CHP GENEL BAŞKAN YARDIMCISI ONUR ÖYMEN’İN BODRUM RADYOSU’NA VERDİĞİ MÜLAKAT
19 EYLÜL 2005
Burada önemli olan husus Türkiye’nin güvenliği açısından bu kadar hassas ve bu kadar önemli bir konunun Hükümet tarafından Meclise getirilmemesi, Meclis’te tartışılmaması ve Meclis’ten bu konuda bir yetki alınmaması Türkiye için büyük risk anlamına gelen bir karardır. Bu işin başında dediler ki, “Efendim biz Irak’a insani yardım için havaalanlarımızı ve limanlarımızı açacağız.” Bu konuda Amerika’ya lojistik destek sağlamak için bir kararname çıkardılar. Bu kararnamenin uygulanması sırasında dediler ki “Biz asla askeri personel ve mühimmat geçirmeyeceğiz.” Şimdi görüyoruz ki, askeri malzeme nakliyatı yapılıyor. Halkın bilgisinden kaçırılarak, halktan saklanarak Türkiye’yi gerçekten çok sıkıntılı bir maceraya sürüklüyorlar. Irak’ta savaşan taraflardan birine askeri destek gidecek siz de bunu halktan saklayacaksınız. Böyle bir şey olabilir mi?
Biz bunu gündeme getirdik, ben Dışişleri Bakanı’na bugün bir yazılı soru önergesi verdim. Amerikalılardan “böyle bir şey yoktur” diye bir açıklama var, Türk Hükümetinden bir açıklama yok. Üzerinden kaç gün geçti, yalansa yalan deyin. Türkiye’de olan bir olayla ilgili gerçekleri biz Amerikalılardan mı öğreneceğiz? Niçin bizim Hükümetimiz bir açıklama yapmıyor? Demek ki, açıklanacak bir şey yok.
Bir ülkede kimin hangi bilgiyi halka vereceğine her halde Türkler karar verir. Türkiye’nin bu konularda yetkili makamları var. Türkiye başkalarının etki alanında olan bir ülke değildir. Türkiye bağımsız bir ülkedir. Müttefik devletlerin Türkiye’nin bağımsızlığına saygı göstermeleri gerekmektedir. Türk Hükümetinden beklentimiz de Meclis’in iradesine ve egemenliğine saygı göstermesidir.
Meclisi tamamen devre dışında bırakmak istiyorlar. Hangi demokratik ülkede böyle bir şey olabilir? Ülkemizde terör olayları giderek artıyor. Her gün yeni bir terör olayı gerçekleşiyor. Bu kadar ciddi olaylar oluyor, insanlarımız hayatını kaybediyor ve biz bunu Mecliste görüşemeyeceğiz. Nedenmiş? İşte Avrupa Birliği’ne yanlış mesajlar verilebilirmiş. Türkiye’nin önceliği Avrupa’ya şu veya bu mesajı vermek midir, yoksa ülkenin temel meselelerini ele alıp ciddi çözümler aramak mıdır? Ben Avrupa’ya yanlış mesaj gitmesin diye insanlarımızın her Allahın günü şehit olmasına göz mü yumacağım? Bu kadar demokrasi ve akıl çizgisi ile bağdaşmayan bir yaklaşım biz hiç görmedik. Avrupa’ya ayıp olmasın diye biz terörü tartışmayacağız. Böyle bir şey olabilir mi? Diyorlar ki, “Meclisin açılmasını bekleselerdi”. Peki orada terör bekliyor mu, şehitlerimiz bekliyor mu? Bu konunun bir saat gecikmeye bile tahammülü yoktur. Ama Hükümet Meclise gelmiyor. Bunu halka nasıl anlatacaklar?
