Son Eklenenler:
- Kıbrıs’ta beklenmedik gelişmeler – Onur Öymen – Cumhuriyet Gazetesi – 18 Nisan 2025
- SPUTNİK AJANSININ ADANA MUTABAKATIYLA İLGİLİ SORULARINA KARŞILIK VERDİĞİM MÜLAKAT 27 OCAK 2019
- ODA TV’DEN NURZAN AMURAN’A VERİLEN MÜLAKAT 27 EKİM 2019
- 3 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramının 99. yıldönümü Hakkında 25 NİSAN 2019
- CUMHURİYETTE “ ABD’NİN AMACI DEVLETÇİKLER OLUŞTURMAK” ADLI MÜLAKAT 24 AĞUSTOS 2019
- GAZETE DURUM’DAN BAHADIR SELİM DİLEK İLE MÜLAKAT “VETO HAKKINI SONUNA KADAR KULLANMALIYIZ 23 MAYIS 2022
- Cumhuriyet gazetesi Tuncay Mollaveisoğlu imzasıyla ve “Türkiye Geri Adım Atamaz” başlığıyla yayınlanan mülakat 22 TEMMUZ 2019
- ABD BAŞKANI TRUMP’IN AMERİKA’NIN 1987 TARİHLİ ORTA MENZİLLİ NÜKLEER SİLAHLAR ANTLAŞMASINI (INF) ASKIYA ALMA KARARIYLA İLGİLİ OLARAK SPUTNİK HABER AJANSINA VE BAŞKA YAYIN ORGANLARINA VERİLEN DEMEÇ 22 ŞUBAT 2019
- Türkiye’deki Demokrasi, İnsan Hakları, Basın Özgürlüğü ve Düşünce Özgürlüğü Alanlarındaki Eleştiriler Hakkında 21 KASIM 2019
- Erdoğan ve ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence görüşmesi ardından 18 EKİM 2019

Line TV – Genel Seçimler ve Ekonomi Politikaları Hakkında
CHP GENEL BAŞKAN YARDIMCISI ONUR ÖYMEN’İN KATILDIĞI
LİNE TV 13 TEMMUZ 2007 YAYINI
Sunucu: Efendim hoş geldiniz.
Onur Öymen: Hoş bulduk efendim.
Sunucu: Bursa kamuoyu ve Türkiye sizi çok yakından tanıyor ancak kısaca biraz da sizden dinleyebilir miyiz Onur Öymen kimdir?
Onur Öymen: Ben Galatasaray lisesinden mezun oldum. Ondan sonra Siyasal Bilgiler Fakültesini bitirdim. Orda doktora yaptım. Ondan sonra Dış İşleri Bakanlığına girdim. Çeşitli iç ve dış görevlerde bulundum. Kıbrıs harekâtı sırasında Kıbrıs şube müdürüydüm. Sonra Kıbrıs’ta dört yıl görev yaptım. Başka ülkelerde de bulundum. Daha sonra 1998’de Kopenhag büyük elçisi oldum. Sonra Bonn büyük elçisi oldum. Sonra da Dış İşleri Bakanlığı müsteşarı oldum. Ondan sonra da NATO büyük elçisi oldum sonra ayrıldım, emekli oldum. 2002 yılında seçimlere katıldım Cumhuriyet Halk Partisinden, İstanbul milletvekili oldum. Sonra partinin, Parti Meclisine seçildim, Merkez Yönetim Kuruluna seçildim ve Genel Başkan Yardımcısı oldum 3,5 yıldan beri bu görevi yapıyorum.
Sunucu: Efendim bütün yaşamınız anladığımız kadarıyla aktif görevler içerisinde geçmiş.
Onur Öymen: Öyle, bu arada dış politikayla ve uluslar arası ilişkilerle ilgili bazı kitaplar yazdım.
Sunucu: Peki efendim Türkiye önemli seçim sürecinden geçiyor ve siz dış ve iç politikayı çok yakından bilen birisi olarak, şu an ülkenin içinde bulunduğu atmosfer nasıl buluyorsunuz? Yani 2007 seçimleriyle 2002 seçimleri arasında ne gibi farklılıklar var?
