mahmud Abbas’ın Filistin yönetimini Filistin halkının meşru temsilcisi saymaktadır. Başbakan, Hamas’ın İsrail sivil yerleşim bölgelerine saldırılarını da hafife almış, bu saldırılardan İsrail’in tahriklerinin sorumlu olduğunu söylemiş, “tahrik Hamas’dan gelmiyor, tahrik zeminini İsrail hazırlamıştır” demiştir.

Başbakan Erdoğan Hamas’ı Filistin Kurtuluş Örgütü’nün (FKÖ) meşru temsilcilerine karşı da savunma yoluna gitmiş, Filistin örgütü lideri Mahmud Abbas’ın sandıktan çıkan iradeye saygı göstermediğini söylemiştir. Erdoğan FKÖ yönetimini Hamas’a karşı İsrail’le işbirliği yapmakla suçlamış ve aynen şunları demiştir: “İsrail’in en etkili ağzı söylemiştir, gerektiğinde ismini de açıklarım. Eğer biz Hamas’lı milletvekillerini serbest bırakacak olursak Mahmut Abbas bundan çok rahatsız olur. İyi de biz Abbas’ı memnun etmek için seçim yapmadık ki. Bunun sonucuna Abbas da katlanacak dünya da.”

Değerli basın mensupları, dünyanın hangi demokrasisinde seçimlere silahlı gücü olan partiler katılır? Bir elinde sandık bir elinde roket taşıyan partiler hangi demokrasi anlayışına sığar? İşte Sayın Başbakan ölçü olarak sadece seçim yapılmasını alıyor ve demokrasinin diğer gereklerini tamamen göz ardı ediyor. Onun görüşüne göre Hamas’ın aynı zamanda askeri bir örgüt oluşu ve komşu ülkelerdeki sivil hedefleri bombardıman etmesi kınanması gereken bir durum teşkil etmiyor. “Hamas’ın bu saldırılarının sorumlusu da İsrail’dir” diyor.

Başbakanın aşırı söylemleri maalesef ülkemizde örneklerini hiç hatırlamadığımız Yahudi karşıtı ırkçı sokak gösterilerinde bulunanları yüreklendirmiştir ve 1492 yılında Engizisyondan kaçarak ülkemize sığınan ve o tarihten beri barış, özgürlük ve güvenlik içinde yaşayan Musevi asıllı vatandaşlarımızı tedirgin etmiştir.

Başbakanın bu kadar hararetle savunduğu Hamas acaba nasıl bir örgüttür? Örgütün 1988 yılında kabul ettiği tüzüğüne bakacak olursak örgütün hedefi İslami Cihat yoluyla İsrail’i haritadan silmektir.

Tüzüğün 2. maddesi Hamas’ın merkezi Mısır’da bulunan Müslüman Kardeşler örgütünün bir kanadı olduğunu belirtiyor ve İslamiyet’in siyaset, ekonomi, hukuk ve sanat da dahil olmak üzere hayatın bütün kesimlerine egemen olmasını öngörüyor.

Hamas Kuran’ı Anayasa olarak görüyor ve dünyadaki bütün Müslümanların aynı yaklaşımı benimsemelerini istiyor.

Tüzüğün 12. maddesinde milliyetçiliği düşmana karşı cihat olarak tarif ediyor.

Tüzüğün 13. maddesi Filistin sorununun çözümü için barışçı çözümlerin ve uluslar arası konferansların Hamas’ın inançlarına aykırı olduğunu belirtiyor. Aynı maddede Filistin topraklarının bir bölümünden vazgeçilmesini dinin bir bölümünden vazgeçilmesi olarak yorumluyor ve Filistin sorununa Cihat’tan başka çözüm bulunamayacağını savunuyor.

İşte değerli arkadaşlarım, AKP’nin 2 yılı aşkın zamandan beri yakın ilişki içinde bulunduğu Hamas böyle bir örgüttür. Hamas’ın lideri İsmail Haniye örgütün Suriye’deki sorumlusu Halit Meşal’in o zamanki Dışişleri Bakanı Sayın Abdullah Gül ile yaptığı görüşmeden sonra Tempo dergisine yaptığı açıklamada, AKP’yi örnek aldıklarını söylüyor ve “AKP ile siyasi olaylara bakış açımızda benzerlikler var. Biz İslami bir partiyiz ve tercihlerimizi bu doğrultuda yapıyoruz” diyor.