Demokrasilerde patron halktır, halkın egemenliği söz konusudur. Hiç kimse kendisini bu ülkenin patronu efendisi olarak görmesin. İkincisi Hükümet üyelerinin açıklamaları da kendi içerisinde çelişkili ve tutarsız açıklamalar. Diyorlar ki, “Silahlı Kuvvetler bu işe ne karışır?” Hangi ülkede terörle mücadele yapılırken o mücadelede başat rol oynayan kurum konuyla ilgili yorum yapmasın? Karar verecek olan tabii ki Meclis’tir. Ama terörle mücadele eden, neredeyse her gün askerleri şehit düşen Silahlı Kuvvetler görüş bildirmeyecek mi? Genelkurmay Başkanı diyor ki, “Kısıtlı yetkilerle mücadele ediyoruz.” Bu yetkileri kim kısıtladı? Meclisin çıkardığı yasalar mı kısıtladı? Peki bu yasaları Hükümet Meclis’e getirmedi mi? Siz askeri bir konuda bir yasa tasarısı hazırlarken güvenlik güçlerine danışmaz mısınız? Danışmazsanız bunun bedelini insanlarımız hayatlarıyla öderler. İktidar biz istediğimizi yaparız, kimse bize karışamaz görüşündedir ve bu durum demokrasi ile bağdaşmamaktadır. Bunun siyasi sorumluluğu çok büyüktür.
Bir de Andrew Duff konusu var. Şu ana kadar AKP’nin ona bir cevap verdiğini duyamadık. Atatürk için bu kadar incitici sözler söyleyen bir yabancı politikacıya iktidar partisinin söyleyebileceği bir şeyi yok. Niye? Atatürk’ü yeren bir söylemden acaba AKP’liler memnuniyet mi duyuyorlar? Duff Diyabakıra özerklik verilmesini istiyor. Federal sistem kurulsun diyor. Atatürk milliyetçiliği ile mücadele temek gereklidir diyor. Biz bu sözlere tepki gösteriyoruz, iktidardan tek bir cevap yok. Atatürk ilkelerine sahip çıkmayan bir Hükümet şimdiye kadar işbaşına gelmemişti. Siz bu gibi girişimlere karşı zamanında tepki göstermezseniz herkes der ki demek ki biz Türkiye’yi istediğimiz gibi yönlendirebilir ve yönetebiliriz. Hükümetseniz ülkenize, milletinize sahip çıkacaksınız. Duff Atatürk milliyetçiliğini akıl almaz bir biçimde eleştiriyor, Hükümet Atatürk milliyetçiliği anayasamızın girişinde yer alan değişmez bir temel unsurdur diyemiyor. Bunu biz söylüyoruz, Hükümet söyleyemiyor. Çünkü kendisi Atatürk ilkelerine tam anlamıya sahip değil. Siz Hükümetin ağzından Atatürk ilkelerine kararlılıkla sahip çıkacağız diye bir şey duydunuz mu? Atatürk iyi bir komutandı diyor. Atatürk’ün devlet adamı kişiliği, ilkeleri, çağdaşlığı, laikliği bunların gönlünde yer almış değil. Eğer öyleyse çıksınlar söylesinler. Şimdiye kadar bütün Hükümetler bunu söylemiştir, ancak biz bunları bu kadar açık bir biçimde Hükümetin ağzından duyamadık.
Sanki Türklüğü bir alt kimlik gibi takdim ediyorlar. Oysa Atatürk Türklüğü 1924 Anayasasında tarif etmiş ve diyor ki, Türkiye’ye vatandaşlık bağı ile bağlanan herkes Türktür. Siz şimdi bu Türk tanımını değiştirmek mi istiyorsunuz? Bunlar devletimizin temel değerleri ile temel kavramları ile barışık değiller. Onların gözünde biz bir cemaatiz. Oysa biz bir cemaat değil bir milletiz. Türklerin bir millet olduğunu herkesin anlaması lazım, önce de bu Hükümetin anlaması lazım.
