Son Eklenenler:
- Kıbrıs’ta beklenmedik gelişmeler – Onur Öymen – Cumhuriyet Gazetesi – 18 Nisan 2025
- SPUTNİK AJANSININ ADANA MUTABAKATIYLA İLGİLİ SORULARINA KARŞILIK VERDİĞİM MÜLAKAT 27 OCAK 2019
- ODA TV’DEN NURZAN AMURAN’A VERİLEN MÜLAKAT 27 EKİM 2019
- 3 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramının 99. yıldönümü Hakkında 25 NİSAN 2019
- CUMHURİYETTE “ ABD’NİN AMACI DEVLETÇİKLER OLUŞTURMAK” ADLI MÜLAKAT 24 AĞUSTOS 2019
- GAZETE DURUM’DAN BAHADIR SELİM DİLEK İLE MÜLAKAT “VETO HAKKINI SONUNA KADAR KULLANMALIYIZ 23 MAYIS 2022
- Cumhuriyet gazetesi Tuncay Mollaveisoğlu imzasıyla ve “Türkiye Geri Adım Atamaz” başlığıyla yayınlanan mülakat 22 TEMMUZ 2019
- ABD BAŞKANI TRUMP’IN AMERİKA’NIN 1987 TARİHLİ ORTA MENZİLLİ NÜKLEER SİLAHLAR ANTLAŞMASINI (INF) ASKIYA ALMA KARARIYLA İLGİLİ OLARAK SPUTNİK HABER AJANSINA VE BAŞKA YAYIN ORGANLARINA VERİLEN DEMEÇ 22 ŞUBAT 2019
- Türkiye’deki Demokrasi, İnsan Hakları, Basın Özgürlüğü ve Düşünce Özgürlüğü Alanlarındaki Eleştiriler Hakkında 21 KASIM 2019
- Erdoğan ve ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence görüşmesi ardından 18 EKİM 2019

Eurotürk – Alman Seçimleri Hakkında
CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur ÖYMEN’nin
Eurotürk’e verdiği mülakat
18 Eylül 2005
SUNUCU : Çünkü bu seçim sadece Almanya’nın seçimi olmaktan çıktı. Bu seçimde ırkçı söylemler ön plana çıkarıldı. Neredeyse Alman vatandaşı olan Türkler 3. sınıf vatandaş olarak kategorize edilerek “600 bin Türk mi seçim sonuçlarını belirleyecek şeklinde çıkan haberler tüm haber ajanslarına dağıtıldı. Kimi haberlere göre 8 milyon, kimi haberlere göre 14 milyon el ilanı dağıtıldı. Türkler bir tehlike olarak gösterildi. “Her oyunuzu CDU’ya verin” dendi. Dolayısıyla bu da ırkçı politikaların her zaman arzu edilen çözüm olmadığını gözler önüne koydu.
ÖYMEN: Gerçekten bu sonuçlar çok açıdan dikkat çekicidir. İyice değerlendirilmesi lazımdır. Şurası muhakkak ki Bayan Angela Merkel’in izlediği politikalar beklediği sonucu vermemiştir. Sosyal Demokratlar yaşadıkları yıpranma sürecine rağmen beklenenden çok daha iyi bir oy almışlardır. Gerçekten yakın zamana kadar Sosyal Demokratların %26-27 civarında çok düşük oy alacakları, Hıristiyan Demokratların tarihi bir zafer kazanacakları ve bu seçimlerle birlikte rahatlıkla çoğunluğa ulaşacakları söyleniyordu ama bu olmamıştır. Hıristiyan Demokratların seçim hesapları pek tutumamıştır. Özellikle Türkiye karşıtı politikaları seçim malzemesi yapmak, Türkiye’nin AB üyeliğine karşı çıkarak Alman kamuoyunun büyük bir bölümünün desteğini sağlayabileceğini düşünmek, Bayan Merkel’e başarı getirmemiştir. Tam tersine bir önceki seçime göre oy oranı %3.3 gerilemiştir. Şimdi bu bizim açımızdan çok önemlidir. Almanya açısından da çok önemlidir. Tabi ki kesin seçim sonuçları ortaya çıkmadan ve koalisyon müzakereleri başlamadan bu seçim sonuçlarının Almanya’yı nasıl bir noktaya getireceğini bugünden kestirmek zor. Yani neyin olmadığını söyleyebiliriz. Olmayan şudur: Irkçılık politikası başarıya ulaşmamıştır.
