Bursa Basın Açıklaması – Başbakan’ın Davos Çıkışı ve Gazze Sorunu Hakkında

CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen’in
Bursa Basın Açıklaması
1 Şubat 2009

Sevgili Bursalılar hepinizi saygıyla selamlıyorum.

İsrail’in Gazze saldırıları konusunda bizim tavrımız başından beri bellidir. Biz hem İsrail’i hem de bu saldırılar karşısında sessiz kalan dünya ülkelerini kınadık. Dolayısıyla bizim bu konudaki tavrımızda en küçük bir eksiklik yoktur. Ancak bu saldırıları kınarken Cumhuriyetin kuruluşundan beri bizim savunduğumuz temel ilkelerimizden birini de vurguladık. Şiddet eylemleri nereden gelirse gelsin, kime yönelik olursa olsun, gerekçesi ne olursa olsun, masum insanlara yönelikse biz bu şiddet hareketlerini her zaman kınıyoruz, dedik. Türkiye’nin politikası budur. Biz sadece bir taraftan gelen şiddete değil, her taraftan gelen şiddete karşıyız. Şiddet, şiddeti doğurur. Bu yüzden şiddet kullanarak siyasi çözüm elde etmek mümkün değildir. Bizim başından beri söylediğimiz budur.

Sayın Başbakanın son zamanlardaki söylemlerine dikkat edecek olursanız, şiddet yoluyla çözüm arayanlara arka çıktığını görürsünüz. Türkiye’nin en temel dış politika ilkelerinden sapması, işte bu noktada ortaya çıkar. “Şiddet kimden gelirse gelsin, ona her zaman karşıyız” diyemiyorlar. Gelin, İsrail tarafından yapılan şiddeti birlikte kınayalım. Ancak İsrailli sivillere yönelik olan şiddeti de kınamalısınız.

Mısır’da 1996 yılında bir zirve toplantısı yapılmıştı. O dönemde bazı militanlar İsrail’de bir otobüste bomba patlatarak çok sayıda insanı öldürmüşlerdi. Türkiye Cumhurbaşkanı dahil dünyanın önde gelen devlet adamları Şarm El Şeyh’te toplandılar. Ben de oradaydım. Bu terör eylemini şiddetle kınadık. Bize bugün de düşen görev, şiddet yoluyla çözüm arayanların arkasında durmamaktır.

Sayın Başbakanın bu söylemlerinin anlamı nedir? Değerli arkadaşlar, işin dış politika boyutunu bir an için bir tarafa bırakalım. Yabancı basında Sayın Başbakanın bu çıkışının esas amacının yaklaşan belediye seçimlerinde oy kazanmak olduğu yazıyor. Bunu ihmal edilemeyecek bir tespit olarak görüyoruz. Çünkü yapılan kamuoyu yoklamalarının da gösterdiği gibi iktidar inişe geçmiştir, işsizlik artmıştır, yolsuzluklar ayyuka çıkmıştır. Türkiye’nin doğru dürüst idare edilemediği anlaşılmaktadır. Fabrikalar kapanmaktadır. Son iki yıl içinde sadece Bursa’da yüz bin kişi işsiz kalmıştır.

İşte bütün bu gerçekleri örtmek için bir dış politika konusu yaratıyorlar. Diğer ülkelerde de olduğu gibi bu, çok klasik bir manevradır. Başka ülkelerde de örneklerini gördüğümüz üzere iç politikada başarısız olan hükümetler, dış politikadan destek alarak bir dış politika konusunda kendilerini başarılı göstermeye çalışırlar. İşte, Başbakan da buna yeltenmiştir ama yanlış bir şekilde hareket etmiştir. Türkiye Ortadoğu barışına katkıda bulunacak bir adım atmış olsaydı o zaman hepimiz kendisini alkışlayacaktık. Ama attığı adım barışa değil, maalesef şiddete prim veren bir adımdır. Çünkü Başbakan, uzlaşma yanlılarına değil, bu meseleyi şiddet yoluyla çözmek isteyenlere arka çıkıyor.

