Son Eklenenler:
- Kıbrıs’ta beklenmedik gelişmeler – Onur Öymen – Cumhuriyet Gazetesi – 18 Nisan 2025
- SPUTNİK AJANSININ ADANA MUTABAKATIYLA İLGİLİ SORULARINA KARŞILIK VERDİĞİM MÜLAKAT 27 OCAK 2019
- ODA TV’DEN NURZAN AMURAN’A VERİLEN MÜLAKAT 27 EKİM 2019
- 3 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramının 99. yıldönümü Hakkında 25 NİSAN 2019
- CUMHURİYETTE “ ABD’NİN AMACI DEVLETÇİKLER OLUŞTURMAK” ADLI MÜLAKAT 24 AĞUSTOS 2019
- GAZETE DURUM’DAN BAHADIR SELİM DİLEK İLE MÜLAKAT “VETO HAKKINI SONUNA KADAR KULLANMALIYIZ 23 MAYIS 2022
- Cumhuriyet gazetesi Tuncay Mollaveisoğlu imzasıyla ve “Türkiye Geri Adım Atamaz” başlığıyla yayınlanan mülakat 22 TEMMUZ 2019
- ABD BAŞKANI TRUMP’IN AMERİKA’NIN 1987 TARİHLİ ORTA MENZİLLİ NÜKLEER SİLAHLAR ANTLAŞMASINI (INF) ASKIYA ALMA KARARIYLA İLGİLİ OLARAK SPUTNİK HABER AJANSINA VE BAŞKA YAYIN ORGANLARINA VERİLEN DEMEÇ 22 ŞUBAT 2019
- Türkiye’deki Demokrasi, İnsan Hakları, Basın Özgürlüğü ve Düşünce Özgürlüğü Alanlarındaki Eleştiriler Hakkında 21 KASIM 2019
- Erdoğan ve ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence görüşmesi ardından 18 EKİM 2019

SkyTürk, Ekonomi-Politik Programı
SKY-TURK “EKONOMİ-POLİTİK”
25.08.2003
Soru: Ekonomi-Politik’e Sayın Onur Öymen’le devam ediyoruz. Bu bölümde gerek Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği devir teslim töreninde Sayın Orgeneral Kılınç’ın değerlendirmelerini, gerek Irak ve dünyanın diğer politik gündemindeki gelişmeleri beraberce değerlendireceğiz. Efendim, hoşgeldiniz.
Öymen: Hoşbulduk efendim.
Soru: İsterseniz sıcak bir konu olması nedeniyle önce Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği devir teslim törenindeki mesajları değerlendirerek başlayalım. Tesadüf, bugün aslında Irak konuşacaktık; ama MGK Genel Sekreterliği devir teslim töreni bu programa rastgeldi. İsterseniz, onunla başlayalım efendim.
Öymen: Sayın Orgeneral Tuncer Kılınç çok değerli ve tecrübeli bir komutandır. Çok önemli görevler yapmıştır. MGK Genel Sekreterliği Türkiye’nin temel çıkarları ile ilgili bir görevdir. Sayın Kılınç’ın bu tecrübelerinin ışığında dile getirdiği görüşleri herkesin dikkatle değerlendirmesi lazımdır. Maalesef, yakın geçmişte birtakım gereksiz polemikler olduğunu biliyoruz. Bazı komutanların görüşlerine karşı çok çeşitli tepkiler verildiğini görüyoruz. Önce bu mesajların herkes tarafindan anlaşılması lazım. Komutanların bazı görüşleri kamuoyuna açıklanırsa anlaşılır ki, bunlar kişisel çıkar ilişkisinden kaynaklanmıyor; kendi düşüncelerine göre ülkenin çıkarlarının gereklerini yerine getirmeye çalışıyorlar. Sayın Orgeneral Kılınç’ın gözlemlerine, düşüncelerine bu açıdan bakmak ve bunları dikkatle değerlendirmek lazım. Herkesin bütün söylediklerini paylaşması şart değil; ama herkesin dikkatle değerlendirmesi sanıyorum yararlı olur.
