Kanaltürk – İç ve Dış Politika Konularında Genel Değerlendirme

CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen’in
Kanaltürk’e verdiği mülakat
11 Temmuz 2007

Sunucu: …

Öymen: Türkiye’nin pek çok sorunu var, pek çok sıkıntısı var, fakat bunların hepsinin başında güvenlik sorunu geliyor. Terör sorunu ve şehirlerdeki asayişsizlik sorunu geliyor. Türkiye bu sorunu mutlaka halletmek zorundadır, akan kanı mutlaka durdurmak zorundadır. Öyle anlaşılıyor ki sayın başbakan bu konularda yeterince bilgi sahibi değildir. Kısaca bir süre önce yaptığı bir açıklamada Türkiye’de 5000 teröristin olduğunu Irak’ta 500 teröristin olduğunu bu nedenle Türkiye’nin öncelikle yurtiçindeki taş atması gerektiğini söylemiştir. Baştan aşağı yanlış. Eksik bilgi yanlış bilgi olduğu anlaşılıyor, daha sonra kendisi de düzeltiyor. Meğerse Türkiye’nin içinde 1500 terörist varmış, Kuzey Irak’ta 2500 terörist varmış. Bu kadar önemli, bu kadar temel bir konuda başbakanın bu kadar bilgi eksikliğinin içinde olması şaşırtıcıdır. Kaldı ki bir an için düşünelim ki yurtdışındaki teröristlerin sayısı daha az olsun, Türkiye2deki daha az olsun. Bu yurtdışındaki teröristlerin önemini azaltır mı? Bir insanın beyni 200 gr, vücudu 80 kg. Yani siz vücuttaki ağırlıkla ilgilenirim, beyin o kadar önemli diyebilir misiniz? Vücudu kontrol eden beyin, vücuttaki arızaların çoğunun sebebi beyin. Bu terörizmin de beyni Kuzey Irak’ta. Bu beyni etkisiz kılmadığınız sürece terörle mücadele edemezsiziniz. Sizden önceki bütün hükümetler Kuzey Irak’taki teröristlerle mücadele etmek için etkili önlemler aldılar, icabında asker gönderdiler, orada PKK ile mücadele ettiler. Bir tek siz yapamadınız. Sayın Genel Başkanımız Deniz Baykal, daha Amerika’nın müzakeresinden önce Şubat 2003te mecliste yaptığı konuşmalarda hükümete çağrıda bulundu. Aman dedi derhal oraya asker gönderin, biz de destek olalım. Hatta meclise teskereler gönderdiği zaman hükümet, dedik ki başka konuları bu işe karıştırmayın, sadece Kuzey Irak’a asker göndermek için teskere gönderirseniz biz de oy vereceğiz. Gönderemediler ilk başta, daha sonra 20 Mart 2003te bir teskere gönderdiler, fakat onu da Amerika’nın Türk hava sahasını uçaklarıyla kullanmasını izin veren başka bir yetkiyle birleştirdikleri için biz ona oy veremedik ama meclisten geçti. Yani 20 Mart 2003te meclisten yetki aldılar Kuzey Irak’a asker göndermek için. 6 aylık bir yetki aldılar, kullanamadılar, gönderemediler. Daha sonra 7 Ekim 2003te bir daha yetki aldılar bu sefer bir yıllık gene gönderemediler. Yani meclisten 2 defa yetki almasına rağmen hükümet bu yetkiyi kullanamadı, asker gönderemedi. Bu arada daha kötüsünü yaptı, 22 eylül 2003te Dubai’de Sayın Devlet Bakanı Ali Babacan ile Amerikan Hazine Bakanı arasında bir antlaşma imzalandı. 1 milyar dolarlık hibe Türkiye’ye verilecek buna karşılık Türkiye Kuzey Irak’a asker göndermemeyi kabul ediyor, gönderirse yardım kesilecek. Böyle antlaşmaya imza attılar. Bu basına sızınca biz büyük tepki gösterdik, onun için meclise sunamadılar yani bu antlaşma yürürlüğe giremedi. Ama imzalandı. Yani Türk Hükümeti Cumhuriyet tarihinde ilk defa maddi menfaat karşılığında büyük bir siyasi taviz verdi. Sonunda yanlış olduğunu anladıkları için meclise getiremediler onaylatamadılar ve yürürlüğe giremedi bu antlaşma. Bu hükümetin niyetini gösteriyor. Kuzey Irak’taki durumun örneği dünyanın hiçbir yerinde yoktur. Dünyanın neresinde bir terör örgütü varsa, o terör örgütü ile mücadele etmekle görevli bir güvenlik gücü vardır. Kuzey Irak’ta Irak devleti PKK teröristleriyle mücadele etmek için oraya birlik tahsis etmiyor veya edemiyor. Amerika’nın 150 bin civarında askeri var, onlar da birlik tahsis edemiyorlar hava operasyonu yapıyorlar. Oradaki yerel yöneticiler teröristlerle evvelce çarpışırlardı, şimdi onlar da birlik tahsis etmiyorlar tam tersine Türkiye’yi tehdit edici bir dil kullanıyorlar. Ve maalesef Türkiye bu durumda hiçbir şey yapamıyor. Sorulacak şey gayet basittir. Hem Irak’ta hem Avrupa’da diyeceksiniz ki bu terörü