CNBCe, NATO ve Irak Konulu Demeç

CNBC-E
22.12.2002

IRAK SORUNU VE NATO KONULU DEMEÇ

Soru:  Onur Bey hoş geldiniz.  Efendim hemen sohbetimize geçeceğiz ama öncesinde Ankara’nın NATO seçeneğini değerlendirmeye aldığına dair haberimizi de kısaca hatırlatalım.  Dışişleri Bakanlığı hükümete ABD’nin talepleri konusunda NATO kapsamına sokulursa Meclis kararına gerek kalmayabilir yönünde görüş bildirdi.  Bakalım ayrıntılarda neler var.

(Haber ayrıntıları…)

Onur Bey bir kere daha hoş geldiniz diyoruz.  Efendim, Türkiye’nin izlediği Irak  politikasına dair son durumu değerlendirmek istedik.  İsterseniz Güldener’in bıraktığı yerden devam edelim.  Amerikan yönetiminin NATO’dan destek talebi bugün görüşülecek ama ,siz daha önceki tecrübeleriniz dolayısıyla da soruyorum, NATO’nun bu konuyu nasıl bir kapsamda görmesini ya da ne türlü bir karar vermesini beklersiniz.

O. Öymen:  Evet şimdi meseleye bir NATO boyutundan bakmak lazım bir de Türkiye boyutundan.  NATO boyutundan bakıldığında, şurası muhakkak ki henüz NATO ülkeleri arasında tam bir   görüş birliğine varılmış değildir bu muhtemel Irak operasyonu konusunda özellikle Almanya’nın ve Fransa’nın ciddi çekinceleri olduğunu biliyoruz ve NATO örgüt olarak şu ana kadar böyle bir operasyonu destekleyecek bir siyasi  beyanda bulunmamıştır.  En son beyanı NATO’nun Irak zirvesinde Birleşmiş Milletlerin Güvenlik Konseyinin 1441 sayılı kararının desteklenmesi yönünde olmuştur.  O bakımdan, henüz daha NATO içinde siyasi iradenin oluştuğunu söylemek için henüz erkendir.  İşin bir bu tarafı var.  İkinci tarafı  Türkiye’nin güvenliğine gelince, Amerika’nın Türkiye’nin güvenliğini düşünerek NATO’dan destek istemesini bir müttefik olarak tabii ki olumlu karşılamak lazım ama burada akla bazı sorular da geliyor.  Türkiye’de bir NATO ülkesi eğer kendi güvenliğini ilgilendiren bir konuda NATO’dan destek sağlanması gerekiyorsa önerinin Türkiye tarafından yapılması daha uygun olmaz mıydı?  Amerika’nın Türkiye namına bir talepte bulunması yerine Türkiye’nin bir talepte bulunması uygun olurdu.  Nitekim Körfez Savaşında da böyle olmuştu. Körfez savaşında Türkiye bir saldırıyı caydırmak için NATO’dan çevik güç talebinde bulunmuştu. Başka hiçbir ülke aracılığıyla değil doğrudan doğruya kendisi.  Şimdi Türkiye açısından bakıldığında meseleye işin özü şudur.  Anayasamızın  92 inci maddesine göre bir yabancı ülkeye asker gönderilmesi veya  yabancı ülkelerden asker kabul edilmesi  için TBMM’nin kararının alınması şarttır.  Şimdi bunun tek istisnası; bir uluslararası  antlaşmanın icabı olan operasyonlardır bir de nezaket icabı yabancı ülkelere merasim mangası gönderilmesi filan.  Fakat şimdi bu operasyon bir NATO  operasyonu değil yani bir antlaşmanın icabı olabilmesi için  Meclis kararına istisna oluşturabilmesi için bu durumun bir Nato operasyonu olması lazım.  Birincisi  Nato operasyonu değil. İkincisi bir 5 inci madde hali olup da bir Nato ülkesine bir saldırı olursa, o ülkeyi desteklemek için asker göndermek de bu kapsama girebilir.  Ama bunların hiçbirine girmiyor.  O bakımdan bu konuyu Meclisin denetiminden ve Meclis kararından kaçırmamak lazım.  Kaldı ki, bundan önceki hükümetler doğrudan doğruya Nato operasyonlarında bile  Meclis’ten onay almaya özen göstermişlerdi.  Mesela Kosova’da Nato öncülüğünde yapılan operasyona asker göndermek için TBMM’den yanılmıyorsam karar çıkarılmıştı.  O bakımdan hükümetin Meclisi bir kenara bırakarak bu işi yürütme yolundaki gayretlerini yadırgadığımızı ifade etmek zorundayım.