Soru: Gündemdeki konu olması vesilesiyle Kürtmen-Türk gerginliği ile başlayalım.
Öymen: Bu gerginliği Irak’ın genel durumundan soyutlamak çok zor. Ne yazık ki, Irak’ta büyük bir güvensizlik ortamı var. Seçilmiş bir yönetim yok. Irak’ta Amerikan birliklerinin de yeterince güvenlik sağlayamadığı anlaşılıyor. O bakımdan, bu genel çerçeve içinde pek çok provokasyon ve etnik gruplar arasında çatışmalar oluyor. Birleşmiş Milletler karargahına, su depolarına saldırılar olabiliyor. Yani tam bir kaos ortamı var. Şimdi Irak’ın süratle istikrara kavuşturulması lazım. Uluslararası toplumun, başta Birleşmiş Milletlerin, bu alanda daha etkin rol oynaması lazım. Aksi takdirde gerek Kuzey Irak’ta, gerek başka bölgelerde başka çatışmalar da beklenebilir. Şii bölgelerinde çatışmalar beklenebilir…
Soru: Geçtiğimiz hafta itibariyle bir Şii lideri yapılan saldırıda yaralandı.
Öymen: Bu saldırı dün gerçekleşti. Bu gibi saldırılar gerçekten endişe vericidir. Şimdi orada şunu unutmamak lazım. Biz Amerikan askeri harekatından önce, harekata karşı çıkarken dedik ki, bunu yapmakla Pandora’nın kutusunu açıyorsunuz.
Soru: Amerikalılara mı söylediniz efendim?
Öymen: Amerikalılara söyledik. Hem kamuoyuna söyledik, hem Mecliste söyledik. Bunu yaptığınız zaman ortaya çıkabilecek sonuçları önceden kestirmek çok zor olur dedik. Ve nitekim endişelerimiz gerçekleşiyor. Bazıları zannettiler ki, Amerikan askeri müdahalesinden sonra bütün Iraklılar Amerikan askerlerini çiçeklerle karşılayacaklar. Bölgenin etnik özelliklerini iyi bilmek lazım. Oradaki menfaat çatışmalarını, yerel bazı örgütlenmeleri, grupları iyi bilmek lazım. Öyle anlaşılıyor ki, Amerikalılar da bunu beklemiyorlardı ve şimdi kendileri de büyük bir sıkıntı içindedirler. Üstelik savaşın resmi gerekçesinin de henüz kanıtlanamadığını görüyoruz. Yani kimyasal, biyolojik silahları olduğu için bu müdahaleyi yapıyoruz dediler. Bu silahlar da bulunamadı. Dolayısıyla, bu müdahelenin haklı olmadığı, doğru olmadığı, zamanlamasının yanlış olduğu şimdi büsbütün ortaya çıkıyor. Ne yazık ki, bütün bu işgal Türkiye’nin sınırında ve Türkiye’nin güvenliğini de çok yakından etkileyebilecek bir bölgede oluyor.
Soru: BM Güvenlik Konseyine geleceğim. Fakat daha önce BM karargahına, ya da BM’in otelden döndürerek bir merkez olarak kullandığı binaya hiç beklenmeyen bir saldırı gündeme geldi ve biz yayına hazırlanırken saat 16.00 civarı bu saldırıyı el-Kaide’ye yakın bir örgütün üstlendiği haberi de hem Türkiye, hem de dünya kamuoyuna yansıdı. Bu çerçevede bu saldırı BM açısından büyük bir şok. Çünkü BM tarihlerinde hiç böyle şiddetli bir saldırıya maruz kalmamıştı. Bu bir bakıma BM Güvenlik Konseyinde Irak’taki Geçici Konseyin tanınmasından hemen sonraki zamana rastladı. Taha Yasin Ramazan’ın Iraklı peşmergeler tarafından yakalandığı zamana rastladı. Nasıl değerlendirmek lazım Birleşmiş Milletlere yapılan saldırıyı?