siz durdurmazsanız biz durdururuz. Birisinin durdurması lazım, aksi takdirde bunlar Kuzey Irak’ta serbestçe faaliyet gösteriyorlar, sınırlarımı geçiyorlar orada masum insanlarımızı öldürüyorlar, askerlerimizi öldürüyorlar, biz bu kanı durdurmak zorundayız. Şimdi Amerikanın yeni oluşturduğu bir bakanlık var İç Güvenlik Bakanlığı diyorlar. İç Güvenlik Bakanlığı ile Savunma Bakanı terörle mücadelede çok yakın işbirliği yapıyorlar. Bu bakanlıkların ilkesi şudur: Terörle ve mücadele Amerikan sınırlarının dışındalar. Amerikan sınırına daha girmeden biz onları etkisiz kılarız, cezalandırırız, Amerikan topraklarına sokmayız. Çünkü Amerikan topraklarına girdikten sonra, teröristlerle mücadele daha zordur diyorlar. Ve bu amaçla kara ve hava sahasında faaliyet gösteriyorlar ve ülkenin toraklarının dışında havada denizde karada bu teröristleri daha Amerika’ya girmeden etkisiz kılacak önlemleri alıyorlar. Amerika bunu kendisi için yapıyor ama Türkiye’nin aynı şeyi yapmasına karşı çıkıyorlar. İşte bunu anlamak zordur. Biz Amerikalılara sorduk, niçin bunu yapıyorsunuz? Niçin bizim teröristlerle mücadele etmemize karşı çıkıyorsunuz Kuzey Irak’ta? Bize dedikleri çok açık: Kuzey Irak’ta istikrarın bozulmasını istemiyoruz. Güzel de o zaman Türkiye’nin istikrarını niçin bozuyorsunuz? Kuzey Irak2ta istikrar bozulmasın diye bir NATO Müttefikinin istikrarının bozulmasına insanlarının öldürülmesine göz yummuş oluyorsunuz bunu nasıl yaparsınız dedik? Tüm bu konuları Türkiye’nin Amerika ile de NATO İle de AB ile de çok açık konuşması lazım. Ne yazık ki AKP Hükümeti bu konuda Türkiye’nin kararlılığını yeterince sergileyememiştir. Ne sınır dışı operasyon konusunda meclisten yetki alabilmiştir, ne de konunun siyasi boyutunu NATO ya ve diğer uluslar arası kuruluşlara götürebilmiştir. Yani bu gerçekten hükümetin en büyük eksikliğidir. Başka konulardaki eksiklikleri yanlışlıkları hataları malum, onlar zaman içinde düzelebilir ama her giden insan hayatını bir daha getiremez. Bizim her insanımızın canının gözümüzde çok büyük bir değeri var. O bakımdan hükümetin bu konuda mutlaka etkisini ağırlığını ortaya koyması gerekiyordu. Son 4 buçuk yıldır hükümet bunu yapamamıştır, becerememiştir, bunu çok büyük bir eksiklik olarak görüyoruz. Son olarak biz mecliste gelin dedik şu terörle mücadele konusunu meclisin gündemine taşıyalım ve orada bir genel görüşme açalım dedik. Kabul etmediler. Türkiye’nin bu kadar önemli bir konusunun TBMM’de görüşülmesine razı olmadılar. Biz meclis tatile girmeden dedik ki gelin, meclisten yetki isteyelim ve biz de sizi destekleyelim, en azından cebinizde bir yetki olsun hükümet olarak gerektiği zaman Kuzey Irak’a asker gönderebilmek için yetkiniz olsun. Çünkü bizim anayasamızın 92. maddesine göre, hükümetin meclisten yetki alması gerekiyor sınır dışına asker gönderebilmek için. Gelemediler meclise alamadılar. Meclis tatile girdi, hükümet bu yetkiyi alamadı. Ondan sonra Güvenlik Güçleriyle gösterişli toplantılar yapıyor başbakan filan. Öyle bir hava estiriyor ki kamuoyunda sanki ertesi gün Türkiye hemen sınır dışı yapacak gibi. Ama sonra bakıyorsunuz, ne meclisi toplantıya çağırdıkları var, ne meclisten yetki istedikleri var, şu anda isteseler de yapamazlar yetkileri yok çünkü. İşte bu gerçekten Türkiye’nin son yıllarda yaşadığı en sakıncalı en endişe verici durumdur. Biz 22 Temmuz seçimlerinde iktidara geldiğimizde ilk iş olarak güvenlik meselesine el atacağız. Hem terörle mücadele hem şehirlerde asayişsizlik sorunlarına el atacağız ve bunları en kısa zamanda durduracağız. Şehirlerdeki kapkaç olaylarını mutlaka önleyeceğiz, bunun kökenindeki yolsuzluklara yoksulluklara çare arayacağız. Bu başka bir başlık altında değerlendirilmesi gereken bir konudur ama bilesiniz ki hem terörle mücadelede, hem de asayişsizlik konusunda CHP iktidarı son derece etkili adımlar atacaktır. Biz bu sözü vatandaşlarımıza veriyoruz. Vatandaşlarımızın can ve mal güvenliği bizim namusumuzdur, biz bunu böyle değerlendiriyoruz ve vatandaşlarımıza taahhüt veriyoruz.

