Son Eklenenler:
- Kıbrıs’ta beklenmedik gelişmeler – Onur Öymen – Cumhuriyet Gazetesi – 18 Nisan 2025
- SPUTNİK AJANSININ ADANA MUTABAKATIYLA İLGİLİ SORULARINA KARŞILIK VERDİĞİM MÜLAKAT 27 OCAK 2019
- ODA TV’DEN NURZAN AMURAN’A VERİLEN MÜLAKAT 27 EKİM 2019
- 3 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramının 99. yıldönümü Hakkında 25 NİSAN 2019
- CUMHURİYETTE “ ABD’NİN AMACI DEVLETÇİKLER OLUŞTURMAK” ADLI MÜLAKAT 24 AĞUSTOS 2019
- GAZETE DURUM’DAN BAHADIR SELİM DİLEK İLE MÜLAKAT “VETO HAKKINI SONUNA KADAR KULLANMALIYIZ 23 MAYIS 2022
- Cumhuriyet gazetesi Tuncay Mollaveisoğlu imzasıyla ve “Türkiye Geri Adım Atamaz” başlığıyla yayınlanan mülakat 22 TEMMUZ 2019
- ABD BAŞKANI TRUMP’IN AMERİKA’NIN 1987 TARİHLİ ORTA MENZİLLİ NÜKLEER SİLAHLAR ANTLAŞMASINI (INF) ASKIYA ALMA KARARIYLA İLGİLİ OLARAK SPUTNİK HABER AJANSINA VE BAŞKA YAYIN ORGANLARINA VERİLEN DEMEÇ 22 ŞUBAT 2019
- Türkiye’deki Demokrasi, İnsan Hakları, Basın Özgürlüğü ve Düşünce Özgürlüğü Alanlarındaki Eleştiriler Hakkında 21 KASIM 2019
- Erdoğan ve ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence görüşmesi ardından 18 EKİM 2019

TV8, Erkan Tan’la Başkentten Programı, Irak Savaşı
TV-8 ERKAN TAN İLE SÖYLEŞİ “IRAK SAVAŞI”
28.03.2003/08.00
___________________________________________________________
Soru: Söylemler var, onlarla ilgili manzaralar var. Hiç arzu etmediğimiz durumlar var. Ama ne yapalım biz Türkiye açısından konuyu değerlendirmeye ve insanlara doğru bilgiler aktarmaya durmadan, usanmadan devam edeceğiz. Siz en çok hadisenin hangi boyutuyla ilgileniyorsunuz?
Dün önemli bir istifa haberi geldi. İsterseniz oradan başlayalım. Bu işin mimarlarından biri olduğu hatta en önemli mimarı olduğu söylenen bir önemli zat. O.Öymen: Richard Perle evet. Fakat hadisenin en çok hangi boyutuyla ilgileniyorsunuz sorusunun cevabı: İnsani boyutuyla. Orada masum insanlar ölüyor, sivil insanlar ölüyor. Bu insanlar bunu hak etmemişlerdi. Ölümü hak edecek hiçbir şey yapmamışlardı. O bakımdan biz bu savaşın yanlış bir savaş olduğuna inanıyoruz. Bu savaş olmamalıydı. Meşruiyeti tartışmalı bir savaştır. Bizce meşruiyeti olmayan bir savaştır.
Soru: Kardeşim adam savaşa başladı, nerdeyse bütün Irak’ı ele geçirecek sen hala meşruiyetten bahsediyorsun. Amma geri kafalı ve de olayların gerisinde kaldın…
O.Öymen: Diyenler de olabilir. Fakat meşruiyetin zaman aşımı yoktur. Hala meşruiyeti olmadığı gerekçesiyle çok önemli istifalar oluyor. Bildiğiniz gibi İngiltere Dışişleri Bakanlığı’nın 30 yıldır Baş Hukuk Müşavirliğini yapan bir zat istifa etti.
Soru: Önemli bir görev midir?
O.Öymen: Hiç kuşkusuz. Hukuk işinin başıdır. Bu zat istifa etti bu savaş meşru değildir diye. Eski İngiliz Dışişleri Bakanı Kabine Üyesi şu anda yani istifa edene kadar kabine üyesiydi. Cook istifa etti, Robin Cook. Şimdi öyle anlaşılıyor ki bu meşruiyet böyle teorik bir mesele değil. Şimdi bazıları diyor ki canım milli menfaatler önemlidir, meşruiyet bir tarafa bırakılabilir. Milli menfaatler meşruiyet içinde hareket etmeyi zorunlu kılar hele Türkiye gibi ülkelerde. Bizim Anayasamız açısından bu savaş, Türkiye’nin bu savaşa katılması, yabancı kuvvet davet etmesi de meşru değildir fakat aynı zamanda Türkiye’nin çıkarlarına da uygun değildir bu savaş.
