Son Eklenenler:
- Kıbrıs’ta beklenmedik gelişmeler – Onur Öymen – Cumhuriyet Gazetesi – 18 Nisan 2025
- SPUTNİK AJANSININ ADANA MUTABAKATIYLA İLGİLİ SORULARINA KARŞILIK VERDİĞİM MÜLAKAT 27 OCAK 2019
- ODA TV’DEN NURZAN AMURAN’A VERİLEN MÜLAKAT 27 EKİM 2019
- 3 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramının 99. yıldönümü Hakkında 25 NİSAN 2019
- CUMHURİYETTE “ ABD’NİN AMACI DEVLETÇİKLER OLUŞTURMAK” ADLI MÜLAKAT 24 AĞUSTOS 2019
- GAZETE DURUM’DAN BAHADIR SELİM DİLEK İLE MÜLAKAT “VETO HAKKINI SONUNA KADAR KULLANMALIYIZ 23 MAYIS 2022
- Cumhuriyet gazetesi Tuncay Mollaveisoğlu imzasıyla ve “Türkiye Geri Adım Atamaz” başlığıyla yayınlanan mülakat 22 TEMMUZ 2019
- ABD BAŞKANI TRUMP’IN AMERİKA’NIN 1987 TARİHLİ ORTA MENZİLLİ NÜKLEER SİLAHLAR ANTLAŞMASINI (INF) ASKIYA ALMA KARARIYLA İLGİLİ OLARAK SPUTNİK HABER AJANSINA VE BAŞKA YAYIN ORGANLARINA VERİLEN DEMEÇ 22 ŞUBAT 2019
- Türkiye’deki Demokrasi, İnsan Hakları, Basın Özgürlüğü ve Düşünce Özgürlüğü Alanlarındaki Eleştiriler Hakkında 21 KASIM 2019
- Erdoğan ve ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence görüşmesi ardından 18 EKİM 2019

ABGS Kanunu Hakkında TBMM Konuşması
CHP GENEL BAŞKAN YARDIMCISI ONUR ÖYMEN’İN TBMM GENEL KURULUNDA YAPTIĞI KONUŞMA METNİ – 24 HAZİRAN 2009
Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; Avrupa Birliği Genel Sekreterliği Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısı ile ilgili olarak Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüşlerini arz etmek üzere söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, bu tasarı Avrupa Uyum Komisyonunda ve Dışişleri Komisyonunda görüşüldü. Son olarak Dışişleri Komisyonunda görüşüldükten sonra, biz, bazı noktalardaki muhalefetimizi bir muhalefet şerhi hâlinde bildirdik. Ne yazık ki bu muhalefet şerhimizin Meclise sunulan metinde yer almadığını görüyoruz ama şimdi hangi noktalarda bu yasaya itiraz ettiğimizi söyleyeceğim.
Öncelikle şunu belirteyim: Tasarının genel gerekçesinde deniliyor ki: “Tam üyelik müzakerelerinin başlamasıyla beraber daha verimli, daha etkin ve daha hızlı bir koordinasyon ve yönlendirmeye ihtiyaç vardır.” Çok doğrudur. Peki, ne zaman başladı tam üyelik müzakereleri? 3 Ekim 2005. Neredeyse dört yıl geçmiş. Bu hızlı, etkili, verimli koordinasyon ihtiyacını bugün mü hissediyoruz da böyle bir tasarıyı Meclis huzuruna getiriyoruz? Bizim kanaatimizce bu tasarı çok daha önceden Meclisin huzuruna getirilmeliydi ve Meclisin onayına sunulmalıydı.
Değerli arkadaşlarım, bu vesileyle bir hususa daha değinmek istiyorum. Biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliğini kuvvetle destekliyoruz ve bunun için gerekli adımların atılmasına her zaman katkıda bulunmaya hazırız, yeter ki atılacak adımlar hukuka, Anayasa’ya ve devletimizin temel ilkelerine uygun olsun. Buna aykırı bir nokta gördüğümüz zaman ilgili komisyonlarda uyarıyoruz Hükûmeti, ilgili bakanları, gerekli düzenlemelerin yapılmasını istiyoruz. Ama bu düzenlemeler yapılmadan geldiği zaman da -kimse kusura bakmasın- bu yasalara bu hâliyle oy vermemiz çok zor oluyor.
