ART – Seçim Sonuçlarının Değerlendirilmesi ve Cumhurbaşkanlığı Seçimi Hakkında

CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen’in ARTV’ye verdiği mülakat
27 Temmuz 07

Sunucu: Bugün stüdyo konuğumuz CHP Başkan Yardımcısı Sayın Onur Öymen. Sayın Öymen Hoş Geldiniz diyorum. Seçim sonuçları belli oldu ve hareketli günler geçirmeye devam ediyoruz diyebiliriz. Belki CHP kanadında da hareketli günler yaşanıyor. Öncelikle isterseniz sizin bakış açınızla değerlendirelim bu süreci ve içinde bulunduğumuz şu anı.

Öymen: Teşekkür ederim. Seçimlerin milletimize hayırlı olmasını diliyoruz. Kazana siyasi partiyi kutluyoruz, kazanan milletvekillerini kutluyoruz. Demokrasilerde herkes mili iradeye saygılı olacak. Fakat şu soruyu kendimize sormaktan alıkoyamıyoruz. Bu seçimler acaba diğer ülkelerde cereyan eden seçimlere benziyor mu bazı bakımlardan, yoksa Türkiye özel bazı unsurlar mı bu seçim sonucunu etkiledi? Türkiye’de 50 yılı aşkın bir süredir siyaset merkez sağ ile merkez sol arasında yürütülüyordu, diğer pek çok ülkede olduğu gibi. Fakat Türkiye’de merkez sağ çöktü. O kadar çöktü ki geçen seçimlere nazaran yarı yarıya oy aldılar. Böylelikle Türkiye’nin siyasi dokusu değişti. Türkiye’de merkez sağ devreden çıkınca, merkez sağda iki parti vardı ikisi de devreden çıktı bir tanesi tamamen yok oldu öbürü de çok düşük düzeyleri indi,yerine radikal ya da din unsurunu ön plana çıkaran partiler aldı. Bir kere bu faktörü göz nünde bulundurmak lazım. Şu anki yapıda bir merkez sol var, CHP, bir MHP var siyasi yapıda, bir de dinci sağ dediğimiz, Cumhuriyet değerlerine saygılı olmadığı için sık sık toplumda eleştirilen iktidar partisi var. İkincisi şu, Türkiye’de AKP’nin iktidarda olduğu 5 yıllık süre içinde din unsurunu AKP çok sık gündeme getirdi. Hemen hemen her hafta dinle siyaseti birbirine karıştıran, siyasi konuları ele alırken din faktörünü öne çıkaran yaklaşımlar sergiledi. Son Cumhurbaşkanlığı seçimi sürecinde dindar bir insanı Cumhurbaşkanı yapacağız dediler. Bu ne demek, bizim dışımızdakiler dinsizdir mi demek istiyorsunuz? Herkes dindar.

Sunucu: Bu nedenden dolayı mı acaba dış basına baktığımızda seçim sonrası baktığımızda yapılan yorumlara. O kritik düzenden mi?..

Öymen: Yabancılar da bundan tedirgin olmaya başladılar. Uzun süre buna pek önem vermediler ama şimdi onlar da bundan rahatsızlık duyuyorlar, yavaş yavaş bunu dile getiriyorlar ve laikliğin öneminin artmasını istiyorlar. Avrupa ülkelerine bakacak olursak, orada Hıristiyan-Demokratik Partiler de var. Sosyal-Demokrat Partiler, Hıristiyan-Sosyal Partiler var. Fakat görüyoruz ki seçimler de din faktörler ele alınmıyor. Hıristiyan-Demokratik Partiler bile dünya meselelerini gündeme getiriyorlar sürekli olarak iktidardayken de muhalefetteyken de, kalkıp biz dindarız bize oy verin demiyorlar. Onların geleneksel yapısı Hıristiyan-Demokrat Parti şeklinde ama Avrupalılar 30 yıl savaşlarından sonra dini siyasetten çıkartmışlar. Özellikle Fransa’da laikliğin kabulünden sonra, din unsuru tamamen devreden çıkmış. Bunu önemle göz önünde bulundurmak lazım. Bir de Türkiye’de olup da Batı’da olmayan bir önemli unsur ki bunlar seçimleri etkileyen unsurlar, seçim rüşveti faktörü. Seçim rüşveti adı altında vatandaşa kömür dağıtıyorlar, böyle şeyler yok Avrupa’da. Gıda paketleri dağıttılar siyasi partiler tarafından ki halk size oy versin. Bir anlamda bunun adı seçim rüşveti. Bu yerlermiş demokrasilerde örneği hiç görülmemiş bir şey.

Sunucu: Bunların gelirleri nereden elde ediliyor?