Değerli arkadaşlarım, Sayın Başbakanın himayesine aldığı Hamas örgütünün 1988 yılında yayınladığı tüzüğünde, amaçlarının cihad yoluyla İsrail’i haritadan silmek olduğu yazar. Başbakanın arka çıktığı örgüt işte budur. Hamas her türlü müzakereyi reddettiği gibi Filistin’de bir din devleti kurmak istemektedir. Hamas’ın Filistin Kurtuluş Örgütü’ne karşı olmasının en temel sebeplerinden biri de FKÖ’nün laik bir örgüt olmasıdır. İşte siz de bu kökten dinci örgütün hamisi olarak onu destekliyor ve saldırılarını mazur görüyorsunuz. Yanlış olan budur.

Başbakanın İsrail Cumhurbaşkanı ile yaptığı tartışmaya dikkat edecek olursanız televizyon kanalları tartışmanın başını hiç göstermediler. Sürekli son bir dakikasını yayınladılar. Son dakikadaki olayı bir kahramanlık menkibesi gibi onlarca kez gösterdiler. Başbakanın ilk başta söylediğine dikkat eden var mı? Konuşmanın başında Hamas’ın saldırılarından dolayı İsrail’de kaç kişinin öldüğünü soruyor. Yani ölçüsü, kaç kişinin ölmüş olmasıdır. Sivil yerleşim bölgelerine bombaların düşmesi o kadar önemli değil. İnsanlar ölmemişse bu saldırıları mazur mu göreceğiz? Sizin politikanız bu mudur?

Değerli arkadaşlar, İsrail Cumhurbaşkanının ve toplantıyı yöneten moderatörün Sayın Başbakana olan saygısız tutumunu, bizim de mazur görmemiz mümkün değildir. Gayet tabii ki, kim olursa olsun Türkiye Başbakanına saygısızlık yapılmasına biz de tepki gösteririz. İşin bir tarafı budur. Ancak işin diğer tarafı da az önce söylediğim gibi, Başbakanın orada, şiddeti ve terörü yöntem olarak benimseyen bir örgüte sahip çıkmasıdır. Bizim de, dünyanın da en çok tepki gösterdiği nokta işte bu noktadır. Gerçekleri bu boyutuyla görmek gerekir.

Biz böyle eleştiriler yaptığımız zaman Sayın Başbakan eleştirilere tahammül edemiyor ve “monşerler” hiçbir şeyden anlamazlar demeye getiriyor. Değerli arkadaşlarım, Sayın Başbakan bisküvi ticareti yaparken kendisinin “monşer” dediği insanlar hayatlarını tehlikeye atarak Türkiye’nin haklarını ve çıkarlarını koruyorlardı, Türkiye’yi dünyada şerefle temsil ediyorlardı. Dünyada diplomatlarını küçümseyen bir Başbakana rastlanmamıştır. Çünkü dünyanın her yerinde barışı sağlayan ve uzlaşmazlıklara çare arayanlar diplomatlardır. Türk diplomatları da dünyanın en ünlü diplomatları arasında sayılır. Diplomasi mesleğini küçümsemek sizin haddinize düşmez. Sizin derin strateji uzmanlarınızla gideceğiniz yer, ancak Ortadoğu’daki derin kuyulardır. Siz diplomatları küçümseyeceğinize onların sözlerine kulak verin. Onların telefonlarını dinleyeceğinize, sözlerini dinleyin. Pişman olmazsınız. Sizin yaptığınız iş, hiçbir çağdaş ve demokratik ülkede yapılmamış bir iştir.