Onur Öymen: Şimdi, çok önemli bir fark var. Bence vatandaşların büyük bölümü bu seçimin çok temel bir tercih ortaya koyacağını fark etmişler. Çünkü gördüler ki, AKP iktidarı Türkiye’nin temel cumhuriyet değerlerine ters düşen bir yaklaşım sergiliyor. Milyonlarca insanı cumhuriyet tarihinde hiç görülmemiş şekilde Ankara’da, İstanbul’da, İzmir’de, Denizli’de, Çanakkale’de, başka illerimizde sokaklara dökülmesi meydanları doldurması ve bu hükümetin çağ dışı, laiklik karşıtı, cumhuriyet değerlerine karşı tavrını protesto etmesinin bir anlamı var. Yani halk bu iktidara kırmızı kart gösteriyor, artık sizi bir daha hükümette görmek istemiyoruz diyorlar. Niçin? Sadece ekonomide yaptığı yanlışlar dolayısıyla, çeşitli alanlardaki sıkıntıları dolayısıyla değil. Başka iki sebepten; bir, terörle mücadeledeki başarısızlığı, ikincisi de bu cumhuriyetin değerlerine sahip çıkamaması, tam ters politika izlemesi, Türkiye’yi din devleti haline getirmesi, buna karşı halkımızın büyük tepkisi var. Bu nedenle bu seçim daha önceki seçimlere benzemiyor. Burada bir rejim tartışması var. Halk bir rejim seçecek, ya Atatürk’ün koyduğu çağdaş, uygar, laik, demokratik rejimi seçeceksiniz veya Türkiye’yi bu rejimden uzaklaştırıp bir Ortadoğu bir Arap ülkesi haline getirmek isteyen bir partiyi iktidara getirecekler. Bu noktaya getirdiler işi.
Sunucu: Peki efendim bu bir takım tartışmalarla gündem sürekli meşgul ediliyor. En yakın tartışma da AK parti hükümetinin ABD ile ilgili bir operasyona izin vermemesinden hatta daha hala işte bu gündemimizde yok demeye varan bir takım tartışmalar var. Sizce bu sınır ötesi operasyonla az önce bahsettiğiniz terör konusuyla alakalı yapılmalı mı yapılmamalı mı?
Onur Öymen: Şimdi bunun başka çaresi yok. Bakınız dünyada hiçbir örneği yoktur. Bugün Kuzey Irak’taki durumun dünyanın hiçbir ülkesinde örneği yok. Dünyanın neresinde bir terör örgütü varsa, o terör örgütüyle mücadele etmekle görevli bir güvenlik gücü var. Bunun tek istisnası Kuzey Irak. Orda 3.500 civarında PKK’lı var. Beyni orası, eğitim merkezi orası, karargâhı orası, patlayıcıları orda depoluyorlar ve oradan Türkiye’ye gönderiyorlar. Teröristler Türkiye’ye oradan sızıyor ve şimdi Irak hükümeti bunları bir terör örgütü olarak kabul etmiyor, bunlarla mücadele etmiyor. Amerika bunları bir terör örgütü olarak kabul ediyor ama mücadele etmiyor. Barzani ile Talabani bir de destek oluyor. İşte bu durum sürdürülemez. Bu durum da bir tek müdahale edebilecek ülke Türkiye’dir.
Sunucu: Siz çok iyi biliyorsunuz dış politikayla uzun yıllar içinde bulunarak yaşadınız özellikle ben bunları dinlemek istiyorum Bursalılarla birlikte.
Onur Öymen: Evet. Yani şimdi burada tek yapılabilecek iş Türkiye’nin orda bir müdahalede bulunması, sınırın güvenliğini sağlanması, oradaki teröristleri etkisiz kılması. Şimdi bu hükümetten önce Türkiye yıllarca bunu yaptı ve AKP iktidara geldiğinde Türkiye’de terörizm nerdeyse sıfır noktasına inmişti. Bunlardan önceki hükümetlerin Kuzey Irak’a gerektiğinde hava ve kara operasyonları yaparak bunların karargâhlarını etkisiz kılması bertaraf etmesi sayesinde olmuştu. Şimdi AKP iktidara gelir gelmez bunlara aynı çağrıda bulunduk. Genel Başkanımız daha Amerika’nın müdahalesinden önce, “hemen asker gönderin, sınırın güvenliğini koruyun, teröristleri etkisiz kılın” dedi. Yapamadılar, cesaret edemediler. Amerikanın müdahalesinden sonra iki kere yetki aldılar Meclisten, biri 20 Mart 2003 bir tanesi 7 Ekim 2003; ama aldıkları yetkiyi uygulayamadılar.
