TV8, Irak Sorunu

 
TV-8  / 13 MART 2003
Soru: Sn. Öymen bugün önemli ieyler söylediniz. Neler söylediniz, niye söylediniz bunları birazdan konuşacağız ama biraz önce muhabir arkadaşım Sevin Iğnak söyledi ki tezkere hafta sonu Meclis gündemine getirilebilir.  Bunu bir not olarak düşelim. Diğer yandan biz de TV8 olarak savaş bölgesinde henüz savaş başlamadı ama hava durumunu da vermeye başladık.   Bana bu savaş pek olacakmış gibi gerlmiyor ama siz bugün Plan ve Bütçe komisyonunda dediniz ki ne olursa olsun anayasaya aykırı birtakım işlemler yapılıyor.  Nedir efendim bunlar?

O.Öymen: Şimdi Plan Bütçe komisyonunda şunları söyledim.  Dedik ki bütün ülkelerde ilkeler vardır, ama sadece demokratik ülkelerde muhalefet vardır.  Muhalefet rejimin sigortasıdır.  Şimdi ülkeler muhalefetin görüşünü benimseyebilir.  Görüşünü benimsemeyebilir.  Ama muhalefeti yok farzedemez. 

Soru: Böyle bir tablo mu var?

O.Öymen: Böyle bir tablo var.  Yıllardır iktidara çok ciddi şeyler söylüyoruz.  Basında yer alan bilgilere dayanarak diyoruz ki Türkiye’de dokuz yıl üs kurulduğuna dair bilgiler var. Bu doğru mudur?  Cevap yok.  Doğruysa nerden bu yetkiyi aldınız? Kim size bu yetkiyi verdi?  Meclis’e sunduğunuz tezkerede bizden böyle bir yetki istediniz mi?  İstemediniz.  O zaman kimden aldınız bu yetkiyi.  Verdiniz ki bu üsleri kurduruyorsunuz? Kurulmuyorsa bunu açıklayın.  Ne evet diyorlar ne hayır diyorlar.  Bakıyoruz  resimlere, TV’deki filmlere Türkiye’ye giren ABD askerleri silah taşıyor.  Türkiye’de yabancı askerlerin silah taşımasına dair bir yetki aldınız mı Meclis’ten?  Almadıysanız bu nasıl olur?  Bütün bu konularda bir muhtıra imzaladınız anlaşılan.  Milli Savunma Bakanı 5 Mart tarihinde imzalanan bir muhtıradan söz ediyor.   Nedir bu muhtıra?  Yani Meclis’den aldığınız yetkiyle bir muhtıra imzalayacaksınız ve Meclis’e bilgi vermeyeceksiniz. Niçin bu gizli toplantıları yaptınız? Yani bu bilgileri vermeyecek idiyseniz niçin Meclis’i gizli toplantıya çağırdınız.  O bakımdan Hükümetin bu tavrı bizi endişeye sevkediyor. 

Soru:  Efendim siz diyorsunuz ki iktidar muhalefete bilgi vermiyor.  Peki iktidar kendi milletvekillerine bu konularda bilgi veriyor mu?

O. Öymen: Vermediği anlaşılıyor.  Çünkü iktidar partisine bağlı bazı milletvekilleri de bundan şikayetçi.  Bunu televizyonlarda da açıkladılar.  Yani iktidar milletvekillerini de muhalefet milletvekillerini  de bilgilendirmeyerek hükümet bu konuda bilgilendirmeyerek hükümet çok ciddi bir hata yapıyor.  Yanlış bir iş yapıyor, anayasamızı zorluyorsunuz.  Bunları anlatıyoruz.  Meclis’in açıkça vize vermediği bir işte sanki vermiş gibi icraat yapıyorsunuz.  Meclis’in kabul etmediği bir tezkereyi sanki kabul edilmiş gibi uygulamaya geçiriyorsunuz.  Meclis’in verdiği yetkiyi aşan icraat yapıyorsunuz.  Bütün bu konularda izahat verme ihtiyacı hissediyoruz.  Ben Milli Savunma Bakanına diyorum ki biz muhalefet olarak şimdi bugün şu anda  cevap bekliyoruz sizden.  Üsler Türkiye’de kuruluyor mu kurulmuyor mu?  Cevap yok.  Dışişleri bile diyor.  Olur mu?  Muhalefetin sorularına cevap vermeyeceseniz demokrasinin ne kıymeti kalıyor.  Biz bunları halk adına soruyoruz.  Bizi buraya gönderen insanlar adına soruyoruz.  Onların can güvenliği  ile ilgili konu bu savaş mı barış mı?  Ve siz bizi cevapsız bırakıyorsunuz.

