CNNTürk, Cafe Siyaset Programı, Kıbrıs’taki Referandum Sonuçları

CNN-TÜRK
“KAFE SİYASET”
KIBRIS – REFERANDUM SONUÇLARI
25 NİSAN 2004

SORU: Kıbrıs’taki referandumdan sonra Türkiye’nin iktidarıyla, muhalefetiyle ne yapması gerektiğini tartışacağız. Sonuçlar malum, Türklerden evet, Rumlardan hayır sonucu çıktı. Bundan sonra neler yaşanabileceği konusunda ciddi tartışmalar yaşanıyor. Bu durum Türkiye-AB ilişkilerini ve Kıbrıs’taki durumu nasıl etkilemiştir?(Sayın Öymen’e) Siz muhalefetsiniz, önce sizinle başlayalım.

ÖYMEN: Aslında, milli davalarda iktidar muhalefet ayrımı pek yapmamak lazım diye düşünüyoruz. Gördüğümüz kadarıyla referandum sonuçları öncelikle şunu ortaya koymuştur: Sorunun şimdiye kadar çözülememesinde Türk tarafının sorumlu olduğunu düşünenler yanıldıklarını anlamışlardır. Yalnız bu referandum sonucuyla değil, Kıbrıs Cumhurbaşkanı Papadopulos’un açıklamasıyla da herkes anlamıştır ki, Kıbrıs sorununun şimdiye kadar çözülememesinin ana sebebi Rumların gerçek bir ikiliğe, eşitliğe dayanan birlik kurmayı arzu etmemelerindendir. O bakımdan, bundan sonra hiçkimse ne yurtiçinde, ne yurtdışında çözümsüzlükten ötürü Türk tarafını suçlamamalıdır.

Türk hükümeti, bizce biraz ölçüyü kaçırarak, biraz hatalar da yaparak, olağanüstü bir durum görüntüsü sergileyerek aşırı tavizler talep eden bir anlaşmayı bile destekleyebileceğini söylemiştir. Kıbrıs Türk toplumunun bariz çoğunluğu evet oyu vermiştir. Artık hiç kimsenin Türkiye’ye dönüp de söyleyebileceği lafı yoktur. Ama kendi içimizde de şunu düşünüyoruz: Türkiye’de hiç kimse kalkıp da şimdiye kadar niye Kıbrıs meselesini çözmediniz diye geçmiş hükümetleri suçlamaya kalkmasın, Denktaş’ı suçlamaya kalkmasın. Çözümsüzlüğün nereden kaynaklandığı şimdi çok net anlaşılmıştır. Yurtdışında da kimse Kıbrıs meselesi çözümlenmedi diye Türkiye’yi cezalandırmaya kalkmasın; Kıbrıs Türklerine ambargo uygulamaya kalkmasın; Kıbrıslı Türkleri dünyadan dışlama yöntemlerine başvurmaya kalkmasın.

İkinci tespitimiz ise şudur: Bundan sonra Türkiye’de ve Kuzey Kıbrıs’ta herkes geçmişteki tüm tartışmaları ve iç çekişmeleri bir tarafa bırakmalıdır. Kıbrıs meselesinin bir milli dava olduğunu hatırlamalı ve el ele vermelidir. Türkiye’de iktidar, muhalefet, basın, iş çevreleri, akademik çevreler, bütün ilgili kuruluşlar el ele vermelidir ve Kıbrıslı Türkleri bu yeni ortamda ezdirmemelidir.

SORU: Referandum sonuçlarının Türkiye-AB ilişkilerine etkisi ne olmuştur?