Öymen: Şimdi önce şunu söyleyeyim. Bu saldırıyı herkes içtenlikle kınadı; derin bir üzüntü duydu. Benim için de şahsen büyük bir üzüntü vesilesi oldu; çünkü bu saldırıda hayatını kaybeden Brezilyalı diplomat Sergio Vieira bizim çok yakın bir dostumuzdu. Türkiye’nin dostuydu, benim şahsi dostumdu. Kıbrıs’ta çok önemli bir görev yapmıştır. Kıbrıs’ın en zor döneminde, harekattan hemen sonra Kıbrıs’ta görevliydi. Gürevini çok zor bir devirde, tam bir tarafsızlıkla yapmıştır. Daha sonraki yıllarda BM Mülteciler Yüksek Komiser yardımcısı iken Atruş Kampının PKK tarafından kontrol altına alınmasını bertaraf edenlerden biridir.
Bir Türk dostu idi, tarafsız olduğu için. Türkiye’nin çıkarını kollayan bir diplomat değildi; ama tarafsız olduğu için hepimizin saygısını ve sevgisini kazanmıştı. Orada tabi başka büyük insanlar da hayatını kaybetti. Bundan derin bir üzüntü duyduk. Şimdi öyle anlaşılıyor ki, bu saldırıların hiçbir mantığı yok. Bu saldırıların gerekçesi nedir diye bir mantık aramak yanlıştır.
Soru: Yani BM Güvenlik Konseyinden böyle bir karar çıkması böyle hunharca bir saldırıya neden gösterilemez.
Öymen: Tabii. Buna bir gerekçe bulursanız, Bağdat’taki su deposunun tahrip edilmesine ne gerekçe bulacaksınız? Yani halkı susuz bırakarak kime, hangi mesajı vermek istiyorsunuz? Bu, hiçbir mantığı, sağlam bir gerekçesi olmayan tam bir kör şiddettir. İşin kötü tarafı, Bağdat Üniversitesi tarafından yapılan kamuoyu araştırmasına göre halkın % 50’si de Irak’ta bu saldırıları, şiddet eylemlerini destekliyor. Yani Irak tam bir kaos ortamına doğru sürükleniyor. O bakımdan Türkiye’nin Irak’la ilgili gelişmeler konusunda çok dikkatli olması, gereksiz risk almaması, askerlerini tehlikeye sokmaması lazım. En önemlisi ve bizim son zamanlarda az tartıştığımız bir konu da Kuzey Irak’ta konuşlandırılmış bulunan teröristlere karşı hiçbir eylem yapılmaması, bunların yakalanmaması, Türkiye’ye teslim edilmemesi. Bunları anlamak kabil değil.
Soru: Topluma Kazandırma Yasası aslında Meclisten geçti. Şu ana kadar da ağırlıklı olarak cezaevlerinden olmak üzere 1600’e yakın terörist faaliyetlere katılmış kişi bundan yararlanmak için başvurdu; ama tahmin ediyorum bu, istenen sonucu da pek yaratamadı. En azından biz üzerimize düşen şeyi yaptık; şimdi galiba Amerikan yönetiminin Kuzey Irak’ta Topluma Kazandırma Yasasından yararlanmayı teşvik edecek bir tutum sergilemesi gerekiyor.