Aslından basının sağa yakın durumu yanlızca Türkiye’de değil Almanya’da da önemli bir rol oynuyor. Bu açıdan daha seçim sonuçları açıklanmadan önce Alman Başbakanı Schröder bundan yakındı. Dedi ki “basın bilinçli olarak bizizm partimizi zayıf göstermeye çalıştı, diğer partiyi güçlü göstermeye çalıştı, biz buna rağmen başaracağız.” Aynı sıkıntıyı biz de Türkiye’de yaşıyoruz. Son genel seçimlerde bizim aldığımızdan çok daha az oy alacağımız yolunda anketler yayınlandı bazı gazetelerde ve televizyonlarda. Öyle anlaşılıyor ki basının belli bir bölümü özellikle özel sektörün etki alanındaki bölümü sosyal demokrat partileri başarılı göstermek istemiyor. Yanlız seçim zamanlarında değil onun dışında da Türkiye’de çok örneğini görüyoruz. Basın maalesef CHP’nin görüşlerini yeterince yansıtmıyor ve CHP’yi sürekli olarak hedef haline getiriyor, eleştiriyor ve bu halkın gözünden kaçmıyor ve biz inanıyoruz ki önümüzdeki pek çok sağcı basının, kamu kuruluşunun, ticari şirketin tek başına veya libelellarle beraber iktidara getirmek istediği Angela Merkel başaramamıştır. Şimdi seçim sonuçlarını değerlendirecek olursak Liberaller ile birlikte Hırıstiyan Demokratların iktidar olma şansı yoktur. Solda ise eğer aralarında anlaşabilecek olsalar Sosyal Demokratlar, Yeşiller ve diğer sol partilerin toplamı koalisyon kurmaya yeterlidir. Ama bu hiçbir zaman Sol Partinin Liberal Sosyal Demokrat koalisyonuna yeşil ışık yakacağı anlamına gelmiyor. En azından sol partinin buna alet olacağına ihtimal vermek zor. O zaman karşınızda kala kala iki tane önemli seçenek kalıyor eğer büyük kolaiyon olmayacaksa, ki büyük koalisyonun sakıncalarına her iki parti de değiniyor. Büyük koalisyon olamyacaksa karşınızdaki seçenek ya üç sol partinin bir araya gelerek güçlü bir koalisyon kurması ya da Almanların trafik ışığı koalisyonu dediği Sosyal Demokrat, Yeşiller ve Liberallerin koalisyon kurmasıdır. Geçmişte Sosyal Demokratlarla Liberaller koalisyon ortağı olmuşlardır. O bakımdan Liberallerin kaderi sürekli olarak Hıristiyan demokratlarla bir arada olmak değil, her ne kadar onlara yakın gözüküyoralar da önümüzdeki günlerde koalisyon tartışmaları yapılacak, bunların müzakereleri yapılacak, ne sonuç çıkacağını bugünden kestiremiyoruz. Ama Başbakan Schröder biraz önce kendisinin bir dönem daha Başbakan olarak iktidarda kalacağını ifade etti. Dilerim ki bu gerçek olsun bu hem Almanya için, hem Avrupa için, hem Türkiye-Avrupa ilişkileri için hayırlı olur diye düşünüyoruz. Böyle olumlu olacağını düşünüyoruz ama takdir etmek bize ait değildir, Alman halkına aittir. Alman siyasetçilerinini kararına saygı göstereceğiz.