Soru:  Sn. Öymen bugün aslında bir yanıt geldi.  İskenderun’da bir bilgilendirme toplantısı yapıldı.  Bir değerli yüzbaşımız bu ilgilendirme toplantısında, mutabakat zaptında yer almayan malzemenin sevkine izin verilmiyor.  Çünkü bu da bir tartışma konusuydu.  Ne gidiyor bu yollardan bu tırlardan diye. 

O.Öymen: Bizim sorumuz o değil.  Bir mutabakt zaptı dediğiniz şeyi Meclis’den aldığınız yetkiye göre mi imzaladınız?  Şimdi şu soruyu soruyoruz.  Diyoruz ki orada üsler kuruluyor deniyor.  Dokuz tane üs kuruluyor, yerleri de belli.  Silopi, Cizre vs. filan.  Şimdi bunları kurcalamak ters.  İşte şöyle yani hangi malzeme giriyor hangi malzeme çıkıyor o da önemli tabii Genelkurmay’ın denetleme görevini yapmasından memnun oluyoruz. Ama esas sorunumuz işin esası ile ilgili.  Yani bu üsleri kurma yetkisini kimden aldınız?  Bizim vermediğimiz Meclis olarak vermediğimiz bir yetkiyi nasıl kullanırsınız?  Şimdi hükümet burda bence son derece yanlış bir iş yapmıştır.  Bir kere işin esasında yani ABD askerlerinin davet edip edilmemesi konusunda Meclis’den yetki almadan sanki bu yetkiyi almış gibi efendim bu ABD askerlerinin üslerin tevsii için Türkiye’ye daveti yetkisini almıştır Meclis’den.  Yani işin esasını halletmeden ayrıntıyı halletmişsiniz.  Atın önüne arabayi koyuyosunuz bu da yanlış olmuştur. Şimdi daha vahim bir hata yapıyorsunuz.  Almadığınız bir yetkiyi kullanıyorsunuz.  Bu anayasanın ihlalidir.  Anayasayı ihlal etmenin çok ciddi sonuçları vardır.  Hükümeti uyarıyoruz bu konuda çok açık bir şekilde uyarıyoruz.  Yani bu hiç hafife alınacak bir konu değildir. Meclis çoğunluğuna sahip olmak sizi bu sorumluluktan kurtarmaz. 

Soru:  İkinci tezkerenin hafta sonu Meclise gelebileceği konusunda haberler de var. 

O.Öymen: Bunu tavsiye etmiyoruz. Şimdi ikinci tezkereyi hükümet getirirse çok yanlış bir iş yapmış olacak.  O zaman  bu Irak meselesini aşan bir konu olacak.  Çünkü Meclis iradesini ortaya koymuş olacak.  Hangi koşullar değişmiştir de bu iradenin tersine çevrilmesini öneriyorsunuz.

Soru: Bu arada koşullar değişti gibi görünüyor Sn. Öymen.

O.Öymen: Yani uluslararası alanda meşruiyet olmadıkça bunu yapamazsınız Anayasamıza göre.  Uluslararası alanda meşruiyet var mı?   Güvenlik Konseyinden yeni karar çıktı mı?  Anayasamız mı değişti? Hangi koşul değişti ki siz bunu önereceksiniz?  Biz böyle yorumluyoruz.  Şöyle yorumluyoruz: Siz hükümet olarak dış baskılara direnemediğiniz için Meclis iradesini zorluyorsunuz.  O zaman Meclis Irak konusunda oy vermeyecektir ikinci tezkereyi getirirseniz.  O zaman Meclis ABD   
askerlerinin daveti konusunda oy vermeyecektir.  Meclis kendi iradesine sahip çıkmak için oy verecektir.  Kendi haysiyetini korumak için oy verecektir.  Yani milletvekilini zorlamayın diyoruz, Meclisin iradesini  sebepsiz gerekçesiz bir şekilde tersine çevirmek için zorlamayın diyoruz.  Bizim iktidara mesajımız budur.

        
Soru:  Bu arada bugün yine akşamüstü gelen bir haberde şöyleydi haber televizyonlarında.  BM karar tasarısının oylanması gelecek haftaya kalabilir diye Beyaz Saraydan bir açıklama yapıldı. 