Öymen: O konuda şöyle düşünmek lazım. Amerika’nın 11 Eylül saldırılarından sonra bütün dünyaya taahhüdü var: Dünyanın neresinde olursa olsun, hangi kökenden gelirse gelsin, hedefi ne olursa olsun, bütün terör örgütlerine karşı savaş açtık dediler. Ve dünyada terörün kökünü kazıyıncaya kadar bu savaş bitmeyecektir dediler. Peki, o zaman şunu izah etmek kabil mi: Irak’ta Amerika’nın kontrolü altındaki bir bölgede 5000 tane terörist olacak ve siz bunlardan bir tanesi bile yakalamayacaksınız. Bir tanesini bile tevkif etmeyeceksiniz. Bir tanesini bile Türkiye’ye teslim etmeyeceksiniz. Bunun izahını bulmak kabil midir? Efendim, Türkiye bir Eve Dönüş Yasası çıkarırsa biz bunlarla mücadele ederiz. Bunu söylemenin bir mantığı var mı? Yani terörle mücadeleyi şarta bağlı kılabilir misiniz? Siz ancak şu şartı yerine getirirseniz biz teröristlerle mücadele ederiz derlerse, bu, Amerika’nın 11 Eylül’den sonra bütün dünyaya verdiği taahhüt ile bağdaşır mı? Kaldı ki, Eve Dönüş Yasası da çıktı; üzerinden üç haftadan fazla zaman geçti. Şimdi bakıyoruz ki, dağdaki teröristlerin arasında teslim olanların sayısı iki elin parmağını geçmiyor. Yok denecek kadar az. Peki bunların teslim olacağına dair hiç mi istihbaratınız yoktu? Nasıl bir beklenti ile bu yasayı çıkardınız? Sırf Amerika istedi diye mi çıkardınız? Birtakım misafirhaneler hazırlandı; ülkemizi gülünç duruma düşürdük. Teröristler dağda. Üstelik teröristler arasında hiçkimse bunu Türkiye’nin bir merhamet yasası, şefahat yasası gibi algılamadı; bir zaaf yasası gibi anladılar. Nitekim baktık, bu yasadan sonra birtakım terör eylemlerinde artış oldu. Askerlerimizi şehit vermeye devam ediyoruz. Neye yaradı bu yasa? O zaman niçin çıkarttık? Biz o zaman buna itiraz ettik. Bu gerekçeleri dile getirdik. Başka ülkelerden, İspanya’dan örnek verdik. İspanya’da, Franko’dan sonra böyle bir yasa çıkarılmış ve o yasanın çıkarılmasını izleyen dört yıl içinde terör eylemleri on misli artmış. Ben Mecliste bunu anlattım. Fakat iktidar bunu çıkartmakta ısrar etti. Öyle anlaşılıyor ki, Amerikalılar da bu yasayı teröristler teslim olurlar diye büyük bir umutla bekliyorlardı. Bu gerçekleşmedi. Çok zor duruma düşürdüler kendilerini. Şimdi Sayın İçişleri Bakanı diyor ki bunun süresini uzatırız. Sanki bir süre meselesiymiş gibi. Yani, Irak’la ilgili, terörle ilgili konularda Hükümetin çok daha dikkatli olması, serinkanlı davranması lazım. Hükümetin kendini dış etkilerden arındırarak ülkenin çıkarlarını çok iyi hesap etmesi lazım. Hukuka öncelik vermesi lazım. Bütün bunları maalesef henüz göremedik.
Soru: Bağdat’taki BM binasına yapılan saldırı sonrası ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell ile BM Genel Sekreteri Kofi Annan arasında bir görüşme gerçekleşti. Bu görüşme sonrasında Kofi Annan gazetecilerin sorularına ‘Hayır şimdilik BM’in Güvenlik Gücü olarak Mavi Berelileri Irak’a göndermesini düşünmüyoruz’ yönünde bir değerlendirmesi oldu. Bununla birlikte, Amerika ve Birleşik Krallık BM Güvenlik Konseyine Irak’a askeri müdaheleyi de öngören, BM’in güvenlik anlamında da müdahelesini de devreye sokacak bir kararı bu saldırı sonrasında gündeme getirilebilir mi?
Öymen: Bence en doğrusu bu olur. Bugünkü koşullarda sadece eleştirmekle bir yere varamayız. Buna çözüm üretmek lazım. Şimdi bizce bugünkü koşullarda yapılması gereken en doğru olan iş Irak’a bir BM Barış Gücünün tam yetki ile konuşlandırılmasıdır. Biz CHP olarak böyle bir durumu destekleyebileceğimizi söyledik. Çünkü, bu hem Anayasa hukukuna uygun olacaktır hem de uluslararası alandaki tatbikatlara uygun olacaktır. Bazıları ‘Efendim bunu Amerika hiçbir zaman kabul etmez. Bu olmayacak duaya amin demektir. Bunlarla hiç boşuna uğraşmayalım’ diyorlardı. Ama öyle anlaşılıyor ki, şimdi Amerika da böyle bir BM Gücü oluşturulması arayışı içine girmiştir. Şimdi tartışılan konu şu: Böyle bir BM Gücü oluşturulursa bunun komutanı Amerikalı mı olsun, tarafsız ülkeler mi olsun. Geçmişteki uygulamalar bu gibi Barış Gücü operasyonlarında, çoğunlukla tarafsız bir ülkeden birinin komutanlık yapması yönündedir. Bunu göreceğiz; ama doğru yol, BM’in oraya bir Barış Gücü yerleştirmesidir.