Bu tabloda aslında sürpriz olan Hıristiyan Demokratların beklenenden az oy almalarıdır. Bu da gösteriyor ki CDU/CUS’yu iktidar yapmak isteyen çevreler onları olduğundan daha modifye olarak göstermeye çalışmışlardır. İkinci önemli unsur FDP’nin beklenenden daha çok oy almasıdır. FDP’nin %7-8 oy alması beklenirken %10’un üzerinde oy alması şaşırtıcı olmuştur. Yakın geçmişte FDP’nin bu oranda oy aldığını ben hiç hatırlamıyorum. Üçünçü sürpriz Sol Partinin beklenenden daha güçlü olarak ortaya çıkmasıdır. Öyle anlaşılıyor ki La Fontaine’in katılması bu sola ilave 3-4 puan kazandırmıştır. Şimdi burada bir azınlık hükümeti kurulabilir mi? Sol partinin dış desteği ile Sosyal Demokratlar ve Yeşiller bugünkü iktidarlarını sürdürebilirler mi? Bu olasılık belki de Almanya’da istikrarın devamı açısından önem taşıyacaktır ve bu sol çevreler tarafından bir Sosyal Demokrat, Yeşiller ve Liberaller koalisyonundan daha da tercih edilir bir koalisyon olacaktır. Çünkü Yeşiller belli konularda sağın görüşlerini temsil ediyorlar Hıristiyan Demokratlar yakınlar özellikle ekonomi konusunda. Almanların trafik lambası dedikleri Yeşiller, Sosyal Demokratlar, Liberaller başa gelirse belli ki Schröder’in bazı alanlardaki çalışmalarını yumuşatması, bu çalışmalarda tavizler vermesi anlamına gelecektir. Şimdi FDP’nin CDU ile birlikte çift yönlü AB üyeliğine de sıcak bakmayan, Türkiye’ye özel statü veren bir tavır sergilediğini biliyoruz. Böyle bir üçlü koalisyon olursa bu Alman Hükümeti üzerinde bir nebze de olsa olumsuz etki yapabilir. Bu bakımdan Türkiye açısından baktığımız zaman bugünkü hükümetin dışarıdan bir sol parti desteği ile sürdürülmesi belki Almanya’nın istikrarı, Schröder’in reform politikasının sürdürülmesi, Almanya’nın Türkiye politikasını sürdürebilmesi açısından daha iyi olacağı izlenimini alıyoruz.
Maalesef Alman Hıristiyan Demokratlarının Türkiye’yi Avrupa’dan dışlayıcı politikası yeni değildir. Angela Merkel bunu başlatmadı. Bundan önceki Hıristiyan Demokrat Başbakan Kohl’ün döneminde de Hıristiyan Demokratların Türkiye’nin AB üyeliğine sıcak bakmadığını biliyoruz. Ben Başbakan Kohl’ün Türkiye’nin AB üyeliğini destekleyen hiçbir beyanatını hatırlamıyorum. Kohl’ün o zamanki yardımcısı Genscher Alman basınına Türkiye’yi AB’de hiçbir zaman görmek istemediklerini açıkça söylemiştir. Bu öteden beri süren bir politikadir ve biz bunu çok iyi biliyoruz. Şunu deseler anlayacağız. Türkiye henüz şu şu koşulları yerine getirmediği için biz Türkiye’yi henüz AB’ne hazır görmüyoruz deseler bunun anlaşılır bir tarafı olur. Ama derseniz, Türkiye hangi reformları yaparsa yapsın, hangi sorunları çözerse çözsün, biz yine de Türkiye’yi AB’de görnek istemiyoruz. Çünkü Türk oldukları için, dinleri, kültürleri vs. nedenlerle Avrupa’da görmek istemiyoruz derseniz bunun adı ırkçılıktır. Başka hiçbir izahı yoktur. O yüzden