O.Öymen:  Çünkü çoğunluk kuramıyorlar.  Fransa direnecek ABD’nin baskılarına, Almanya direnecek.  Başka NATO ülkeleri direnecek, Türkiye direnemeyecek.  Ama savaşın faturasını biz ödeyeceğiz.  Bunlar çok yanlış şeyler.  Bugün Meclis Savunma Komisyonunda dedik ki Irak’da eğer bu kimyasal silahlar yoksa bu savaş zaten gereksiz.  Varsa siz Türkiye’yi savaşa sokarsanız, Türkiye’yi hedef haline getireceksiniz. Hazır mısınız?   Türkiye bir kimyasal ve biyolojik silah saldırısına karşı halkını koruyacak bütün önlemlere sahip midir?  Bunun için gerekli malzemeniz var mı?  Bunun için özel ilaçlarınız var mı?  Aşılarınız var mı?  Almanya 200 milyon doz aşı almış durumdadır, çiçek aşısı.  Bütün doktor ve hemşirelerini planlamıştır bir saldırı olursa. Bir saldırı olursa herkes ne yapacağını biliyor. Türkiye’de bunu yaptınız mı?  Halkı eğittiniz mi?  Halka  bilgi verdiniz mi?  Bütün bunları yapmadan  halkı savaşa sürükleyeceksiniz.  Niçin?  Çünkü üzerinizde baskı var direnemiyorsunuz.  Bu Türkiye’nin hak etmediği bir durumdur.  Biz tarihimizin bundan çok daha zor dönemlerinde dış baskılara boyun eğmedik.  Dış baskılar önünde boyun eğerek ülkeyi savaşa sokmadık biz.  80 yıldır bütün hükümetlerin direndiği baskılara siz mi direnemeyeceksiniz?  Biz iktidara bunu soruyoruz.  Cevap alamıyoruz.

Soru:  Bir şey daha soruyorsunuz.  Kuzey Irak’taki Kürt liderlere neden hala tepki gösterilmedi?

O. Öymen:  Şimdi orda Kuzey Irak’taki Kürt Liderlerin bu gibi beyanlarda bulunması son derece şaşırtıcıdır.   Şimdiye kadar Türkiye onlara sadece iyilik yapmıştır.  Ne kötülük görmüşlerdir Türkiye’den.    Ceplerinde bile bugün Türk pasaportu taşıyorlar.
Kimden cesaret alarak Türkiye’ye karşı böyle savaş naraları atıyorlar.  Türk ordusu gelirse biz Türk ordusu ile çarpışırız diye.  Bu cesareti nereden buluyorlar acaba.  Şimdiye kadar 8 senedir 10 senedir  Türk birlikleri defalarca girdi, hiçbirine itiraz etmediler.   Her defasında Türk birlikleriyle işbirliği yaptılar.  Şimdi ne değişti de Türk birliklerine karşı böyle bir ses yükseltme cesaretini kendilerinde buluyorlar.   Bunu çok hayretle karşılıyoruz.  Hükümetin buna tepkisini çok zayıf buluyoruz.  Türkiye böyle meydan okumalara karşı sessiz kalacak bir ülke değildir.  Biz gururlu bir milletiz.

Soru: Neden  sessiz kalınıyor peki? 

O. Öymen:  Bizim gördüğümüz kadarıyla Türkiye’de iktidarın cesareti, delikanlılığı Meriç’in doğusunda ve Fırat’ın kuzeyinde işliyor, içerde işliyor.  Dışarı karşı cesareti çok eksik olan bir hükümetle karşı karşıyayız.  Türkiye’ye haksızlık yapanlara karşı sesimiz çıkmıyor.  Türkiye’ye karşı incitici sözler söyleyenlere karşı sessiz kalıyoruz.  Biz bunu hak etmiyoruz.   Hiçbir ülke kendisine karşı böyle meydan okuyan demeçlere karşı sessiz kalmaz.  Bu devletin devlet olma vasfıyla ilgilidir. Türkiye’yi böyle zavallı her yerden gelen baskılara, eleştirilere, sessiz kalacak, boynu bükük, ikinci sınıf bir devlet gibi takdim etmeye, tanıtmaya kimsenin hakkı yoktur.  Kim olursa olsun iktidarda bunu yapamazsınız.  Ama tablo budur.  Sesiniz çıkmıyor, cesaretiniz yok.  Cesaretiniz yoksa o zaman bu işi bırakacaksınız, cesareti olan gelecek.