Yani hem meşru değildir bizim açımızdan hem de çıkarlarımıza uygun değildir. Biz baştan beri diyoruz ki yapılacak iş bu savaşın dışında kalmaktır. Şimdi Richard Perle’in istifasının gerekçesini tam bilmiyoruz açıklanmadı henüz ama son derece ilginçtir çünkü Perle bu savaş yanlısı ekibin önde gelenlerinden biridir. ABD Savunma Bakanı Danışmanı, eski Savunma Bakan Yardımcısı. Türkiye ile ilişkili olarak da geçmişte çok rol oynamıştır. Şimdi onun istifası ne anlama geliyor bir görüş ayrılığı mıdır ABD yönetiminin içinde bilmiyoruz. Ama şunu biliyoruz. Richard Perle daha önce bazı önde gelen Cumhuriyetçilerle birlikte Irak meselesinin ancak bir savaşla çözülebileceğini..
Soru: Bu arada son dakika havadisi siz konuşurken yanınızda, sivil insanlar ölüyor dediğiniz Bağdat bombalanıyor efendim. Bağdat bombalanıyor TV-8 ekranlarında hadise ile ilgili görüntüleri biz konuşurken seyredebileceksiniz. Buyurun efendim, bir mektuptan söz ettiniz.
O.Öymen: Evet, bir mektuptan söz ettim. İki gün önce yaptığım konuşmada da söz ettim. Dışişleri Bütçesinin görüşülmesi vesilesiyle. Bu son derece ilginç 1998 yılında bu günkü Savunma Bakanı Rumsfeld, Yardımcısı Wolfowitz, Richard Perle, Ankara’da temaslarda bulunan Khalilzad öyle anlaşılıyor ki bir mektup göndermişler. Internet sitelerinden biz öğreniyoruz. 1998 yılında Clinton’a ve Clinton zamanında bunların hiçbir sorumluluğu hükümette. Diyorlar ki Irak politikanız yanlıştır. Bu iş barış yoluyla çözülmez. Tek yolu bunun Saddam’ı kuvvetle devirmektir. Çünkü diyorlar orada petrol kaynakları atıl kalıyor. Çünkü diyorlar İsrail’in güvenliği bunu gerektiriyor. Mutedil Arap ülkeleri müttefikimizdir onların güvenliği bunu gerektiriyor. Türkiye’den pek bahsedilmiyor, herhalde akıllarına gelmemiş. Kimyasal silahlar vs. filan da söylüyor. BM’den de bir karar çıkarabiliriz, çıkartmasak da mühim değil diyor. Çıkartmasak da eski kararları biz gerekçe yaparız ve mutlaka silah zoruyla Saddam’ı devirmeliyiz 5 yıl önce söylüyor bunu. O bakımdan bu savaş son günlerde düşünülmüş, bugünün şartlarında işte BM’in koşullarına Irak uydu mu uymadı mı, bunların tartışması sonucunda başlamış bir savaş değil öyle anlaşılıyor. Eğer bu mektup tekzip edilmediği takdirde öyle anlaşılıyor ki bunun evveliyatı 5 yıl eskiye gidiyor.
(Bu arada adını vermeyen Hukukçu bir vatandaş araya telefonla bağlanıp görüş bildirdi ve kuvvetler ayrılığından söz etti)
Soru: Ne diyorsunuz kuvvetler ayrılığı prensibinden söz etti tabii hukukçu olunca.