Soru:  Sn. Öymen. şu ana kadar anladığım kadarıyla Nato’nun henüz bir ortak siyasi irade beyanı yok ve anladığımız kadarıyla da özellikle üç ülke Belçika, Fransa ve Almanya Birleşmiş Milletlerin Güvenlik Konseyi’nin  kararını beklemek niyetinde. Fakat, bir yandan da  acaba Türkiye’nin de Nato’ya başvuruda bulunması yada Dışişleri Bakanlığının Hükümete önerdiği gibi ABD taleplerinin Nato kapsamına sokulması gibi bir girişim olursa o zaman biraz önce sözünü ettiğiniz Meclise başvurmama istisnası durumu oluşmayacak mı yani Nato anlaşması da bir uluslararası anlaşma.  Bu uluslararası anlaşmanın gereği olarak Meclise gitmeden  bir operasyon içinde yer alma kakarı alabilir mi Türkiye?

O. Öymen:  Evet, zannediyorum ki meseleleri birbirine karıştırmadan çok net ve açık bir şekilde görmemiz lazım.  Bir tanesi şudur:  Türkiye barışçı bir çözümü sonuna kadar desteklediğini ilan etmiştir.  Şimdi şu anda  sanki bu çözümden tamamen  umut kesilmiş gibi bir askeri operasyona başlandığı izlenimini veren   veya siyasi açıdan Türkiye’nin bir askeri operasyona  angaje olduğunu izlenimi veren yaklaşımlardan kaçınmak lazım.  O bakımdan Sn. Dışişleri Bakanımızın da ne kadar Amerikan askerine ihtiyaç duyulacağı gibi tartışmalara girmesini şu sırada  doğrusunu isterseniz erken buluyorum.     İkinci olarak, Türkiye’nin güvenlik çıkarları   gerektirdiği takdirde yani bizim irademizin dışında bir savaş  çıkıp da,  Türkiye’nin saldırıya uğraması halinde, gayet tabii ki Nato’nun desteği çok büyük önem taşımaktadır.  İşte o noktada Türkiye’nin Nato’nun 5 inci maddesinin işletilmesini talep etme hakkı vardır.   Yani Türkiye’ye yapılmış saldırının bütün diğer Nato müttefiklerine yönelik bir saldırı sayılması noktasıdır bu.  Bunun için gerekli planlamaların, hazırlıkların önceden yapılması teknik düzeyde düşünülebilir.  Bu durumun  faydası da olabilir. Yalnız şunu unutmamak lazım ki, Türkiye henüz 5 inci maddenin işletilmesi için talepte bulunmamıştır.  Çünkü bir saldırıya uğramamıştır. Yani henüz savaş senaryolarından bahsetmek için biraz erken, barışa bir şans  tanımak lazım son ana kadar, son dakikaya kadar.  İşin bu boyutunu unutmamak lazım.  İkinci boyutu da yani eğer Nato’nun şu veya bu planı hazırlamasını Hükümet Meclis’ten onay almaktan kaçınmak  için bir bahane olarak kullanmak istiyorsa bu yanlış bir yaklaşım olur.  Her halükarda bir Nato operasyonu bile olsa Meclis ‘den onay istemesini  Hükümetin yasaklayan   bir hüküm yoktur Anayasamızda. İmkan vermektedir, yasaklamamaktadır.  Geçmiş hükümetler bunu Meclis’ den onay isteme yönünde bu tercihlerini kullanmışlardır.  Bu konuda da bir siyasi karar söz konusudur.

Soru: Sn. Öymen, eğer hukuki bir meşruiyet kaygısı varsa bu bir Nato kapsamında düşünülecek  konu bile olsa Meclise gidilmesine engel değildir ya da en azından bir yanlış politikaya da sakıncalı politika söz konusu olabilir eğer Meclise gidilmemesi yolu gözetilirse diyorsunuz.

Soru: Evet son olarak bahsettiğimiz husus Türkiye’nin Nato’dan yardım talebinde bulunması durumunda ABD taleplerinin Nato kapsamına sokulabileceği ve bir sonuç olarak da Meclis kararına gerek kalmayabileceği söylemini tartışıyorduk. Siz böyle bir yöntemin sakıncaları olabileceğine dikkat çektiniz ve özellikle hala barış umudu sürerken erken bir değerlendirme olduğunu söylediniz.  İsterseniz buradan bir de siz erken dediniz ama askeri planlamalara geçmek istiyorum eğer diğer konuya ilişkin ekleyeceğiniz bir nokta daha yoksa.