Huzurunuzda, Meclisin huzurundaki yasada bizi rahatsız eden, düzeltilmesini teklif ettiğimiz ve maalesef, kabul ettiremediğimiz bir iki nokta var. Onlara değinmek istiyorum.
Bir tanesi şu: Değerli arkadaşlarım, bu yasayla birlikte Avrupa Birliği Genel Sekreterliğinin üst kadroları tamamen tasfiye ediliyor. Görülmemiş bir durumdur. Bu açıdan bakarsanız bu yasa bir tasfiye yasasıdır. Bu yasada, gerçekten, üst kadrolar tamamen tasfiye ediliyor, görevlerine son veriliyor. Belli bu görevlere yeni atamalar yapılacak.
Şimdi, biz, Sayın Bakanın bu konuda kötü niyet sahibi olduğuna ihtimal vermek istemeyiz. Kendisi, Komisyonda görüşülürken Genel Sekreterden de, onun yardımcılarından da çok memnun olduğunu söyledi. Güzel. Peki, o zaman niçin bunları tasfiye ediyorsunuz? Yani anlaşılır gibi bir şey değildir. Bunu şiddetle reddediyoruz ve bunun mutlaka düzeltilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Bunları Komisyonda da söyledik. Maalesef, bakıyoruz, Meclise gelen tasarıda aynı hükümler yer alıyor ve bir düzeltme yoluna gidilmemiş.
İki: Bildiğiniz gibi, Türkiye’nin tam üyelik müzakerelerine başlamasından çok önce, daha 1963 Ankara Anlaşması’ndan itibaren Avrupa Birliğiyle ilişkilerimizin yürütülmesinde Dışişleri Bakanlığı çok etkili rol oynamıştır, nâzım rol oynamıştır ve başından itibaren Avrupa Birliği Genel Sekreterliğine daima Dışişleri Bakanlığından kıdemli ve tecrübeli bir büyükelçi tayin edilmiştir. Şimdi de böyledir. Sayın Bakan da bu Büyükelçimizin çalışmalarından sitayişle bahsediyor, kendisine biz de katılıyoruz. Peki, o zaman kendisini niye tasfiye edeceksiniz?
Üçüncüsü: Kanunda başka bir madde var, o maddede diyor ki: Dışarıdan birisi getirilecek ve gelecek insana da “büyükelçi” sıfatı verilecekmiş. Yani belli ki artık, Dışişleri Bakanlığının büyükelçilerinden biri getirilmeyecek de dışarıdan, başka bir yerden tayin edilecek insana “büyükelçi” sıfatı verilecek. Bu da yanlış, bunu da söyledik.
Dört: Genel sekreter yardımcılıkları… Bu genel sekreter yardımcılıkları Avrupa Birliğiyle en yakından ilgili bakanlıklardan, kuruluşlardan geliyordu şimdiye kadar. Bu da değiştiriliyor. Burada istenilen herhangi bir yerden genel sekreter yardımcısı atanabilecek. Yani herhâlde Avrupa Birliğiyle en yakın ilişki içinde olan bakanlık, spor bakanlığı değil. Niçin ilgili bakanlıklardan bu genel sekreter yardımcılarını tayin etmek yönteminden vazgeçiyorsunuz?
Değerli arkadaşlar, buna benzer söylenecek çok husus var ama şimdilik bunu, bu kadarını söylemekle yetiniyoruz. Eğer Sayın Bakan bu söylediğimiz düzenlemeleri yaparsa, komisyona çekerek veya önergeler verdirmek suretiyle bu söylediğimiz düzenlemeleri yaparsa Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz bu tasarıyı destekleyeceğiz. Bundan kimsenin kuşkusu olmasın.