Atatürk bu milletin kahramanıdır. Bu millet daima Atatürk’e sahip çıkmıştır. Atatürk ilke ve prensiplerini benimsemiştir. Bugüne kadar bütün Hükümetler de Atatürk’e büyük bir saygı duymuştur. Bunlar Atatürk’ü küçümseme cesaretini ve yetkisini nereden buluyorlar. Haydi bazıları bu cesareti buldu diyelim bunlara derhal bir tepki göstereceksiniz. Aynı zat bir süre önce bir seminerde, Brüksel’de, Türkiye PKK ile masaya otursun dedi. AB de bu görüşmelere aracılık etsin dedi. Biz orada bir basın toplantısı düzenleyerek buna şiddetli tepki gösterdik. Türk basını da oradaydı, ancak ne Duff’ın sözleri çıktı ne de bizim tepkimiz basında yayımlandı.
Basınımız da çok kötü bir sınav veriyor. Kaç tane köşe yazarımız buna tepki gösterdi acaba? Biz CHP olarak bu mücadeleyi veriyoruz ancak burada tepki göstermesi gerekenler öyle teslimiyetçi bir anlayışa sahipler ki, buna bile tepki gösteremiyorlar. Bu ne kadar hazin bir tablodur? Basınımızın bazı konuları ele alışı maalesef mütareke basınını hatırlatıyor. O zaman da işgal güçlerine destek olmayı marifet sayıyorlardı. Bugün magazin haberleri ön plana çıkarılıyor, ülkenin gerçek gündemi geri plana itiliyor. Bizim görüşlerimiz pek çok gazetede yayımlandı, ancak Türk kamuoyuna yön veren büyük gazetelerde maalesef tek satır çıkmıyor. Bu konuların bir haber değeri taşıdığı düşünülmüyor. O gazeteleri okuyarak gündemi takip etmeye çalışan insanlarımız da bunlardan hiç haberdar değiller. Böyle bir sorumlu gazetecilik anlayışı olabilir mi?
Biz bu konuları tartışmak üzere Meclis’i toplamak için her türlü gayreti gösteriyoruz. Ama iktidar partisi toplantıya katılmayacağını açıkladı. Bu konu son derece ciddi bir konudur. Kuzey Irak dışında dünyada bir terör örgütüne hiç kimsenin müdahale edemediği başka bir alan yoktur. PKK’ya Irak güçleri müdahale edebilecek güçte değil, çünkü yeterli güce sahip değiller. Orada Amerikan güçleri var ancak onlar da müdahale edebilecek durumda değiller. Asker tahsis etmek istemiyorlar. Bırakın biz yapalım diyoruz, ona da yanaşmıyorlar. Dünyanın hiç bir yerinde böyle bir durum söz konusu olamaz.
Bütün bunlar demokratik ülkelerde yaşanmaması gereken durumlardır. Kendi Meclisinizi devre dışı bırakacaksınız, fütursuzca Türkiye’yi idare edeceksiniz, yabancılar karşısında boynunuz eğri olacak bu konuda Türkiye’nin çıkarını sonuna kadar savunacak cesaretiniz olmayacak. Demokrasilerde böyle şeyler olamaz, olmaması gerekir.
Başbakanın en yakın arkadaşı Yunanistan başbakanı Karamanlis’in ülkesinde, Selanik’te bir Pontus Soykırım Anıtı diktirmek için karar alınmış ve ihale açılmıştır. Biz bu konuyuı milletvekilleri heyeti ile Yunanistan’a gittiğimizde öğrendik. Kamuoyuna duyurduk. Hükümetin bunu durdurmak için hiç bir girişim yaptığını duymadık. Hiç kimse ile kötü olmayacaksınız. Politika budur. Size en büyük kötülüğü yapanlara bile hiç bir tepki göstermeyeceksiniz. Bunlar bizim hiç görmediğimiz, alışık olmadığımız durumlardır.