biz Hıristiyan Demokratların bu görüşleri çok şiddetle savunmasını çok yadırgadık. Bunu aşırı sağ partiler söyleyince, her ülkede biraz marjinal parti vardır diye bunu önemsemeyebilirsiniz. Ama Almanya’nın en büyük iki paritisinden biri açıkça “Türkleri Türk oldukları için Avrupa’ya istemiyoruz” derse ortada çok ciddi bir durum vardır. Yani bu Almanya’nın boyutunu aşan bir meseledir. Geçen yüzyılda ırkçılıktan Almaya da çok şey çekti Avrupa da çok şey çekti. O yüzden biz Türkiye’yi böyle köklü bir biçimde dışlayan Hıristiyan Demokratları hiç anlamıyoruz. Ben bu söylediklerimi geçen hafta Alman radyolarına da söyledim. Dedim ki; bir ülkeyi sırf dini, kültürü ve gelenekleri yüzünden dışlamak düpedüz ırkçılıktır. Bunun ismini koymak lazım ve bunu yapmaya hakkı yoktur Hıristiyan demokratların çünkü biz Hırıstiyan Demokratların tabanının büyük bir bölümünün ırkçı olmadığını biliyoruz. O yüzden bu partiyi böyle ırkçı politikaları benimseyen bir parti görünümüne sokmamaları lazımdır diye düşünüyoruz. Bir de şu tarafı var işin Almanya ‘da iki buçuk milyon Türk yaşamaktadır. Bir de siz bu insanların gözlerinin içine baka baka bizi sizin geldiğiniz anavatanı Avrupa ailesinin içinde görmek istemiyoruz diyorsunuz. Bunu nasıl yaparsınız yani oradaki insanlara karşı hiçbir sorumluluk duygunuz yok mu? Onları incitmekten hiç çekinmiyor musunuz? Türkiye’de 72 milyon Türk yaşıyor. Bunlar Almanları dost bilmişler. Almanlarla birlikte savaşa katıldık, en zor zamanlarda beraber olduk, acıyı beraber paylaştık, Soğuk Savaşta beraber mücadele verdik NATO bünyesinde. Siz Almanya’nın dostu olan böyle bir ülkeyi nasıl Avrupa’da istenmeyen bir ülke olarak ilan edebilirsiniz. Bu bizizm anlayışımıza göre hiçbir siyasi sorumluluk duygusuyla bağdaşmıyor. Şunu görüyoruz ki Alman halkının büyük bir çoğunluğu da bu görüşte destek vermemiştir. Demek ki bu politika yanlıştır. Bu politikayla Almanya’da halk desteği sağlamak mümkün değildir. Şimdi bizim bu seçimlerden sonra beklediğimiz Hıristiyan Demokratların bu seçimlerden sonra bir durum değerlendirmesi yapmalarıdır. “Nerede hata yaptık?” sorusunu kendi kendilerine bir kere daha sormalarıdır ve bir kere daha Türkiye’yi Avrupa’dan dışlayıcı söylemleri tekrarlamamalarıdır ve Türkiye’ye özel statü verilmesi fikrinden vazgeçmeleridir. Türkiye’de hiçbir siyasi parti özel statüyü kabul etmemektedir. Siz Türkiye’nin hiç istemediği müzakere bile edemeyeceği bir çözümü nasıl dayatmaya çalışırsınız? Bunu kabul etmeyeceğimizi size defalarca söyledik. Bunun üzerine sanki bunu Türkiye’ye zorla kabul ettirebilirmişsiniz gibi bunun üzerine ısrarla gidiyorsunuz. İste bunu yapamazsınız. Bunu yapamayacağınızı Türkiye size defalarca söyledi. Almaya’daki Türkler defalarca söyledi. Şimdi ümid ediyoruz ki bu seçim sonuçları Hıristiyan Demokratları bu konularda bir kez daha düşünmeye sevkeder.