Sunucu: …

Öymen: Türkiye’nin en önemli sorunlarından biri, eğitim sorunudur. Maalesef eğitim konusunda yanlış uygulamalar Türkiye’de gençlerimizin geleceğini karartmıştır. Bir taraftan Atatürk’ün kurduğu cumhuriyetin çağdaş, laik düşünce yapısına ters uygulamalar ön plana çıkmıştır, Türkiye’yi çağdaş demokratik laik bir ülke olma özelliğinden çıkarıp, çağdışı düşüncelerin egemen olduğu bir ülke haline dönüştürmek isteyenler, eğitim camiasına el atmışlardır, çağdaş Atatürkçü eğitimcileri görevden uzaklaştırıp, kendi bağnaz ideolojileri ve yakın saydıkları insanları en kilit mevkilere getirmişlerdir. Okul kitaplarının hazırlanmasında, müfredatın oluşturulmasında, öğretmenlerin, müdürlerin failinde hep bu zihniyet hâkimdir. Bunu Türkiye hesabına çok büyük bir talihsizlik sayıyoruz ve CHP iktidarında ilk düzelteceğimiz işlerden biridir. Ama bir de bunun yanında eğitimin genel yapısından kaynaklanan sorunlar ve sıkıntılar var. Bugün görüyoruz öğrencilerimiz üniversite kapılarında perişan oluyor. Her yıl 1 milyondan fazla öğrencimiz üniversite giriş sınavını kazanamadığı için, üniversite kapısından geri dönüyor; işsiz, çaresiz, mesleksiz kalıyor. İşte bu duruma biz köklü bir çözüm getireceğiz. Sıkıntı şuradan kaynaklanıyor, öğrencilere lise hayatında öğrendiklerinden farklı sorular soruyorsunuz üniversite giriş sınavında. Ve bu sorulara cevap verebilmek için öğrenciler özel dershanelere gitmek zorunda kalıyorlar. Özel dershanelere gitmek meseleyi çözmüyor, özel dershaneye gitmek öğrencilerin şansını sadece %15 artırıyor. Bu şansı yakalayabilmek için vatandaşlarımız, yılda toplam olarak 4 buçuk katrilyon ödüyorlar özel dershanelere. Bu fukara bütçeleriyle vatandaşlarımız boğazlarından keserek, bu parayı ödüyorlar bir şans olur diye öğrencilere. Bu yanlış eğitim uygulamasını bizler değiştireceğiz. Mecburi eğitimi 10 yıla çıkaracağız. Ondan sonra öğrencilerimizin 3/2 sini Avrupa’nın pek çok ülkesinde olduğu gibi mesleki ve teknik eğitime yönlendireceğiz. 3/1 ini klasik eğitim yoluyla üniversitelere göndereceğiz. Üniversite seçme sınavını kaldıracağız. Gerçekten bu sınav Türkiye’nin ayıbıdır, gençlerimize karşı yaptığımız bir ayıptır. Gençlerimizin 3/2 si, sanayimizin ihtiyaç duyduğu alanlarda uzman personel olarak yetiştirilecektir. Ve hem ülke ekonomisine büyük katkıda bulunacaktır, hem de bir meslek sahibi olacakları için iş bulma olanakları artacaktır. Bugün görüştüğümüz sanayiciler bize diyorlar ki aradığımız uzman kalifiye işgücü bulamıyoruz. Daha dün ben Bursa’da sanayicilerle bir toplantı yaptım ve bana açıkça Bursalı sanayiciler yetişmiş insan gücü bulamadıklarını söylediler. İşte şimdi biz gençlerimizi bu şekilde mesleki ve teknik eğitime yönlendirerek hem onların geleceği için bir güvence yapacağız, hem de sanayimiz için uygun bir yetişmiş insan gücü oluşturacağız. Bundan ibaret değil her şey. 1 milyon öğrencimiz üniversitede yurt sıkıntısı çekiyor. Bazı tarikat güçleri gençlerimize el atıyorlar ve bazı çağdışı düşünceler doğrultusunda eğitmeye, beyinlerini yıkamaya çalışıyorlar. Biz diyoruz ki CHP iktidarında her öğrenciye devlet yurt imkânı sağlayacaktır. Devletin kaynaklarını biz bu gibi hedefler için kullanacağız. Çok başarılı örnekler var sadece devlet değil, özel girişimcilerin de Atatürkçü laik gençleri yetiştirme doğrultusundaki adımları destekleyeceğiz. Bursa’da bir çağdaş eğitim kooperatifi kurulmuştur. Ve burada vatandaşlarımızın gönüllü katkılarıyla gençlerimiz Atatürkçü, laik, cumhuriyetçi düşünceler doğrultusunda desteklenmektedir. Yurt olanakları sağlanmaktadır, kütüphaneleri var, son derece modern çalışma olanakları var. Uludağ Üniversitesi’ne çok yakın bir yerleşme biriminde kendilerini kutluyoruz içtenlikle. İşte bu çalışmaları çoğaltacağız. Ama her şeyin kökünde ana okulları geliyor. Daha ilkokula başlamadan çocuklarımızın bir temel eğitim görmeleri geliyor, anaokullarıyla. İşte biz bunu sağlayacağız. 2Yıllık anaokullarını zorunlu kılacağız, bütün çocuklarımızın aileleri kültür durumları ne olursa olsun orada eşit bilgi ve kültür düzeyine kavuşacaklar, ilkokuluna başladıkları zaman çocuklarımızın arasında ailelerinin eğitim ve kültür düzeyindeki farklılıkları dolayısıyla sıkıntılar yaşanmayacak. Ayrıca gençlerimizi parasal olarak da destekleyeceğiz. Her yıl 1 milyon üniversite öğrencimize yılda 10 ay 250 milyon lira ücret vereceğiz. Ve böylelikle gençlerimiz sıkıntı çekmeden tahsillerini sürdürebilecekler. Yiyecekleri yemeği, ödeyecekleri parayı düşünmeyecekler. Kitap alabilecekler. Ve onları başka alanlarda da devlet olarak bütün gücümüzle destekleyeceğiz. Bugünkü Türkiye Üniversitelerinin durumu içler acısıdır. Dünya Bankasının Türkiye yetkilisi geçenlerde Türkiye böyle giderse, Avrupa’nın eğitim durumuna ancak 100 yılda erişebilir dedi. Gerçekten ben Milli Eğitim Bakanına yazılı bir soru önergesi verdim. O da bana cevap verdi. Kaç kişidir dedim eğitim çağında olup, okuma yazma bilmeyen? Ve bana cevap verdi. 7 buçuk insan dedi. 7 buçuk milyon insanımız okuma yazma bilmiyor. Ve bunlardan önemli bir bölümü şehirlerde yaşıyor. Kapsamlı bir okuma yazma seferberliği başlatmak zorundayız. Ayrıca kadınlarımızın ve genç kızlarımızın eğitimine önem vereceğiz. Türkiye’de kadınlar arasında genç kızlar arasında okuma yazma bilenlerin oranı erkeklerden daha düşüktür. O zaman onlar için özel programlar projeler uygulayacağız. Şimdi bazı CHPli belediyeler Kadıköy Belediyesi, İstanbul’da, İzmir’de Balçıova Belediyesi, Narlıdere Belediyesi daha birçok belediyemiz bu projeleri başlattılar, semt evleri kurdular. Semt Evine giren kadınlarımız orada okuma yazma bilmiyorsa, okuma yazma öğreniyor. Okuma yazma bilen tahsilli olanlar bilgisayar öğreniyor, elişleri öğreniyorlar, yaptıkları ürünler belediye tarafından yurtdışına pazarlanıyor, bu kadınların cebine ayda 500 ile 600 YTL para giriyor. Şimdi bu çok büyük bir hizmettir. Biz bu hizmeti Türkiye’nin her yerine taşıyacağız. CHP’li Belediyelerin bu başarılı uygulamaları Türkiye’nin her yerinde vatandaşlarımızın hizmetine sunulacaktır. Eğitim alanında ülkemizin doğusu ile batısı arasında çok büyük farklar vardır. Her üniversite giriş sınavında bakıyoruz, Hakkârili çocuklar sonuncu sırada. Yeni onlar daha mı az zeki, daha mı az çalışkan? Kuşkusuz değil. Ama biz oradaki vatandaşlarımıza yeterince iyi eğitim hizmeti verememişiz. Onun için biz doğuda güneydoğuda ülkemizin başka farklı yörelerindeki gençlerimize çocuklarımıza en üst düzeydeki eğitimi vermek zorundayız ve bunu yapacağız. Doğuda ve güneydoğuda birçok yerde ve birçok köyde maalesef devlet okulları ısıtmak için para tahsil etmiyor. Çocukların götürdüğü tezeklerle okullar ısınıyor. Bu Türkiye’nin ayıbıdır. Bunu da Milli Eğitim Bakanına söyledik, bunu bilmiyorum diyor. Hâlbuki biz bölgedeki muhtarlardan tutanaklar getirdik. Köylü okulumuza devlet hiç yakıt yardımı yapmıyor dedi. Bu Türkiye’nin gerçekten büyük bir ayıbıdır. Biz Türkiye’nin doğusuyla batısı arasında eğitim açısından hem de başka konularda da hiçbir fark bırakmayacağız. Oraya gönderilen öğretmenlerimiz sağlık görevlilerimiz kendilerini mağdur durumda hissetmeyecekler. Onlara gerekli her türlü desteği sağlayacağız Özetle Türkiye eğitimde çağdaş ülkelerin düzeyine yükselecektir ve CHP Bu konuda gerekli bütün önlemleri alacaktır.