Soru:  Sn. Öymen Kuzey Irak’daki Kürt gruplar, normalde hep artık son günlerde bu sıkça dile getiriliyor.  İkinci tezkerenin reddi aslında Kuzey Irak’taki Kürtleri rahatlatan bir gelişmeydi.  Ne oldu da onlar yüzbinler bir araya gelip gösterilere başladılar.

O.Öymen: Şimdi orayı çok iyi izlemek lazım.  Biz bu filmi daha önce de gördük biz bu filmi 80 yıldır seyrediyoruz.  Merak eden varsa Binbaşı Noel’in  hatıralarını okurlar.  İngilizlerin vaktiyle oradaki Kürt aşiretlerini Türkiye’ye karşı kışkırtmak için orada neler yaptıklarını okurlar.  Bu oyunu biz çok seyrettik.  Bir ABD gazetesinde Türkiye’nin tezkereyi reddetmesinden bir gün sonra yayınlanan makaleyi okumadığımızı, oradaki mesajı almadığımızı kimse zannetmesin.  Orada açıkça Türkiye’nin Kürtlere baskı yaptığı, işkence ettiği, Türkiye’de eziyet ettiği gibi iddialar var.  Durup dururken böyle iddiaların ortaya atılmasının sebepsiz olmadığını bilecek kadar tecrübe sahibiyiz.  Herkes dikkat etsin.  Kimse bazı etnik grupları Türkiye’ye karşı kışkırtmaya kalkışmasın.  Bu İngilizlere yar olmadı bu iş. 

Soru: Peki Türkiye’nin bu sessizliğinin sizin söylediğiniz bu sessizliğinin arkasında bir provokasyonla karşı karşıyayız. Proveke  olmayalım  anlayışı yatıyor olabilir mi? 

O.Öymen: Bizim provokasyonlara kapılmadan, iktidarımızı, vekarımızı koruyacak gür bir sesimiz olmalıdır.

Soru:  Peki efendim şimdi geçelim Kıbrıs’a. Bir 5 dk. kadar süremiz kaldı.  Kıbrıs’la ilgili de ve AB ile ilgili de çok ilginç gelişmeler yaşanıyor.  Bugün gene komisyonda dile getirdiniz.  İşte Kuzey Iraklı Kürt liderlere ses çıkartmayan hükümetin Verhaugene de neden ses çıkartmadığını sordunuz.  Çok ilginç bir yol ayrımında gibi görünüyor.  Verhaugen’nin sözünden daha da önemlisi AB’nin Türkiye’ye genel yaklaşımında çok sekter bir tavır içine girmiş olması.  Neden böyle oldu?

O.Öymen: Efendim AB’nin tavrına bakacak olursanız. Kıbrıs konusunda kafalarında bir tane neden vardır.  O da Türkiye’ye baskı yaparak Kıbrıs’ı paylaşmaktır.  Ne yazık ki sadece AB’de değil ABD’de de bu vardır, başka ülkelerde de bu vardır.  Türkiye’ye baskı yaparak dize getireceksiniz Türkiye’yi.  Bu yol başarıya ulaşmazsa biraz daha baskı yapacaksınız.  B planları yoktur.   Türklerle, özgür eşit şartla müzakere ederek her iki tarafın özgür iradeleriyle kabul edecekleri bir çözüm gibi düşünceleri hiç  olmamıştır.  Daima baskı yaparak meseleyi çözmeye kalkmışlardır.  Ve burada  sık sık ölçüyü kaçırıyorlar.  Türkiye’yi tehdit eden bir üslup kullanıyorlar.  Türk ordusu işgalci olacakmış Kuzey Kıbrıs’da.  Son derece çirkin bir laf. Bu AB’yi kuran  devlet adamlarının felsefesine hiç uymuyor.  Siz antlaşmalara dayanarak orada masum, katliama uğramış bir halkı korumak için bulunan ve antlaşmalardan hakla bulunan bir orduyu ne hakla işgal ordusu olarak vasıflandırıyorsunuz.  Türkiye’yi tehdit ediyor, AB’ye giremezsiniz diyor Kıbrıs’da taviz vermezseniz.   Sizin kendi kararınız var.  AB’nin Helsinki zirvesinde aldığı bir karar var.  Bütün adaylara eşit muamele yapacağız diyorsunuz.   O zaman Kıbrıslı Rumlara da dediniz mi Kıbrıs meselesi çözülmezse sizi almayız diye.  Onlara demiyorsunuz onlara alırız diyorsunuz.  Bize diyorsunuz Kıbrıs meselesi çözülmezse sizi almayız diye. Bu çifte Standard değil mi?  Neden onları alıyorsunuz. Çünkü Yunanistan’ın şantajına boyun eğdiniz. Çünkü Yunanistan dedi ki size açıkça Dünya’ya ilan etti.   Rumları almazsanız Polonya’nın, Çek Cumhuriyeti’nin, Macaristan’ın diğer bütün adayların üyeliğini  veto ederim. Bunun acısını bizden çıkarıyorsunuz.  Bu haksızlıkdır,  insafsızlıktır, çifte standarttır. Batılıların her zaman her koşulda haklı, hep doğru şeyleri  söylediğini, Türkiye’nin her zaman haksız olduğunu düşünen ve yazan insanlar Türkiye’de bu gelişmeler karşısında çok  iyi bir değerlendirme yapmalıdır.  Türkiye’yi haksız göstermekle biz hiçbir yere varamayız. 