Almaya’nın doğu Avrupa ülkelerinin AB’ne girmesini desteklemesinin altında yatan en önemli sebep o ülkelere yatırım yapan Alman yatırımcılardan Almanya’ya vergi girişini sağlamaktır. Almanya ekonomisi çok büyüktü ama aynı zamanda bir sosyal devlet olmanın bedelini de ödüyordu. Bunun Almanya’ya çok yüksek bir maaliyeti vardı. Alman sanayiciler o zamanki değerlendirmelere göre AB’ne aday ülkelere kaydılar. Çek Cumhuriyetinde, Macaristan’da Polonya’da büyük yatırımlar yaptılar. Çünkü oralarda, işçilik, maaliyeti altyapı daha ucuzdu, vergi daha düşüktü. Bu nedenle Almanlar bu ülkelere yayılarak oralarda yatırım yaptılar ve orada ürettikleri malları dünyaya pazarladılar. Şimdi bunun Almanya’ya yansıması ne oldu. Bu Almanya’da işsizliği arttırdı. İşsizliğin artması Almanya’da nüfusun yaşlanma süreci ile birlikte değerlendirilince sosyal güvenlik sistemi bu yükü çekemez hale geldi. O yüzen Sosyal Demokrat, Yeşiller koalisyonu bazı acı ilaçları halka içirmek zorunda kaldılar. Bir taraftan işsizlik artıyor, bir taraftan nüfusun yaşlanma süreci var. Bütün bunlarla baş edebilmek için Almanya yakın zamana kadar sürdürdüğü sosyal harcamalarda kısıstlamam yapmak zorunda kaldı. Şimdiye kadar doktor parası, ilaç parası ödemeyen Alman vatandaşları bazı masrafları kendi ceplerinden karşılamak zorunda kaldılar. SPD’nin biraz oy kaybetmesinin altında daha çok yatıyor. Bunun dışında SPD’nin izlediği bazı politikalar halkın desteğini kazanmıştır. Özellikle Amerika’nın Irak’a müdahelesini benimsemeyerek cesaretle karşı çıkması, Türkiye konusunda izediği isabetli politikalar halkın büyük çoğunluğunun desteğini kazanmıştır. Yani Schröder halka acı bir ilaç içirmiştir ama öyle anlaşılıyor ki eğer bir sürpriz olmaz ise iktidarını sürdürm imkanına kavuşacaktır.
Aslında bugünkü durumda bir tahmin yapmak mümkün değil fakat neyin olamayacağını düşünürsek neyin olabileceği daha rahat ortaya çıkar. Şimdi Hıristiyan Demokratlarla Liberallerin kurmayı ümid ettikleri koalisyonun olamayacağı çok açıktır. İkincisi büyük kolaiyon şansı herşeye rağmen çok kuvvetli gözükmüyor. Hırıstıyan Demokratların başbakanlığında Sosyal Demokrat bir hükümetin şansını ben çok görmüyorum hele hele sol partilerin toplamı %50’yi aşıyorsa ki aştığı anlaşılıyor. Böyle bir ortamda Sosyal Demokratlar nasıl olup da Hıristiyan Demokrat bir başbakanın altında hükümete girdiklerini anlatamazlar kolay kolay. Angela Merkel’in başkanlığında hele SPD’nin de katılacağı bir büyük koalisyon ihtimalini ben zayıf görüyorum. Bunun gerçekleşme ihtimali çok az. O zaman geriye kalan iki tane kuvvetli seçenek var. Bunlardan bir tanesi Schröder’in başbakanlığında Yeşiller ve Liberallerden oluşan koalisyondur. Bunun bir çoğunluk hükümeti olma avantajına sahiptir, istikrarlıdır. Bunun bir olumsuz tarafı Liberallerin Sosyal Demokratlar ve Yeşiller tarafından benimsenen politikaları sulandırma riskidir. Koalisyon ortağı olarak hükümetin bazı politikalarını yumuşatmaya, sulandırmaya çalışabilirler. Bu da hükümetin reform politikalarını biraz zorlaştırabilir. İkinci seçenekte Sosyal Demokrat ile Yeşillerin sol partinin dışardan destekleyeceği bir azınlık hükümetidir. Bu şekilde ıstikrar ve izlenen politikalar devam eder ama ne de olsa bir azınlık hükümeti