Başbakan “Hamas, seçim kazanmış bir partidir, herkes ona saygı göstersin” diyor. Değerli arkadaşlarım, size soruyorum; hangi demokratik ülkede, seçimlere katılan partilerin silahları, füzeleri, roketleri, tüfekleri vardır? Medeni dünyada bildiğiniz böyle bir örnek var mı? Bunun örneklerini Kuzey Irak’ta ve Lübnan’da görebiliyoruz. Bir liderin hem ordusu hem de partisi olduğunu oralarda görebiliyoruz. Siz onlara mı özeniyorsunuz? Dünyaya onları mı örnek gösteriyorsunuz, yoksa mensubu bulunduğunuzu ilan ettiğiniz Batı dünyasını mı örnek alıyorsunuz? Batı dünyasında hem seçime katılacak bir siyasi parti olan, hem de silahlı güçleri olan bildiğiniz bir oluşumun örneği var mıdır? Siz hem demokrasiyi savunuyorsunuz, hem de FKÖ lideri Mahmud Abbas’ın ve tüm dünyanın, HAMAS’ın varlığını içine sindirmesi gerektiğini söylüyorsunuz. Var mı böyle demokrasi anlayışı? Dünyanın neresinde böyle bir demokrasi vardır?

O halde Türkiye’de silahlı bir terör örgütünü desteklediği iddia edilen siyasi bir parti mensuplarının ellerini sıkmayı neden reddediyorsunuz? Yani Türkiye’deki insanların doğrudan doğruya silaha başvurmasa bile silahlı bir örgüte destek olmasını bile kabul etmiyorsunuz –bunu anlayışla karşılıyoruz- ama diğer tarafta masum insanları öldüren bir örgütü destekleyerek ona sahip çıkıyorsunuz. Sonra da bu insanlık dramı karşısında sessiz kalamayacağınızı söylüyorsunuz. Çok güzel. Biz de sessiz kalmadık. Peki, Irak’ta yüz binlerce kadın ve çocuk öldürülürken sizin o öfkeniz neredeydi? Kerkük’te binlerce Kerkük Türkü öldürülürken o öfkeniz neredeydi? O saldırıları düzenleyenleri stratejik ortak ilan eden siz değil miydiniz? Bu saldırıları yapanlarla işbirliği yapıp Büyük Ortadoğu Projesi’nin başkan yardımcılığına soyunan siz değil miydiniz? O sırada insanlar öldürülmüyor muydu? Bunu nasıl sineye çektiniz? İşinize gelince öyle, işinize gelmeyince böyle yapmak olmaz.

Sudan’da – Darfur bölgesinde- üç yüz bin insan öldürüldü ve bu insanların katlinden sorumlu olan ve Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesi tarafından aranan Sudan Devlet Başkanını birkaç ay önce Ankara’da devlet töreni ile kabul ettiniz. Dünya basını sizin bu davranışınızı eleştiriyor. Darfur’da ölenler insan değil miydi, orada ölen çocuklar çocuk değil miydi? Onlar için neden gözyaşlarınızı esirgediniz? Uluslararası ilişkilerde tutarlı olmalısınız. Bugün yaptığınızın, ertesi gün tersini yaparsanız olmaz.

Başbakan Davos’taki tutumunu savunmak için “milletimin haysiyetini savunmak zorundaydım” diyor. Değerli arkadaşlarım, Süleymaniye’de Türk askerlerinin başına çuval geçirilirken o haysiyeti savunma ihtiyacını niçin duymadınız? O zaman çuval geçirenlere yönelik protesto notası verilmesi gerektiğini söyledik. Nota vermediniz ve “her olayda nota verilmez” diye bize akıl vermeye çalıştınız. O zaman öfkenizi nereye saklamıştınız? Bugün Afganistan ve Pakistan’da her gün onlarca masum kadın ve çocuk öldürülüyor. Onlara neden gözyaşı dökmüyorsunuz? O saldırılara neden tepki göstermiyorsunuz? Bilhassa seçim zamanı olunca gözyaşlarınızı tutamıyorsunuz. Bakalım seçimlerden sonra ne yapacaksınız?