Öymen: Ben size bir örnek vereyim mesela Antalya’da büyük otellere gitmişler, demişler ki otellerin büyüklüğüne göre, sen 200, sen 250, sen 300 tane gıda paketi hazırlayacaksın bunlar 60 milyon olacak, gıdaları da gidip şu firmadan alacaksın,o da kendi firmaları. Ve oteller bu paketleri toplamışlar sadece bir otel bölgesinde Antalya’da 4 binden fazla paket toplanmış ve bunlar AKP’nin hediyesinde gidip vatandaşa dağıtıyorlar. AKP nerdeyse sıfır ama otellere baskı yapıyorlar. Yani vermezsen bu parayı başına gelecek sıkıntıları düşün, katkıda bulunmazsan. Ayrıca bana Kömür Mahlukatçı Odası yetkililerinin söylediğine göre, 4 milyon kömür dağıttılar diyor. Üstelik bu fiyat listesinde de ne odalara danışmışlar, ne de ihalelere bunları açık olarak davet etmişler. Bu olaylar ilerde mutlaka ilerde ayrıntılı olarak tespit edilecek, bunların büyük bir bölümü yasa ile bağdaşır tarafı yok, Avrupa demokrasileriyle bağdaşır tarafı yok. Bütün bu unsurları alt alta koyduğumuz zaman seçim sonuçlarını izah edecek sadece mantığa dayanmayan, psikoloji maneviyat gibi unsurlara dayanan unsurları elde ediyorsunuz. Burada bir şeyi tespit edelim. Halk bunlara oy verirken neye göre oy veriyor? Diyelim ki bu iktidar çiftçinin yüzünü güldürecek öyle yatırımlar yaptı ki çiftçinin ürünü para ediyor, maliyetinden çok daha fazla parayı ürünü sattığında elde ediyor. O zaman hayatından memnun, o zaman iktidara oy vermesi doğal. Ama bakıyorsunuz Türkiye’de bunun tam tersi. Biz Türkiye’nin neresine gidersek gidelim, çiftçiler sürekli olarak hükümetten şikayet ediyorlar. Maliyetimiz ürünü satış fiyatının üzerinde diyorlar. Din faktörü, özel hediye paketleri gibi manevi baskı unsurları gibi değerlendiriyoruz. Karadeniz’i düşünün, kısa bir süre önce orada 80 bin civarında vatandaş hükümetin fındık politikasını protesto etmek için sokaklara döküldü.Çok kuvvetli protestolar yapıldı. Şimdi bakıyoruz, aynı bölgedeki fındık üreticilerinin yoğunlukta olduğu Ordu ve Giresun’da açık farkla AKP kazanmış. Nasıl anlatacaksınız? Bursa’da Gemlik’e gidiyorsunuz orada bakıyorsunuz zeytin üreticileri çok şikayetçi. 2.539 bin lira mal oluyor bir kilo zeytin. Satış fiyatı 2 milyonun altında. Biz nasıl geçinelim. Oraya bakıyorsunuz orada da AKP çoğunlukta.

Sunucu: Seçim sonuçlarını CHP nasıl bir mesaj olarak okudu?

Öymen: Bizim CHP olarak da bir değerlendirme yapmamız lazım. Parti Merkez Yönetim Kurulu toplandı bir yenileşmeye ihtiyaç olduğuna karar verdi. Hatta biz Genel Başkana istifalarımızı sunmaya hazır olduğumuzu söyledik. Genel Başkan da devam edelim dedi görevimize. Ama oradan bir birleşme ihtiyacını dile getirdik. İki CHP’nin söylevinin yanlış olmadığını, ana çizgisinin ana politikasının yanlış olmadığı konusunda görüş birliğine vardık. Uygulamada, propaganda yönetiminde bazı eksikliklerimiz olabilir bunu tespit ettik. Ama bu tablonun bütünü izah etmiyor. Bazı yerlerde aldığımız sonuçlar olumlu. CHP bir bütün olarak Türkiye’de oylarını 1.200bin artırmış. Yani CHP ilerleyen bir parti bir merkez sağdaki partiyle mukayese edilebilecek durumumuz yok. Oylarımızı artırmışız az da olsa daha fazla
Artırmalıydık bunu hepimiz söylüyoruz bu artış yeterli değil ama bu oylarını azaltmış bir gerileme sürecine girmiş partiyi biz sergilemiyoruz tam tersine oylarını artırmış bir partiyiz. İki bazı yerlerde çok kayda değer sonuçlar elde ettik. Mesela Bursa’dan bahsedeyim. Bursa’da %38 arttı CHP’nin oyları. Bu hiçbir ölçüye göre azımsanacak bir şey değil. Başka yerlerde bundan daha fazla artış olduğu yerler var. Demek ki CHP her yerde ancak oylarını korudu filan demeyin. Bazı yerlerde kayda değer artışlar var.

