Son Eklenenler:
- Kıbrıs’ta beklenmedik gelişmeler – Onur Öymen – Cumhuriyet Gazetesi – 18 Nisan 2025
- SPUTNİK AJANSININ ADANA MUTABAKATIYLA İLGİLİ SORULARINA KARŞILIK VERDİĞİM MÜLAKAT 27 OCAK 2019
- ODA TV’DEN NURZAN AMURAN’A VERİLEN MÜLAKAT 27 EKİM 2019
- 3 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramının 99. yıldönümü Hakkında 25 NİSAN 2019
- CUMHURİYETTE “ ABD’NİN AMACI DEVLETÇİKLER OLUŞTURMAK” ADLI MÜLAKAT 24 AĞUSTOS 2019
- GAZETE DURUM’DAN BAHADIR SELİM DİLEK İLE MÜLAKAT “VETO HAKKINI SONUNA KADAR KULLANMALIYIZ 23 MAYIS 2022
- Cumhuriyet gazetesi Tuncay Mollaveisoğlu imzasıyla ve “Türkiye Geri Adım Atamaz” başlığıyla yayınlanan mülakat 22 TEMMUZ 2019
- ABD BAŞKANI TRUMP’IN AMERİKA’NIN 1987 TARİHLİ ORTA MENZİLLİ NÜKLEER SİLAHLAR ANTLAŞMASINI (INF) ASKIYA ALMA KARARIYLA İLGİLİ OLARAK SPUTNİK HABER AJANSINA VE BAŞKA YAYIN ORGANLARINA VERİLEN DEMEÇ 22 ŞUBAT 2019
- Türkiye’deki Demokrasi, İnsan Hakları, Basın Özgürlüğü ve Düşünce Özgürlüğü Alanlarındaki Eleştiriler Hakkında 21 KASIM 2019
- Erdoğan ve ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence görüşmesi ardından 18 EKİM 2019

TV8 – Erkan Tan’la Başkentten Programı
CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen’in
TV 8 “Erkan Tan’la Başkentten” Programına Verdiği Mülakat
25 Haziran 2009
Erkan Tan: Günaydın vatan, günaydın millet, günaydın büyük memleket. “Erkan Tan’la Başkentten” programında bugün var Muhalefet. Bugün stüdyomuzda CHP Genel Başkan Yardımcısı Sayın Onur Öymen bizimle birlikte. Günaydın Sayın Öymen. Hoş geldiniz.
Onur Öymen: Günaydın. Hoş bulduk efendim.
Erkan Tan: Sayın Öymen, darbe planı olduğu iddia edilen belge sizce sahte mi?
Onur Öymen: Genelkurmay Başkanlığı ve askeri başsavcılığın açıklamasına göre bu belgenin aslı astarı olmadığı görülüyor. Belgenin fotokopisinin ellerinde olduğunu söylüyorlar. Belgenin aslı yoktur. Belgenin aslını bütün devlet kuruluşlarından istemişler ama hiçbir yerde bulunamamış. İçişleri Bakanı da aslının kendilerinde bulunmadığını söyledi. Siz hiç aslı olmayan bir fotokopi gördünüz mü? Demek ki birileri bu belgenin aslını gizliyor. Bu durum da belgenin sahte olduğu kuşkularını kuvvetlendiriyor. Aslı olmayan bir fotokopi olabilir mi? Biri sadece bir fotokopi hazırlamış. Ben sizden bir fotokopi hazırlamanızı istesem, aslı olmadan bunu yapabilir misiniz?
Erkan Tan: Ben sizden şüpheleniyorum.
Onur Öymen: Zaten yandaş basın da yakında belgeyi hazırlayanın muhalefet olduğunu yazarsa hiç şaşırmayacağım.
Erkan Tan: Bir seyircimiz “Askeri korumaktan bahsederken aslında askeri karalayan CHP’dir. Bu avukat edalarınızdan vazgeçin ki zan altında kalan kurum ve kişiler kendilerini aklayabilsinler” şeklinde bir mesaj göndermiş.