Sunucu: Yani siyasi kaygı mı içeriyor bu?
Onur Öymen: Yabancılara karşı bir direnme cesareti yok bu hükümette En önemli özelliği nedir diye sorarsanız bu hükümetin bence en önemli özelliği cesaret eksikliğidir. Bir ülke sınır güvenliğini korumak için başkasından izin alır mı? Sınırdan kendisine saldırmak isteyen teröristleri durdurmak için başka bir ülkeden izin ister mi? Bakın Amerika’da 11 Eylül saldırılarından sonra iç güvenlik için bir özel bakanlık kuruldu, İç Güvenlik Bakanlığı. Bir de Milli Savunma Bakanlığı var. İş birliği yapıyorlar. Bunların temel ilkesi, teröristler Amerikan topraklarına girmeden onları bertaraf etmek. Kendisi için bu stratejiyi uyguluyor Türkiye’ye gelince hayır diyor sen yapamazsın. Böyle bir şey olur mu? Kabul edilir bir şey değil. Amerika PKK’yı terör örgütü kabul eden ilk ülkedir ve şimdi kendi sorumluluk sahasında Irak’ta 3,500 PKK’lı var, bir tanesinin kılına dokunmuyor. Türkiye bunu yaptıramıyor yani Amerika biliyor ki Türk hükümeti fazla üzerlerine varamayacak; onun için Türkiye’yi bir şekilde idare edebilirler. Aksi takdirde Barzani ve Talabani’yle karşı karşıya gelecekler, yani Kuzey Irak’taki iç dengeler dolayısıyla Amerika şu sırada aktif bir tutum izlemek istemiyor; ama Türkiye’nin yapmasına engel değil. Yani bir müttefik ülke kendisine saldıran teröristlerle mücadele ediyorlar diye, Amerika harp mı ilan edecek Türkiye’ye? Türk topraklarını bombardıman mı edecek, teröristlerden yana vaziyet alıp Türkiye’ye savaş mı açacak, böyle bir şey olabilir mi? O zaman NATO biter bu NATO’nun sonu olur, Amerika bunu göze alabilir mi? Ama Türkiye hiçbir risk alamıyor, hiçbir şey söyleyemiyor, cesaret edemiyor; bu yüzden bugüne kadar aldığı yetkileri kullanamadı.
Bir de 22 Eylül 2003 tarihin de bir anlaşma imzaladılar Amerika’yla 1 milyar dolarlık hibe veya hibe karşılığı 8,5 milyar dolarlık kredi anlaşması. Bunun içinde Kuzey Irak’a asker göndermemeyi kabul edeceğimize dair hüküm var. Efendim yalandır dediler, iftiradır dediler, böyle anlaşma yok dediler. Sonra mecbur oldular itiraf etmeye, dışişleri açıklama yaptı hakikaten böyle bir anlaşma var diyor. Anlaşmada açık hüküm var; Türkiye asker gönderirse Amerika yardımı kesecek, işte biz de bunu söylüyoruz.
Sunucu: Peki efendim 2002 yılında Cumhuriyet Halk Partisi Anayasadaki değişikliği sağlayabilecek çoğunluğu sağlamış olsaydı, bugün 2007’ye geldiğimizde Türkiye’de ne gibi farklılıklar olurdu? Yani iktidar Cumhuriyet Halk Partisi’nde olsaydı?