Şimdi, bu tasarıya baktığımız zaman, bir unsuru daha söyleyeyim size, çeşitli başkanlıklar kuruluyor, çeşitli alt birimler kuruluyor. Ne yapacak bunlar? Avrupa Birliği mevzuatıyla uyum sağlayacaklarmış. Güzel, Avrupa Birliği mevzuatıyla mutlaka uyum sağlamak lazım. Biz de taraftarız. Avrupa Birliğinin kendi hukuk sistemine uymayan kanunlarımız varsa bunu düzenleyeceğiz. Çünkü tam üyelik hedefimiz. Bunda birleşiyoruz ama sadece mevzuatı değiştirmek yetmiyor. Sadece mevzuatı değiştirmekle Avrupalı olmuyorsunuz. Dünyanın en ileri, en çağdaş yasalarıyla çok geri bir ülke hâline gelebilirsiniz. En demokratik yasalarıyla dünyanın en antidemokratik ülkelerinden biri hâline gelebilirsiniz. Dünyada çok örneği var. Demokratikiz demek, demokrat sıfatını kullanmak sizi demokrat yapmıyor. Demokrat Alman Cumhuriyeti’nin de adı demokrattı, kendisi demokrat değildi. O bakımdan mevzuat metinleri gayet tabii ki çağdaşlaştırılacak, Avrupa normlarına uydurulacak ama daha önemlisi uygulamada Avrupa ülkelerinin uygulamalarına uyacaksınız, çağdaş ülkelerin uygulamalarına uyacaksınız. Türkiye Avrupa Birliğine girdikten sonra Avrupalı olmayacak, Avrupalı olduğu için Avrupa Birliğine girecek. Onun için her atacağımız adımda Avrupa standartlarını özellikle hukuk alanında, insan hakları alanında uygulamak temel hedeflerimizden biri olmalıdır.
Birkaç gün önce Sayın Cumhurbaşkanımız söyledi, “Türkiye’de şeffaflık var, hiçbir şey gizli kalmaz.” diyor, “Türkiye şeffaf bir ülkedir, her şey açıklıkla kamuoyunda bilinir.” Bakıyoruz, Uluslararası Şeffaflık Örgütü var. Şeffaflık Örgütü… AKP sıraları da bugün bir hayli şeffaf gözüküyor, daha çok arkadaş olsaydı bunları dinleme fırsatını bulurlardı.
Değerli arkadaşlarım, Uluslararası Şeffaflık Örgütü listesine bakıyoruz, 2008 yılında yayınlanan verilere göre, Türkiye, dünya ülkeleri arasında 58’inci sırada geliyor şeffaflıkta, yani 57 ülke Türkiye’den daha şeffaf. İşte, bunu düzelteceksiniz.
Nedir başka ölçü? Demokraside, efendim, basın özgürlüğü… Daha önce de söyledik, basın özgürlüğünde, bakıyoruz, Davos Uluslararası Ekonomik Forumunun raporuna göre, Türkiye, 134 ülke içinde 106’ncı sırada geliyor.
Değerli arkadaşlarım, yargı özgürlüğüne bakıyoruz, 64’üncü sırada geliyor. Şimdi, bizim elimizde çok daha fazla rakam var. Bütün bu rakamları vererek vaktinizi almak istemiyorum ama şunu bilesiniz ki uluslararası verilere göre, istatistiklere göre son altı yıl içinde, son yedi yıl içinde bütün bu konularda Türkiye ileri gitmemiştir, geri gitmiştir. Yani, biz, mevzuatı Avrupa Birliğine yakınlaştıracağız derken ülkemizi Avrupa Birliğinden uzaklaştırıyoruz. İşte, yanlış olan budur. Biz de onun için, komisyonda görüşürken Sayın Bakana dedik ki bu yasa içinde, Avrupa normlarına uyulmasını, uygulamanın Avrupa normlarına uygun olmasını sağlayacak daha açık hükümler olmalıdır. Eğer siz bu Genel Sekreterliğin esas faaliyetini mevzuat ahenkleştirmesi işine tahsis ederseniz, bununla sınırlandırırsanız alacağınız sonuç sınırlıdır. Onun için, uygulamanın Avrupa normlarına uyması lazım.