Onur Öymen: Biz Cumhuriyeti ve demokrasiyi koruyoruz, demokrasiye karşı yapılan komplolara karşı çıkıyoruz. Eğer bu, sahte bir belgeyse – ki emareleri şimdiden ortaya çıkmıştır- demokrasiye ve Türkiye’ye karşı yapılan bir oyundur. Bunu yapanları bulmak gerekir. Belgenin sahte olduğunu söylemek yetmez. Bu sahte belgeyi kim hazırlamıştır? Bunu basına sızdıran kimdir? Bunların hepsi suçtur. Bu suçları kimin işlediğini bulmak da devletin görevidir. Saç telinden inceleme yaparak suçluyu tespit eden polis, bu sahte belgeyi düzenleyenleri bulamıyor mu?
Erkan Tan: Belge askeri mahkemeye intikal ettiğinden bunu tespit etmek şu ana kadar onların işiydi, öyle değil mi?
Onur Öymen: Askeri mahkeme bunun aslı olmadığını, düzmece bir belge olduğunu ve ellerinde hiçbir delil olmadığını ifade etti. Peki, o halde bu belgeyi kim hazırladı? Bunun peşini bırakmamalısınız ki devlete karşı işlenen suç ortaya çıksın.
Bir süre önce CHP aleyhine sahte bir belge ortaya çıkarıldı ve CHP’nin yurt dışındaki bir vakıftan para aldığı iddiası yandaş basında yer aldı. Alman Büyükelçiliği, bu belgenin sahte olduğunu açıkladı. Hükümetse Alman Büyükelçiliği’ne bu açıklamayı yaptıkları için tavır koydu. Düşünebiliyor musunuz? Bu belgenin sahte olduğu açıklandı. Peki, bu sahte belgeyi kim hazırlamıştır? Devletin görevlileri, istihbarat yetkilileri, savcıları o zamandan bugüne ne iş yapıyor acaba? Bu belgeyi kimin hazırladığını neden hala bulamadılar? Belgenin nerede yayınlandığı bellidir. İpin ucu elinizde. Niçin hala kimin hazırladığını bulamıyorsunuz?
Birkaç yıl önce Genel Başkanımız aleyhine de buna benzer sahte bir belge yayınlanmıştı ve bu belgede Genel Başkanımızın kızının yurt dışındaki bir bankada 1 milyon doları olduğu iddia ediliyordu. Sayın Baykal da “Kızımın yurt dışında bir kuruşu bile varsa gelin benden hesap sorun” dedi. Nitekim belgenin sahte olduğu ortaya çıktı. Peki, bu belgeyi kim hazırlamıştı? Devlet güçleri İktidara yönelik bir belge olduğunda ilgileniyorlar, Muhalefete yönelik bir sahtekarlık olduğunda ise kimsenin umurunda olmuyor. Çamur at, izi kalsın.
Erkan Tan: Peki, şimdi gözler kimdedir?
Onur Öymen: Genelkurmay Başkanı “Bu belgenin sahte olduğu anlaşılırsa bütün Türkiye görecektir” dedi. Şimdi bütün Türkiye, ne göreceğini bekliyor. Bu belgenin aslı ortaya çıkmayınca kime karşı bir komplo olduğu ve neden yapıldığı da anlaşılacaktır. Ayrıca İktidar partisinin yaptığı suç duyurusunun akıbetinin ne olacağını da merak ediyoruz. Şimdiye kadar bu suç duyurusunun Genelkurmay Başkanlığı’na mı, yoksa belgede adı geçen albaya karşı mı olduğu tartışılıyordu. Şimdi belki de suç duyurusunun sahtekara karşı olduğunu söyleyeceklerdir. Umarız ki suç duyurusundan hareket eden savcılar sahtekarı bulurlar.
Erkan Tan: Peki, Genelkurmay Başkanını neden özellikle göreve davet ediyorsunuz?
Onur Öymen: Biz davet etmiyoruz, kendisi söyledi. Genelkurmay Başkanı bu belgenin sahte olup olmadığını araştırdıklarını, askeri savcıların bu konuyu incelediklerini ve belgenin sahte olduğu anlaşıldığında tüm Türkiye’nin bunun sonucunu göreceğini söyledi. Askeri savcılığın açıklamasından da anlaşıldığı üzere bu, gerçek dışı ve sahte bir belgedir. Bakalım Türkiye şimdi bunun sonucunu nasıl görecek ve sahte belge hazırlanmasının bedelini kim, nasıl ödeyecek? Bunu merak ediyoruz.