Sunucu: …

Öymen: Evet AKP’nin hükümette olduğu dönemde, maalesef Türk ekonomimizi büyük dar boğazlara girmiştir. Türkiye benzer ülkelerle kıyaslanmayacak derecede yüksek bir dış ticaret açığımız var. Ülkemizin ithalatıyla ihracatı arasında yaklaşık 51 milyar dolar fark var. İhracatımızdan 51 milyar dolar fazla ithalat yapıyoruz. Ve bu ekonomimizin çürük ve yanlış yapılanmasından geliyor. Her ihracat ürünümüzün içinde ithalatın payı birçok üründe %84 e kadar çıkmıştır. Yani sattığımız malın büyük bölümü, ara malları, katkı malları yurtdışından ithal ediliyor ve Türkiye’nin katkısı çok düşük oluyor. Bu nedenle dış ticaret açığımız olağanüstü büyük düzeydedir. Aynı zamanda günde buna bağlı olarak cari açık yani devletin toplam döviz giderleriyle döviz giderleri arasındaki fark, 31 milyar dolara ulaşmıştır, bu da Türkiye’ye benzer ülkeler arasındaki bir rekordur. Kalkınma sürecinde olan ülkelerin çoğu, cari fazlalık veriyor. Ve biz de açık veriyoruz açık verenlerin içinde de en büyük açığı Türkiye veriyor. Bunlar gerçekten Türk ekonomisi açısından alarm zillerinin çaldığını gösteriyor. Bununla da yetmiyor, faiz hadleri çok yüksek. Türkiye’de faiz hadleri %20 ye yakın düzeyde. Türkiye’ye benzer ülkeler içersinde faiz hadlerinin bu kadar yüksek olduğu başka ülke yoktur. İşte bütün bunlara çare bulmak için, ekonomiye yeni bir dinamizm getirmek lazım, çağdaş bir anlayış getirmek lazım. Bunu nasıl yapacağız? Bunu yaparken, ekonomik istikrarı bozarak yapmayacağız. Ekonomik makro dengeleri bozmayacağız. Biz de enflasyonla mücadele etmenin önemini görüyoruz. O bakımdan yapısal değişikliklere giderken, ülkemizin ekonomisinin genel dengelerini bozmamaya özen göstereceğiz. Merkez Bankasının bağımsızlığını tanıyacağız. Bütün bunları yapacağız. Ama Türk ekonomisinin bugün girdiği bu dar boğazlarda yatırımların eksikliğinde yatırım yapılamaması nedeniyle ortaya çıkan yüksek işsizlikte faiz dışı fazlanın Türkiye’nin GSMH’na %6 buçuk olarak tespit edilmiştir, büyük bir payı vardır. Türkiye’den başka bir ülke IMF ye yaptığı antlaşma ile böyle bir yükümlülük altına girmemiştir. En büyük yükümlülük Türkiye’de. Bu ne demek? Devletin kaynaklarını gelirlerini biz o kadar kısmını borç ödemeye ayırıyoruz ki yatırım yapacak para kalmıyor ülkede. İşte bir makul bir düzeydir. Gayet tabii ki borçlarımızı son kuruşuna kadar ödeyeceğiz, borçlarımızı inkâr etmiyoruz. Biz ki Osmanlı borçlarını son kuruşuna kadar ödemiş bir milletiz. Bugünkü borçlarımızı da son kadar ödeyeceğiz. Ne yazık ki bu iktidar zamanında Türkiye aşırı derecede borçlandırılmıştır. Türkiye, dünyanın 5. en borçlu ülkesi haline getirilmiştir. İşte biz bu borçlarımızı sonuna kadar ödeyeceğiz ama bunu yaparken de makul bir ölçüde faiz dışı fazla tutacağız, faiz dışı fazlanın ekonomiyi tahrip edecek düzeyde tutmayacağız. Türkiye aslında büyük ve güçlü bir ülkedir. Türkiye bugün dünyanın 19. en zengin ülkesidir. Avrupa’nın en zengin 6. ülkesidir. Ama halkı fakir. Halkın gelir düzeyinde vatandaşların gelir düzeyinde Türkiye, 99. sıradadır. BM’nin İnsan Gelişme Bildirisinde, Türkiye dünyada 99. sıradadır. 