Şimdi, değerli arkadaşlarım, biz bunları niçin söylüyoruz? Yani bunları bugün gündeme getirmemizin sebebi nedir? Sebebi şudur: Değerli arkadaşlarım, eğer bir ülkede yargı bağımsız değilse o ülkede demokrasiden bahsedilemez. Hiç kimse kendini aldatmasın. yargı bağımsızlığını mutlaka sağlayacağız. Bakın, bu demin söylediğim listeye bakın, Türkiye’yi 64’üncü sırada sayan listeye bakın, demokrat ülkeler, demokrasi ile yönetilen ülkeler arasında yer almayan pek çok ülke yargı bağımsızlığında bizden ileridir. Canım iftira mı ediyorlar acaba, yargının bağımsız olmadığını nereden çıkarıyorlar?.. Türkiye’de çok ünlü hukukçular, yüksek mahkemeler hariç, yargının bağımsız olmadığını açıkça ve defalarca ilan ettiler. Ama bir şey daha var. Geçenlerde, geçen hafta, belki biraz dikkatlerden kaçtı, son derece önemli bir gelişme oldu. Ergenekon davasında bir sanığı delil yetersizliği olduğu gerekçesiyle tahliye eden, tahliye kararı veren bir hâkim birkaç gün önce mahkemeden çekildi. Niye çekiliyor? Şunu söylüyor: “Üzerimde kurumsal baskı vardı, onun için çekildim.” Değerli arkadaşlar, son derece vahimdir. Hangi kurum baskı yapıyor bu hâkime? Herhâlde Et Balık Kurumu değil. Hangi kurum baskı yapıyor bu hâkime? Bunu soruyoruz size. Makine Kimya Kurumu… Peki, bu hâkime baskı yapanlar acaba başka hâkimlere baskı yapmıyorlar mı? Bir tek bu hâkime mi baskı yapılmış? Eğer yargı baskı altına alınıyorsa, kurumlar, bu devletin kurumları tarafından yargı baskı altına alınıyorsa çok ciddi bir sıkıntımız var demektir. Hukuk devleti olma özelliğimizi kaybediyoruz demektir. Kim bunları düzeltecek? Bunları düzeltecek kurum belli. Bunları düzeltecek kurum Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu. Peki, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun Başkanı kim? Adalet Bakanı. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu ne yapar? Hâkimlerin ve savcıların özlük işlerini düzenler, tayinlerini ve terfilerini düzenler ama başında Adalet Bakanı. Böyle bir bağımsız yargı olabilir mi?
Onun için, şimdi konuştuğumuz Avrupa Birliği, bize yıllardan beri bütün raporlarında, ısrarla, “Adalet Bakanını ve Müsteşarını çıkarın bu Kuruldan.” diyor, “Bu Kurul bağımsız bir kurul olsun.” diyor. Biz ne diyoruz? Hiçbir şey demiyoruz. Açın Hükûmetin Ulusal Programını bu konuda bir satır yoktur. Adalet Bakanının ve Müsteşarının bu Kuruldan çıkarılacağına ve bu Kurulun gerçekten bağımsız bir kurul hâline getirileceğinin işareti yoktur. Peki, hâkimler ve savcıların özlük haklarını düzenleyen kurum bağımsız olmazsa ne olur? Yargı bağımsız olmaz.
Değerli arkadaşlarım, Türkiye’de bugün yargı bağımsızlığı ciddi sıkıntı içindedir, ciddi tehdit altındadır. Yargıçların ve hâkimlerin haklarını koruyan YARSAV’ın Başkanı üzerinde çok büyük baskılar var. Onu da basından izlediniz. İşte bunlar ülkemizi uluslararası alanda, demokratik ülkeler arasında gerçekten çok sıkıntıya düşürüyor ve Türkiye’nin çağdaş, demokratik bir ülke olma özelliğini kaybetmesine yol açıyor.