Sunucu: Sayın Deniz Baykal’ın istifasına yönelik taleplerini görüşlerini nasıl değerlendiriyoruz?

Öymen: Biz bu artış sağladığımız yerlerde örgütümüzün tabii ki çok başarılı çalışmaları sonucunda artış sağladığımız yerlerde parti aynı parti, Genel Başkanımız aynı insan, program aynı program, söylem aynı söylem, nasıl olmuş da burada başarı sağlamış? Bazı yerlerde ilerleme kaydetmişiz acaba neden? O yörenin özellikleri mi, yoksa bizim eksikliklerimiz mi var, yoksa hükümet o yöreye özel bir yatırım mı yaptı, halkına bir çekiliş mi yaptı bunları araştıracağız teker teker. Her yöreye heyetler göndereceğiz ayrıca komisyonlar kuracağız. Bunlar bilimsel olarak bu seçim sonuçlarını değerlendirecekler. Ne oldu, nerede aksama var, nerede hata yapıldı ve ya Türkiye’nin hangi özellikleri bu sorunu doğurdu, bunları tespit edecekler.

Sunucu: DSP ile ilk adımda parti içi yönetimdeki revizyondan söz etmek mümkün olabilir mi MYK Toplantısından sonra gündeme geldi.

Öymen: Bunun için MYK olarak Genel Başkana hareket serbestisi tanımak için hepimiz istifamızı verdik açıkçası ve Genel Başkan da şimdilik görevinize devam edin dedi zamanı geldiğinde kuşkusuz bu da düşünülecek. Yani hiç kimse aman korkumdan ayrılmayayım demiyor. Siyasi partilerde bu denmez zaten herkes zamanı geldiğinde görevini başkasına devreder yeni gelen arkadaşların daha başarılı olması umuduyla. O bakımdan CHP içinde farklı bir tablo yok, herkes görevinden ayrılmaya hazır olduğunu açıkça ifade etti.

Sunucu: Mustafa Sarıgül’den bahsetmiştik az önce yarın da parti içi muhalefet olarak niteleyebiliriz belki Genel Merkez önünde gösterisi düzenleneceği şeklinde haberleri var şu an itibarı ile. Bu protestonun arkasında duran isimlerin seçim döneminde seçim sürecinde herhangi bir etkileri oldu mu?

Öymen: CHP’nin beklediği kadar oy almamasında parti alanında bu gibi çevrelerin yaptığı yoğun çalışmaların, propagandaların etkisi olmadı diyemem. Bunların bir kısım parti üyesi bile değil. Bir kısmı partiye üye ama muhalif kanattan olduklarını söylüyorlar filan. Şimdi dikkat ederseniz, 5 yıldan beri bunlar sürekli muhalefet yapıyorlar, sürekli. 20 yıl yapsa bir tanesinde iktidarı ya eleştiriyor eleştirmiyor 19 unda kendi partisini eleştiriyor. Bir türlü içlerine sindiremediler bu parti yönetimini. Şunu söyleseler anlarım: Irak Politikanız yanlıştı, 1 Mart Teskeresini reddetmeyecektiniz bunu söylüyor musunuz, söylemiyorsunuz. Kıbrıs Politikası yanlıştı, bırakın versinler Kıbrıs’ı, bunu mu söylüyorsunuz bunu da söylemiyorsunuz. AB’de Türkiye’nin üyeliği alanında çalışanlara tepki göstermeseydiniz keşke, bunların hiç birini demiyorsunuz.

Sunucu: Neye dayandırıyorlar peki?