91 ilkenin vatandaşları, bireysel kazançlarında,  eğitim ve sağlık düzeylerinde Türkiye’den daha iyi durumdalar. Bu bizim ayıbımızdır. Bu hatayı düzeltmek zorundayız. Ekonominin çarpık yapılaşmasının sebeplerinden biri, kayıt dışı ekonomiyi desteklemektir. OECD rakamlarına göre Türk ekonomisinin yaklaşık %50 si kayıt dışıdır. Bunu mutlaka düzeltmek, bu ekonomiyi kayıt içine almak zorundayız. Aynı şekilde kayıt dışı istihdam Türkiye’de son derece yüksektir. Bütün bunları nasıl yapacaksınız? Bütün bunları, çağdaş bir ekonomi yönetimiyle yapacaksınız. Yani adaleti sağlayacaksınız. Az kazanandan az para alacaksınız, çok kazanandan çok para alacaksınız. Ekonominin temel yapısını bu şekilde düzelteceksiniz. Bakınız AKP iktidarı iş başına geldiğinde, cari açığın Türkiye’nin toplam milli gelirine GSMH’ina oranı %2nin altında %1buçuk civarındaydı. Şu anda %9 a çıkmıştır. Çok yüksek bir rakamdır. Birçok ülke açısından bu bir kriz işaretidir. Biz bunu en kısa zamanda GSMH’nin %4üne getireceğiz. Kalkınma hızını %6nın üzerinde tutacağız, işsizliği %7nin altına çekeceğiz. Bizim ekonomik hedeflerimiz bunlar. Enflasyonu % 5 düzeyine indireceğiz. Bunları sağlamak için de bu devletin kaynaklarını en akıllı biçimde kullanacağız. İsrafa son vereceğiz. Pek çok batık yatırım var Türkiye’de. Ne yazık ki pek çok batık yatırım var devletin parası yıllar boyunca hiçbir değeri olmayan yatırımlara harcanmıştır. Türkiye2de öyle havaalanları var ki mesela, o havaalanına bir tek uçak gelemiyor, yanlış yere yapıldığı için. Milyonlarca dolarımız heba oluştur. Bütün bunları düzeltecek yapılaşmalara girerken, özelleştirmeye de dikkat göstereceğiz. Avrupa ülkelerinde özelleştirme, ekonominin güçlendirilmesi için, yeni teknolojilerin ekonomiye kazandırılması için, istihdam yaratılması işsizliğin önlenmesi için bir vasıta sayılıyor. Oysa Türkiye’de özelleştirme, belli deliklerin tıkanması için harcanıyor, yanlış olan budur. Birçok tesisimiz özelleştirildikten sonra kapatılmıştır. Orda ki işçiler, işsiz kalmıştır. O fabrikalarımız üretim dışında kalmıştır. İşte biz bunları düzelteceğiz. Türkiye’nin çok değerli kaynakları var. Örneğin petrol ve doğalgaz alanında yabancılar Türkiye’ye resmen yazılı olarak önemli bulgulara ulaştıklarını bildirmişlerdir. Ama diyorlar, petrol kanununuzu değiştirmezseniz bunu çıkartmayız. Yanlıştır, yani biz yabancıların baskısıyla Petrol Kanunumuzu değiştirecek bir ülke değiliz. Ne yazık ki AKP hükümet bu yola gitmiştir, bir petrol kanunu çıkartma yoluna gitmiştir ve bu petrol kanununda hiçbir çağdaş ülkenin petrol yasasında olmayan hükümler de almıştır. Yabancılara hesapsız kitapsız tavizler verilmiştir ve en önemlisi daha önceki yasada yer alan Türkiye’nin milli menfaatlerinin korunacağı cümleleri metinden çıkarılmıştır. Biz başka ülkelerin petrol yasalarını da inceledik, hemen hepsinde milli menfaatlerin korunması ifadesi var. Şu anda yabancı askeri çıkar altındaki Irak’ın yasasında bile var, Türkiye’nin yasasından çıkarılmış. İşte Sayın Cumhurbaşkanımız bu yasayı meclise iade ederken, buna özellikle değinmiştir. Ve bunu yapamazsınız diyor. Hükümet tekrar aynı yasayı ısrar ederek cumhurbaşkanına geri göndereceğiz dedi ama bereket meclis tatile girene kadar bunu yapamadılar çünkü biz buna çok büyük bir tepki gösterdik. CHP iktidara geldiğinde, çağdaş bir petrol yasası çıkaracak ve her halükarda Türkiye’nin temel çıkarlarını mutlaka koruyacağız. Madenlerimizi işleyerek üretime ve ihracata yönlendirecek bir politika izleyeceğiz. Türkiye’de çok değerli bor madenleri var, krom madenleri var. Bursa’dan örnek vermek gerekirse, bor krom gibi madenlerimiz var, bor çıkan madenimizi kapatmış. Bugünkü dünya koşullarında yeniden bunu çalıştırabiliriz ve aynı zamanda krom, bor gibi madenlerimizi işleyeceğiz. Demiryolu ulaşımı sağlayacağız. Bursa gibi sanayileşmiş bir şehrin bugün demiryolu bağlantısı yok. Hava bağlantılarını sağlayacağız. Ekonomiyi canlandırmak için sadece makro hedefleri tutturmak yetmiyor, şimdiden ekonomiyi çalıştıracak üreticinin sanayicinin sıkıntılarına çare bulacak kur ile enflasyon arasındaki dengeleri gözetecek çözümler bulacak, CHP iktidarında Türk ekonomisi halkımızın hak ettiği düzeye gelecek.