Soru: Sayın Kofi Annan’ın değerlendirmeleri BM’in oraya bir Barış Gücü göndermeye kendini henüz hazır hissetmediği yönünde idi. ABD ve Birleşik Krallık böyle bir karar tasarısı getirebilir dedim; ama bir Dış Politika uzmanı olarak sizin değerlendirmeleriniz nedir?
Öymen: Bu konuda kararı BM Güvenlik Konseyi verecektir. Böyle bir karar tasarısı getirilmeden önce başta Güvenlik Konseyi daimi üyeleri olmak üzere, diğer Güvenlik Konseyi üyeleri ile bu konular kulislerde tartışılır, bir zemin hazırlanır. Nasıl bir mefhum getirilirse bunun geçme şansı olur, bu görülür ve ondan sonra böyle bir tasarı Güvenlik Konseyine getirilir. Orada kabul edilme şansı varsa kabul edilir. O bakımdan, öyle anlaşılıyor ki, şimdi kapılar arkasında, koridorlarda ABD, İngiltere, Fransa, Rusya, Çin daimi üyeleri ile diğer Güvenlik Konseyi ülkeleri arasında pazarlıklar yürütülmektedir. Bu tartışmalar bir süre daha devam edecektir ve en sonunda bir çözüme ulaşılacaktır. Tahminimiz, temennimiz böyle bir Barış Gücünün vakit geçirmeden buraya yerleşmesidir. Bu, Amerika için de iyidir. Irak için de iyidir. Türkiye için de iyidir. Dünya barışı için de iyidir. Ama Amerika’nın da burada bir fedakarlık yapması lazım. Her şeyi ben komuta edeyim; bütün yetki bende olsun; diğer ülkelerin askerleri de benim komutam, benim emrim altında, benim göstereceğim yönde savaşsınlar. Buna destek olacak ülke çok fazla çıkmaz. Çıksa da, gönderilecek birlikler çok sınırlı olur. Daha şimdiden görüyoruz: Japonya bir yıl erteleme kararı aldı. Polonya tehlikeli bölgelere asker göndermek istemiyor. O bakımdan bizim de bu konuda çok dikkatli olmamız lazım. Bizim de askerlerimizin can güvenliğini, ülkemizin güvenliğini çok iyi düşünerek hareket etmemiz lazım. Ve bu gibi koşullar altında bizce, bir BM Gücü oluşturulmadan veya en azından NATO Gücü oluşturulmadan böyle bir operasyona girmeye Türklerin çok istekli olmaması lazım. Yani Hükümetin Amerika’ya mahçup olduk; birinci tezkere reddedildi; artık bundan sonra müdahele edilemez; ne isterlerse yapmalıyız tarzındaki yaklaşımını biz yadırgıyoruz.
Soru: İsterseniz, konu buraya gelmişken tekrar ikinci başlığa, yani Türk askerlerinin Irak’a gönderilmesi konusuna geri dönelim. Biraz evvel sanıyorum, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer MGK Genel Sekreterliği devir teslim töreninden çıkışta basının soruları özerine tek bir cümle ile yorum yapmış. Demiş ki, Irak konusunda uluslararası meşruiyeti aramaya devam ediyorum. Bir ara basına Cumhurbaşkanlığı köşkündeki bu konu ile ilgili toplantı sonrasında Sayın Sezer’in artık bu konuda uluslararası meşruiyet arayışı içerisinde olmadığına dair değerlendirmeler yansıdı. Ertesi gün de kendisi köşkten yapılan yazılı açıklama ile ‘Hayır, böyle bir şey yok’ deme ihtiyacını hissetti. Burada yine BM Güvenlik Konseyi kararından mı söz etmek lazım? Çünkü bazen uluslararası meşruiyet aramanın ileride başka bir olayda Türkiye’nin elini kolunu başlayabileceği de söyleniyor. Bu konuda Sayın Cumhurbaşkanının ısrarını eleştirenler de var.