Erkan Tan: Bu sözlerinizde sanki bir ima hissediliyor. Bir tek askerle kavga etmemiştiniz, şimdi onunla da mı kavga edeceksiniz? Böyle mi algılanmalıdır?
Onur Öymen: Biz kimseyle kavga etmeyiz. Biz sadece gerçeklerin ortaya çıkmasını istiyoruz. Türk demokrasisi üzerinde pek çok oyunlar oynanıyor. Bazıları mağduru oynamak için bu oyunlardan rant elde ediyor, bazıları da askerle sivili karşı karşıya getirerek ortalığı karıştırmaya çalışıyor. Ama bu oyunu bozmanın çaresi, sahte olduğu anlaşılan bu belgenin kimin tarafından hazırlandığının ortaya çıkarılmasıdır.
Erkan Tan: Bir izleyicimiz “367’yi icat edeceksiniz, bir nevi darbe sayılan 27 Nisan e-muhtırasını destekleyeceksiniz, darbeye zemin hazırlamakla yargılanan Ergenekon suç örgütü zanlılarının avukatlığını üstleneceksiniz, darbelerin anası olan 27 Mayıs darbesine selam duracaksınız, sonra da 12 Eylül’ü yargılayalım diyeceksiniz. Sizin bu sözlerinize kim inanır?” diye bir mesaj göndermiş.
Onur Öymen: Bu doğru değildir çünkü biz, daima demokrasiden yanayız. 12 Eylül darbesi sırasında en büyük sıkıntıyı biz çektik. O dönemde Genel Başkanımız yargısız, duruşmasız bir şekilde cezaevine hapsedildi ve partimize siyasi yasak getirildi. Böyle bir parti darbeyi savunur mu? Dünyanın ve Türkiye’nin bugünkü koşullarında artık darbeler devri kapanmıştır. Hiç kimse darbeden medet ummasın ve hiç kimse darbeyi öcü gibi gösterip “Yarın sabah asker idareye el koyacak. Ne yapacağız” demesin. Hiç kimse de darbe korkusuyla mağduru oynamaya kalkışmasın.
Erkan Tan: Böyle yapanlar var mı?
Onur Öymen: Tabi ki var. Suç duyurusu bu anlama gelmiyor mu? Sayın Başbakanın demeçlerine bakın. Bu sözde belge ortaya çıktığında sanki gerçekmiş gibi söylemediğini bırakmadı. Demokrasiyi koruyacağını ve mücadele edeceğini söyledi. Kime karşı? Sahtekara karşı. Kendisi tuhaf bir duruma düşmedi mi? Birkaç gün bekleyin de belgenin sahte olup olmadığı anlaşılsın ki o zaman bu demeçleri verin.
Ben en çok suç duyurusunun akıbetinin ne olacağını merak ediyorum. Ayrıca bu belgeyi basına kim sızdırmıştır? Ön tahkikat belgelerini basına sızdırmak suçtur. Belge basında yayınlandığına göre bunu birisi sızdırmıştır? Bu belgeyi kaç kişi biliyordu? İşte, devlet bunu araştırmalıdır. Bunu sorguladınız mı? Sadece gazeteciye belgeyi kimden aldığını sormuşlar. Gazeteci kaynağını söylemez ki. Peki, belgeyi bulanlara kime sızdırdıklarını sordunuz mu? Bir tahkikat yaptınız mı? Şimdiye kadar yandaş basına birçok belge sızdırıldı. Ama bir tanesinin bile sorumlusu ortaya çıkarılmadı. İşinize gelince bazı belgelerin basına sızdırılması meşru oluyor. Ama kanunen bu yasaktır.
Erkan Tan: “Demokrasiden bahsediyorsunuz ama daha düne kadar askere darbe çağrısı yapıyordunuz. Biz CHP’nin samimiyetine nasıl inanalım?” demiş bir seyircimiz.