olacağı için bazı konularda ve bazı yasalarda siyasi iradesini kabul ettirmesi zor olabilir. Sol partinin de maalesef Türkiye’nin AB üyeliğine sıcak bakmadığını biliyoruz. O açıdan da böyle bir hükümet biraz zorlanabilir. Benim gördüğüm kadarıyla seçenekler bunlardır. Başka seçenek göremiyoruz. Şimdi kurralara uyalım diye iki üç puanla da olsa önde bitirdi diye Alman Cumhurbaşkanı Johannes Rau hükümet kurma görevini Angela Merkel’e verirse tabi ki bir süre Merkel Yeşiller ve Liberallerle bir koalisyon kurma şansını zorlayacaktır ama başta da söylediğimiz gibi bunun olma şansı çok düşüktür. Muhtemelen ondan sonra da bu görevi Schröder’e devretmek zorunda kalacaktır. Bütün bu gelişmelerin bir sonucu da yeni bir seçim olabilir. Son zamanlardaki gelişmeleri dikkate alırsanız Sosyal Demokratların yeniden yükselişe geçtiği görülüyor. Yeni bir erken seçim söz konusu olduğu taktirde Angela Merkel başkanlığındaki Sosyal Demokratların yeni bir sıçrama ihtimali çok zayıf gibi gözüküyor. O zaman Hıristiyan demokratlar yeni bir seçime yeni bir başbakan adayı ile gidebilirler. Yeni başbakan adayı kim olur onu da zaman gösterir. Ama öyle anlaşılıyor ki Merkel şansını kaybetmiştir. Bu yüzden Schröder elinde ki kartları öncekinden daha güçlü göstererek iktidarda kalmayı arzu ettiğini söylüyor. Demin de söylediğimiz gibi, zaten üç sol partinin bir araya gelerek bir koalisyon kurması zaten baştan beri beklenmiyordu ama şu da beklenmiyor; Sosyal Demokratlar ve Yeşillerle koalisyon kuramayacağı için sol partinin Hırıstiyan Demokratların başkanlığında bir koalisyonu desteklemesi akla yatkın bir beklenti olmaz. Bu durumda yine trafik lambası koalisyonu dediğimiz Sosyal Demokratlar, Yeşiller ve Liberaller kolaiyonu olur veya Sosyal Demokratlar, Yeşiller azınlık koalisyonu olur. Şu veya bu çevrelerin zorlamasıyla büyük koalisyona gidilir mi? Gidilebilir ama bunun da çok uzun ömürlü olduğunu zannetmiyoruz.
Geçmişte Liberaller Hıristiyan Demokratlarla koalisyon kurduğu zaman hem Ekonomi Bakanlığını hem Dışişleri Bakanlığını almışlardı. O bakımdan şimdi böyle bir koalisyonda en azından bu iki bakanlıktan birini almak isteyecekleri kuşkusuz. O zaman hükümetin ekonomi politikalarının yönetilmesinde liberallerin ağırlığı olacak demektir. Dışişlerini alırlarsa bu da şimdiye kadar izledikleri dış politikaların devam etmeyeceği anlamına gelir. Özellike Liberlallerin Başkanı Westerwelle belli konulardaki yaklaşımları Merkel’in kinden çok parlak değildir. Türkiye’nin üyeliğine çok sıcak bakmıyor. Eğer Liberaller Dışişleri Bakanı olursa Türkiye’nin bundan neler çekeceğini şimdiden kestirebiliriz. Yani gelişmeler aslında şimdiden bütün boyutları ile değerlendirilmesi kolay olmayan bir nitelik kazandı. Ben Alman seçimlerinde seçimin olduğunu gününü bu kadar geç bir saatine kadar belirsizlik olduğunu hatırlamıyorum. Öyle anlaşılıyor ki çeşitli siyasi oyunlar oynanacaktır. Seçimi etkileyen çeşitli unsurların baskıları olacaktır. Şunu da unutmamak lazımdır ki eğer Schröder bir azınlık hükümeti kurarasa Parlamentoda da bazı sıkıntılar çekeceğini kestirmek şimdiden mümkün. Tablo böyle gözüküyor. Eğer bu tablo bir erken seçime götürmeyecekse en makul yol Yeşiller, Sosyal Demokratlar ve Liberaller koalisyonudur.