Öymen: Sayın Cumhurbaşkanımız bu konuda başından beri tutarlı bir tutum içerisindedir. Bugün söylediklerinin aksini söylese benim için çok büyük sürpriz olurdu. Basındaki spekülasyonları biz o zaman da güvenilir haberler olarak görmedik. Sayın Cumhurbaşkanımızın tutumu her zaman tutarlı, istikrarlı olmuştur. Türkiye bir hukuk devleti, önce bunu kabul etmek lazım. Anayasamızın çok açık bir hükmü var: 92. madde yurtdışına asker göndermenin ancak Türkiye Büyük Millet Meclisi kararı ile olabileceğini söylüyor; onun da ancak uluslararası hukukun meşru saydığı hallerde olabileceğini söylüyor. Yani uluslararası hukukun meşru saymadığı hallerde, Meclisin de yetkisi yok. Meclis bunu yaptığı takdirde, Anayasayı ihlal etmiş olur. Hükümet böyle bir öneriyi Meclise sunarsa Anayasa suçu işlemiş olur. Biz bunu daha evvel de söyledik.
Soru: Bir Dış Politika uzmanı olmanız nedeniyle, yine de o ifadedeki noktayı biraz muallak bulmuyor musunuz? Yani, o Anayasa düzenlemesinin biraz daha net olması gerekmez miydi sizce?
Öymen: Hayır, Anayasada düzenleme gayet net. Anayasanın 92. maddesinde iki şey söylüyor: Bir, uluslararası hukuka göre meşruiyet aranacak. İkinci unsur, Türkiye’nin taraf olduğu bir uluslararası anlaşmanın gereği olacak. Mesela, bir NATO harekatı olsa, Meclis kararı olmadan da asker gönderebilirsiniz. Fakat örneğin, Kosova’da bir NATO harekatı olmasına rağmen o zamanki Hükümet gene de Meclisten bir yetki alma yoluna gitmiştir. Şimdi doğrusu, Meclisin karar vermesidir. Meclisin karar vermesi için de uluslararası meşruiyet lazım. Yani bu vakada BM Güvenlik Konseyinin çok açık bir karar alması lazım. Bizim yaklaşımımız, değerlendirmemiz budur. Ve Türkiye’nin uluslararası hukukun üstünlüğünden vazgeçmemesi lazım. Biz böyle düşünüyoruz. Efendim bazıları, ‘Uluslararası çıkarlarımız bunu gerektirir’ diyor. Türkiye’nin ulusal çıkarları da uluslararası hukuka uygunluğu gerektiriyor. Biz Kore Harekatından bu yana yurtdışına asker gönderirken daima uluslararası meşruiyet aramışızdır. Bizim dayanağımız, ya BM tarafından tescil edilmiş bir antlaşmadır, ya doğrudan doğruya BM Güvenlik Konseyi kararıdır; veya Kosova’da, Bosna’da olduğu gibi bütün NATO üyesi ülkelerin oybirliğiyle, BM yasasına dayalı olarak aldıkları bir karardır. Biz şimdiye kadar böyle bir meşruiyet dışında herhangi bir askeri harekata katılmadık. Uzun yıllardan beri devam eden bu geleneğimizi bozmamız için de biz hiçbir neden görmüyoruz.
Soru: Efendim özel bir soru soracağım. Birinci tezkerede gerçekten Sayın Şükrü Elekdağ, Kemal Derviş ve size yönelik olarak şu eleştiriyi siz de hissettiniz mi? Sizin daha önce NATO Daimi Büyükelçisi olmanız ve bir şekilde ABD yönetimi ile NATO çerçevesinde diyalogunuzun söz konusu olması dolayısıyla üçünüzün CHP içerisinde aleyhte oy kullanmanız büyük bir şaşkınlık yarattı. Bunu hissettiniz mi? Bu konuda değerlendirmeler size yansıdı mı?