Çeşitli konularda AKP ile temasa geçtiklerini söyleyen Hamas’ın Şam temsilcisi Meşal ise “son olarak kurulacak hükümetin nasıl bir hükümet olması gerektiği konusunda görüş alışverişinde bulunduk ve AKP’yi örnek aldık. AKP bizim için önemli bir model. Bunda saklanacak bir şey yok, neden örnek almayalım?” diyor.

Başbakan ve AKP hükümeti Hamas’la bu kadar yakın ilişki sürdürürken Mısır Cumhurbaşkanı Mübarek her vesileyle Hamas’a tepki gösteriyor ve Hamas’ın iktidardan düşürülmesi için her şeyin yapıldığını, bu amaçla Mahmud Abbas’a her türlü desteğin verildiğini söylüyor. 23 Haziran 2007 tarihinde Gazze’nin Hamas’ın kontrolüne geçmesini meşruluğa karşı yapılmış bir darbe olarak nitelendiriyor.

Değerli basın mensupları, işte bu Hamas örgütü ABD, AB ve dünyanın pek çok ülkesi tarafından bir terör örgütü olarak nitelendirilmektedir. AB Konseyi 29 Kasım 2005 tarihinde yayınladığı 2005/847/CFSP sayılı Ortak Tutum Belgesinin ekini teşkil eden terör örgütü listesinde 17. sırasında Hamas’a, 23. sırada da PKK’ya yer veriyor. AB’nin dönem Başkanı Avusturya 6 Şubat 2006 tarihinde yaptığı açıklamada diğer aday ülkelerin ve Türkiye’nin bu kararı kabul ettiğini ve mevzuatlarını buna göre düzenleyeceğini kamuoyuna açıklıyor. Gene AB Konseyi’nin 28 Haziran 2007 tarihli kararının ekini oluşturan terör örgütleri listesinde 10. sırada Hamas, 17. sırada PKK yer alıyor. Buna rağmen Türkiye Avusturya’nın açıkladığı gibi bir yandan PKK ile aynı listedeki bu örgütü terör örgütü kabul ediyor, bir taraftan da bu örgütün BM’deki sözcülüğünü yapacağını söylüyor.

Başbakanın ve AKP hükümetinin bu politikaları dünyada ciddi tepki görmüştür. Dünyanın en ünlü yayın organlarından ABD’de yayınlanan Middle East Quarterly dergisinin Kış 2009 sayısında tanınmış Profesör Bassam Tibi imzasıyla AKP’nin demokratik İslam görüntüsü altında gerçekte bir laiklikle ve demokratik düzenle bağdaşmayan bir şeriat devletine dönüşecek şekilde İslamiyet’i yaymaya çalıştığını söylüyor.

Wall Street Journal gazetesinde 22 Ocak tarihinde yayınlanan bir makalede de AKP benzer nitelendirmelerle eleştiriliyor ve Türkiye’nin soykırım suçundan aranan bir İslam ülkesi liderini misafir etmesi eleştiriliyor. Başbakanın “batı bize silah satmak için terörizmi kullanıyor” sözlerine yer veriliyor.

Bir AKP yetkilinin aynı gazeteye gönderdiği cevap yazısında Başbakanın bu sözlerinin yalanmaması dikkat çekicidir.

Öyle anlaşılıyor ki, Hamas’ın aşırı derecede desteklenmesi ve dünyanın buna gösterdiği tepkiler hükümeti de geri adım atmaya sevk etmiş ve Dışişleri Bakanı Babacan verdiği bir demeçte “Hamas’ın da bir karar vermesi gerekiyor, silahlı bir örgüt mü olmak istiyorlar, siyasi hareket mi olmak istiyorlar?” demiştir.

Özetle, değerli basın mensupları, hükümetin İsrail’in son Gazze saldırısından sonra izlediği politikalar saldırıların sona erdirilmesine hiçbir katkıda bulunmamış, sadece Türkiye’nin Ortadoğu’daki etkinliğini azaltması sonucunu vermiştir. Başbakan pek çok konuda olduğu gibi bu konuda da öfkeyle kalkmış ama zararla oturmuştur.


Bu belge Basın Bültenleri arşivinde bulunmaktadır.