Öymen: Neye dayandırıyorlar ben de size onu söylüyorum. Bunların dayandırdıkları bir temeli ben göremedim. Mesela çiftçiye yönelik politikamız mı yanlıştı, üniversite sınavıyla ilgili bu sınavı kaldırmaya yönelik gençleri mesleki eğitime yönlendirmeye yönelik politikamız mı yanlıştı, açlığa karşı sıfır açlık politikası izlememiz, açlık çekenlere maaş vereceğimizi söylememiz mi yanlıştı? Bunlardan hangisi yanlıştı? Bunları söylemediğiniz takdirde siz gidin başkası gelsin ya da siz gidin biz gelelim. Bu yeterince ikna edici değil. Siyasi partilerde dünyanın başka yerlerinde de eleştiriler olur. Mesela Almanya’da Eski Parti Genel Başkanı Oskar Lafontaine yeni yönetimin milli sosyal politikalarına karşı çıktı, aynısı ayrı bir parti kurdu, seçime gitti ..vs filan bunun bir izah edilir tarafı var. İzlediğiniz politikanın özüne itiraz ediyoruz biz şimdi bunu söyleyen var mı? Bakın biz 1 Mart Teskeresini reddetmek için mecliste tek tek milletvekillerimizin görüşünü sorduk hepsi parmak kaldırdı 1 Mart Teskeresinin reddi uygundur diye böyle oy kullandılar. Şimdi kalkıp bunların bir kısmı parti içi muhalefete geçti. Şimdi kalkıp diyebilirler mi 1 Mart Teskeresi yanlıştı diye? Siz de oy verdiniz. Buna benzer kaç tane konu olduysa mecliste yani öze ilişkin politikalarımız bakımından arkadaşların karşı duruşunu pek görmedik açıkçası. Birkaç konuda olduysa bilemem ama esas itibaren bunlar parti politikalarına karşı tavır almadılar. Yani partimizin politikasının özüne itiraz etmiyorsunuz ama partimizin yönetimine itiraz ediyorsunuz.

Sunucu: Seçim döneminde yaptıkları konuşmalar, konuşmaların içeriği neye dayanıyordu Sayın Öymen?

Öymen: Bunu siz de izlediniz, biz de izledik. Yani belli ki seçim döneminde değil sadece bundan önceki 5 yıl süre ile sürekli olarak kendi partilerine veya kendilerine yakın gördükleri partinin yönetimine…Bu yönetim gitsin, kurultay olsun gitsin filan. Bütün hep bunu istediler. Kurultay da bu yönetimi seçti. Kurultayın kararına saygı göstereceksin. Partide herkesin farklı görüşü olabilir ben onu istemiyorum ben onu istiyorum..vs..Ama bunun çözüm yolu neresi, Kurultay. Kurultaya gene gideceğiz, zamanı geldiğinde. Ve Kurultayda gene herkes kendi görüşünü açıkça söyleyecek gene seçim yapılacak ve partimizin tabanının, genelinin seçtiği insanlar yönetimde olacak. Demokrasiler böyle işliyor. Ama ben Kurultay kararına saygı göstermiyorum, Kurultay öyle diyorsa, bence doğrusu budur. O zaman daha üstün bir makam mı var? Yani bu sadece yıpratmaya yarıyor partiyi ve geçtiğimiz dönemde CHP bizim arzu ettiğimiz kadar güç sağlayamadıysa, sonuç alamadıysa seçimlerde bunun etkisi de vardır. AKP’ni eleştirmeye hiç zamanları yok. Ve AKP’nin yaptığı ne kadar çok yanlış var saatlerce anlatsak bitmez, bunlara karşı bir tavır aldıklarını görmüyoruz. Ama CHP’ye gelince bir gerekçe bulmasalar bile hatta geçmişte siz böyle yapmıştınız böyle olmuştu, yok bilmem seneler önceki seçimde ne olmuştu filan gibi gerekçelerle partiyi eleştirmeye kalkıyorlar. O kadar ki bazıları kalktı mesela televizyon programlarında bazı akademisyenler önce Peker’i eleştiriyor, 60 sene önce görev yapmış insanları eleştiriyor. Aynen Başbakanın İsmet Paşayı Atatürk dönemindeki Yol Kanunu, İsmet Paşa dönemindeki Ekmek Karnesini eleştirmesi gibi. Bunun için söylenecek laf bulamayınca, 30 40 sene öncesini eleştiriyorlar. Bunlar tutarlı değil. Doğrusu şimdi ülkemizin durumuna teşhis koyacağız. Yeni bir dönem başlıyor, Türkiye’de yani bir sayfa başlıyor, bu yani sayfada da ilk işimiz Cumhurbaşkanını seçmektir. Bu Cumhurbaşkanını Türk Halkının büyük çoğunluğu tarafından benimsenecek, bir insan olması lazım. Onun için uzlaşma gerekiyor. Anayasa Mahkemesinin Kararı da zaten uzlaşmaya dayanıyor. İktidara bir uzlaşma çağrısında bulunmuştuk daha önce. Bu çağrıyı yerine getiremediği, bunun gereğini yapmadığı için uzlaşma oldu, kriz oldu, erken seçime gidildi filan. Şimdi başbakanımız geçmişten ders aldığı izlenimini uyandırarak uzlaşmadan yana bir tavır sergileyeceğini söyledi. Genel Başkanımıza telefon ettiğinde bunu söylemiş, Genel Başkanımız da bunu açıkladı. O zaman bir gerçek uzlaşma olacak mı ona bakacağız şimdi ileriye bakma zamanı. Bir taraftan geçmişin muhasebesini yapacağız, seçimlerin değerlendirmesini yapacağız bu tablo nasıl çıktı ve AKP’nin bu kadar fazla oy almasında dış faktörler nasıl rol oynadı? İlk defa biz görüyoruz yabancı siyasetçilerin bu kadar açık bir siyasi partiye destek verdiklerini. Artı yurt içindeki basının büyük bir bölümü bu kadar bir şekilde iktidarı desteklemesi. Bazı büyük sermaye çevrelerinin..