Bazen böyle çok marjinal fikirler savunan politikacıların iktidara geldikten sonra ülkelerinin geleneksel politikalarını izledikleri görülür ve derler ki “taç giyen baş akıllanır.” İktidarın sorumluluğunu alınca meseleleri daha farklı görür ve devletin bütün bilgileri eline gelince daha sağlıklı değerlendirmeler yapar denilir. O bakımdan ben de Almanya’nın dış politikasında çok köklü değişiklikler beklemiyorum. Yani Hıristiyan Demokratların son zamanlardaki çıkışları aslında biraz da iç politika kaygısından kaynaklanmaktadır. Çünkü CDU gibi önde gelen Hıristiyan Demokratların Angela Merkel’in Türkiye’yi Avrupa’dan dışlama politikası olduğunu biliyoruz. Başka eyalet başkanları da Merkel’in bu politikalarına karşı çıkıyorlardı. O yüzden de CDU’nun içinde herkesin Merkel gibi düşündüğünü söylemek mümkün değil. Bu seçimden sonra bütün bu konular bir kere daha düşünülecektir, değerlendirilecektir. Çok esaslı bir koalisyon krizinin yaşanacağı şimdiden gözüküyor ama ben şahsen bu mücadeleden Schröderin kazançlı çıkacağı izlenimini alıyorum. Almanya’da hükümetin yeni şansölyesinin Schröder olacağı ihtimalini ben şahsen kuvvetli ihtimal gibi görüyorum.
Bu seçim sonuçlarını tam olarak görmeden daha hassas değerlendirme yapmak kolay değil. Mesela bu seçimlerde aday olan Türklerden hangi partilerden kaçı meclise girecek? Bu önemli bir sorudur. Bunun cevabı henüz elimizde yok. Fakat ben şunu söyleyeyim. Bizim Sosyal Demokrat Partilerde bir gelenek vardır. Sosyal Demokrat Partiler kardeş partilerin başarısını isterler ve seçimlerde birbirlerine destek olurlar. O bakımdan biz de Alman Sosyal Demokrat Partisinin başarılı bir performans sergilemesini memnuniyetle karşılıyoruz. Birkaç puanla bile olsa, mutlak çoğunluğu ele geçirmemiş bile olsa Sosyal Demokratların bugün ulaştığı düzey gerçekten çok önemlidir ve Bayan Merkel’in de bütün çabalara rağmen ulaştığı nokta aslında çok da övünelecek bir nokta değildir. Biz Türkiye’de CHP olarak bu seçimlerin Almanya’ya huzur getirmesini diliyoruz. İstikrar ve başarı getirmesini diliyoruz. Avrupa’nın geleceği için Almanya’nın güçlü olmasını bekliyoruz. Türk Alman ilişkileri açısından başarılı sonuçlar vermesini temenni ediyoruz. Bu seçimlerden sonra Alman Sosyal Demokrat Partisiyle işbirliğimizi ve diyalogumuzu sürdürmeyi ümit ediyoruz.
Bu belge Görsel Basın arşivinde bulunmaktadır.