Değerli arkadaşlarım, işin özeti şudur ki; diplomatik ilişkilerde yaptığınız bir eylemin başarılı olup olmadığı, eylemin sonucundan anlaşılır. Sizin bu çıkışınızın ve oradaki sözlerinizin sonucunda Ortadoğu barışı kazançlı mı çıkacak yoksa kayba mı uğrayacak, bunu göreceğiz. Siz bu davranışınızla barış isteyenleri ve kalıcı bir barışı savunanları mı yüreklendirdiniz yoksa bu sorunu şiddet yoluyla, cihad yoluyla ve terör yoluyla çözmek isteyenleri mi yüreklendirdiniz? İşte bu soruyu sormak gerekir.

Türkiye’de yaşayan Musevi asıllı vatandaşlarımızla iyi geçinmeyi ve onlarla kardeşçe yaşamayı savunanları mı yüreklendirdiniz, yoksa söylemekten utanç duyduğumuz bazı ırkçı söylemlerde bulunanları mı yüreklendirdiniz? Türk bayrağını sallayanları mı yoksa sokaklarda Abdülhamit’in resimlerini gezdirenleri mi yüreklendirdiniz? Bu çıkışınız neye yaradı? İşte bunu göreceğiz. Bu çıkışınızın sonucunda Ortadoğu’da şiddet tekrar alevlenirse, bundan cesaret alan militan örgütler yeni saldırılarda bulunurlarsa, bunun sorumluluğunda sizin de payınız olacaktır. Bunu unutmayınız.

“Öfkeyle kalkan zararla oturur” ve “keskin sirke küpüne zarardır” derler. Türkiye’nin bu işten ne kazanacağını hep beraber göreceğiz. Türkiye bugüne kadar bu çıkışlardan ve şiddet yanlılarını övenlerden hiçbir şey kazanmadı, aksine çok şey kaybetti. Eğer siz bu davranışlarınızla itibar kazandığınızı zannediyorsanız size sormak istiyoruz; niçin barış görüşmeleri Mısır’da yapıldı da Ankara’da yapılmadı? Dünya liderleri ateşkes çalışmaları için Mısır’da toplanırken size düşe düşe liderlerin hanımları düştü. Siz İstanbul’da o hanımları toplayıp ancak gözyaşı toplantıları yapabildiniz. Ama gerçek siyasi temaslar Mısır’da yapıldı. Mısır sizin gibi Hamas’ı destekleyen bir ülke değil, tam tersine Mısır Cumhurbaşkanı Hamas’a en büyük eleştirileri yönelten bir devlet adamıdır. Mısır, Ürdün ve diğer Ortadoğu ülkelerinin politikasına bakın, bir de Türkiye’nin kimi desteklediğine bakın, farkı anlayacaksınız.

Türkiye’nin bu işten ne kazanacağını ve ne kaybedeceğini göreceğiz. Bu olaydan sonra yerel seçimleri kazanacağınızı düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Çünkü Türk halkı gerçekleri görecek kadar sağduyuya sahiptir ve gerçeklerin farkındadır. Bu şekilde, militanları teşvik ederek Türk halkını tatmin edeceğinizi zannetmeyin. Basındaki birkaç yandaşınızı tatmin ederek ve onlardan övgüler alarak doğru bir iş yaptığınıza inanmayın. Sayın Demirel’in söylediği gibi, bu hareketinizin faturasına da hazır olun. Ne yazık ki, bu faturayı sadece siz ödemeyeceksiniz, Türk milleti ödeyecek.