Soru: Tabii ki söylediklerinize sonuna kadar katılmamak mümkün değil ama artık bir de Kıbrıs’ta  çok garip bir noktaya gelindi.  Gazetelerde görüyoruz AB Kıbrıs’ta artık öyle veya böyle kamuoyunu ikna için bir takım çabalara girişecek.  Türkiye bu çabalar karşısında sessiz kalıp bir de Kıbrıs’a verilen birtakım olanakları kısmakla mı yoluna devam etmeli yoksa bu olanakları sonuna kadar kullanmakta kararlımı?

O.Öymen:  Şimdi Kıbrıs’da sizin çok kibarca söylediğiniz sözün diplomatik dildeki ifadesi ‘böl ve hükmet’tir.  AB birkaç yıldan beri Kıbrıs toplumunu birbirine düşürerek, Kıbrıslı Türklerle Türkiye’nin arasını açarak, bölerek Kıbrıs’a istediği gibi bir şekil vermek istiyor. Bu oyunun farkındayız.  Zannediyorum ki Kıbrıslı Türklerin  büyük çoğunluğu da farkındadır, bu oyuna gelmeyeceksiniz.  Dediğim gibi deminden beri bu tür oyunlara karşı mukabil oyunları sokucan diplomasi budur.   Kıbrıslı Türkleri yalnız bırakmayacaksınız.  Kıbrıslı Türklerin ekonomik bakımdan zayıflamalarına izin vermeyeceksiniz.  Türkiye bunu yapacak güçtedir.  Bunu yapacak olanaklarınız var.  Türklerle Rumları iç içe yaşatarak eski bir Rum Dışişleri Bakanı Rolandis’in sözüyle ‘‘Kıbrıs’ı bir yanardağ haline getirmeye’’ müsaade etmeyeceksiniz.  Ama bütün bunlar için başta söylediğim sözü yeniden söyleyeceğim. Bence işin can alıcı yönü budur.  Bir tek kelimedir.  Gerek AB, gerek Kıbrıs, gerek Irak politikalarımızın özünde çektiğimiz sıkıntının özü bir tek cümledir.  Cesaret.  80 yıldan beri Türkiye’de işbaşına gelen bütün iktidarların gösterdiği cesaret gösterememiştir.  Türkiye’nin en büyük eksikliği budur.  Eğer gösterirse biz CHP olarak bütün gücümüzle bu hükümetin yanında oluruz.  Meclis olarak yanında oluruz, halk olarak yanında oluruz.  Ama dış baskılara boynunu bükerse, esen rüzgarlara göre politika yapmaya kalkarsa bizi yanlarında bulamayacaklardır, bizim yapacağımız bir şey yoktur, biz yardımcı olamayız.
Umuyorum ki bütün bu uyarılarınız gerekli yerlere gitmiştir efendim.  Çok teşekkür ediyoruz.

O.Öymen:  Bir şey daha söylememe müsaade ederseniz,  bir tek cümle söyleyeceğim. Diyorlar ki   efendim kötülerden en iyisini seçmek   zorundayız.  Ehveli şerhi seçmek zorundayız.  Atatürk’ün bir sözünü hatırlatmak istiyorum.  Atatürk diyor ki ‘‘şerhlerin en kötüsü ehveli şerdir’’  diyor.

Yanıltır.  Çok teşekkürler Sayın Öymen.

O. Öymen: Ben  teşekkür ederim.


Bu belge Görsel Basın arşivinde bulunmaktadır.