Sunucu: …

Öymen: Türkiye’nin en önemli sorunları arasında yoksulluk ve işsizlik de yer almaktadır. Bu ikisi birbirine bağlıdır. Bir ülkede işsizlik çok yüksek düzeye ulaşmışsa, o ülke de işsizlik de çok yüksek düzeydedir demektir. Türkiye’de resmi rakamları gerçek işsizliği yansıtmamaktadır. Bizim yaptığımız araştırmalara göre, Türkiye’de gerçek işsizlik rakamları 18’lerin üzerindedir. OECD Teşkilatının araştırmalarına göre Türkiye’de gençler atasındaki işsizlik %20 buçuğa ulaşmıştır. 5000 gençten biri işsizdir. Bu gençlere karşı görevlerimizi yapamadığımızı gösteriyor onlara iş sahası yaratamadığımızı gösteriyor. İşte bu işsizlikle mücadele etmek için devletin mutlaka yeni iş sahaları yaratması ve ya özel sektörün yatırımları teşvik etmesi gerekiyor. Üretim olmadan, işsizlikle mücadele edemezsiniz. Üretim nasıl olacak, yatırımcıyı teşvik etmekle tabii ki. Artık bugün yatırımcıyı teşvik etmek şöyle dursun, gereksiz mevzuat engellemeler, bürokratik engellemeler, kayırmacılıklar, iktidar partisinin yandaşlarının kollanarak diğer yatırımcıların zarara uğratılması gibi yöntemlerle Türkiye’de üretim teşvik edilmiyor. Bizim görüştüğümüz birçok iş adamı, yatırımlarını yurt dışına kaydırdığını söylüyor. Türkiye’deki ekonomik engellemelerden bir tarafta kurumsal bir taraftan enflasyonun % 10nun üzerine çıkmasından kaynaklanan sıkıntılardan Türkiye’de yatırım yapamaz hale geldiklerini söylüyorlar. Bunun sonucunda, Türkiye’de işsizlik artıyor. İşte yapacağınız iş, üretimi teşvik etmektir. Bazı bölgelere teşvik vermiş hükümet, bazı bölgelere vermemiş. Başka bölgelerde yatırım yapan insan kusur mu işlemiştir, onu cezalandırmak mı gerekiyor. Bir iş adamı bir sanayici İstanbul’da İzmir’de Adana’ da Ankara’da Bursa’da Denizli’de yatırım yapmışsa yanış bir iş mi yapmıştır? Bu insanlara ceza mı vermek lazım? İşte biz CHP iktidarından diyoruz ki sektör bazında destek sağlayacağız. Yani ülkenin neresinde yaparsa yapsın devletin öngördüğü temel hedefler doğrultusunda bir yatırım yapmışsa, bu yatırımı mutlaka destekleyeceğiz. Böylelikle bu sahalarda yeni yatırımı teşvik edeceğiz, üretimi artıracağız. Gençleri iş kurma desteği vereceğiz. 10 genç bir araya gelip bir yatırım yapmışsa, onlara özel teşvik tedbirleri primleri uygulayacağız, onların yatırımlarını kolaylaştıracağız. Gereksiz bürokrasiyi kaldıracağız. İşte bütün bu ekonomi politikaları sayesinde üretimi artıracağız, işsizliği önleyeceğiz. Ve yılda 1 milyon insana iş sahası yaratabileceğimizi düşünüyoruz. Bakın soyut örneklerinden biri, bilişim alanıdır, yazılım alanıdır. Bilgisayar yazılımı alanında pek çok ülke yılda yüzlerce milyonlarca insanı iş sahibi yapıyor. Bunun örneklerinden biri, Hindistan’dır. Hindistan’da bilişim teknolojisinin düzeyi Türkiye’den daha ileri değil ama o kadar iyi örgütlenmişler ki bütün dünya ülkelerine yazılım ihraç ediyorlar. Bizim uzmanlarımızın bize verdiği bilgiye göre 5 yıl içinde 1 milyon gencimize sadece yazılım alanında iş bulabiliriz. İşte biz bu alanlara yöneleceğiz. Araştırma geliştirme çalışmalarını destekleyeceğiz, Yani pek çok alanda insanlarımızı iş sahası iş sahibi kılmak için, gerekli bütün önlemleri alacağız. Bu işsizliğin doğurduğu sıkıntıların başında ümitsizlik geliyor. Türkiye’de 1 milyona yakın vatandaşımız gece yatağa aç girmektedir. Bu dayanılamayacak bir durumdur. Bir çağdaş demokratik sosyal devlette böyle bir durum olamaz. İnsanlarımızı aç bırakamayız. Onun için biz diyoruz ki bu insanlarımızı aç bırakmayacağız. Sıfır açlık politikası izleyeceğiz. CHP iktidarında her aç insanın ailesine destek sağlayacak ve bu desteği ailesindeki kadınlar vasıtasıyla vereceğiz. Aileye en çok sahip çıkan kadını ezdirmeyeceğiz. Bu politikamız son derece etkili bir şekilde açlıkla mücadeleyi başarıya götürecektir. Bunun dışında bölgesel farklılıkların giderilmesi için çalışacağız. Ülkemizde zenginler ile fakirler arasında çok büyük bir uçurum meydana gelmiştir. Biz zenginlere karşı değiliz, biz piyasa ekonomisine karşı değiliz. Keşke zenginlerimiz daha da zengin olsaydı. Ama Türkiye’de bir taraftan bu iktidar döneminde dolar milyarderlerinin sayısı 6 dan 26 ya çıkmışsa ki bu sayı Japonya ve İtalya’dan yüksektir, ziyade olsun. Vergilerini ödemek kaydıyla daha da zengin olsun. Ama bunu karşılığında çok büyük bir yoksul kitle var Türkiye’de. Halkımızın %24’ü yoksulluk sınırının altında yaşıyor. Bununla mücadele etmek lazım. İşte biz<im ülkemizin doğusu ile batısı arasında çok büyük gelir farklılığı var. Bunu mutlaka gidermek zorundayız. Batı illerimizde kişi başına düşen milli gelir, Avrupa Ülkelerinin bazılarına yakındır ama doğu illerimizde kişi başına düşen milli gelirimiz, 2000 doların altındadır. Bu olacak şey değildir, bunu mutlaka gidermek lazımdır. Bunun için doğu illerimize güneydoğu illerimize devletin mutlaka doğrudan doğruya