Onur Öymen: İktidar Cumhuriyet Halk partisinin elinde olsaydı, bugün çektiğimiz sıkıntılardan çoğunu çekmeyecektik. Bir kere terörle mücadele de çok kararlı bir politika izleyecektik ve teröristler hiçbir zaman serbestçe sınırımızı vızır-vızır geçip insanlarımıza saldırma, öldürme imkânına sahip olamayacaklardı. Türkiye dünyanın yedinci büyük askeri gücüne sahiptir, NATO’nun en büyük ikinci askeri gücüne sahiptir. Barzani’nin, Talabani’nin tehditlerine pabuç bırakacak ülke değiliz biz. O bakımdan Türkiye ağırlığını, etkinliğini ortaya koyacaktı, koyduğu anda da bütün dengeler değişecekti. Aynı zamanda Türkiye böyle bir ağırlık koyunca kimsede oradaki Türkmenlere Türkmen soydaşlarımıza saldırma cesareti bulamayacaktı. Daha birkaç gün önce 153 Türkmen soydaşımız saldırıda öldü, Türkiye’den tepki yok Türkiye ağırlığını koyamıyor. Kıbrıs’taki soydaşlarımızın on beş katıdır Kuzey Irak’taki soydaşlarımız. Kıbrıs’ta gösterdiğimiz duyarlılığın on beşte birini göstermiyoruz Irak’ta. Ankara’da toplantılar yapıldı uluslar arası toplantılar, Kerkük Türklerin hakları konusunda, biz katıldık -ben başkanlık yaptım- iktidardan bir kişi yok, yani toplantıya gelmeye cesaret edemiyorlar. Ya Barzani kızarsa ya Talabani bir şey derse, Amerika bilmem ne derse diye Ankara’da düzenlenen toplantılara katılma cesaretleri bile yok. Yani bu kadar cesaretsiz bir yönetim ben hiç görmedim şimdiye kadar Türkiye’de.
Sunucu: Ekonomik anlamda bugün söylenen 5,000 dolarların seviyesine milli gelirin ulaşması gibi ülkenin, doğruluk payının cumhuriyet Halk Partisi’nde daha farklı mı olurdu?
Onur Öymen: Şimdi bakın Türkiye’nin çok büyük bir ekonomik potansiyeli var. İşin gerçeği şu ki, Türkiye dünyanın en zengin 19. ülkesidir; ama vatandaşları çok fakir. Vatandaşların bireysel gelir sıralamasında dünyada 99. sıradadır. Bu niye böyle? Türkiye’de zengin devletin fakir çocukları haline geldik biz. Çünkü kötü yönetiliyoruz. Ekonomi kötü yönetildiği için Türkiye bugün dünyanın en borçlu beşinci ülkesi oldu. Bir sürü hesapsız kitapsız yatırımlar yüzünden gereksiz borçlar alındı. Şimdi bunun altından kalkamıyoruz. Borç ödemek için bir borç daha alıyoruz.. Onun faizini ödemek için bir borç daha alıyoruz Türkiye ayakta duramıyor. Yani dünyanın en borçlu 5. ülkesiyiz. İMF ile yaptığımız anlaşma bizden başka hiçbir ülkenin yapmadığı bir anlaşmadır. Türkiye’nin toplam milli gelirinin yüzde altı buçuğunu borç ödemek için ayırmayı kabul ettik, İMF ile yapılan anlaşmada buna faiz dışı fazla diyorlar yani senede ortalama yirmi dört milyar dolar borç ödüyoruz biz.
Sunucu: Peki efendim özelleştirmenin açılımı ne?
Onur Öymen: Özelleştirme politikaları maalesef baştan aşağı yanlıştır. Biz özelleştirmeye karşı değiliz. Ama özelleştirmeyi çağdaş ülkeler, batı ülkeleri nasıl yapıyorsa öyle yapacaksınız. Yani ekonomiyi güçlendirmek için özelleştirme yapıyor onlar, ekonomiye yeni teknoloji gelsin diye özelleştirme yapıyorlar. Yeni yatırımlar gelmesi için, yeni istihdam yaratılması için özelleştirme yapıyorlar. Mesela iki Almanya birleşince Doğu Almanya’daki devlet kuruluşlarını özelleştirmek için troyhant diye bir kuruluş kurdu Almanlar, işte bu kurallarla çalışıyorlar. Eğer bu kurallardan bir tanesini yerine getirmezse