Öymen: Şaşkınlık hissedenler varsa biz ondan şaşkınlık duyarız. Çünkü bizim tavrımız Türkiye Anayasasına, Türkiye’nin ulusal çıkarlarına uygundur. Ve biz hiçbir aşamada bunu bir Amerikan düşmanlığının ifadesi olarak dile getirmedik. Tam tersine, biz o zaman da söyledik, şimdi de söylüyoruz ki, yalnız üçümüz değil, tüm CHPli milletvekilleri Türk-Amerikan dostluğuna, Türk-Amerikan ilişkilerin yürüyeceğine inanıyoruz.
Soru: Üçünüzün oylamaya katılmamasının, o günkü tezkereyi geçirebileceği yönünde değerlendirmeler yapıldı.
Öymen: Bizim temel yaklaşımımıza ters düşerdi. Yani, deminden beri anlattığım hukuk anlayışımıza, Anayasa anlayışımıza ters düşerdi. Türkiye’nin çıkarlarına ters düşerdi. Ben tezkereden sonra, bir düşünce kuruluşunun daveti üzerine Amerika’ya gittim. Orada Amerikalı izleyenlere şu soruyu sordum: Bir müttefik ülkeniz, bir dostunuz sizden rica etse, onların hatırı için Amerikan Anayasasını ihlal eder misiniz? ‘Hayır, etmeyiz’ dediler. ‘O zaman bizden Anayasamızı ihlal etmemizi nasıl bekleyebilirsiniz’ dedim. Bir kişi itiraz edemedi. O toplantıya katılanlar arasında AKP’den Egemen Barış da vardı. Bizi tezkereyi reddettiğimiz için bizi zor duruma düşürebilecek, sıkıştırabilecek tek bir soru bile sormadılar. Çünkü, bizim cevaplarımız son derece tutarlı, yaklaşımımız hukuki idi. Türkiye’nin çıkarlarına ve birçok NATO ülkesinin tutumuna da uygundu. O yüzden bizi hiçkimse sıkıştıramadı. Pek çok Amerikalı Kongre üyesi ile Amerika’da da, burada da görüştük. Bizi zorlayabilecek tek bir soru ile karşılaşmadık. Bizim dikkatimizi çeken birkaç şey oldu. Sizin arkadaşlarınız oldukları için müsaade edin sizinle paylaşayım: Amerika’da bu tezkerenin reddedilmesinden en büyük üzüntüyü duyanlar oradaki Türk gazetecileriydi. İlginçtir. Demek ki, bu tezkereyi niçin reddettiğimiz onlara yeterince anlatamamışız.
Soru: Efendim, AKP Hatay milletvekili Mehmet Eraslan, çıkarılan tüm yasaların kendileri için aynı önemde olduğunu ifade ederek ülkenin çıkarları adına atılan her adım bizim için önemlidir dedi. Antakya Gazeteciler Cemiyetinin ziyaret ettiği bir anda bazı açıklamalarda bulunmuş ve demiş ki, Sayın Baykal milletvekillerini serbest bırakırsa çok sayıda milletvekili yasalara evet der. Anladığım kadarıyla burada bahsettiği yasalar hem Anayasa değişikliği ile ilgili, yani orman vasfını kaybetmiş satışı ile ilgili düzenleme, hem de tezkere konusu. Sayın milletvekilinin değerlendirmesini nasıl ele alabiliriz?
Öymen: Belki bu değerlendirmeler yanlış bilgiden kaynaklanıyor. Çünkü biz bütün bu konuları parti grubumuzla görüşüyoruz. Mesela tezkere konusunda hiçbir grup kararı almadık. Bazıları, diyorlar ki, CHP grup kararı aldı. Tezkerede almadık, daha sonra almadık. Ama milletvekillerine “sizin eğiliminiz nedir” diye tek tek sorduk. Özgürce söyleyin dedik. Ve bütün milletvekillerimiz tezkere aleyhine oy kullanacaklarını söylediler. Bizim partide bu konuda bir zorlamayla, baskıyla oy veren kimse olmamıştır. Diğer konularda da böyledir. Bazı partiler tabii ki her zaman grup kararı alabilir; ama sözü edilen oylamalarda bütün milletvekillerimiz özgür iradeleriyle oy kullanmışlardır. Kimse bizim zorlama ile hareket ettiğimizi düşünmesin. Cumhuriyet Halk Partisi demokratik bir partidir.
