Cumhuriyet – Kıbrıs Konulu Makale

ONUR ÖYMEN’in
CUMHURİYET GAZETESİ İÇİN YAZDIĞI
“KIBRIS” KONULU MAKALE
13 Mart 2003

Lahey’de Kıbrıs’la ilgili olarak yapılan görüşmelerden çıkan en önemli sonuç, bu meselenin dış baskılarla, dayatmalarla çözülemeyeceğinin herkesçe anlaşılmış olmasıdır. Kıbrıs sorunun başından beri bazı ilgili ülkelerin ve onların etkisindeki uluslararası kuruluşların uyguladığı tek yöntem, Türkiye ve Kıbrıs Türkleri üzerinde baskı uygulayarak bu meseleyi çözmeye çalışmak olmuştur. Makarios’un 1974 yılında ilan ettiği “Türklerle uzun vadeli mücadele” politikası, başta Amerika olmak üzere çeşitli ülkelerdeki Rum ve Yunan lobileri aracılığıyla en aşırı ölçülerde uygulanmış Türkiye’nin çıkarlarını ve itibarının tahrip edilmesi için her yola başvurulmuş, Türkiye’ye karşı terörist faaliyetlerin desteklenmesinden bile çekinilmemiştir. Lobilerin etkisinde kalan Amerikan Kongresi, Türkiye’ye 3 yılı aşkın süre askeri ambargo uygulamış ancak Türkiye bu baskılara boyun eğmemiştir.

Kıbrıs’a 28 yıldır uygulanan acımasız ambargolarda bir sonuç vermemiştir. Bunun üzerine birkaç yıldan beri “böl ve hükmet” politikasını andırır şekilde Kıbrıs Türklerini içerden çökertmek, birbirine düşürmek, Kıbrıslı Türklerle Türkiye arasındaki bağları tahrip etmek amacıyla aynı uluslararası çevrelerce çok yoğun bir propaganda faaliyeti sürdürülmüştür. Bu arada BM Genel Sekreteri Kofi Annan tarafından hazırlanan bir plan taraflara baskıyla kabul ettirilmek istenmiştir.

Bu planın en önemli eksikliği adada iki toplumun yaklaşık 30 yıldan beri barış ve huzur içinde yaşamasının en önemli unsuru olan iki kesimliliği ortadan  kaldırarak toplumları iç içe yaşamak zorunda bırakmasıdır. Rum kesiminin bir nesil boyunca sürdürdüğü Türk düşmanı propagandalar, Rum kesiminde bir uzlaşma kültürünün oluşmasına imkan vermemiştir. Bu koşullar altında tarafları iç içe yaşamaya zorlamak evvelce Rum Dışişleri Bakanlığı yapan Rolandis’in ifadesiyle, “adada ölümle sonuçlanacak çatışmaların çıkmasını ve Türklerle Rumların birlikte yaşayacağı köylerin birer yanardağa dönüşmesi tehlikesin”i berberinde getirecektir. İki toplum arasındaki sınırı fiilen ortadan kaldıran Kofi Annan planının bu haliyle onaylanması Kıbrıs Türkleri açısından çok ciddi sakıncalar taşıyacaktır. Plan 1960 Londra ve Zürih Antlaşmalarında da önemli değişiklikler yapılmasını zorunlu hale getirmektedir. Böylece, Türkiye’nin garantörlük hakkı sulandırılmakta adada kalacak Türk askerleri fiilen işlevsiz hale getirilmekte ve Türkiye’nin AB üyeliğinden sonra bu askerlerin tamamen çekilmesi öngörülmektedir. TBMM 6 Mart 2003 tarihinde oy birliğiyle aldığı kararda, Kıbrıs’ta tarafların egemen eşitliğinin korunması, Türkiye’nin garantörlük haklarının sürdürülmesi, Türk-Yunan dengesinin muhafazası gibi unsurların, çözümün temelini oluşturması gerektiğini belirtmekte ve iki kesimliliği zedeleyecek öneri ve girişimlere müsaade edilmemesi gerekliliğinin vurgulamaktadır. TBMM, Güney Kıbrıs’ın AB üyesi yapılması girişimlerinin uluslararası antlaşmaların açık bir ihlali olduğunu da belirtmekte ve Kıbrıs sorunun Türkiye’nin AB üyeliği sürecine bir ön şart sayılması yolundaki çabalara karşı çıkmaktadır.

Kıbrıs meselesine ancak iki tarafın özgür iradesiyle yürütülecek görüşmelerle çözüm bulunabilir. Şimdiye kadar çözüm bulunamamasından Türk tarafının sorumlu olduğunu ileri sürmek gerçeklerle bağdaşmayan ve Türk tarafının müzakere gücünü zayıflatan bir yaklaşım olmuştur. Irak konusunda ve AB ile ilişkilerde olduğu gibi Kıbrıs meselsinde de Türkiye’nin temel çıkarlarına uygun çözümlerin ve çıkış yollarının bulunması, ancak dış baskılara karşı direnerek, Türkiye’nin çıkarlarını cesaret ve kararlılıkla korumakla mümkündür. Hükümetin, bu yolu seçmesi halinde yalnız muhalefetin değil, bütün kamuoyunun desteğini de yanında bulacaktır.


Bu belge Yazılı basın arşivinde bulunmaktadır.