ÖYMEN: Artık Türkiye’de hiç kimse Türkiye’nin AB’ye üyelik sürecinde Kıbrıs meselesini önümüze bir engel gibi çıkaramayacak. Bunun hiçbir gerekçesi kalmamıştır. Zaten yoktu; hukuken de çıkarılamazdı; ama fiilen Türkiye’nin önüne Kıbrıs meselesini sürekli bir engel olarak koyamayacaklar. Ambargonun kaldırılmasına gelince, bunu ne kadar yapabilecekler, ne kadar yapamayacaklar göreceğiz; ama bunun için çalışmak lazım. Niye böyle söylüyoruz? çünkü bu ambargo kararlarının bir bölümü Avrupa Adalet Divanının kararlarıdır. Özelikle, ticarete konulan ilave gümrük tarifeleri Avrupa Adalet Divanından kaynaklanıyor. Bu Adalet Divanının kararının değiştirilmesi lazım. Nasıl değiştirilecek? Bu da karmaşık hukuki bir süreçtir.

Ayrıca, Louzidou benzeri başka davaların AİHM’nin önüne gelmesini nasıl önleyeceksiniz? Bunun mekanizması yok. O bakımdan, AB’de bütün meseleler halledilmiştir, durum tozpembedir demek için erken. Üstelik, şunu da unutmayalım: Zaten, Yunanistan oraya üyedir; Rumlar da bir hafta sonra üye olacaktır. Bu ülkelerin istemediği bir kararı AB’den çıkartmak da kolay olmayacaktır.

Adalet Divanı ayrı bir iş. Adalet Divanının negatif kararını nasıl müspete çevireceksiniz? Ama bütün bunlar şunu ortaya koyuyor ki, bizim bu meseleyi çok iyi bilmemiz gerekiyor. Bu konuyu çok iyi incelemeden yapılacak yüzeysel yorumlar bizi çok yanıltıcı sonuçlara götürebilir. Mesela, biz şunu bilmiyoruz: Bu anlaşmanın reddedilmesine rağmen bizi çok rahatsız edecek bazı hükümler var. Mesela, Rum tarafı 2004 yılında 67/1 sayılı bir kanun çıkarttı. Fakat, bitişik bölgelerle ilgili olan bu yasa 2003 yılının Mart ayından itibaren yürürlükte… Bizim Dışişleri Bakanlığımız açıklama yaptı; müdahale ettik, bunu engelledik, diyor.

SORU: Karasularıyla ilgili…

ÖYMEN: Karasularını daha önce anlattık. Özetlerim; ama karasuları geçerli olmayacak. Çünkü biz fiilen orada hakim olduğumuz için, Kuzeyin, Türkiye’nin güvenlik çıkarlarını rahatsız eden bir durum olmayacak. Anlaşma olsaydı, yaklaşık 10 bin kilometrekarelik bir deniz sahası Türk Deniz Kuvvetlerine kapatılacaktı. Çok vahim bir hata… Bunu nasıl atlanmış, kim atlamış, ne zaman atlamış, bilmiyoruz. Ama bunun ötesinde, bir de Bitişik Bölge Yasası var. Bu yasaya göre, anlaşma olsun, olmasın, Kıbrıs tek başına karasularının bittiği noktadan itibaren 24 millik bitişik bölge ilan ediyor. Burada, belli koşullarda, sefer yapan gemileri denetleme hakları var: kaçakçılık, gümrük vs. Bunu yapan başka Akdeniz ülkesi yok. Akdeniz’de başka hiçbir ülke tek taraflı bitişik bölge ilan etmiyor. Rumlar ediyor, üstelik geçen Mart’tan itibaren geçerli olmak üzere… Böyle hükümler var. Onun için, bizim bu metinleri didik didik inceleyelim dememiz boşuna değil.

Mesela, hava sahasıyla ilgili hükümler vardı. Bu anlaşma FIR hattını Anamur’un iki mil ötesine kadar götürüyor. Anamur’dan iki mil uzaklaştığınız zaman bizim hava sahamızdan Rum hava sahasına giriyordunuz. Ege’de Yunanistan’ın Türk kıyılarına kadar FIR – biliyorsunuz, Enformasyon Uçuş Bölgesi- hattına sahip olmasının yarattığı çok ciddi sorunları biliyorsunuz. Yunanistan bunu hep bir egemenlik hakkı gibi görmüştür. Şimdi, Rumlar da aynı şekilde göreceklerdi; Akdeniz’de çok ciddi hava sahası problemleri çıkacaktı.