Sunucu: Seçim sonuçlarında oldukça büyük etkisinin olduğu görülüyor..

Öymen: Olmaz olur mu? Yani bir ülkede basının büyük bir bölümü bir partiyi sürekli olarak desteklerse bunun etkisi olmaz mı?

Sunucu: Başkanlık seçiminden bahsettik, seçim sonuçları nasıl algılandı CHP cephesinden onu değerlendirmiştik. AKP’ye baktığımızda Abdullah Gül’ün seçimlerden sonra yaptığı ilk basın toplantısında seçim sonuçlarını Cumhurbaşkanlığı açısından da kendisine bir onay niteliğinde algıladıkları şeklinde bir görüş belirtti. Sizce bu seçim sonuçlarından böyle bir tablo çıkıyor mu ortaya?

Öymen: Sayın Gül iktidarın geçen dönemde tek adaydı. Türkiye’nin bu krizi yaşamasında amir olan unsur buydu. Bir insanı iktidar dayatacak meclise bunu seçtirecek gücü de yok. Gücü olmadığı da Anayasa Mahkemesi tarafından çıktı ortaya. Ona rağmen illa bunu seçeceksiniz. Eğer aynı adayımızda biz ısrar ediyoruz, başka adayımız yok açıklamasında uzlaşma olmaz. Seçim sonucundan da tek başına bunu seçecek gücü yok. Başka partiler size destek olursa, oy çoğunluğu sağlamaya destek olursa bu onların takdiridir. Ama bu işin özünü değiştiriyor. Sayın Bahçeli de kalkıp biz şu adaya oy vereceğiz demiyor. İşin özü ne uzlaşmak. Biz şuraya parlamenter oyunlarla, parlamenter desteklerle gene istediğimiz adamı istediğimiz gibi seçtiririz derseniz uzlaşma olmaz. Toplumun ihtiyaç duyduğu şey uzlaşmadır. Uzlaşmaya yanaşırsanız oturacaksınız çeşitli partilerin liderleriyle, ana muhalefet liderleriyle, diğer muhalefet partisi lideriyle Türk Halkının çoğunluğunun benimseyeceği aday kim olabilir, bunu tartışacaksınız.

Sunucu: Peki Abdullah Gül ismi çıkarsa ortaya CHP ne yapmayı düşünüyor?

Öymen: Biz bunu daha önce söyledik. Daha önce ileri sürdürdüğümüz karşı görüşlerin, argümanların değişmesi için artı bir faktör yok. Biz Sayın Gül’ün daha önce yaptığı çeşitli açıklamaları,tavrını, tutumunu dile getirdik, Cumhuriyete, Anayasaya karşı söylediği sözleri dile getirdik. Yani Atatürk’ün çeşitli düşüncelerine, görüşlerine karşı izlediği tutumu o zaman dile getirmiştik, bunu bir defa daha tekrarlamaya ihtiyaç duymuyoruz.

Sunucu: Şu anda bir etkinliği olacak mı?

Öymen: Geçmişte bir insanın izlediği tavır, onu bütün hayatı boyunca takip eder. Bana 45 yaşındayken öyle düşünüyordum ama şimdi bir anda koyu bir Atatürkçü kesildim, Atatürk’ün bütün dedikleri kalbimdedir, ben Cumhuriyetin temel değerlerine yürekten saygılıyım falan dese çok az inanırım ona. Siz çocuk değildiniz o lafları söylediğiniz zaman, siyasetçiydiniz, meclisteydiniz. O bakımdan bu konuda bizim tavrımızda bir değişiklik olması için, ortada objektif bir neden yok. Uzlaşma deyinde ben kendi adamımı tekrar size dayatacağım, hadi siz uzlaşın. Bu değil uzlaşma. Uzlaşma, birlikte zerinde mutabakata varacağınız bir aday belirlemektir.

Sunucu: Şu andaki tabloya baktığımızda eğer aday olarak Abdullah Gül’ün ismi öne çıkarsa MHP’nin de katılımıyla 367 sağlanmış oluyor ve 3. turda da büyük ihtimal seçilmiş olacak.Ne yapabilirsiniz?