özelleştirmede bir firmayı alan kuruluş hemen elinden geri alıyorlar. Birçok Türk şirketi mesela Doğu Almanya’da fabrikalar firmalar aldı özelleştirmeden bu kurallardan bazılarını yerine getiremeyince fabrikaları ellerinden aldılar. Yalnız Türklerden değil başkalarından da aldılar. Onlarda böyle kurallar, biz ne yapıyoruz? Bizde haraç mezat efendim para gelsin de nerden gelirse gelsin, alan adam ister işletsin, ister işletmesin, ne yaparsa yapsın umurunda değil. Yani özelleştirilen firmanın ekonomiye katkıda bulunması, daha fazla istihdam yaratması umurunda değil. Afyon’da bir kâğıt fabrikası, selüloz fabrikası vardı bunu özelleştirdiler. Alan insan fabrikanın içindeki makineleri hurdacıya sattı, fabrikanın arazisini başkasına sattı, 650 işçisi vardı, kapıya koydu, bitti. Aynı şey Sinop’ta yaşandı, aynı şey Kastamonu’da yaşandı. Yani Türkiye’nin pek çok yerinde biz bu örnekleri yaşıyoruz. Gıda sektöründe yaşandı, süt endüstrisinde yaşandı, pek çok yerde yaşandı. Şimdi o bakımdan bu böyle vahşi özelleştirme yöntemidir. Çağdaş ülkelerde örneği yok bunun. Limanları yabancılara satıyoruz veya işletme hakkı veriyoruz. Amerika satmıyor. Amerikalı özelleştirme çerçevesinde limanların idaresini yabancılara vermiyor, “bu stratejik öneme sahiptir” diyor. Bir Dubai şirketi Amerika’nın doğusundaki limanların işletme hakkını alacaktı, Amerikan Kongresi iki oya karşı altmış iki oyla reddetti. Ama bizde maalesef her şeyi veriyor, limanı da veriyor, Petkim’i de veriyor, bankaları da veriyor, aklınıza ne gelirse veriyor. Ve bugün Türkiye’de bankacılık sektörün de bankaların %42’si yabancılara verilmiştir. Ekonomimizin bel kemiği olan İstanbul borsasının %73’ü yabancılara aittir. Borsa yükselince yabancı kazanıyor, borsa düşünce yabancı kaybediyor Türkiye’nin bir kazancı veya kaybı yok. Türkiye öyle bir duruma düşürüldü ki; Türkler kendi ülkelerin de işçi olacaklar, en düşük işleri yapacaklar. Bütün ekonomi yabancıların eline geçecek. Konuştuğumuz bütün sanayiciler kendi firmalarına da yabancıların talip olduğunu, zor direndiklerini söylüyorlar. Devletin sahibi Türk olan firmaları koruma politikası yok, stratejisi yok, her ülke kendi firmasını koruyor. Bizde bu sağlanmıyor, bunu sağlamaya çalıştığınız anda siz çağ dışı mısınız, dinozor musunuz diyorlar.
Size bir örnek vereyim; Amerika’da mesela demir çelik endüstrisi güç duruma düştü birkaç sene önce, başkan Bush kalkıp diyebilirdi ki, canım kendinizi idare edemiyorsanız satın yabancılara. Onlar gelsin alsın yürütsün. Hayır, öyle yapmadı, demir-çelik gümrük vergilerini %30 arttırdı ki, Amerikan demir çelik sanayi yabancıların rekabetine karşı korunsun diye şimdi bir oradaki zihniyete bakın, bir de Türkiye’deki zihniye bakın. Orada ki bunu yapıyor çünkü milli sanayisine sahip çıkıyor. Bizimki haraç mezat ne kadar sanayi varsa en önemli stratejik tesis varsa hepsini satıyor, gözü kapalı satıyor. Bu Türkiye’ye çok büyük zarar veriyor. Bu pektim ihalesini alanlar çok sevinmesin, biz iktidara geldiğimiz zaman bütün bunları gözden geçireceğiz, haberleri olsun.
Sunucu: Peki efendim karış karış Türkiye’yi geziyorsunuz, çok uzun zamandan beridir de Bursa’dasınız. İnsanlarla birebir konuşuyorsunuz, insanların size en çok sorduğu soru nedir?