Elimize gelen yeni bir belgede bir şey daha tespit ettik: Türk askeri uçaklarının, mesela Türk kurye uçaklarının Kıbrıs’taki Türk birliğine bir mal getirmek için yapacağı uçuşlar bile anlaşmada Rumların iznine bağlı kılınmış. Belgede, Türkiye buna itiraz etmiştir diyor, ama gene de Rumların istediği gibi olmuş.

Elimize geçen her yeni belge bizim ne kadar büyük bir badireden kurtulduğumuzu gösteriyor. Eğer bu anlaşma kabul edilse ve yürürlüğe girseydi, en azından güvenlik açısından bakıldığında hem Türkiye’nin, hem Kıbrıslı Türklerin güvenlik çıkarları açısından çok büyük badirelere girecektik ki, bunları söylüyorum ama 9000 sayfanın tamamı bize ulaşmadı. Elimize geçen her belgede buna benzer çok ciddi mahsurlar tespit ediyoruz. O bakımdan, biz kendi hesabımıza şunu söyleyebiliriz ki, bu belgenin yürürlüğe girmemesi Türkiye açısından çok büyük bir rahatlık yaratmıştır, bizi çok büyük bir tehlikeden kurtarmıştır.

Çok açık bir şekilde, bizim bütün uzmanlarımızın, bizzat Genelkurmay Başkanlığımızın, Dışişleri Bakanlığımızın, uluslararası hukuka aykırıdır dediği bazı hükümler, sizin bahsettiğiniz karasularından zararsız geçiş hakkı gibi, bu anlaşmanın içine girmiştir. Yani, BM’nin verdiği bir belgede açıkça uluslararası hukuka aykırı hükümler var.

-İyice incelenmeden uzmanlarımız nasıl olsa görmüştür diyerek bu anlaşmayı kabul edebileceğimizi söyledik. Hükümet de Kuzey Kıbrıs halkına kabul edin diye telkinde bulundu. Fakat şimdi şimdi anlaşılıyor ve ileride uzmanlar, araştırmacılar bütün belgeleri inceledikleri zaman bunun içinde Türkiye’nin ve Kıbrıslı Türklerin güvenliği açısından ne gibi ciddi sakıncalar vardı, görecekler. O bakımdan, bunun özellikle Rumlar tarafından kabul edilmemesi olumlu olmuştur. Şimdi bu noktadan sonra ne yapalım? Bu noktadan sonra, bu konuyu iktidar-muhalefet çekişmesi haline getirmeyelim; iktidar-muhalefet el ele verelim; akademisyenler, basın, iş çevreleri, TÜSİAD, kim ilgiliyse, ilk yapacağımız iş bu ambargoların kaldırılması ve KKTC’nin tanınması olmalı. Mademki, Azerbaycan Cumhurbaşkanı KKTC’yi ilk tanıyan biz olacağız dedi, işte şimdi bunun için fırsattır. Gerekirse birlikte girişim yapalım.