Değerli arkadaşlarım, buradan kanunlar çıkarıyoruz, bu Meclisten kanunlar çıkarıyoruz ve biz bu kanunları uygulanması için çıkarıyoruz. Bu kanunlar uygulanmazsa ne olur? O zaman Meclisin etkinliği kalmaz. Ne diyor mesela bizim çıkardığımız Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nda? Diyor ki, sorgulama sırasında sanıkları yormayacaksınız, sanıklara eziyet etmeyeceksiniz, değil mi? Size bir bilgi vereyim. Çok ünlü bir rektörümüz, sekiz sene Uludağ Üniversitesine rektörlük yapan, çok sayıda bilim adamı yetiştiren, öğrenci yetiştiren ve Uludağ Üniversitesini dünyanın, yalnız Türkiye’nin değil, dünyanın en saygın üniversiteleri arasına sokan, uluslararası kalite ödülü kazandıran rektörümüz tutuklandı Ergenekon davası çerçevesinde. Tutuklanmadan bir ay önce ağır bir kanser ameliyatı geçirdi. Siz biliyor musunuz ki bu rektörümüz gece saat 3’te sorguya alınıyor, on bir saat aralıksız sorgulanıyor. Şimdi, bu mudur sanıkları yormadan sorgulama yöntemi? Sanıklara eziyet yapmadan sorgulama yöntemi bu mudur? Ağır hasta, bugün ameliyat oldu, dört tane damarı değiştiriliyor, hâlâ tahliye kararı yok. Kanser ameliyatı olmuş, kanser tedavisi olacak, bu ameliyatın sonucunda gereken tıbbi tedavi hapishane koşullarında yapılamıyor, geciktiriliyor. Sağlığıyla oynuyorsunuz insanların. Demokratik ülkelerde oluyor mu bu? Hangi demokratik ülkelerde oluyor bu gibi şeyler? Şimdi gayet tabii ki biz yargıya saygılıyız, yargı bağımsızlığına saygılıyız, hâkimlerin, savcıların bağımsız karar vermesini isteriz. Ama bundan önemli bir şey var; yargıdan da, hukuktan da, demokrasiden de daha önemli bir şey var, o da insan haysiyetine saygıdır, insan vicdanının ön planda tutulmasıdır. Eğer siz vicdanınızı kaybetmişseniz, vicdani değerlerden uzaklaşmışsanız demokrasinin de kıymeti yoktur, hukuk devletinin de kıymeti yoktur. Önce insana değer vereceksiniz, insan sağlığına değer vereceksiniz, devlete emanet edilmiş insanların sağlığını bozmayacaksınız. Bunları söylüyorum, belki Sayın Bakan ilgili bakanlara, kuruluşlara ulaştırır da, insafa gelen, vicdan duygusunu kaybetmemiş insanlara ulaşır bu mesajlarımız diye.
Başka? Bütün demokratik ülkelerde, bütün Avrupa Birliği ülkelerinde değerli arkadaşlarım, cezalar şahsidir. İnsana ceza verebilirsiniz ama o insandan ayrı aile fertlerine ceza veremezsiniz doğrudan doğruya sanık olmadıkça.
Bu yapılan davada yine size Sayın Yurtkuran’dan örnek vereyim. Kendisi gözaltına alınıyor, evine geliniyor, bütün varına yoğuna el konuluyor ne kadar bilgisayarı, belgesi varsa. Bu arada oğlunun master tezine el konuluyor. Düşünebiliyor musunuz? Ve geri verilmiyor. Ve bu yüzden oğlu master sınavına giremiyor. Böyle bir hukuk devleti var mı dünyada? Eşi uluslararası alanda ünlü bir profesör. Konferans verecek uluslararası bir toplantıda, konferans metni elinden alınıyor, konferans veremiyor. Siz aile boyu ceza mı veriyorsunuz? Bütün bunları biz niçin konuşuyoruz? Avrupalı olmak için. Hangi Avrupa ülkesinde oluyor bu gibi şeyler?
Daha Prof. Erol Manisalı’dan bahsetmedik, başka profesörlerden bahsetmedik, Kuddusi Okkır’dan bahsetmedik. Yani ölene kadar insanları hapishanede tutmak nasıl bir zihniyetin ürünüdür, nasıl bir vicdanın eseridir? Değerli arkadaşlarım, önce vicdanımızın sesini dinleyeceğiz. Ama siz hâkimler üzerinde, savcılar üzerinde kurumsal baskı yaparsanız, bu vicdanın sesi nasıl dinlenecek, nasıl dinlenecek?
Değerli arkadaşlarım, biz gerçekten son zamanlarda çok büyük zemin kaybettik. Türkiye olarak biz demokrasi, hukuk alanında çok zemin kaybetmiştik, bunu çok söyledik ama şimdi bu son örnekler gösteriyor ki, biz insan vicdanı alanında da, insanlık alanında da zemin kaybediyoruz, buna hakkımız yok.