O.Öymen: Tabii kuvvetler ayrılığı çok önemli. Hükümet zaten yapacağını yaptı yanlış bir iş yaptı. Bereket o Meclis’den döndü. Çünkü o tezkere hukuka aykırıydı, anayasamızın 92. maddesine aykırıydı, Türkiye’nin çıkarlarına aykırıydı. Çok yanlış bir iş yapmıştı Hükümet, bereket Meclis Hükümetin bu hatasını önledi ve kuvvetler ayrılığı prensibinin de önemi çıktı. Şimdi burada önemli olan bu iradeye saygı göstermek, Meclis’in iradesine herkes saygı gösterecek bunun başka bir yolu yok. Şimdi ne yazık ki Hükümet daha sonra sanki bu iradeyi tersine çevirebilirmiş gibi, Meclis’e aldığı bir kararın tersine bir karar aldırabilirmiş gibi bir hava içine girdi. İşte bizi üzen budur. Bugün dahi diyemiyor ki işte Meclis iradesini ortaya koymuştur bu defter kapanmıştır, herkes bunu böyle bilsin ve hesabını böyle yapsın. Şimdi bunu söylemek lazım. Bakıyorum dün akşamki bir TV programında Sn. Başbakan halen diyor ki yeni bir tezkere olur mu olmaz mı sorusuna karşılık. Diyor ki canım Amerikalılardan talep yok. Yani talep olsa biz yeni bir tezkereyi getirmeye razı olabiliriz anlamına gelecek laflar. Şimdi devlet böyle kararsızlık sergilerse karşı tarafta da yanlış umutlar beliriyor. Geçen defa da böyle oldu. Yapamayacakları bir işi yapacakmış umudunu yarattılar, beklentisini yarattılar. ABD on binlerce askerini, tankını, topunu gemilere yükledi bizim kıyılarımıza kadar getirdi ki nasıl olsa hükümet bunu çıkaracak diye. Hükümet yapamayacağı işin umudunu verdi. Geldiler efendim daha işin esası hakkında Meclis bir karar almadan Türkiye’de bazı üslerin tesisi için Amerikalılara yetki verdi, yetki tezkeresi çıkarttı Meclis’den. Yani tamamen bu arabayı atın önüne koymak derler. Şimdi bu yanlışlar yapılmamalıydı.
Soru: Şimdi bunları yaptı. Peki ABD’nin bakışı, duruşu ve bizimle ilgisi konusunda ne düşünüyorsunuz?
O.Öymen: Şimdi ABD’nin bakışı, duruşu şudur. ABD büyük bir devlettir. Türk-Amerikan ilişkileri çok önemlidir. Bundan sonra da devam edecek.
Soru: Bittik, battık, mahvolduk…..
O.Öymen: Hiç yanlıştır, tamamen yanlıştır, ve böyle bir panik havası yaratmak son derece hatalıdır. Büyük devletler duygularıyla değil, akıllarıyla hareket ederler. Nitekim Türkiye’nin bu tezkereyi reddetmesine rağmen ABD işte Türkiye’nin zararının bir kısmını telafi edeceğiz diye bir net paketle ortaya çıktı. Türk-ABD ilişkilerinin son durağı değildir Irak. Irak meselesi nasıl sonuçlanırsa sonuçlansın Türk-ABD ilişkileri devam edecek çünkü bu ortak menfaatlerimize dayanıyor. İncirlik ABD için çok önemlidir, Türkiye’den başka pek çok beklentileri var. Bizim ABD’den beklentilerimiz var. Biz de çok yararlandık ABD ile işbirliğinden. Hiç kimse zannetmesin ki bu tezkereye hayır diyenler Meclis’te , savaş hayır diyenler, barış isteyenler, Türkiye bu savaşa girmesin diyenler ABD
düşmanıdır diye zannetmesin kimse. Biz Amerikalılara dedik ki sizin en iyi dostlarınız Türkiye’de her dediğinize evet diyen, bir lastik damga gibi her sözünüzün altına imza atanlar değildir. Sizin burada bedava propagandanızı yapanlar değildir. Sizin en büyük dostlarınız Türkiye’de önce Türkiye’nin çıkarlarını savunanlardır. Türkiye’nin çıkarına olduğu için Türk-Amerikan dostluğunu, işbirliğini destekleyenlerdir. Biz onlardanız dedik. Ama bazıları diyorlar ki, zannediyorlar ki ABD Türkiye’den bir şey isteyince iki seçeneğiniz var ya evet diyeceksiniz ya da baş üstüne diyeceksiniz. İşte bu yanlış, bu bize yakışmıyor.
Soru: ABD’nin de bize saygı oranını arttırmıyor. Peki Irak’ın Kuzeyi?