Biz, bu konuda, Sayın Genel Başkanımız da dün akşam açıkladı, iktidara tam destek veriyoruz. Bizi iç politika mülahazalarıyla hareket ediyor diye geçmişte eleştirenler oldu. İşte bunlara çok açık bir tekziptir. İktidara şu anda tam destek veriyoruz; yeter ki siz ambargoların kaldırılması için çalışın, yeter ki siz KKTC’nin tanınması için çalışın, yeter ki siz KKTC’nin ekonomik açıdan kalkındırılması için çalışın. İş çevrelerine de çağrıda bulunuyoruz: Mademki Kıbrıs meselesiyle bu kadar ilgileniyorsunuz, işte şimdi Kuzey Kıbrıs’a yatırım yapmanın zamanıdır. Buyurun yatırım yapın ve biz de sizi destekleyelim. Artık birbirimizi inciterek, birbirimiz hakkında üzücü ifadelerde bulunarak veya geçmişi suçlayarak hiçbir yere varamayacağımızı herkes anlamalıdır. Şimdi birlik ve dayanışma günüdür. Biz, CHP olarak, böyle bir işbirliğinin öncülüğünü de yapmaya hazırız, hükümet yapacaksa ona destek olmaya da hazırız. Bundan sonra yapılacak iş, Kuzey Kıbrıs’ı güçlü, haklarını korumasını bilen, şerefli bir devlet olarak dünyada yaşatmaktır. Şunu hiç kimse unutmasın, Kofi Annan kendi yazdığı mektupta taraflardan biri referandumda kabul etmezse, bu Plan yoktur, ölmüştür diyor. Artık hiç kimse yeni bir referandum yapalım diye bunların peşinden koşmaya kalkışmasın. Hiç kimse Rumların peşinden koşarak acaba bize küçük bir taviz verir misiniz diye bizi küçültücü girişimler yapmasın. Rumlar tavrını koymuştur. Bizimle yaşamak istemiyorlar. Biz de gururlu, şerefli bir milletin çocukları olarak siz bizimle yaşamak istemiyorsanız, biz de sizin peşinizden koşarak sizden sadaka isteyecek değiliz gibi şerefli, onurlu bir tavır sergilememiz lazım.

-BM resmen her iki tarafın da iradesine başvurdu mu? Demek ki, Kıbrıs Türk toplumu da BM’nin gözünde bir milli davada iradesini ortaya koyabilecek, karar alabilecek bir toplumdur. Şu unutulmasın ki, aynı toplum 20 sene önce de, gene oyuyla KKTC’yi kurmuştur. Bağımsız devlet kurma iradesini zaten ortaya koymuştur, devletini, Cumhurbaşkanını, Parlamentosunu seçmiştir. O bakımdan, devlet olma iradesi orada zaten mevcut. Bu sefer, AB’ye katılma iradesini ortaya koyuyor. Tabii, KKTC vatandaşları bu anlaşmanın içeriğini tam öğrenemeden oy kullanmışlardır. Cumhurbaşkanı bile metin oylamadan bir gün önce elime geçti diyor, inanabiliyor musunuz?

SORU: Türkçe çevirisini diyordur belki…

ÖYMEN: İngilizce diyor, efendim. Biz bunu kimseye anlatamıyoruz. Ben size şunu söylüyorum: Benim tanıdığım hiçbir insan bu Planın tamamını görmemiştir. Biz ısrarla, hükümetten, Meclisten, açık olarak kamuoyundan istedik. Bize hiç kimse ulaştırmadı. Hükümet elinde varsa, bize bir disketle veremez miydi? Niye gönderemiyor? Çünkü tam metin kimsenin elinde yok. Yani, olmayanlar şunlar: 9000 sayfanın içinde, Rumların başka ülkelerle imzaladığı anlaşmalar da var. Mesela, kıta sahanlığı konusunda verdikleri imtiyazlar, yaptıklar anlaşmalar  var. Bunların metinleri elimizde yok. Anlatabiliyor muyum? Kıbrıslı Rumların çıkarttıkları yasalar var. Mesela, Türkiye’yi Birinci Dünya Savaşında Yunanistan’a karşı soykırımla suçlayan yasa var. Şimdi bu yasa bu Planın içinde mi, dışında mı? Denktaş Mecliste yaptığı konuşmada, bu şimdi bizim de yasamız olacak, dedi. Böyle bir izlenim var; ama bunun metnini gören var mı? 9000 sayfanın içinde bu da var mı, yok mu? İptal mi edildi?

SORU: Rum tarafı da bu Plana evet demiş olsaydı, o zaman Türkiye, Yunanistan ve Kıbrıs Rum Yönetimi arasındaki çatışma konuları da ortadan kalkacaktı, değil mi?