Öymen: Onun adı uzlaşma değil. Bütün mesel şu, siz uzlaşmadan yana mısınız değil misiniz? Değilsin. Başbakan açıkça birkaç defa söyledi uzlaşma ile çözeceğiz dedi. Uzlaşma diye bir insanı diretirseniz demek ki uzlaşma sözünüz ciddi değilmiş diyecekler. Demek ki sözünüzün arkasında duramıyormuşsunuz diyecekler.

Sunucu: Gerçi Sayın Gül milletin iradesini görmezden gelemem şeklinde bir açıklama yaptı.

Öymen: Milletin iradesini görmenin tarifi nasıldır bilmiyorum. İstanbul’da, Ankara’da, İzmir’de sokaklara dökülen milyonlarca insan meydan değil miydi, millet iradesi değil miydi? Onlar piknik yapmak için mi toplanmışlardı?

Sunucu: Bunlar seçime de yansıdı mı Sayın Öymen?

Öymen: Bütün mesele odur. Bu ne ölçüde yansıdı? Bunu işte o bilim adamlarımız araştıracaktır. Bunu değerlendireceklerdir. Ama şu var, halkın hoşnutsuzluğunun seçim sonuçlarına yansımadığını söylemek yanıltıcı olmayacak. Esnafla konuşuyorsunuz hayatından son derece şikayetçi, çiftçiyle konuşuyorsunuz hayatından son derce şikayetçi, sanayici ile konuşuyorsunuz bittik öldük diyorlar, küçük işletme sanayici sahipleri, memurlar, emekliler öyle. Bizimle alay eder gibi diyor, aylığımıza 17 lira zam yaptılar diyor emekli. Herkes kan ağlıyor. Böyle bir tablodan bu kadar bir ileri bir sonuçla iktidarın iş başına gelmesi çıktıysa, o zaman bu çok düşünülecek bir unsurdur. Hem siyaset bilimcileri düşünecek, hem biz düşüneceğiz politika olarak, basın düşünecek. Bu iktidarı bu kadar yüksek oyla tekrar iş başına getirecek objektif koşullar var mıydı Türkiye’de? Gerçekten halkın geniş kitleleri çok memnundu da onların oylarıyla mı geldi bunlar yoksa bu geniş halk kitlelerine Din faktörünün etkisiyle, inanılmaz boyuta ulaşan hediye faktörünün etkisiyle, psikolojik baskıyla, basının sürekli yayınlarıyla, dış faktörün etkisiyle, büyük iş adamlarının sürekli olarak bu iktidar arkasında vaziyet almalarıyla mı bu sonuç oluştu? Şimdi bunu çok iyi açıklamak, tespit etmek lazım.

Sunucu: Sayın Öymen Cumhurbaşkanlığı seçiminden bahsediyorduk. Eğer Abdullah Gül 11. Cumhurbaşkanı olarak seçilirse, Türkiye’yi önümüzdeki bekleyen süreç nasıl etkilenir bu durumdan, bu sonuçlardan?

Öymen: Sayın Ahmet Necdet Sezer çok önemli bir denge unsuruydu. İktidarın çoğunu verdi, tek başına hükümet kurmuştu ama Cumhurbaşkanımız yetkilerine çok iyi cesaretli ve akılcı biçimde kullanarak iktidarın pek çok atılımına, gelişimine engel oldu. Buna CHP olarak verdiğimiz değeri ifade etmem lazım. Bu iktidar zamanında yapılabilecek bir çok olumsuzluğu Cumhurbaşkanımız önlemiştir. Bunu çok dikkate değer bir unsur olarak görüyoruz biz. Sayın Gül aynı çizginin adamı, aynı partinin adamı, aynı dünya görüşünün adamı, parti içinde de milli görüş tekelinden gelen bir insan. Bunu yapacak mı, yapabilir mi? Bunu yapamayınca Türkiye ne olur? Sayın Cumhurbaşkanımızın neleri engelleyeceğini düşünün, bunların hiç biri engellenemeyecek. İstedikleri insanı, istedikleri yere rahatlıkla tayin edebilecekler mesela. Hakimlerin tayini, üniversite rektörlerinin tayini, YÖK ile ilgili konularda göreceğiz ki iktidar ne diyorsa, Cumhurbaşkanı da onu diyor. O zaman ülkede siyasi dengeler kaybolacak, bunu hepimizin görmesi lazım. Siyasi dengeler kaybolacak ve o zaman Türkiye’de Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana savunduğumuz ana unsurlar, Cumhuriyetin Temel Değerleri, laiklik gibi unsurlar çok aşırı bir biçimde erozyona uğrayacak. Bazılarını çok gönülden istedikleri gibi, Türkiye’nin bir İslam Devleti, bir Ilımlı İslam Devleti diyorlar, bunun ılımlısı ılımsızı olmuyor, Türkiye’yi Ortadoğu bir Arap Ülkesi nerdeyse olması yolundaki gidiş hızlanacak. Bu iktidarı destekleyenler bunu ne kadar fark ettiler? Türkiye’nin en ciddi gazetelerinden biri aylarca manşet attı “Tehlikenin Farkın damısınız?” diye. Öyle anlaşılıyor ki, halkımızın büyük bir bölümü bu tehlikeyi fark edememiş. Belki başka faktörlerde rol oynadı ama bu tehlike kayıp olmadı. Cumhuriyetin Temel Değerlerinin aşınması, erozyona uğraması..