Öymen: Şimdi Irak’ın Kuzeyi ile ilgili olarak, öyle anlaşılıyor ki orada Türkiye’nin gerçek niyetleri bir türlü anlaşılamamıştır ABD tarafından da, AB üyesi ülkeler tarafından da. Yani Türkiye’nin orada emperyalist bir hedefi yok, Türkiye oraya toprak talebiyle gitmiyor. Petrollerde söz hakkı almak için gitmiyor. Irak’ a ben yön vereyim istikbalde demek için gitmiyor. Türkiye’nin en önemli hedefi sınır güvenliğini sağlamak. Niçin oraya gitmek zorunda. Çünkü orada başka devlet yok, başka ordu yok. Bizim sınırımızın güneyini koruyacak kimse yok. Artı orada bugünkü rakamlara göre 4.500 ila 5000 terörist var. Türkiye’de 30 bin insanın ölümünden sorumlu teröristler var. Şimdi bu teröristler dikkat ediyor musunuz? Hiç gündeme geliyor mu? Kuzey Irak ile ilgili tartışmalarda ABD ile şunu yapacağız, bunu yapacağız filan. Şu laf var mı? Bu teröristleri de etkisiz kılmak için ABD ile işbirliği yapacağız. ABD oradaki İslami teröristleri mücadele ediyor, PKK teröristleri ile ediyor mu, edecek mi? Bunları yakalayıp Türkiye’ye teslim edecek mi? Diyorlar ki siz merak etmeyin, biz oradayız ya güvenliği sağlarız. Nasıl sağlayacaksınız? Bu teröristler orada oldukça ve onlar hakkında hiçbir eylem yapılmadıkça bunları nasıl etkisiz kılacaksınız. Bu çocuk kandırmak gibi bir şey. Yok yapacaksanız o zaman biz de bilelim, kamuoyu da bilsin, Meclis de bilsin. Yani Kuzey Irak’a mutlaka orada etkili bir varlığının olması lazım.
Soru: Peki AB’nin şantajlarına ne diyorsunuz artık en hafif tabiriyle bu AB şantaj yaklaşımına ne diyorsunuz?
Öymen: AB’nin her dediği doğrudur diyenlere bu soruyu sormak lazım. Ne zaman AB’den bir telkin,bir öneri ,bir uyarı, bir eleştiri gelse adamlar haklı da biz haksızız. Şimdi burada da mı haklılar. Yani Türkiye sınır güvenliğini korumamalıdır, korursa AB’ne giremez diyenler de mi haklıdır? AB’de haksız olabilir. Haksız görüşler, talepler, incitici beyanlarda bulunabilir. Şimdi bizim eksik tarafımız şimdiye bunlara hiç tepki göstermememiz, sineye çekmemizdir. Türk halkını incitecek, rencide edecek beyanlarda bulunacak insanlar, biz sessiz kalacağız. Bu Türkiye’yi 2. sınıf devlet yapar. Biz bunu Meclis konuşmamızda defalarca söyledik. Öyle anlaşılıyor ki bir etkisi de oldu. İlk defa olarak Sayın Dışişleri Bakanı Verhaugen’e bir tepki göstermiş, çok memnun olduk. Bu tepki tabii çok yumuşak.
Soru: Bu görevdeyken çok inci patlatmadı canım Verhaugen.
Öymen: Verhaugen çok patlattı bu görevdeyken. Verhaugen’in sözlerini alt alta yazsanız belki Türkiye hakaret davası açabilir.
Soru: Peki mali yardımın değerlendirilmesi konusunu nasıl ele alıyorsunuz? Dün ABD seçilmişlerine bilgi veren bir üst düzey ABD’li yetkili adını vermeyeyim çok büyük bir fırsatı kaçırdılar. Biz onlara 6 milyar dolar verecektik diye bir cümle kullanmış.
Öymen: Şimdi bundan daha yanlış bir takdim olamaz. Yani bu mali yardım sanki Türkiye’ye ABD’nin savaş çabalarına destek olması için verilmiş bir bahşiş gibi bir rüşvet gibi takdim ediliyor. Bu bizi üzüyor, rencide ediyor. Mali yardım denilen şey aslında savaş nedeniyle Türkiye’nin uğrayacağı zararın tazmini meselesidir. Türkiye hiç kusuru olmayan, komşusunda cereyan eden bir savaş dolayısıyla zarara uğrayacaktır. Bugünden uğramaya başlamıştır. Bunu kim telafi edecektir. Şimdi BM’in bunu telafi edecek mekanizması var, BM’in 50. maddesi. Biz bunun için müracaat ettik Körfez savaşında. Reddettiler, hiçbir ülke için çalıştırılmamış 50. madde. O bakımdan kim telafi edecek? Şimdi Körfez Körfez savaşında da cephe açtırmadık ABD’ye. Ama 4 milyar dolar o zamanın parasıyla 4 milyar dolar telafi edici bir ödeme yapıldı Türkiye’ye çeşitli ülkelerden, Körfez ülkelerinden filan. Niye ? Çünkü Türkiye zarara uğramıştı. Yani Türkiye şunu yapsın da biz onun bedelini ödeyelim derseniz bu bizi küçültür. Maalesef mali yardım böyle takdim edildi. İlk mermi atıldığında kasamıza şu kadar para girecek filan. Yani bunu öyle takdim ettiler ki Türkiye ve ABD’de maalesef. Bu Türkiye’yi incitici bir mesele haline geldi. Biz para uğruna savaşa girecek millet değiliz. Biz lejyoner ordusu değiliz, biz hep bunu söyledik.