ÖYMEN: Hayır, öyle değil. Biz, gayet tabii ki, ihtilaf konularını saptamak zorundayız. Nasıl Ege’de Yunanistan’la aramızdaki ihtilaf konuları 70-80 yıldır sorun yaratıyorsa, şimdi bunlar da Kıbrıs’la Türkiye arasında çok ciddi sorunlar yaratacak. Bizim görevimiz, muhtemel ihtilafları, çatışmaları önceden görebilmek ve önlemek. Bu metni görmeden bu ihtilaf noktalarını da göremeyiz. Efendim, biz müspet tarafına bakarız, zaten AB’ye girince her şey kendiliğinden hallolur. Bu işler o kadar basit değil.

Bütün ihtilafları gözünüzle göreceksiniz, bunu önlemeye çalışacaksınız. Genelkurmay Başkanımız diyor ki, Türkiye’nin uluslararası anlaşmalardan kaynaklanan egemenlik haklarını kısıtlayan bir maddeyi biz zamanında göremedik. Niye bildirmiyorsunuz? Çünkü metnin tamamını kimseye vermiyorsunuz. Kimsenin elinde yok, bunu anlatıyoruz. Denktaş’ın eline son dakikada geçiyor. Niye muhalefete verilmiyor? Niye Meclise verilmiyor? Nedir bunun izahı?

İki taraftan evet çıksaydı, biz önümüzdeki hafta içinde bunu onaylayacaktık. Ne zaman okuyacaktık da onaylayacaktık? Böyle şeyler gizli tutulur mu? Sis perdesi arkasında milli menfaatleri ilgilendiren meseleler yürütülür mü? O meseleler ki, Meclisin onayına tabi.

Bu meselenin yürütülmesi – ileride bunu tarihçiler, araştırmacılar söyleyecektir – dünyada hiç örneği olmayan bir şekilde yapılmıştır. Bana dünyada bir tane örnek gösteremezsiniz. Ne kadar ciddi sıkıntılar yarattığını görmüşüzdür. Son sözü Kofi Annan’a bırakıyoruz. Kim bırakmış bizden başka? Dünyada var mı bunun örneği? Kofi Annan’a son sözü bırakıyorsunuz, uluslararası hukuka açıkça aykırı olan bir hükmü oraya koyuyor…

SORU: Kabul edilmedi…

Kabul edilmedi; ama bundan bizim ders almamız lazım. Demek ki, bundan sonra hiçbir anlaşmada son sözü başka birine bırakmayacaksınız. Referandumdan alınacak sonuç bu; bir daha bu hatayı yapmayacaksınız. Başkasına son sözü bıraktığınız zaman canalıcı, sizin için çok önemli meselelerde sizin aleyhinize hükümler koyabilir, sonra da sizin itirazınızı reddeder.

-Şöyle bir genel izlenim vardı: Kıbrıs meselesi Türkiye’nin AB’ye üyelik müzakerelerine başlaması sürecinde bir engeldir. Türkiye’nin reform süreci başarıya ulaşmazsa, bu da ikinci engeldir. Şimdi, Türkiye bu kadar büyük bir hamle yaptı; iktidar-muhalefet el ele vererek uyum paketlerini çıkarttı, reform sürecini beklenenden daha hızlı yürüttü. Kıbrıs meselesinde artık Türkiye’nin kusuru olmadan bir mecraya girdi. O bakımdan, hiç kimse bize Kıbrıs’ı ve Türkiye’nin reform sürecini bir engel gibi çıkarmaya kalkışmasın. Fakat, şimdi yeni bir unsur çıkıyor: Türkiye’den ve Kıbrıs’tan bağımsız olarak, Avrupa’nın iç nedenleriyle Türkiye’ye üyelik müzakere tarihi vermek istemeyenler var.