Bodrum FM – Terör ve Andrew Duff’un Açıklamaları Hakkında
CHP GENEL BAŞKAN YARDIMCISI ONUR ÖYMEN’İN BODRUM RADYOSU’NA VERDİĞİ MÜLAKAT
19 EYLÜL 2005
Burada önemli olan husus Türkiye’nin güvenliği açısından bu kadar hassas ve bu kadar önemli bir konunun Hükümet tarafından Meclise getirilmemesi, Meclis’te tartışılmaması ve Meclis’ten bu konuda bir yetki alınmaması Türkiye için büyük risk anlamına gelen bir karardır. Bu işin başında dediler ki, “Efendim biz Irak’a insani yardım için havaalanlarımızı ve limanlarımızı açacağız.” Bu konuda Amerika’ya lojistik destek sağlamak için bir kararname çıkardılar. Bu kararnamenin uygulanması sırasında dediler ki “Biz asla askeri personel ve mühimmat geçirmeyeceğiz.” Şimdi görüyoruz ki, askeri malzeme nakliyatı yapılıyor. Halkın bilgisinden kaçırılarak, halktan saklanarak Türkiye’yi gerçekten çok sıkıntılı bir maceraya sürüklüyorlar. Irak’ta savaşan taraflardan birine askeri destek gidecek siz de bunu halktan saklayacaksınız. Böyle bir şey olabilir mi?
Biz bunu gündeme getirdik, ben Dışişleri Bakanı’na bugün bir yazılı soru önergesi verdim. Amerikalılardan “böyle bir şey yoktur” diye bir açıklama var, Türk Hükümetinden bir açıklama yok. Üzerinden kaç gün geçti, yalansa yalan deyin. Türkiye’de olan bir olayla ilgili gerçekleri biz Amerikalılardan mı öğreneceğiz? Niçin bizim Hükümetimiz bir açıklama yapmıyor? Demek ki, açıklanacak bir şey yok.
Bir ülkede kimin hangi bilgiyi halka vereceğine her halde Türkler karar verir. Türkiye’nin bu konularda yetkili makamları var. Türkiye başkalarının etki alanında olan bir ülke değildir. Türkiye bağımsız bir ülkedir. Müttefik devletlerin Türkiye’nin bağımsızlığına saygı göstermeleri gerekmektedir. Türk Hükümetinden beklentimiz de Meclis’in iradesine ve egemenliğine saygı göstermesidir.
Meclisi tamamen devre dışında bırakmak istiyorlar. Hangi demokratik ülkede böyle bir şey olabilir? Ülkemizde terör olayları giderek artıyor. Her gün yeni bir terör olayı gerçekleşiyor. Bu kadar ciddi olaylar oluyor, insanlarımız hayatını kaybediyor ve biz bunu Mecliste görüşemeyeceğiz. Nedenmiş? İşte Avrupa Birliği’ne yanlış mesajlar verilebilirmiş. Türkiye’nin önceliği Avrupa’ya şu veya bu mesajı vermek midir, yoksa ülkenin temel meselelerini ele alıp ciddi çözümler aramak mıdır? Ben Avrupa’ya yanlış mesaj gitmesin diye insanlarımızın her Allahın günü şehit olmasına göz mü yumacağım? Bu kadar demokrasi ve akıl çizgisi ile bağdaşmayan bir yaklaşım biz hiç görmedik. Avrupa’ya ayıp olmasın diye biz terörü tartışmayacağız. Böyle bir şey olabilir mi? Diyorlar ki, “Meclisin açılmasını bekleselerdi”. Peki orada terör bekliyor mu, şehitlerimiz bekliyor mu? Bu konunun bir saat gecikmeye bile tahammülü yoktur. Ama Hükümet Meclise gelmiyor. Bunu halka nasıl anlatacaklar?