Değerli arkadaşlarım, hepimiz yaşadık, kısa bir süre önce çok değerli bir bilim adamımız, dünyaca ünlü bir bilim kadınımız Türkan Saylan kanser hastalığının en son aşamasında, evine yapılan baskın sonucunda yedi saat evinde kalmak zorunda kaldı, tedavisi aksadı, büyük bir şok geçirdi ve ondan kısa bir süre sonra da maalesef vefat etti. Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Başkanı. 36 bin gencimize burs vermiş, 36 bin genç kızımızı eğitmiş, böyle bir kuruluşun başkanı. Bunun cenazesine değerli arkadaşlarım, Hükûmetten bir tek üye katılmadı, bir çelengi çok gördüler. Düşünebiliyor musunuz, insanlık duygusunu kaybettik. Efendim, devlet büyükleri diyor ki: “Biz mi düşüneceğiz bunu, çelenk işiyle başka arkadaşlar uğraşır.” Bu kadar hafife alıyorsanız, siz cüzzamla mücadelede, gençlerin aydınlatılmasında, eğitilmesinde bu kadar büyük hizmet yapmış insanların cenazesine bir çiçek göndermeyi üçüncü sınıf bir memurun inisiyatifine bırakıyorsanız zaten söylenecek bir şey kalmamıştır.
İşte, bütün bunları üst üste koyduğunuz zaman nasıl bir tablo çıkıyor ortaya? Türkiye süratle -maalesef üzülerek söylüyorum- bu Hükûmet zamanında Avrupa’dan uzaklaşıyor, çağdaş değerlerden uzaklaşıyor ve daha da vahimi -demin de söyledim- insani değerlerden uzaklaşıyor. Adam çok ciddi ameliyat olacak -demin anlattım, Profesör Yurtkuran- karısı refakatçi olmak için müracaat ediyor. Savcılar “Refakatçi olmak için mutlaka ‘Refakatçi olmanız gerekir.’ diye belge lazım ‘Refakatçi olması uygundur.’ diye belge bize yetmez” diyor, eziyet ediyorlar. Sonra ne oluyor? Diyorlar: “Bir kere, ne malum sizin onun karısı olduğunuz, gidin nüfus dairesinden vukuatlı nüfus belgesi getirin.” Nedir bunlar?Bu uygulamaların adı nedir, size soruyorum. Kim bunları düzeltecek? Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu. Başka? Demin söyledim, Adalet Bakanı.
Değerli arkadaşlarım, kimse kimseyi aldatmasın. Biz bu belgeleri geçirerek, bu kanunları geçirerek Avrupalı olmayız. Biz Avrupalı olursak Avrupa Birliğine gireceğiz ve biz size söz veriyoruz, halkımızın önünde hepinize söz veriyoruz, halkımıza da söz veriyoruz, Cumhuriyet Halk Partisinin iktidarında böyle olaylar yaşanmayacaktır, insanlık dışı olaylar yaşanmayacaktır, bu kadar hukuka aykırı, demokrasiye aykırı olaylar yaşanmayacaktır.
İşte, onun için biz diyoruz ki Türkiye’yi Avrupa Birliğine sokacak olan Cumhuriyet Halk Partisidir ve biz, bu yolda hiçbir gayreti esirgemeyeceğiz ama böyle tasfiye kanunlarıyla, kadrolaşma kanunlarıyla karşımıza gelmeyin. Avrupa normlarına uygun bir kanun getirin, hemen imzalayalım, hemen onaylayayım, hemen oy verelim. Demin söylediğimiz önerileri kabul edin, getirin, derhâl onaylayalım ama şimdi bu itirazlarımızı yerine getirmezseniz, bu itirazlarımızın gereğini yerine getirmezseniz, ondan sonra da bizden beklediğiniz oyu alamazsanız, Sayın Başbakanın yaptığı gibi gidip Brüksel’e “Biz Avrupa Birliği için çalışıyoruz ama muhalefet bizi engelliyor.” demeyin. Ayıp oluyor biraz. Muhalefet, Avrupa Birliği konusunda sizden daha samimidir. Kısa bir süre önce Sayın Genel Başkanımız Brüksel’e gitti. Avrupa Komisyonu Başkanı Barroso, Cumhuriyet Halk Partisinin, AB üyeliğine Türkiye’nin, desteği için kendisi de teşekkür etti. Kalkıp da bizi gidip Avrupa’da, başka yerlerde böyle kötülemeye kalkışarak Adalet ve Kalkınma Partisine itibar kazandıramazsınız.
İşte, değerli arkadaşlarım, biz bu kanunu bu düşüncelerle değerlendiriyoruz. Söylediğimiz makul ve Avrupa ölçülerine uygun önerilerin yerine getirilmesi hâlinde bu kanuna olumlu oy vereceğimizi huzurunuzda ifade ediyoruz.
Teşekkür ederim.
Bu belge Konferanslar, Konuşmalar arşivinde bulunmaktadır.