Onur Öymen: Şimdi insanlar bize çok sıkıntılı olduklarını söylüyorlar. Çiftçiler şimdiye kadar hiç böyle sıkıntı çekmedik diyorlar, sanayiciler şimdiye kadar hiç böyle zulüm görmedik diyorlar. Esnaf -daha dün toplandık bütün esnaf odaları başkanlarıyla- hepsi son derece şikâyetçi, maalesef vatandaş çok şikâyetçi. Ama “bizim sıkıntıları bir an için bırakın, birinci hedef kanı durdurmak, şu terörün kanını durdurun, bizim çocuklarımız dağ başında artık bugün daha fazla şehit görmek istemiyoruz, bu kanı durdurun” diyorlar. Bizden en çok istedikleri budur. Ondan sonra da işsizlik geliyor. Bursa’da AKP iktidarı zamanında 169.000 kişi işini kaybetti. 20.000 kişi işe alınabildi 149.000 kişi işini kaybetti, aç kaldı. Bu insanların aileleri perişan vaziyette ve onlar alışveriş yapamadığı için esnaf kaybediyor. Çiftçi zaten fakir, çiftçi de alışveriş yapamıyor, hepsi birbirine bağlı. Şimdi bu sabah Türkiye’nin en ünlü sanayicilerinden birinle konuştum son birkaç aydaki kur düşüşü dolayısıyla 199.000 kişinin işini kaybettiğini söylüyor.
Sunucu: Sadece kur dolayısıyla mı?
Onur Öymen: Sadece kur dolayısıyla ve esnafın uğradığı zararla birlikte düşünüldüğü zaman 250.000 kişinin işini kaybettiğini söylüyor. Sadece son birkaç ay içinde doların kurunun 1,33’ten 1,29’a 1,28’e düşmesinin sonucunda. Bütün bunlar ekonominin bütünü içinde düşünülmesi gereken konular. Türkiye’de vatandaş şikâyetçi, vatandaş sıkıntıda, izlenen politikaların yanlışlığının bedelini vatandaş ödüyor. Bakın ben size somut bir şey söyleyeyim, somut konuşmayınca, umumi konuşunda bazı şeyler anlaşılmıyor. Dün Mudanya’da iki-üç gün önce büyük bir kuruluşta çalışan vatandaşımızla konuştum, on dört saat çalışıyorum diyor 440 milyon maaş alıyorum diyor ve ben hayatımda bir gün fırına gidip çocuklarıma taze ekmek alamıyorum diyor. Bir gün bayat ekmek alıyorum, o yarı fiyatına diyor çocuklarıma bayat ekmek yedirebiliyorum diyor. Bursa gibi Türkiye’nin en zengin illerinden birinde böyle manzaralar yaşanıyorsa siz gidin Türkiye’nin öbür taraflarında ne yaşanıyor, onu düşünün. Daha evvelsi gün otobüs garajlarında yaşlı bir kadın yanımıza geldi, beyim dedi kocamdan 330 YTL emekli maaşı alıyorum diyor. 200 milyon kira veriyorum, geriye kalan 130 milyonla ben nasıl yaşıyım siz bana bir anlatın diyor. Hesabı siz yapın diyor. Yani dünyanın cenneti Bursa’da bazı vatandaşlarımız, birçok vatandaşımız cehennem hayatı yaşıyor ve bunu önlemek devletin görevi.
Biz iktidar olunca aç insana maaş vereceğiz. Avrupa’da olduğu gibi aç insanın cebine yoksulluk parası koyucağız. İnsana normal bir hayat yaşatacağız. Devlet vatandaşını aç bırakamaz, vatandaş olmak bir haktır insanlara, bu hakkın başında da aç kalmama hakkı var. Efendim sağlık hizmetleri var. Cebinde nüfuz cüzdanı olan herkese biz diyoruz ki bedava sağlık hizmeti vericeğiz. Bakın dün İnegöl’ün Şehitler Köyünü ziyaret ettik, orada sağlık ocağı yok. Kocaman tarihi bir köy ama sağlık ocağı yok. Bir insan gece iğne olmak istese taksi tutacak İnegöl’e kadar gidecek iğne olacak gene taksi tutacak geri gelecek. Yani 30–40 milyon lira para harcayacak bir iğne olmak için ama Bursa’da veya başka ilçelerin merkezlerinde oturan insanlar köşedeki iğneciye bedava veya çok ucuz bir fiyata iğnesini yaptırabilecek. Yani burada bir kadın doğum yapacak olsa, felaket! Ebe yok, sağlık ocağı yok; karı var kışı var, nasıl ulaştıracaksınız bu insanı sağlık kurumuna? Türkiye’nin batısı burası doğuyu siz düşünün.
Sunucu: Peki efendim süremizin sonuna geldik. Son olarak seçmenlerinize ne söylemek istersiniz?