Demokrasilerde patron halktır, halkın egemenliği söz konusudur. Hiç kimse kendisini bu ülkenin patronu efendisi olarak görmesin. İkincisi Hükümet üyelerinin açıklamaları da kendi içerisinde çelişkili ve tutarsız açıklamalar. Diyorlar ki, “Silahlı Kuvvetler bu işe ne karışır?” Hangi ülkede terörle mücadele yapılırken o mücadelede başat rol oynayan kurum konuyla ilgili yorum yapmasın? Karar verecek olan tabii ki Meclis’tir. Ama terörle mücadele eden, neredeyse her gün askerleri şehit düşen Silahlı Kuvvetler görüş bildirmeyecek mi? Genelkurmay Başkanı diyor ki, “Kısıtlı yetkilerle mücadele ediyoruz.” Bu yetkileri kim kısıtladı? Meclisin çıkardığı yasalar mı kısıtladı? Peki bu yasaları Hükümet Meclis’e getirmedi mi? Siz askeri bir konuda bir yasa tasarısı hazırlarken güvenlik güçlerine danışmaz mısınız? Danışmazsanız bunun bedelini insanlarımız hayatlarıyla öderler. İktidar biz istediğimizi yaparız, kimse bize karışamaz görüşündedir ve bu durum demokrasi ile bağdaşmamaktadır. Bunun siyasi sorumluluğu çok büyüktür.
Bir de Andrew Duff konusu var. Şu ana kadar AKP’nin ona bir cevap verdiğini duyamadık. Atatürk için bu kadar incitici sözler söyleyen bir yabancı politikacıya iktidar partisinin söyleyebileceği bir şeyi yok. Niye? Atatürk’ü yeren bir söylemden acaba AKP’liler memnuniyet mi duyuyorlar? Duff Diyabakıra özerklik verilmesini istiyor. Federal sistem kurulsun diyor. Atatürk milliyetçiliği ile mücadele temek gereklidir diyor. Biz bu sözlere tepki gösteriyoruz, iktidardan tek bir cevap yok. Atatürk ilkelerine sahip çıkmayan bir Hükümet şimdiye kadar işbaşına gelmemişti. Siz bu gibi girişimlere karşı zamanında tepki göstermezseniz herkes der ki demek ki biz Türkiye’yi istediğimiz gibi yönlendirebilir ve yönetebiliriz. Hükümetseniz ülkenize, milletinize sahip çıkacaksınız. Duff Atatürk milliyetçiliğini akıl almaz bir biçimde eleştiriyor, Hükümet Atatürk milliyetçiliği anayasamızın girişinde yer alan değişmez bir temel unsurdur diyemiyor. Bunu biz söylüyoruz, Hükümet söyleyemiyor. Çünkü kendisi Atatürk ilkelerine tam anlamıya sahip değil. Siz Hükümetin ağzından Atatürk ilkelerine kararlılıkla sahip çıkacağız diye bir şey duydunuz mu? Atatürk iyi bir komutandı diyor. Atatürk’ün devlet adamı kişiliği, ilkeleri, çağdaşlığı, laikliği bunların gönlünde yer almış değil. Eğer öyleyse çıksınlar söylesinler. Şimdiye kadar bütün Hükümetler bunu söylemiştir, ancak biz bunları bu kadar açık bir biçimde Hükümetin ağzından duyamadık.
Sanki Türklüğü bir alt kimlik gibi takdim ediyorlar. Oysa Atatürk Türklüğü 1924 Anayasasında tarif etmiş ve diyor ki, Türkiye’ye vatandaşlık bağı ile bağlanan herkes Türktür. Siz şimdi bu Türk tanımını değiştirmek mi istiyorsunuz? Bunlar devletimizin temel değerleri ile temel kavramları ile barışık değiller. Onların gözünde biz bir cemaatiz. Oysa biz bir cemaat değil bir milletiz. Türklerin bir millet olduğunu herkesin anlaması lazım, önce de bu Hükümetin anlaması lazım.