Soru: CHP zannedersem, Anayasa değişiklikleri ile ilgili oylamaya Meclise katılmayarak tepki gösterdi diyor Sayın Milletvekili. CHP’nin seçim beyannamesinde bulunmasına rağmen oylama sırasında hiçbir CHPli Meclise gelmedi diyorlar.
Öymen: Yanlış bir izlenim var. Biz Meclisteydik. Anayasa değişikliği ile ilgili oylamaydı. Hatta oylamaya başlandığında bizim bir milletvekilimiz oyunu da kullanmıştı. Fakat hatırlatmak istemem; ama madem ki sordunuz, söyleyeyim. Bir AKP milletvekili kutunun içinden bizim milletvekilimizin oyunu alıp yırtmıştır. Bunu unutmuyorum. Ondan sonraki gelişmeleri, herkes biliyor: nasıl oylandı, kim hangi oylamaya katıldı, kim katılmadı… Oylamaya katılmak da, katılmamak da milletvekillerinin özgür iradesinin sonucudur. Ama böyle bir olayın yaşandığını da bu vesileyle hatırlatalım. Üstelik, bizi rahatsız eden şu oldu. Şimdi birbiriyle hiç ilgisi olmayan iki konu aynı paketin içine konuldu. Yani seçilme yaşının 25’e indirilmesi ile orman yasasındaki değişiklik aynı bütünün parçası olarak sunuldu. Bu son derece yanlış bir şey. Biz dedik ki, 25 yaşı ayrıca oylarsanız biz buna müspet oy veririz. Çünkü bu konuyu önce biz önerdik; AKPlilerin oyuyla reddedildi. Şimdi ise bu iki konuyu birleştirdiler. Biz bu gibi yaklaşımların parlamenter üsluba uygun olmadığını düşünüyoruz. Her halükarda bizim özgür irademizle hareket ettiğimizden kimse kuşku duymasın.
Soru: Irak’ta aralarında iki Ak Partili milletvekilinin de yer aldığı bir Türk heyeti bir nabız yoklaması yapıyor. Irak’a asker göndermek ne kadar tepki alacak? Türk askeri gücü olumsuz bir tepki alır mı? Bu konuda Irak’ın yeniden yapılandırılmasından sorumlu Koordinatör ile bir araya gelmişler. Bu temaslardan çıkabilecek sonuçlardan Hükümet ya da Meclis karar almada bir noktaya gidebilir mi? Yani, bu heyetin yapacağı temaslar önemli sayılabilir mi?
Öymen: Tabii ki, bütün temaslar önemlidir. Yalnız başta da söyledim, bu bir hukuk devleti meselesidir. Biz hukukun üstünlüğünden memnunuz. Böyle sondajlarla , kamuoylarıyla karar verecek değiliz. Bizim vereceğimiz karar Anayasamıza uygun olacaktır, Türkiye’nin temel çıkarlarına uygun olacaktır. Bir kere daha söylüyorum. Bir BM Barış Gücü oluşturulursa buna katılmaya biz itiraz etmeyiz ve bunu da barış ve istikrar için olumlu karşılarız.
Soru: O halde demek ki, Amerika ve Birleşik Krallık Birleşmiş Milletlerde böyle bir süreç gündeme getirirlerse, sanırım Türkiye buna katılacak gibi gözüküyor. En azından CHP buna destek veriyor.
Öymen: Tabii. Koşullarına bakacağız; ama ilke olarak bir BM Gücünü biz destekleriz.
Soru: Çok teşekkür ediyorum efendim.
Öymen: Teşekkür ederim.
Bu belge Görsel Basın arşivinde bulunmaktadır.