Sunucu: O tehlikeli süreç devam eder mi diyorsunuz Sayın Öymen?

Öymen: Bu ihtimal kuvvetlidir.

Sunucu: Sayın Onur Öymen ile olan sohbetimiz devam ediyor. Sayın Öymen şu anki içinde bulunduğumuz durumun ileriki dönemde ilerisi için bir tehlike arz edebileceğinin altını çizdiniz. Bu noktada DTPlilerin mecliste Bağımsız Adaylarla girmiş olması başka bir tehlike olarak görülebilir mi?

Öymen: Bunu göreceğiz. Biliyorsunuz ilk defa olarak DTPlilerin meclise girmesine SHP öncülük etmiştir Sayın Erdoğan İnönü zamanında. Bunun ne gibi üzücü sonuçlar verdiğini gördük. Umuyorum ki herkes geçmişten ders almıştır, herkes sorumlu biçimde Anayasamızın çerçevesinin dışına çıkmadan terörle mücadele ihtiyacını göz ardı etmeden ülke çıkarlarını düşünerek hareket edecektir. Böyle olmazsa ne olur, o zaman ülkemiz yeni gerginlikler yaşar. Bunları yaşamayacağımızı temenni ediyoruz. Bu safhada daha fazla bir şey söylemiyoruz. Geçmişte yaptıkları, ileri sürdükleri görüşler ortadadır, bunları hatırlatmak için henüz erken belki de ama meclisteki tavırlarını gördükten sonra daha sağlıklı değerlendirme yapacağız.

Sunucu: O zaman yemin töreninde Meclis Başkanlığı yapacak olan Şükrü Elekdağ’ın da zorluk çekmeyeceği kanısındasınız.

Öymen: Ümit ediyorum.

Sunucu: Türkiye’nin bu sonuçlara bakarak, dış politikada önümüzdeki dönemde nasıl bir politika izleneceğini düşünüyorsunuz?