Şimdiye kadar, bunlar çoğunlukla Hristiyan Demokratların içinde ortaya çıkıyordu ve biz de hem bunu dile getiriyorduk, hem de bununla mücadele ediyorduk. Brüksel’den yeni döndük. Brüksel’de yapılan Avrupa Sosyalist Partisinin toplantısında benzeri eğilimlerin daha sosyalist partilerin içinde de yavaş yavaş boy gösterdiğini gördük. Hazırlanan bir raporda, bizi gerçekten endişeye sevkedecek şekilde, Türkiye ile üyelik müzakerelerinin başlamasına karşı çıkan ifadeler vardı. Biz bunları yumuşattık; gerekli mücadeleyi verdik, çalışmaları yaptık. Raporun son şeklinde daha yumuşak ifadeler var; ama gene de orada bizi rahatsız eden bazı noktalara işaret ediliyor. Yani, üyelik müzakere tarihi verilmezse Türkiye için özel statü düşünelim gibi ifadeler hala var.

O bakımdan, biz kendimizi daha önce bazı çevrelerin bize telkin ettiği düşüncelerden arındırmalıyız. AB işinde hep suçu kendimizde aramak yerine, Türkiye dışında bazı faktörler yüzünden Türkiye’nin üyelik sürecini engellemek isteyenlerin veya Türkiye’ye üyelik müzakere tarihi verilmesini engellemek  isteyenlerin olduğunu görelim. İşte, o noktada da iktidarla muhalefet birlikte çalışırız.

SORU: Siz ümitli değilsiniz…

ÖYMEN: “Ümitli değilim” demiyorum. Bu biraz da bizim yapacağımız çalışmalara bağlıdır. Biz eğer iktidarla muhalefet şu anda yapmakta olduğumuz gibi çalışmalarımızı sürdürürsek, basının ve kamuoyunun da desteğini sağlarsak işte en son Brüksel’de yapabildiğimiz gibi aleyhimizdeki unsurlara geri adım attırmamız mümkündür. Bir karamsarlık mesajı vermiyorum; ama bu sorunun ciddiyetini ortaya koyuyorum.

SORU: Reform uygulamaları konusunda hükümete yardımcı olacak mısınız?

ÖYMEN: Hep oluyoruz. Şimdiye kadar hiç olmadığımız olmadı. Şimdiye kadar AB sürecinde hükümete destek olmadığımız bir tek nokta gösteremezsiniz. Hükümetten daha ileri gittiğimiz pek çok nokta var. Mesela getirilen Anayasa Değişikliği paketini gerekirse aynen çıkaralım; fakat buna bir de 11. madde ilave edelim: Dokunulmazlıkları da aynen Avrupa standartlarına uyduralım. Çünkü orada da Avrupa’dan farklıyız. Yani, özetle bir bu konuda hükümetle işbirliği içinde çalışıyoruz; çünkü bu Türkiye’nin menfaatinin gereğidir.
Hiçbir Avrupa ülkesinde bizim gibi, milletvekillerinin adi suçlara karşı dokunulmazlıklarının korunması yoktur.

ÖYMEN: Son sözlerim: Dikkat ediniz, AB bağlamında birkaç hafta içinde yeni bir sorun çıkacak; o da Ege’de kıta sahanlığı meselesini Uluslararası Adalet Divanına götürmeyi şart olarak koşacaklar. Bu sefer de onun tartışmasına başlayacağız. Umarım ki, hükümet Kıbrıs’tan edindiği tecrübeyi o konuda kullanır ve daha dikkatli olur. Her isteneni vermek suretiyle sonuca ulaşamayacağımızı herhalde görmüş olur. Ama işin özünde birlik ve dayanışma içinde olmalıyız. AB milli davadır. Kıbrıs milli davadır. Milli davalarda biz dünyaya bütün Türklerin birlik olabileceğini kanıtlamak zorundayız. Biz muhalefet olarak elimizden geleni yapmaya hazırız.


Bu belge Görsel Basın arşivinde bulunmaktadır.