Onur Öymen: Şimdi şunu söylemek istiyorum, Bursa bu kadar kötü bir yönetime layık değildir. Bakınız Bursa’nın yönetimindeki zihniyet son derece çağ dışı bir zihniyettir. Bu yüzden iki-üç gün önce gencecik bir kızımızı kaybettik. Türkiye’nin kanunlarına aykırı, nizamlarına aykırı dünyadaki bütün uygulamalara aykırı bir şekilde belediye refüj sulatacağım diye ana yolların sol kanadına tanker koyuyor, tankerlerin peşine en iptidai yöntemle dünyada örneği görülmemiş bir şekilde iplerle dubalar koyuyor, yolda gittikçe o dubaları görecekmişsiniz de fren yapacakmışsınız da duracakmışsınız. Kaçıncı kaza bu, kaçıncı kaza, kaçıncı ölüm? Bu kadar iptidai bir yönetim belediye başkanının kişisel sorumluluğu altında yürütülüyor. Biz uyardık, “derhal durdurun bunu, yeni kazalar olmasın” dedik, aynı gece gittik Mudanya yolunda aynı durumu gördük. Ben her yerde araba kullandım, bu kadar iptidai bir yöntem hiçbir yerde görmedim. Yani şöyle birkaç kilo metre hortum alıp da bir belediye bahçıvanına sulatamıyor musunuz siz o refüjleri? Kim kaç para kazanıyor bu işten bilemem ama günahtır. İnsan hayatına mal oluyorsun, hatalısın. Bir de çıkın özür dileyin dedim özür bile dilemiyorlar. İç işleri bakanlığına şikâyet ettik yani insan hayatı Türkiye’de bu kadar ucuz olmamalı.
Bursa’da trafik bir felaket. Son derece yanlış, bat-çık demişler, milleti batırmışlar ve çıkaramamışlar. Profesörlerin raporları var elimizde, bunlar bilime aykırıdır, bütün teknik verilere aykırıdır, yapmayın bu batçıkları diye; ama gene de yapmışlar. Ondan sonra sağlık sorunları var. Birçok yerde demin dediğim gibi sağlık ocağı yok. Eğitimde sıkıntıları görüyorsunuz, orta öğretimde Bursa gibi Türkiye’nin en ileri illerinden biri 22–23. sıraya düşmüş. Kamyoncuların ve nakliyecilerin çok ciddi sorunları var. Dün kamyoncuları ziyaret ettik, şaşarsınız, yani içiniz sızlar. O kamyoncular ne kadar zor şartlarda çalışıyorlar aldıkları para asgari ücretin çok altındadır. Adamın kamyonuna lastik alacak parası yok. Bir ay, iki ay, üç ay kamyonunda yatıp kalkıyor. Yani sadece bu kamyoncuların halini görünüz, şurada kamyoncular çarşısı var, bir ekip alıp gidiniz Türkiye’nin çektiği ızdırabı görünüz. Sadece büyük lojistik firmalarına destek sağlayan, bir-iki kamyonu olan insana dünyayı dar eden bir yönetmelik çıkarmış. Bütün sıkıntının sebebi bu yönetmelik, biz iktidara gelir gelmez bunu gözden geçireceğiz.
Sunucu: Efendim çok teşekkür ederiz.
Onur Öymen: Yani anlatacak çok şey var. Size temin ederim ki, bu sorunların hepsi çok kısa zamanda akılcı bir yönetimle çözülebilir. Biz hem Bursa’ya hem Türkiye’ye akılcı bir yönetim getireceğiz. Demiryolu getireceğiz, hava yolu ulaşımını sağlayacağız, bütün bu altyapı meselelerini halledeceğiz ama vatandaşı aç bırakmayacağız. İşsiz bırakmayacağız, yoksul bırakmayacağız. Bunun için bütün Bursalı hemşerilerime sizin aracılığınızla söz veriyoruz. Bursa dünyanın cenneti, Türkiye’ye örnek olacak bir ildir ve bunu çokkısa bir sürede sağlayacağız.
Sunucu: Efendim programımıza katıldığınız için biz de size çok teşekkür ediyoruz.
Onur Öymen: Ben teşekkür ediyorum.
Bu belge Görsel Basın arşivinde bulunmaktadır.