yatırım yapması lazımdır. Özel sektöre sağlanan teşvikler yetmiyor. Devlet hem bizzat yatırım yapacak, hem yaptığı o yatırımların güvenliğini sağlayacak. Doğuya güneydoğuya yeterince yatırım yapılmamasının sebeplerinden biri de, bu bölgelerde yeterli güvenlik koşullarının bulunmamasıdır. Bu nedenle mesele Hakkâri gibi illerimizde hemen hemen hiç yatırım yapılmıyor. İşte biz devlet olarak, bu yatırımları teşvik edeceğiz. Öyle yerler var ki, petrol çıkarma tesislerimiz kapanmıştır, güvenlik koşulları uyuşmadığı için. Bu tesisleri açacağız, güvenliğini sağlayacağız gerektiğinde yatırımını da yapacağız. Yani Türkiye’deki doğu ile batı arasındaki farklılık hem ekonomik açısından insanların hayat düzeyinin farklılaşması açısından önemlidir, hem de bu inanlarımızın ortalama hayat düzeylerinin beklentileri açısından vahimdir. Batı illerimizde ortalama yaşam süresi 75 yıla kadar çıkıyor. Ama güneydoğu illerimizde 59 yıla kadar iniyor. En büyük insan hakları ihlalidir. Bu insanlarımızı batı illerimizdeki insanlarımızdan bu kadar fazla az yaşatamazsınız. Bunun sebebi, devletin sosyal devlet anlayışıyla hareket etmemesidir, bu bölgedeki yeterli sağlık hizmetini götürememesidir, eğitimi götürememesidir, alt yapıyı götürememesidir, ulaşımı götürememesidir. İşte Biz CHP iktidarında insanların yoksulluğu ile mücadele derken, bölgelerarasındaki bu dengesizlikleri de gidereceğiz. Bu yoksullukların en büyük sebeplerinden biri de yolsuzluktur. Yolsuzluklar olmasa belki bir ölçüde yoksulluk olmayacak. Zengin bir ülkede devletin varlıkları devletin belediyelerin açtıkları ihaleler daima bir iktidar partisinin yandaşlarına verilirse, bu kaynakların akıllıca kullanılmadığını gösterir. Ve bu başka yerlerde yoksulluğu teşvik eder, gelir dağılımı arasındaki dengeleri bozar. Bütün bu konularda CHP’nin iktidarı sosyal adalete inanan ve bir sosyal demokrat partisi olarak ülkemizin kaynaklarını harcarken dengeleri gözetecektir, fakirlikle mücadele etmeyi öncelikli bir hedef sayacaktır ve bir taraftan Türkiye’yi kalkındırırken üretimi artırırken bir taraftan da çeşitli gelir grupları arasındaki uçurumların giderilmesini, azaltılmasını temin edecektir. CHP iktidarında işsizlik bugünkü rakamlarla kıyaslanmayacak düzeyde azalacaktır, %7nin altına indirilecektir ve biz bunun için devletin kaynaklarını en akıllıca bir biçimde kullanacağız vatandaşlarımıza çok daha adil bir sosyal devlet vaat ediyoruz.

Sunucu: …

Öymen: Türk Hükümetinin son 4buçuk 5 yıldır izlediği dış politika, cumhuriyet tarihimizde hiç örneği görülmemiş derecede yanlışlarla doludur ve Türkiye’ye maalesef çok büyük bir zarar vermiştir. Dış Politikada en önemli ilke, ulusal çıkarların korunmasıdır. Bütün ülkeler dış politikalarını yürütürken birinci önceliği kendi ülkelerinin dış politikalarının korunmasına vermiştir. Başka ülkelere tek taraflı tavizler vererek, başka ülkelere tek taraflı jestler yaparak, dış politikada başarılı sonuç almanın imkânı yoktur. Maalesef bu hükümet iş başına geldiğinden beri, Avrupa Birliği konusunda olsun, Kıbrıs konusunda olsun, Irak konusunda olsun, genel olarak dünya ile ilişkilerimizde olsun olumlu sonuçlar elde edememiştir ve Türkiye’yi çok sıkıntılı bir mecraya sürüklemiştir. AB üyeliği Türkiye’nin dış politikasının çok uzun yıllardan beri temel hedeflerinden biri olmuştur. AB üyeliğini öngören ilk antlaşma,1963 tarihli Ortaklık Antlaşmasıdır. Bu antlaşmayı da o zaman ki başbakan ve CHP Genel Başkanı İsmet İnönü imzalamıştır. O tarihten bu yana CHP Türkiye’nin AB üyeliği için büyük bir gayret sarf etmiştir. Genel Başkanımız Deniz Baykal, Dışişleri Bakanımız olduğu dönemde, Gümrük Birliğinin AB Parlamentosunda onaylanması için çok büyük bir çaba sarf etmiş ve o sırada Türkiye’deki seçim kampanyasını ihmal etmek pahasına bu dış politika hedefine ulaşmaya çalışmıştır. Şimdi biz tam üyelik doğrultusunda çalışırken şunu gördük, bu iktidar Türkiye’nin tam üyeliğine sözde bağlı olduğumuzu dile getirirken bu üyeliği engelleyecek, kısıtlayacak Türkiye’ye tam üyeliğe değil de onun çok altında özel statüye getirecek çözümlere sıcak bakmıştır. 2004 yılının aralık ayındaki AB Zirvesinde Türkiye’nin tam üyelik hedefini kısıtlayabilecek hükümler kabul edilirken yani tam üyeliğin vazgeçilmez koşulları olan insanların serbest dolaşımları, tarımsal destekler sosyal destekler konusunda Türkiye’ye sürekli kısıtlamalar getirileceğini belirten hükümler kabul edilirken, bu hükümet maalesef bunları sineye çekmiştir, AKP Hükümeti bunlara karşı çıkamamıştır. Ucu açık müzakerelere resmen Türkiye’nin üyelik süreciyle Kıbrıs Meselesi arasında muaf olurken, Türk Hükümeti bunu kabul etmiş, bunu yazılı olarak da uygulayacağını taahhüt etmiştir. Nitekim bundan bir süre sonra 29 Temmuz 2005 tarihinde Türk Hükümeti Ek Protokol denilen belgeyi imzalamıştır. Ve böylelikle Kıbrıs Rum uçaklarının ve gemilerinin Türk Havalimanlarına girmesini kabul etmiş ve Güney Kıbrıs’ın adanın tek meşru hükümeti olarak kabul edilmesinin gözünü açmıştır. Hiçbir hukuki değeri olmayan tek taraflı bir deklarasyonla bunu dengelediğini ilan etse de, karşı taraf bunu kabul etmemiştir ve Türkiye’den bu deklarasyonun onaylanarak kabul edilmesini AB sonuna kadar istemiştir. Türk Hükümeti bunu yapamadığı için, halkın tepkisini milletvekillerinin tepkisini görüp bu imzaladığı metni onaylanması için meclise götüremediği için, AB, 2006 yılının Aralık ayında Amerika ile yaptığı zirvede Türkiye’ye büyük bir ceza vermiş ve bütün üyelik sürecini Kıbrıs meselesine bağlamıştır. 