Onur Öymen: Biz hiç kimseye darbe çağrısında bulunmadık. Darbe, Türkiye’ye tahmin edileceğinden çok daha büyük bir kötülük getirir.
Erkan Tan: Bir seyircimiz “Önemli olan belgenin gerçek ya da sahte olması değil. Asıl sorun, bu tür belgelerin hala birileri tarafından hazırlanmasıdır.” şeklinde bir mesaj göndermiş.
Onur Öymen: Doğrudur. Bu belgeleri kimin yazıp hazırladığını ortaya çıkarmak gerekir. Türkiye üzerinde büyük oyunlar oynanıyor ve bu oyunlar Türkiye’yi karıştırıyor. Bu olayda bütün Türkiye bir belgeye kilitlendi. Bir sahtekârın yaptığı operasyon sonucunda Başbakan, Genelkurmay Başkanı, Muhalefet, basın olmak üzere bütün Türkiye’yi meşgul ettiler. Buna ne hakları var? Bu şekilde Türkiye’nin gerçek gündemi saklanıyor. Acaba bunları Türkiye’nin gerçek gündemini saklamak için mi yapıyorlar? Yani işsizlik, ekonomik kriz, vatandaşların sıkıntıları ve Türkiye’nin diğer meselelerinin duyulmaması ve gündemi değiştirmek için mi bazıları bunu yapıyor? Yapılanlar bu soruları aklımıza getiriyor.
Erkan Tan: Hukukçu bir izleyicimiz “Aslı olmayanın fotokopisi mi olur? Asıl mı sahte mi diye tartışmak ‘cambaza bak’ deyip başka şeyleri gözden kaçırmak demektir.” diye bir mesaj göndermiş.
Onur Öymen: Doğrudur. Az önce ben de onu söyledim. Bir belgenin aslı olmazsa fotokopisi olur mu? Birisi aslını yazdı ki fotokopisini çıkarttılar. Aslını yazan kimdir? Biz de bunu soruyoruz. Başka bir belgeden fotokopi yoluyla imzayı taşımak mümkündür. Uzmanlar bunu açıkladılar. Bir belge hazırlayıp onun fotokopisini çıkarmak ve başka bir belgeden alınan bir imzayı o fotokopiye taşımak mümkündür. Biz bu oyunları pek çok kez gördük.
Erkan Tan: Bir izleyicimiz mesajında “Muhalefet yanlışı eleştirsin ama doğru olanı da göstersin. Meclise gelen her tasarıyı reddetmek yavan kaçıyor. Program konuğunuz olan Muhalefet milletvekili, hangi konularda çalışma yapmış ve Meclise kaç tane kanun teklifi vermiştir acaba?” diye sormuş.
Onur Öymen: Bizim partimizin verdiği kanun tekliflerinin sayısı 100 den çok fazladır. Ne yazık ki İktidar, bizim partimizin kanun tekliflerini gündeme bile getirmiyor. Hatta çoğu zaman Mecliste tartışma fırsatı bile bulamıyoruz. Verdiğimiz pek çok Meclis araştırması önergeleri, genel görüşme önergeleri ve kanun teklifleri vardır. Fakat İktidar çoğunluyla bunların hepsini reddediyorlar.
Daha dün Mecliste Avrupa Birliği Genel Sekreterliği ile ilgili bir kanun görüştük ve önemli yapıcı önerilerimiz oldu. İktidar, bu önerilerin bir tanesine bile itibar etmedi. Düşünebiliyor musunuz? Mesela bugün Avrupa Birliği Genel Sekreterliği’nde görevli olan Genel Sekreter Yardımcıları ve tüm üst düzey yöneticileri, bu kanun yürürlüğe girdiğinde otomatik olarak görevlerini kaybedecekler. Böyle bir devlet anlayışı, böyle bir hukuk düzeni olur mu? Biz buna tepki gösterdiğimizde bizim Avrupa Birliği’ne karşı çıktığımızı ve Muhalefetin her şeye karşı çıktığını söylüyorlar. Bunu destekleyelim mi yani? Bu mesajı gönderen izleyicimiz acaba “bunu destekleyelim, hepsini birden tarumar edelim de biz kadrolarımızı getirelim” görüşünü savunuyor mu? İşte biz bunları söylediğimizde her şeye Muhalefet ettiğimiz söylüyorlar. Gayet tabi ki Muhalefet yapacağız. Bizim işimiz budur.