Öymen: Avrupalılar bize demişti ki, AB üyesi önemli ülkelerin üyeleri, biz demişti seçimler olduğunu düşünerek bazı konuları şimdilik askıya aldık, Kıbrıs Konusunu, seçimler olduktan sonra baskıları artıracağız. Kıbrıs’ta Ek Protokolün onaylanması ve uygulanması için Türkiye’yi sıkıştıracağız yolunda sözler söylemişlerdi. Şimdi buna benzer baskıların artması beklenebilir. Onun dışında AB’nin önde gelen ülkelerinden Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy2nin Türkiye’nin üyeliğini dışlayan tavırları, Alman Başbakanı Merkel’in …sonra Türkiye’ye bakarız yolunda sözleri, Avusturya iktidar ve muhalefet partilerinin Türkiye’nin üyeliğine açıkça karşı çıkan tavırları acaba değişecek mi? Bu seçim sonuçları onların tavrını değiştirmeye yol açacak mı? Bunun işaretini görmüyoruz. O zaman hükümeti zorlu bir sınav bekleyecek. Bu ülkeleri nasıl ikna edeceksiniz? Bunları ikna etmeden üye olamıyorsunuz çünkü üye olmak için oy birliği lazım. Herkesin evet demesi lazım. Avrupa’nın bu kadar önemli ülkesi hayır derken, Türkiye nasıl üye olacak? Yoksa üye olmamız önünde bu kadar ciddi engeller varken, bunları yok farz edip sanki o hiç önemli değilmiş gibi nasıl olsa bizi üye yapacaklarmış gibi halkı kandırarak mı yolumuza devam edeceğiz? Bunları göreceğiz. Amerika ile ilişkiler. Amerika2nın rahatsız olduğu konular var. Onlardan bir tanesi, bu İran ile ilişkilerimizdir, bir tanesi Hamas konusudur, buna benzer başka konularda da Amerika’nın rahatsızlığını dile getirdiğini görüyoruz. Bu konularda hükümet ne yapacak? Ve Amerika ile ilişkilerin sağlıklı bir şekilde yürütülmesini nasıl sağlayacak? En önemlisi Kuzey Irak’taki teröristlerin bertaraf edilmesi için şimdiye kadar sürdürdüğü etkisiz ve pasif tutumu sürdürecek mi yoksa yeni bir yaklaşım mı benimseyecek? Bugün yine gördüğümüz gibi acı örneklerini şehit vermeye devam mı edecek Türkiye? Akmaya devam eden bir kan olarak mı sürdüreceğiz ırk politikalarımızı? O bakımdan bütün bu konularda hükümetin Alacağı tavırları biz dikkatli olarak izleyeceğiz, muhalefet olarak görevimizi tam olarak yapacağız. Bir taraftan yapıcı bir politika izleyeceğiz bizimle uzlaşma arandığında Cumhurbaşkanının seçiminde olduğu gibi, bir taraftan da ülkemizin çıkarlarını sonuna kadar korumaktan geri durmayacağız. CHP geçmişte seçimlerde bundan daha sıkıntılı durumlar da yaşamıştır. 1954 seçimlerini hatırlayın, biz o dönemlerde hiç yılmadan muhalefet görevimizi başarı ile yerine getirmiştik. Şimdi de bu gayreti aynen göstereceğiz. Moralimiz yüksektir, bu seçimdeki olumsuz sonuca rağmen, biz örgütümüzün de yüksek bir moralle çalışacağına inanıyoruz. Kendilerinin üzerine düşen görevi de büyük ölçüde yerine getirdiğini de biliyoruz bir çok yerde fazlasıyla yerine getirdiler. Bazı yerlerdeki koşullar onları zorladı, ama örgütümüze güveniyoruz partimize güveniyoruz ve partimiz bu dönemde cesaretle ve yüksek moralle kendine düşen görevi en iyi şekilde yapacaktır. Ekonomi çok mühim. Hükümet eskiden olduğu gibi yine en önemli kuruluşlarımıza haraç mezat satma yoluna giderse, bunun Türkiye’ye ilerde telafisi mümkün olamayacak zararlar vereceğini biliyoruz. Petrol Kanununda ısrar ederse, bu Türkiye’yi ileride de düzeltemeyeceğimiz zararlar veriri. Suriye sınırındaki topraklarımızın yabancılara mayınların temizlenmesi karşısında verilmesi yolunda giderse, Türkiye’ye telafi edilmesi çok zor zararlar verecektir. Hükümet bütün bu konulardaki yanlışlarından ders alıp da, makul bir çizgiye gelirse, ulusal çıkarları koruma, Türkiye’nin menfaatlerini koruma çizgisine gelirse, gayet tabii ki biz de destek oluruz. Ama gelmezse eski çizgisini aynen sürdürürse daha da ileri götürürse, tabii ki biz de muhalefet olarak üzerimize düşen görevi eksiksiz yapacağız, geçmişteki konuların çoğunda nasıl başarılı olduysak, gene başarılı olacağımıza inanıyorum. Şimdi bize .düşen görev CHP olarak iktidarı en etkili bir biçimde denetlemektir, Cumhuriyetin değerlerini laikliği korumaktır, Türkiye’nin çıkarlarını korumaktır, bu amaçla üzerimize düşen görevi en iyi şekilde yerine getireceğiz, kimsenin de bundan kuşkusu olmasın.

Sunucu: Sayın Öymen çok teşekkür ediyorum programımıza katıldığınız için. Meclise baktığımızda 22. döneme göre farklı bir tablo oluştu. İki parti vardı, şu anda baktığımızda 3 parti görünüyor ve Bağımsızlar görünüyor. Önümüzdeki günlerde sizce Parlamentoda kaç parti olacak?

Öymen: Bunu göreceğiz. DSPlilerin ayrılıp kendi partilerine dönmesi durumu olursa tabii bir parti daha olacak mecliste. Bağımsızlar bir araya gelip de DTP Grubu kurmaya çalışırlarsa, o da yeni bir unsuru oluşturacak. Bütün bunları göreceğiz, ama bunları konuşmak için erken şimdi birinci görevimiz Cumhurbaşkanımızı seçmektir. Eğer Cumhurbaşkanımızı milletimizin çoğunluğunun içine sindirecek bir Cumhurbaşkanımızı seçersek görevimizi yapmış olacağız meclis olarak. Bazı grupların bir siyasi partinin dayattığı bir Cumhurbaşkanı gelirse, bu yeni gerginliklerin yeni sürtüşmelerin yeni ciddi sorunların tohumlarını atmak anlamına gelecek, iktidarın bu hataya düşmeyeceğini ümit etmek istiyoruz.


Bu belge Görsel Basın arşivinde bulunmaktadır.