8 maddenin görüşülmesini tamamen durdurmuş, geri kalan maddelerin tamamının da sonuçlandırılmasını Kıbrıs meselesinde Türkiye’nin beklediği tavizleri vermesine bağlı olduğunu ilan etmiştir. İşte bu dış politikada yapılmayacak hatalardır. Baştan verdiğiniz vaatler, yaptığınız tek taraflı tavizler Türkiye’yi bu noktaya getirmiştir. Ve bunun sonucunda Kıbrıs meselesi de tıkanmış, AB tıkanmış bu iki konu hiç gereksiz yere birbirine bağlanmıştır. Kıbrıs Meselesinde de hükümet başından beri geçmiş hükümetleri sorumlu tutmuş, çözümsüzlük çözüm değildir bir bir adım önden gideceğiz gibi sözler söyleyerek hükümetlerin hatası, Sayın Rauf Denktaş’ın hataları yüzünden Kıbrıs meselesinin çözülemediğini, yabancıların bu çözümsüzlükte kusuru olmadığını itiraf edecek noktaya gelmiştir. Sonunda ne olmuştur, hükümet her şeyi vermiştir, Kofi Annan Planının kabulü için Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti halkına baskı yapmıştır, onlara zorlu kabul ettirmiştir. Ama neticede görülmüştür ki Rumların bu planı reddetmesi sonucunda çözüme ulaşılamıyor. Demek ki Türkiye’nin tek taraflı tavizleriyle Kıbrıs meselesini çözmek kabil değildir. Niye çözülemiyor, çünkü karşı taraftaki Rumlar çözüm istemiyor. Açıkça ilan ediyor Kıbrıs Cumhurbaşkanı, diyor ki biz diyor bir devlet dayanağı aldık, bundan vazgeçemeyiz. Yani Türklerle egemen-eşitlik esasına göre tek bir devletin çatısı altında mesuliyet kabul etmiyor. Anlaşılıyor ki AKP’den çok memnunlar, bu partinin taviz kar politikalarından çok memnunlar, 22 Temmuz seçimlerinde İnşallah AKP kazanır diyorlar. Kıbrıslı Rumlar AKP’yi destekliyor. Bunu düşünmek bile insana acı veriyor, Türkiye’yi hasım sayan bir ülke Türkiye’deki iktidar partisini destekliyor. Demek ki beklediklerini elde edebiliyorlar. Bunlar üzüntü verici durumlardır. Aynı şekilde Kuzey Kıbrıs’ta Türk Hükümetinin değiştirilmesinde de bu iktidar maalesef çok yanlış yapmıştır ve Kuzey Kıbrıs’ın içişlerine karışarak oradaki demokrasiye zarar vermiştir. Oradaki yaşanan krizlerin bir bölümü de Türk Hükümetinin yanlış bir şekilde Kuzey Kıbrıs’ın iç politikasına karşısından kaynaklanıyor. Hükümet Irak’ta da kapalı politikalar izlemiştir maalesef. Eğer CHP’nin direnci olmasaydı, 1 Mart teskeresini hükümet meclisten geçirecekti ve cumhuriyet tarihinde ilk defa Türkiye resmen bir fuhşa sürüklenmiş olacaktı. Bir cephe ülkesi olacaktı, bir karargâh ülkesi olacaktı, yabancı askerlerin sürekli konuşlandığı karargâh koruduğu bir ülke olacaktı. İşte biz CHP olarak bunu önledik. Ve CHP’nin cumhuriyet tarihinde yaptığı en önemli işlerden biri budur, belki de birincisidir. Türkiye barış içinde yaşamayı başarmıştır, CHP’nin bu direnişi sonucunda. Ne yazık ki hükümet ne bu tarihte ne daha sonra Kuzey Irak’ta konuşlanmış olan teröristler konusunda başarılı olamamıştır, yabancı ülkelerin iznini sağlayamadığı gerekçesiyle bu teröristlere müdahale dememiştir. Kuzey Irak’ta bulunan Türkmen kardeşlerimizin menfaatlerini çıkarlarını koruyamamıştır, sessiz kalmıştır. Diğer ülkelerle ilişkilerimizde de benzeri sıkıntılar yaşanmıştır. Amerika ile ilişkilerimiz çok sıkıntılı dönemden geçmiştir, Ortadoğu’da hiç yapılmamış işler yapılmıştır, Türkiye resmen terör örgütü saydığı Hamas ile dışişleri bakanı düzeyinde masaya oturmuştur. Hiçbir Avrupa ülkesi bunu yapmamıştır. Bu nedenle bir tek ülkenin gözünde Türkiye’nin itibarı uçmuştur. Daha pek çok örneği var Türkiye’de bu dönemde dış politikada yaptığı hataların. CHP iktidara gelince bütün bunları düzelteceğiz. Bütün ülkelerle iyi, karşılıklı menfaatlere dayalı dostluk ilişkileri kuracağız, fakat bunu yaparken Türkiye’nin haklarını çıkarlarını sonuna kadar koruyacağız. Adil olanı destekleyeceğiz ama bunu yaparken AB’den hiç kimsenin Türkiye’ye haksızlık yapmasına izin vermeyeceğiz. Kıbrıs meselesinin çözümü için çalışacağız ama Türklere ikinci sınıf muamelesi yapılmasına izin vermeyeceğiz, iki halkın yan yana yaşacağı bir düzen kuracağız. CHP döneminde dış politikada Türkiye Atatürk döneminde olduğu gibi, çağdaş ama haklarını çok iyi savunmasını bilen bir dış politika izleyecektir.


Bu belge Görsel Basın arşivinde bulunmaktadır.