Atatürk bu milletin kahramanıdır. Bu millet daima Atatürk’e sahip çıkmıştır. Atatürk ilke ve prensiplerini benimsemiştir. Bugüne kadar bütün Hükümetler de Atatürk’e büyük bir saygı duymuştur. Bunlar Atatürk’ü küçümseme cesaretini ve yetkisini nereden buluyorlar. Haydi bazıları bu cesareti buldu diyelim bunlara derhal bir tepki göstereceksiniz. Aynı zat bir süre önce bir seminerde, Brüksel’de, Türkiye PKK ile masaya otursun dedi. AB de bu görüşmelere aracılık etsin dedi. Biz orada bir basın toplantısı düzenleyerek buna şiddetli tepki gösterdik. Türk basını da oradaydı, ancak ne Duff’ın sözleri çıktı ne de bizim tepkimiz basında yayımlandı.
Basınımız da çok kötü bir sınav veriyor. Kaç tane köşe yazarımız buna tepki gösterdi acaba? Biz CHP olarak bu mücadeleyi veriyoruz ancak burada tepki göstermesi gerekenler öyle teslimiyetçi bir anlayışa sahipler ki, buna bile tepki gösteremiyorlar. Bu ne kadar hazin bir tablodur? Basınımızın bazı konuları ele alışı maalesef mütareke basınını hatırlatıyor. O zaman da işgal güçlerine destek olmayı marifet sayıyorlardı. Bugün magazin haberleri ön plana çıkarılıyor, ülkenin gerçek gündemi geri plana itiliyor. Bizim görüşlerimiz pek çok gazetede yayımlandı, ancak Türk kamuoyuna yön veren büyük gazetelerde maalesef tek satır çıkmıyor. Bu konuların bir haber değeri taşıdığı düşünülmüyor. O gazeteleri okuyarak gündemi takip etmeye çalışan insanlarımız da bunlardan hiç haberdar değiller. Böyle bir sorumlu gazetecilik anlayışı olabilir mi?
Biz bu konuları tartışmak üzere Meclis’i toplamak için her türlü gayreti gösteriyoruz. Ama iktidar partisi toplantıya katılmayacağını açıkladı. Bu konu son derece ciddi bir konudur. Kuzey Irak dışında dünyada bir terör örgütüne hiç kimsenin müdahale edemediği başka bir alan yoktur. PKK’ya Irak güçleri müdahale edebilecek güçte değil, çünkü yeterli güce sahip değiller. Orada Amerikan güçleri var ancak onlar da müdahale edebilecek durumda değiller. Asker tahsis etmek istemiyorlar. Bırakın biz yapalım diyoruz, ona da yanaşmıyorlar. Dünyanın hiç bir yerinde böyle bir durum söz konusu olamaz.
Bütün bunlar demokratik ülkelerde yaşanmaması gereken durumlardır. Kendi Meclisinizi devre dışı bırakacaksınız, fütursuzca Türkiye’yi idare edeceksiniz, yabancılar karşısında boynunuz eğri olacak bu konuda Türkiye’nin çıkarını sonuna kadar savunacak cesaretiniz olmayacak. Demokrasilerde böyle şeyler olamaz, olmaması gerekir.
Başbakanın en yakın arkadaşı Yunanistan başbakanı Karamanlis’in ülkesinde, Selanik’te bir Pontus Soykırım Anıtı diktirmek için karar alınmış ve ihale açılmıştır. Biz bu konuyuı milletvekilleri heyeti ile Yunanistan’a gittiğimizde öğrendik. Kamuoyuna duyurduk. Hükümetin bunu durdurmak için hiç bir girişim yaptığını duymadık. Hiç kimse ile kötü olmayacaksınız. Politika budur. Size en büyük kötülüğü yapanlara bile hiç bir tepki göstermeyeceksiniz. Bunlar bizim hiç görmediğimiz, alışık olmadığımız durumlardır.
Bu belge Görsel Basın arşivinde bulunmaktadır.