Erkan Tan: “Muhalefet yapmak her şeye ‘hayır’ demek midir?”
Onur Öymen: Biz her şeye “hayır” demiyoruz. Mesela İktidar istifa edeceğini söylese “evet” deriz ve bunu sevinçle karşılarız.
Erkan Tan: Başka bir izleyicimiz de “Bu belge Taraf gazetesine sızdırılmadan önce Ergenekon savcısının elindeymiş. Savcı neden hiçbir şey yapmadan beklemiş?” diye bir soru göndermiş.
Onur Öymen: Çok güzel bir soru ama adresi yanlış. Bu soruyu o adresteki muhataplara sormak gerekir. Bir gün inşallah bu savcıların ne yaptığını anlayacağız. Ama daha önemli olan, Ergenekon davasının hakimi geçenlerde duruşmalardan çekildi. Buna gerekçe olarak da üzerinde kurumsal baskılar olmasını gösterdi. Dün akşam Mecliste bunu söyledim. Bu kadar önemli bir davanın hakimine kimler kurumsal baskı yapıyor acaba? Acaba hangi kurum hakime kurumsal baskı yapıyor? Et ve Balık Kurumu olmasın sakın? Ergenekon davasının hakimi bir tutuklunun tahliyesine karar verdiği için yandaş basın hakimi boy hedefi haline getirerek müthiş bir baskı yaptılar. Hakim de sonunda davadan çekildi. Böyle bir yargı olur mu? Peki, geri kalan savcı ve hakimlere de aynı kurum tarafından baskı yapılmadığı ne malumdur?
Erkan Tan: Dünkü Meclis konuşmanızda başka eleştirileriniz de oldu. İsterseniz onlara da değinelim.
Onur Öymen: Mecliste şunları söyledik; bir taraftan Avrupalı olacağımızı söyleyerek kanunları ve Anayasayı değiştiriyoruz, diğer taraftan da uygulamada Avrupa’dan gittikçe uzaklaşıyoruz. Avrupa’da böyle şeyler oluyor mu? Dünkü konuşmamda şu örneği verdim; Uludağ Üniversitesi’nin son derece başarılı ve üniversitesini dünya çapında bir düzeye getirmiş rektörü Prof. Mustafa Yurtkuran’ı apar topar gözaltına aldılar. Bu kişi gözaltına alınmadan bir ay önce kanser ameliyatı olmuş. Gece saat 3’te 11 saatlik bir sorguya almışlar. Ceza Muhakemeleri Usulü Kanuna göre şüpheliye işkence yapılamaz. Bu insanları gece yarısı gözaltına alıp 11 saat boyunca sorguluyorsunuz. Biz kanunu bunun için mi çıkardık? Kanunda gözaltına almaların ve sorgulamaların bu şekilde yapılacağını mı yazdık? Rektör kanser hastası ve tedavi olması gerekiyor ama tedavisi için tahliye kararı vermiyorsunuz. Durumu aciliyet kazanınca hastaneye sevk edildi. Dün ameliyat oldu ve dört damarı değiştirildi. Hala tahliye kararı çıkmadı.
Biz diyoruz ki; hukuk ve demokrasiden daha önemli bir şey var; o da insanlıktır. İnsan vicdanının kaybolduğu yerde ne demokrasi, ne de hukuk olur. Avrupalı olmaktan bahsediyoruz. Hangi Avrupa ülkesinde rektörler bu şartlar altında cezaevinde tutuluyor? Gazeteciler, yazarlar, iş adamları, sendikacılar hala cezaevinde tutuluyorlar ama hangi suçtan yargılandıklarını kendileri de bilmiyorlar. Haklarında bir iddianame bile olmadan aylarca tutuklu bulunuyorlar. Mahkeme tatile giriyor ve onlar hapiste hala bekliyorlar. Avrupa’da böyle bir hukuk anlayışı var mıdır? İşte, biz bunlara itiraz ediyoruz. Bu iş artık milletin vicdanını zorluyor. Demokrasi ve hukukta böyle olaylar olmamalıdır. Ya böyle olayların yaşandığı bir ülke olacaksınız ya da Avrupa ülkesi olacaksınız. İkisi birden olmaz. “Biz Avrupa Birliği’ne girelim de sonra Avrupalı oluruz” demek olmaz. Önce Avrupalı olacaksınız, sonra Avrupa Birliği’ne gireceksiniz.