O. Öymen: Şimdi şunu söylemek istiyorum diğer konuda.  Anayasayı zorlamaktan kaçınmasını tavsiye ediyoruz istiyoruz Hükümete.  Anayasanın lavsı bellidir, ruhu bellidir, amacı bellidir.  TBMM’ni bu gibi konularda Anayasa tam yetkili kılmıştır.  Bu bakımdan Anayasanın bu amir hükmünden kaçınmak için Hükümet birtakım yan yollara başvurmayı düşünmemelidir bizim kanaatimizce.  Bu yola gittiği takdirde Anayasa’nın ruhuyla bağdaşmayan bir davranış içine girmiş olur.

Soru:  Türkiye’de asker konuşlandırılması yada Türkiye’den dışarıya asker gönderilmesi konusu Anayasada düzenlenmiştir buna dikkat etmek gerekiyor diyorsunuz. Peki dönelim olası savaş hazırlıklarına dair Türkiye’nin izlediği politikaya.  ABD ile ilişkiler açısından çok kritik bir noktayı oluşturuyor ve özellikle asker sayısının müzakere edildiğini ve bu konuda Genelkurmaya  bir yetki Hükümet tarafından bir yetki verildiğini biliyoruz.  Hatta rakamlar telaffuz ediliyor.  Ama biz genel olarak biraz bilgi edinmek amacıyla sormak istedik.  Burada yöntem nedir hükümet önce Genelkurmaya böyle bir yetki verir, Genelkurmay askeri planlamaları yapar, hükümete görüş bildirir ondan sonra Hükümet siyasi irade mi bildirir?  Böyle bir karar mekanizması mı var efendim?

O. Öymen:  Hükümet sahip olmadığı bir yetkiyi devredemez.  Bu konuda Hükümetin şu anda yetkisi yoktur.  Yetki Büyük Millet Meclisindedir.  Öncelikle Büyük Millet Meclisinden yetki alması lazım, ondan sonra ancak söylediğiniz çalışmalar yapılabilir.  Genelkurmay Başkanlığı tabiatıyla Hükümet’ten siyasi bir karar bekler, siyasi bir irade bekler, talimat bekler.  Ama netice itibariyle, Genel Kurmay Başkanlığına bu konuda bir yetki vermeye yetkisi yoktur, direktif vermeye yetkisi yoktur.  İşin burasına dikkat çekmek istiyorum.    İkinci nokta şu; Washington Post Gazetesi birkaç gün önce Türkiye’nin 15.000 Amerikan askerinin konuşlandırılmasına izin vereceğini yazdı.  Bu haber tekzip edilmedi.  Bir de Sn. Dışişleri Bakanı’nın demeçleri  aşağı yukarı bunu doğrular niteliktedir.  Bunu biz yadırgıyoruz.  Çünkü dediğim gibi, Hükümet sahip olmadığı bir yetkiyi kullanamaz.  Yani bu konuda çok hassas olmak lazım,  çok titiz olmak lazım.  TBMM’nin üzerinde  kendini görmeye çalışmaması  lazım Hükümetin.  İşin hukuki tarafı da budur, siyasi tarafı da budur. Teknik açıdan her zaman bütün ihtimallere karşı hazırlıklar yapılabilir, askeri makamlarımız da yapar, başka ülkeler de yapar.  İşin Bu yönüne kimse itiraz edemez ama bir yetki vermek suretiyle yabancı bir ülkeye..

Soru:  Sn. Öymen müzakere yetkisinden söz ediliyor o anlamda soruyorum.

O. Öymen: Şimdi ince nokta şudur.  Yabancı bir ülke ile müzakere edebilmek için yetkiniz olacak.  Neye dayanarak müzakere edeceksiniz.  Ben nasıl olsa Meclis’ten yetki alırım diye müzakere yapılmaz.  Önce yetkiyi alırsınız ondan sonra o yetkinin verdiği çerçeve içinde müzakere yaparsınız.  Yani, arabayı atın önüne koymamak lazım.

Soru:  Burada bir nüans var buna da dikkat çekmek lazım. Peki,  siz de bahsettiniz 15.000 Amerikan askerinin Türkiye’de konuşlandırılması gibi bir formülden de sıkça söz ediliyor. Bu rakama nasıl ulaşıldığını da biraz aslında hatırlamak lazım. Örneğin daha önce ABD’nin 80.000, 90.000 Amerikan askerini konuşlandırmaktan söz ettiğini, daha sonra Türkiye’nin bunu kabul edemeyeceğini söylediğini  takip ettik haberlerden.  Şimdi burada aranan anlamlı sayı nedir yani Türkiye’nin Kuzey Irak’da gözeteceği unsurlar neler olacaktır ki belli makul sayıda bir Amerikan askeri diye bir belirleme yapılsın.