Değerli arkadaşlarım Gazze ile ilgili gelişmeler bunlardır. Başbakan maalesef yanlış bir yola sapmıştır. Din devleti kurmak isteyen ve bunu gerçekleştirmek için şiddet yolunu seçen bir örgütün arkasında durmakla hata etmiştir. Size şu bilgiyi de vermek isterim ki, son seçimlerden sonra Başbakan olan Hamas lideri İsmail Haniye, verdiği demeçte bir din devleti kuracaklarını saklamadıklarını ve AKP’yi kendilerine örnek aldıklarını söyledi. Şunu da bilmenizi isterim ki, Hamas örgütü, Avrupa Birliği’nin terörist örgütler listesinde onuncu sırada yer almaktadır. On yedinci sırada da PKK bulunmaktadır. Avrupa Birliği’nin o zamanki dönem başkanı bu listeyi Türkiye’ye de bildirdiklerini, Türkiye’nin bunu kabul ettiğini ve mevzuatını buna göre değiştirmeyi kararlaştırdığını söyledi. Yani siz bir taraftan Hamas’ı terör örgütü olarak kabul edeceksiniz, diğer taraftan da seçimle gelmiş bir parti olduğunu savunarak herkesin saygı göstermesi gerektiğini söyleyecek ve onları destekleyeceksiniz. İkisi birden olmaz. Ya birini ya da diğerini savunacaksınız.

Başbakan Obama’ya çağrıda bulunarak Amerika’nın Hamas’ı terör örgütü listesinden çıkarmasını istiyor. Değerli arkadaşlarım, bu adımları dikkatli atmak gerekir. Yarın öbür gün bu adımların bedeli ağır olur. Başka birisi o listede yer alan başka bir örgütü savunmaya kalkarsa, ona ne diyeceksiniz? Atacağınız adımları önceden düşünmelisiniz, çünkü “hükümet etmek ileriyi görmektir” derler. Sizin vizyonunuz sadece seçimleri görmeye yetiyor. Seçimlerden bir gün sonrasını göremiyorsunuz.

Şunu ilan ediyorum ki, bu yöntem ve söylemlerle seçimlerde de başarılı olamayacaksınız. Vatandaşlarımız Bursa’da Sena Kaleli’ye, İstanbul’da Kemal Kılıçdaroğlu’na, Ankara’da Murat Karayalçın’a, İzmir’de Aziz Kocaoğlu’na destek verecekler. Türkiye’nin pek çok yerinde sizin adaylarınıza oy vermeyecekler. Çünkü ünlü bir söz vardır; “bir insanı sürekli olarak kandırabilirsiniz, bir kitleyi bir süre için kandırabilirsiniz ama bir halkı sürekli olarak kandıramazsınız.” Bizim söyleyeceklerimiz bunlardır. Şimdi soruları alabiliriz.

Gazeteci: Türkiye BM Güvenlik Konseyi’nin geçici üyesidir. Bu olay, Güvenlik Konseyi ile Türkiye ilişkilerini nasıl etkileyebilir? Diğer bir sorum da, MHP ve Saadet Partisi, Başbakanın bu tavrını olumlu bir davranış olarak nitelendiriyor ve Başbakanı destekliyorlar. Siz CHP olarak Gazze’deki bu gelişmeleri değerlendirmek üzere Mecliste nasıl bir adım atacaksınız?

Onur Öymen: Birinci sorunuzdan başlayalım: Başbakan Hamas’ın görüşlerini BM Güvenlik Konseyi’ne taşıyacaklarını söyledi. Bugüne kadar böyle bir laf eden başka bir Güvenlik Konseyi üyesi çıkmadı. Yani siz terör örgütü olarak resmen kabul ettiğiniz bir örgütün BM’de sözcülüğünü yapacağınızı söylüyorsunuz. Son derece yanlıştır. Hâlbuki, “Biz zulme uğrayan, insanlarını kaybeden Filistin halkının sözcüsü olacağız” deseydiniz, sizi önce biz alkışlayacaktık. Hükümete bunu önerdik ve “Hamas’ın sözcüsü gibi ortaya çıkmak yerine, Filistin halkının sözcüsü gibi çıkın ki biz de size destek verelim” dedik. Başka partilerin ne diyeceğine ve Başbakana destek verip vermeyeceğine o partiler kendileri karar verir. Herkes sonucuna katlanmak şartıyla istediği politikayı ve söylemi benimsemekte serbesttir.