İşte biz bütün bunları dün Mecliste anlattık. Komisyonlarda Bakanlara da anlattık. Türkan Saylan 36 bin öğrenciye burs sağlamış bir eğitim abidesidir. Cüzamla savaşta Türkiye’nin yüz akıdır. Yedi saat boyunca evinde arama yapıldı. Bu yüzden Türkan Saylan, tedavisi için hastaneye bile gidemedi. Birkaç hafta sonra hayatını kaybetti ve cenazesine Hükümetten bir kişi bile katılmadı. Siz bu insanın nasıl bir insan olduğunun farkında değil misiniz? Bunları düşman gibi mi görüyorsunuz? Bu olacak iş değildir.
Bazılarının gözünde çağdaşlık, düşman muamelesi görmeyi gerektiriyor. Türkiye’yi dar-ül harp olarak mı görüyorsunuz? İslamiyet’in tam yerleşmediği ve bu yüzden de muhaliflere her türlü davranışın yapılmasının mübah olduğu bir ülke olarak mı görüyorsunuz? Sağ yandaş basında hep bu tür haberler yer alıyor. Bir kişi hastalığı nedeniyle es kaza tahliye olmuşsa o kişiyi düşman ilan edip kafesten kaçan kuş muamelesi yapıyorlar. Pennsylvania’daki bir zat, tutuklu bir askerin GATA’ya sevk edilmesinin “Gatakulli” olduğu şeklinde yorumlarda bulunuyor. Sizin vicdanınız bu kadar katılaştı mı? Nasıl böyle şeyler yapasınız? Bu ülke bir demokrasi ve hukuk devleti mi yoksa değil mi? Biz bu kanunları bu yüzden mi çıkarıyoruz? Bu şekilde anlayıp bu şekilde uygulayasınız diye mi çıkarıyoruz? Bu konuda söylenecek çok şey var ama önce insanlık. Çünkü insanlık demokrasiden de önce gelir.
Erkan Tan: Bir izleyicimizden “Demokrasiden bahsettiniz ama demokrasi ile seçilmiş bir parti için kimse gizli gizli bitirme planları yapamaz. Yaptıysa da cezasını çeker. Sizin demokrasi anlayışınız bu mu?” şeklinde bir mesaj gelmiş.
Onur Öymen: Kimse bu tür planlar yapmıyor. Ayrıca hiç kimse de geçen seçimlerde yaptığı gibi mağduru oynayarak oy almaya çalışmasın. “Bir Müslümanın Cumhurbaşkanı seçilmesine karşı çıkıyorlar” diyerek diğer muhtemel adayları gavur saymaya çalışmasın. Şunu söyleyelim ki; hiç kimse İktidarı demokrasi dışı yollardan devirmeye niyetlenmiyor. Çünkü İktidar her halükarda demokrasi yoluyla gidecektir. İktidar hızla iniştedir. Kimse bu İktidarı Türkiye’nin ebedi iktidarı olarak görmesin. Sayın Başbakan 3011’e kadar İktidarda kalacaklarını söyledi. Ben de anlaşılan Başbakanın miladi takvimle arasının pek iyi olmadığını söyledim. Ben onlara söyleyeyim; 1431’de İktidardan düşecekler. 1431 Hicri.
Erkan Tan: 3011’i ilk defa sizden duydum Sayın Öymen. Yani bin yıl sonrasına kadar İktidarda kalacaklarını mı söylüyorlar?
Onur Öymen: İnsanları bin yıl hapis cezasına mahkum ederseniz iktidarları da böyle bin yıllık sürelerle hesap edersiniz.
Erkan Tan: Bursa’dan bir izleyicimiz “Türkiye’nin bir numaralı darbe yanlısı misafirinize sorar mısınız; darbeleri sizin gibi monşerler yapmadı mı?” demiş. Bu “monşer” lafı size istinaden mi söyleniyor? Başbakan da bunu size mi söyledi?