Soru: Söylüyoruz da duyan da yok, kale alan da yok. Yine yapan yapacağını yapıyor Sayın Öymen.
O.Öymen: Gayet tabii ama sadece muhalefetin bunu söylemesi yetmiyor. Hükümetin bunu söylemesi lazım. İktidarın görevleri var. İktidarın biraz Türkiye’nin itibarını koruyacak, haysiyetini koruyacak şekilde konuşması lazım. Yani Meriç’in doğusunda delikanlılık yapmak kolaydır. Gücünüz yetiyorsa Meriç’in batısında Avrupa’da, ABD’de delikanlılık yapacaksınız.
Soru: Bunu bir eleştiri vesilesi olarak söylemiyoruz.
O.Öymen: Hayır bunu eleştiri vesilesi olarak söylüyoruz. Çünkü iktidarların birinci görevi ülkenin itibarını korumaktır. Ülkenin itibarını koruyacak kadar ses çıkaramıyorsanız, o makamda yeriniz yok demektir. Bunu çok açık söylüyorum. Çünkü burada Türkiye’nin itibarını korumak iktidarın bir numaralı görevidir. Bunu yapmak zorundasınız. Birisi Türkiye’ye derse efendim ben siz Kuzey Irak’a girerseniz Awax uçaklarından mürettebatımı çekerim diyorsa bir müttefikimiz bir NATO müttefikimiz. Hükümetin ilk yapacağı iş Alman Büyükelçisini çağırıp K. Irak’a girmemizi beklemeden derhal çekiniz mürettebatı biz o uçakları uçururuz diyeceksiniz. Bizim pilotumuz var. Böyle tehdit edenlere böyle cevap verilir. Yoksa sineye çekeceksiniz, hiç cevap vermeyeceksiniz, söylenmemiş farzedeceksiniz. Bunlar Türkiye’yi ikinci sınıf devlet yapar. Buna hakkınız yok.
Soru: Şimdi meşruiyete yeniden dönmek istiyorum. Diyorlar ki efendim bazı milli çıkarlar söz konusu olduğunda meşruiyet falan aranmaz. Siz diyorsunuz ki çıkarlarımıza da aykırıdır bu savaş, bu olup bitenler.
Öymen: Gayet tabii düşünün ki biz bu savaşın haklı olduğuna inanmıyoruz. İktidar da inanmıyor. İktidar hiçbir zaman, hiçbir gün bu savaş çok doğrudur, çok haklıdır, meşrudur, kaçınılmazdır, biz de buna katılmalıyız demedi. Savaş kötüdür ama çaresiziz ne yapalım? İki kötüden birini seçelim dedi. Şimdi Atatürk’ün bir sözü var. Diyor ki “şerlerin en kötüsü ehveli şerdir”. Yani o bakımdan ehveli şerdir bu durum işte o yolu seçelim filan demek Türkiye’yi çok yanlış bir yere götürür. Baştan diyebilirsiniz ki bu savaş çok doğrudur, biz hükümet olarak buna inanıyoruz. Türkiye’yi de bu savaşa sokacağız. Biz tepki gösteririz, protesto ederiz. İktidarsınız, yaparsınız bütün sonuçlarına da katlanarak. Bunu diyemiyorlar. Dersiniz ki savaş meşru değildir, haksızdır. O zaman dersiniz ki biz bunun dışında kalırız. Peki ne yapıyorlar? Türkiye’yi savaşa sürüklüyorlar. En kötü seçenek sürüklenmektir iradesine rağmen sürüklenmektir.
Soru: Irak’ın Kuzeyiyle ilgili korkulan oldu demiş bir gazetemiz.