Mecliste nasıl bir adım attığımıza gelince, bu konu görüşülürken biz Meclise bir öneride bulunduk ve TBMM’nin İsrail’in Filistin’e yaptığı insanlık dışı saldırıları kınayan ortak bir açıklama yapmasını istedik. Böyle bir metin hazırlayarak AKP’ye bu metni verdik. Verdiğimiz metni beş dakika içinde bize iade ettiler ve Meclisin bu saldırıları ortak bir açıklamayla kınamasını kabul etmediklerini söylediler. Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu? Sayın Başbakan vaktiyle muhalefetteyken, İsrail’in Filistin’e yönelik bir saldırısı sırasında, o zamanki hükümeti İsrail’e M 48 tanklarının modernizasyonunun projesini verdiği için şiddetle eleştiriyordu. Şimdi soruyoruz; bu kadar öfkeliyseniz İsrail’le aranızdaki projelerden herhangi birini askıya almayı düşünüyor musunuz? Yoksa sırf dostlar alışverişte görsün diye mi bu tepkileri gösteriyorsunuz? Değerli arkadaşlarım, unutmayınız ki, Filistinlilere saldıran İsrail uçakları eğitimlerini Konya’daki hava eğitim sahasında yapmışlardır.

Kamuoyuna karşı kahramanca mesajlar vermek kolaydır, somut adım atmak zordur. Biliyor musunuz ki, bu Hükümet geçen yıl Suriye sınırındaki son derece stratejik öneme sahip mayınlı arazilerin temizlenmesi ve 49 yıllığına işletilmesi projesini İsrailli firmalara verecekti. Bunu biz önledik. Açtıkları ihaleye teklif veren firmalardan önemli bir bölümü ya İsrailli ya da İsrail’le ortak firmalardı. Sizin için bunun bir sakıncası yoktu. Suriye sınırındaki en kritik arazileri 49 yıllığına İsrail firmalarına vermekte hiçbir sakınca görmüyorsunuz. O zaman bu projeyi İsrail firmalarına hiçbir zaman vermeyeceğinizi söylemediniz. Bu görevi Türk Silahlı Kuvvetlerine vereceğinizi de söylemediniz. Sizden önceki hükümetler bu görevi TSK’ya vermişti. Sizse bu görevi firmalara vereceğinizi, işletme hakkını da o toprakların esas sahibi olan Türk köylüsüne değil de, mayınları temizleyecek olan yabancı firmalara vereceğinizi söylüyorsunuz. Biz yürütmeyi durdurma kararı aldırarak Danıştay’da bunu iptal ettirdik.

Şimdi ise Meclisin gündemine yeni bir yasa tasarısı getirerek yeniden aynı şeyi yapmaya kalkışıyorlar. İşte işin gerçeği budur. Madem siz bu saldırılara bu kadar karşıydınız niçin TBMM’nin ortak bir açıklama yapmasını reddettiniz? Çünkü bunu tek başına yapmak istiyorlar ki seçimlerde puan kazansınlar. Bütün partiler birden kınarsa kendilerinin payına ne düşecek? Herkes birlikte kınamış olacak. Buna da tahammülleri yok. Onlar ortak kınama açıklamasını reddedince biz de CHP Meclis Grubu olarak İsrail’i şiddetle kınayan bir metni kamuoyuna açıkladık.

Gazeteci: Sayın Öymen, o panelde Başbakanın yerinde siz olsaydınız nasıl bir tepki verirdiniz ve Peres’e ne söylerdiniz? Yani Başbakan nasıl davranmalı ve ne demeliydi?

Onur Öymen: Birincisi, en başından İsrail Cumhurbaşkanına bu şekilde konuşma fırsatı vermeyeceksiniz. Nasıl vermezdiniz? “Biz kimden gelirse gelsin, kime yönelik olursa olsun, sebebi ne olursa olsun tüm şiddet hareketlerini kınıyoruz. İsrail’in saldırısını da şiddetle kınıyoruz. Hamas’ın İsrail’deki sivil yerleşim merkezlerine yönelik saldırılarını da kınıyoruz” diyeceksiniz. Bunu demiş olsanız Şimon Peres Hamas’ın saldırılarını size uzun uzun anlatma fırsatı bulabilecek miydi? Bunu diyeceğinize, “Bu saldırılarda kaç kişi ölmüş ki?” diyorsunuz. Yani saldırılara sahip çıkmış oluyorsunuz ve böylece İsrail Cumhurbaşkanına size bu konuda tepki göstermesi için fırsat veriyorsunuz.