Onur Öymen: Bu lafın üzerine ben de Başbakanı Fransızca öğrenmeye başladığı için tebrik ettiğimi söyledim. “One minute” dediğinde İngilizce öğrendiğini anladık. Şimdi “monşer” demesinden Fransızca öğrendiğini de anladık. “Mon cher” Fransızca’da erkeklere hitaben kullanılan ve “sevgili dostum” anlamına gelen bir kelimedir. Ben Başbakanın daha iyi bildiği bir dilden cevap verdim; “Ya habibi – “mon cher”in Arapça karşılığı- yanlış yoldasınız” dedim.
Erkan Tan: Başbakan “monşer” lafını size istinaden mi söylüyor?
Onur Öymen: Başbakanın bir âdeti var; kendisini eleştirenlere tahammülü olmadığı için eleştiriye cevap vermek yerine kendisini eleştirenleri suçluyor. Bana da “monşer” sıfatını yakıştırmış. Kendisine teşekkür ederim çünkü Fransızca’da “mon cher” “dostum” anlamına gelir. Biz de kendisine Arapça’da “dostum” anlamına gelen “ya habibi” diyoruz. Sayın Başbakanla illa ki yabancı dilden konuşacaksak, onun daha iyi anladığı dilden konuşalım diyoruz.
Erkan Tan: Bir izleyicimiz “Neden Ergenekoncular hastalanıp duruyorlar? Vicdanımızla mı oynuyorsunuz? Bu hastalık hikâyeleri sizce inandırıcı mı?” şeklinde bir soru göndermiş.
Onur Öymen: Bence pek inandırıcı değil. Bana öyle geliyor ki Prof. Yurtkuran kendi damarlarını tıkadı. Cezaevinden tahliye edilebilmek için dört damarını tıkamış ki dün damarları değiştirildi(!) İşte, sağcı basın insanlarda bu izlenime yol açacak türden haberler yapıyor. Bu insanlar sanki gerçekten hasta değillermiş de tahliye olmak için hasta numarası yapıyorlarmış izlenimi oluşturulmaya çalışılıyor. Şener Eruygur cezaevinde beyin kanaması geçirdi. Onun da numara yaptığını yazdılar. Bu devletin doktorları yok mu? Onlara güvenmiyor ve inanmıyor musunuz? Birisi hastalandığında onun gerçekten hasta olup olmadığını Pennsylvania’ya mı soracaksınız?
Doktor raporunda Yurtkuran’ın hastalığının vahim olduğu yazılıyor ama hala tahliye edilmiyor. Hilmioğlu yüz felci geçirmiş. Bir insan tahliye olabilmek için kendi kendini felç edebilir mi? Siz bunu mu demek istiyorsunuz? İşte, bu insanları düşman gibi gördükleri için bu kadar acımasız olabiliyorlar.
Erkan Tan: “Böyle bir darbe veya andıç belgesi hiç de sürpriz olmadı. Sanki daha önce hiç darbe ve muhtıra olmamış gibi konuşuyorsunuz” şeklinde bir mesaj gelmiş.
Onur Öymen: Biz daha önce yapılan bütün darbelere karşı çıktık ve hala da darbelere karşı çıkıyoruz. Ancak şunu unutmayın ki bu İktidarın en üst düzeydeki temsilcisi olan ve bu İktidarın Cumhurbaşkanlığına seçtiği kişi, geçenlerde fiilen darbe yapmış birini bir çay ziyafetine davet etti. Yani fiilen darbe yapmışsanız muteber bir insansınız ve Çankaya’da ağırlanırsınız ama darbe yaptığınıza dair rivayetler olan, mahkum olmamış ve yargılanmamış, darbe de yapmamış bir insansanız ağırlaştırılmış müebbet cezası talebiyle yargılanırsınız. İşte, Türkiye’nin çelişkisi budur.
Erkan Tan: Cumhurbaşkanı Gül, Kenan Evren’i eski Cumhurbaşkanı sıfatıyla davet etmişti. Kenan Evren 7 yıl Cumhurbaşkanlığı yaptı. Türkiye’de Cumhurbaşkanlığı yapmış iki kişinin Çankaya’da görüşmesinde ne sakınca olabilir ki?