Öymen: Korkulan oldu. Kürtler silahlanıyor sanki ABD Türkiye’den cephe açsaydı Kürtleri silahlandırmayacaktı. Yani aylardan beri bu tartışılıyor, Kürtler nasıl silahlandırılacak. Çünkü ABD’nin belli ki Kuzey cephesi açsaydı hedefi önden Kürtleri sürümekti Güneye doğru. Niye silahlandırsın başka türlü. O bakımdan yani bu Kürtleri silahlandırması beklenmedik bir şey değildi. Şimdi bütün mesele savaş bittikten sonra bunları nasıl silahsızlandıracaksın. Şimdi basında öyle bir hava yaratılıyor ki basının bir kesiminde TBMM çok yanlış bir iş yaptı ve bunu her vesileyle Meclis’in kafasına kakacaksınız. Hep yanlış iş yaptınız. Bakın başımıza ne geliyor.
Soru: Önemli mimarlardan biri de sizdiniz CHP olarak?
Öymen: CHP olarak biz Meclis’in son derece doğru ve haysiyetli bir iş yaptığına inanıyoruz. Türkiye’nin itibarını yükseltmiştir. Batı basınını okuyun Meclis’in tezkereye red kararı bir anda Türkiye’nin itibarını yükseltti. Yıllarca Türkiye’nin Paris BE’nin önünde protesto yapan Fransızlar ilk defa bir çiçek koydular. Bunu biliyor musunuz? Bütün karikatürlerde Türkiye’yi aşağılayan, kötüleyen batı basını bir anda karikatürlerini değiştirdi. Çin’in meydanında tankları durduran
Çinliye benzer bir Türk resmi çizdi. Elinde Türk bayrağınla ABD tanklarını durduruyor. Bunlar bize itibar kazandırır. Şimdi bunun farkında değiller ve bazı çevreler tezkerenin reddedildiği günün akşamından itibaren 2. tezkere ne zaman gelecek yani biz Meclis’in kararını nasıl tersine çeviririz. Bu milli iradeye saygısızlıktır. Basın da olsanız, işadamı da olsanız. Kim olursanız olun milli iradeye saygı göstermek zorundayız.
Soru: Bu bizi mahvetti canım milli irade, biz kafadan girmeliydik diyenler var.
Öymen: Böyle dediğiniz anda rejimi tahrip edersiniz. Siz milli iradenin üstünde değilsiniz sıfatınız ne olursa olsun, efendim mesleğiniz ne olursa olsun siz milli iradenin üstünde değilsiniz. Sizin haddinize düşmemiştir milli iradeye karşı gelmek. Siz kimsiniz? Yani savaştan ne beklentiniz var? Yani savaş olursa her savaşta 3-5 tane harp zengini çıkar. 3-5 menfaat uman insan çıkar ama halk kaybeder, millet kaybeder. Siz millet adına konuşma yetkisini kimden alıyorsunuz? Millet adına konuşma yetkisi TBMM’dir ve siz kim olursanız olun, Meclis’e saygı göstermek zorundasınız. Türkiye’de bazıları ölçüyü aşıyorlar, demokrasiyi zorluyorlar, rejimi zorluyorlar ve bütün bunları yaparken de sorumlu iktidardır bütün bu işlerde devletin icraatında, alınan kararlarda, alınmayan kararlarda. Onları suçlarken bir taraftan muhalefet de suçludur diyorlar yani muhalefeti alternatif olmaktan çıkaracaklar bütün hedef budur. Yani muhalefet demokratik rejimlerde alternatiftir. Türkiye’de iktidar başarısız olursa gider muhalefet gelir, seçimde gelir, parlamento dengeleriyle bakarsınız gelebilir. Ama bizim öyle bir hedefimiz yok şu anda. Fakat bütün mesele şudur. Rejime saygı göstereceksiniz. Bu rejimin en önemli unsurlarından biri muhalefettir. Muhalefeti yok sayamazsınız. Muhalefeti olur olmaz eleştiremezsiniz, muhalefete hakaret edemezsiniz. Sizin istediğiniz gibi oy vermediği için, sizin istediğinizden farklı politikalar izlediği için saygı göstermek zorundasınız. Muhalefete saygı göstermezseniz rejime saygı göstermiyorsunuz demektir.
Sayın Onur Öymen çok teşekkür ediyoruz.
Bu belge Görsel Basın arşivinde bulunmaktadır.