İkincisi, İsrail Cumhurbaşkanı Filistin’e yaptıkları yardımları anlatırken ona “Bu yardımları Filistin’e neden yapıyorsunuz? Biz Filistin’in bağımsız bir devlet olarak dünya sahnesinde yerini almasını destekliyoruz. Filistin’e hiçbir yardım yapmayın ve bırakın Filistin dünya ile kendi limanlarından ve kendi hava alanlarından ticaret yapsın, temas etsin ki, size muhtaç olmasın. Neden Filistin’i kendinize muhtaç ettiniz?” diyeceksiniz. Başbakan bunu diyeceğine “bir sandık domatesi bile çok gördünüz” diyor. Yani Filistin’in İsrail kontrolünde olmasına itirazı yok da bir sandık domatesin verilmemesine itirazı var. “Niçin Filistin’in limanlarını açmıyorsunuz? Niçin Filistin hava alanlarından uçak seferlerine izin vermiyorsunuz?” diye neden soramıyorsunuz?

Üçüncüsü, diyeceksiniz ki; acaba sizin bu saldırılarınızın altında Gazze’de bulunan zengin doğalgaz rezervlerinin payı var mı? Siz 2000 yılında İngiliz gaz şirketi British Gas tarafından orada bulunan ve Filistin Yönetimi ile yapılan anlaşma sonucunda karının bir bölümü Filistin Yönetimine bırakılacak olan bu doğalgaz rezervlerinden Filistin’in pay almasına taraftar mısınız, karşı mısınız? İsrail bu rezervlerden Filistin’e yüzde onluk bile pay verilmesine karşı çıkmıştır. Bu saldırılardan daha kısa bir süre önce İsrail, İngiliz şirketine bu rezervlerden Filistin’e pay verilmemesi konusunda baskı yapmıştır. Biz bunu biliyoruz. Peki, Türkiye Devletinin her konudaki bilgisine sahip olan Başbakanı bunu bilmiyor mu? Niçin bunu söylemiyorsunuz? Çünkü sizin amacınız şov yapmak ve seçim yatırımı yapmak. Bu gerçekleri dile getirseydiniz biz de sizi alkışlayacaktık.

Değerli arkadaşlar, biz bunları ilk defa söylemiyoruz. Sayın Başbakanın Davos’ta katıldığı panelin öncesinde -aynı gün öğle saatlerinde- biz Sayın Şükrü Elekdağ ile Mecliste bir basın toplantısı yaptık ve bütün bunları açıkladık. Zannetmeyin ki, biz bunları Başbakanın o toplantısına tepki olarak söylüyoruz. Biz bunları daha önce hem Meclis konuşmalarında, hem televizyon programlarında hem de çeşitli konferanslarda dile getirdik. Başbakan neden bunları söyleyemiyor? İşte Başbakanın eksikleri bunlardır.

Başbakan Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ı suçluyor, kendisinin Hamas’ın seçimi kazanmasına katlanması gerektiğini söylüyor, onun İsrail’le işbirliği yaptığını ve İsrail’in elinde esir bulunan Filistinli milletvekillerinin serbest bırakılmasını istemediğini söylüyor. Böyle bir şey söylenir mi? Siz orada kimden yanasınız? Türkiye dahil bütün dünyanın meşru Filistin Başkanı olarak tanıdığı Mahmud Abbas’tan yana mısınız yoksa ona baş kaldıran, darbe yapan ve Ortadoğu sorununu sadece şiddet yoluyla çözmeye çalışan Hamas’tan yana mısınız?