Onur Öymen: Evet, Kenan Evren Cumhurbaşkanlığı yaptı. O makama seçimle gelmişti değil mi? Yoksa yanlış mı hatırlıyorum? Başka türlü mü gelmişti? Geçmişi unutmamak gerekir. Biz Hükümete diyoruz ki; “Madem ki darbe konularına bu kadar meraklısınız hadi bakalım, 12 Eylül darbecilerini yargılayalım. Anayasanın geçici 15. maddesini kaldıralım. Var mısınız buna?” Bir arkadaşımız Mecliste ilgili komisyonda bunu önerdi ama AKP’liler reddettiler.
Erkan Tan: Peki, Sayın Baykal bir devlet resepsiyonunda veya törende Kenan Evren’le bugüne kadar hiç karşılaşmamış mıdır?
Onur Öymen: Karşılaşmış olabilir ama aile dostlukları olduğunu hiç duymadım. Aslında bütün mesele şudur; biz kimseye karşı kin ve nefret duymuyoruz. Ancak şurası muhakkak ki bugün önünüze geleni darbeci ve terörist olarak suçlarsanız, bir yandan da gerçekten fiilen darbe yapmış olanları baş tacı ederseniz milletin vicdanı bundan rahatsız olur. Siz ne yapmak istiyorsunuz? Bu nasıl bir çelişkidir?
Erkan Tan: Anayasanın 15. maddesinde değişiklik yapıp 12 Eylül darbecilerini yargılamayı öneriyorsunuz. Bu maddeyi değiştirmek istemenizden, CHP’nin diğer maddeler için de Anayasa değişikliğine gidebileceği anlamı çıkar mı?
Onur Öymen: Biz yıllardan beri bunu söylüyoruz. Anayasamızın mutlaka değişmesi gereken maddeleri var. Bunlardan biri milletvekili dokunulmazlığıdır. Türkiye’de sahtecilikten yargılanan bir kişi devleti idare edebiliyor veya Hükümette görev alabiliyor. Böyle bir şey olabilir mi? Bu konuda Anayasa değişikliği öneriyoruz ama reddediyorlar. Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun başından Adalet Bakanının çıkarılmasını ve bu konuda Anayasa değişikliği yapılmasını öneriyoruz. Avrupa Birliği de bunu istiyor. Ama bunu da reddediyorlar.
Anayasa Mahkemesi üyelerinin bir kısmının Meclis tarafından seçilmesi ve Anayasa Mahkemesinin bir daha kendileri aleyhine dava açamayacak hale gelmesi için Anayasa değişikliği istiyorlar. Biz de diyoruz ki; bu konularda dikkatli olun. Anayasa Mahkemesi’nin mahkum ettiği bir İktidar, Anayasa değişikliği isteyemez.
Erkan Tan: Sözlerinizden Anayasa değişikliği fikirlerinizi ezelden beri savunduğunuz anlamını çıkardım. Doğru anlamış mıyım?
Onur Öymen: Gayet tabi. Bizim önerdiğimiz Anayasa değişiklikleri söylediğim çerçevededir. Bu çerçeveye var mısınız, yok musunuz? Belli ki yoksunuz. Siz hukuk sisteminin istediğiniz şekilde yapılanmasını istiyorsunuz. Yani kendi siyasi hedeflerinize hukuk elbisesi, Anayasa elbisesi giydirmek istiyorsunuz. Bu da yetmiyor. Bir mahkeme, mayınlar yasasında olduğu gibi, sizin istemediğiniz türden bir karar çıkardığında yeni bir kanun çıkararak mahkeme kararını geçersiz kılıyorsunuz. İşte, bu İktidarın hukuk anlayışı budur. Herkese hukuk dersi vermeye kalkanlar, bilesiniz ki hukuktan nasibini almamış olanlardır.
Erkan Tan: Sayın Öymen, programımıza katıldığınız için çok teşekkür ederiz.
Onur Öymen: Ben teşekkür ederim.
Bu belge Görsel Basın arşivinde bulunmaktadır.