İşte, kamuoyunun bu gerçekleri yeterince bilmemesinden de yararlanarak, gece yarıları saat üçe kadar metroları çalıştırıp bindirilmiş kıtaları Atatürk Havaalanı’na toplayıp böyle kahramanlık nutukları atmak kolaydır. Diplomaside en kolay iş hamasettir. Ancak yapılması en doğru olan iş, aklınızı kullanmak, ülkenizin menfaatlerini düşünmek ve bölge barışına katkıda bulunmaktır. Sizin bu girişiminiz İsrail’in yarın yeni bir saldırıda bulunmasını acaba önleyebilecek mi? Amacınız böyle bir insanlık dramının bir kez daha yaşanmasına mani olmak olmalıdır. Bunu yapabiliyor musunuz? Yapabildiğiniz zaman biz de sizi alkışlarız. Milleti bütünüyle, iktidarıyla, muhalefetiyle arkanıza alarak bunu yapmalısınız. Ama şimdi Türkiye, kendi kendini devre dışı bırakmıştır. Taraflardan birine, hem de en radikal olanına arka çıkarak tarafsız bir arabulucu olabilir misiniz? Türkiye adına en değerli şansınızı kaybettiniz.

Gazeteci: Sayın Öymen, CHP olarak bu konuyu Sosyalist Enternasyonal’e taşıma girişiminiz oldu mu?

Onur Öymen: Geçen yıl Sosyalist Enternasyonal Başkanı Papandreou’nun başkanlığında, Sayın Genel Başkanımızın ve benim de katıldığım, başka ülkelerden de katılımın olduğu bir heyetle hem Filistin’e hem de İsrail’e gittik. Oradaki yetkililerle konuştuk ve size burada ne anlatıyorsam orada da aynısını söyledik. Şiddetin her türlüsüne karşı çıktığımızı söyledik, Filistin’in haklı davasını ve bağımsız bir Filistin Devleti kurulmasını savunduk.

Zannetmeyin ki biz bu konuyla Başbakandan sonra ilgilenmeye başladık. Başbakan başka bir meslek dalında çalışırken biz CHP olarak da, CHP’de görev yapan insanlar olarak da bu meseleyle birinci dereceden ilgiliydik. Fas’ta Filistin Kurtuluş Örgütü ile ilk temasları kuran biziz. Bu yüzden Başbakan kimseye akıl öğretmeye kalkışmasın, kendisini kahraman gösterip, başkalarını bu konularla ilgisiz göstermeye kalkışmasın. Kendisinin girişimlerini, Türkiye’nin Ortadoğu sorununa gösterdiği ilk ilgi gibi vasıflandırmasın. Filistin sorunu dolayısıyla kurulmuş olan İslam Konferansı’na Türkiye’yi AKP mi üye yaptı? Filistin Kurtuluş Örgütü ile ve Yaser Arafat’la ilk teması AKP mi sağladı? Şimdi kalkıp da Türkiye’nin yıllardan beri emek sarf ederek kurduğu ilişkileri bir kalemde çizeceksiniz ve biz de Türkiye’nin şimdiye kadar yaptığı ve bundan sonra da yapacağı sadece bundan ibaretmiş gibi, varsa yoksa sizin bir tartışmada gösterdiğiniz jesti mi konuşacağız?

Sizden önceki hükümetler İsrail’in böyle bir saldırısından sonra İsrail’le olan diplomatik temas düzeyimizi ikinci katip seviyesine indirirdi. Sizin böyle bir girişiminiz var mı? Siz en küçük bir adım atmaya bile cesaret edemezsiniz, edemiyorsunuz. Ama lafa gelince herkes başarısız, herkes yanlış yolda, sizse en doğrusunu yapıyorsunuz. Buyurun, bu yolda yürümeye devam edin. Sonuçlarına da maalesef milletçe katlanacağız.


Bu belge Basın Bültenleri arşivinde bulunmaktadır.