O. Öymen:  Öyle anlaşılıyor ki işin prensibinin tartışılmasından önce ayrıntıların tartışılmasına girişilmiştir. Yani kaç asker bulundurulacağı bulundurulmayacağından önce, asker bulundurulup bulundurulmamasını gündeme getirmek lazım. Demin dediğim konu bununla ilgilidir.  Önce asker bulundurma yetkisi alacaksınız.  Bu yetkiniz yoksa bu sayıyı tartışmanız mümkün değildir.

Soru:  Peki  Sn. Öymen, bu sayı tartışıldığına göre artık illaki  ABD ile  böyle bir işbirliğine gidilecek çıkarımına varmamız gerekiyor öyle mi?

O. Öymen:. Şimdi ABD Türkiye’nin dostudur, müttefikidir.  Bu kitle tahrip silahlarının yayılması, BM’in kararlarına uyulması konularında ABD’nin hassasiyetini gayet iyi anlıyoruz.  İşin esasını tartışmıyoruz şu noktada.  İşin esasında bu silahların bütün Dünya’dan kaldırılması için Türkiye diğer müttefikleriyle birlikte hareket etmektedir.  Bu işin prensibidir..  Ama burada bir askeri operasyon gündeme geldiğinde bunu bütün yansımalarıyla düşünmek lazım.  Şunu unutmayalım, Türkiye 80 yıldan beri bu bölgede barış içinde yaşamış tek ülkedir.  Bu güne kadar Türkiye’yi savaşlara sokmak için çok gayret sarf edenler olmuştur.   Türkiye’ye çok baskı yapanlar olmuştur.  80  yıldan beri hiçbir Türk hükümeti bu baskılara boyun eğerek savaş içine girmemiştir.  Şimdi ilk defa bu yola gidilme temayülünde olduğu anlaşılıyor.  Hükümetin bu temayülde olduğu anlaşılıyor.  Bu çok ciddi bir işdir.  Hükümetlerin birinci görevi ülkeyi barış içinde yaşatmaktır.  Başka konularda başarısız bile olsa bu konuda mutlaka başarılı olmak zorundadır.  Bir savaşın maliyeti çok yüksek olacaktır.   Başka ülkeleri gücendirmeyelim, darıltmayalım düşüncesiyle ülkeyi savaşa sokmak kararı kolay, kolay alınamaz.  Eğer bu bir zorunluluk haline gelirse, bunun için bir uluslar arası bir meşruiyet aramak lazım.  Yani BM Güvenlik Konseyi’nin yeni bir karar  almasını sağlamak lazım.  İkinci olarak da Türkiye’de meşruiyet lazım, bunun için de Meclisin karar alması lazım.  Bu konunun üstünde hassasiyetle duruyorsak bu boşuna değildir.    Konuştuğumuz konu bir savaş mı barış mı konusudur.  Bunun hafife alınacak tarafı yoktur.  Hükümetler şu veya bu anlaşmanın kenarından dolaşarak biz bu işi hallederiz demek gücüne, cesaretine ve yetkisine sahip olmamalıdır.

Soru: Peki bu durumda  şu anda tartışılan hususların aslında hem çok erken olduğunu hem de açıkçası hala barış umudu korunurken çok da yerinde olmadığını savunuyorsunuz.  Bunu anlıyorum ama tartışıldığına göre biz de geldiğimiz noktayı yada bundan sonrasını görmeye  çalışıyoruz.  O anlamda biraz önce konuştuğumuz konu, asker konuşlandırılması konusu çok kritik çok hassas bir konu.  Burada yapılan müzakerelerde yada pazarlıklarda hangi noktaya hangi noktaya geldiğimizi biraz açığa çıkarmak istiyorum.  Örneğin biz belli sayıya  bir makul bir sayıya kadar nerdeyse yeşil ışık yakmış durumda gözüküyoruz.  Ama bu sayının acaba maliyeti neyi beraberinde getirecek yani orada kapsamlı bir cephe kurulmasına yetecek bir sayı olacak mı bu?  Eğer olmazsa  Türkiye için ne anlama gelecek yani 80.000 ile 15.000 arasında sizce ne fark var?

O. Öymen:  Şimdi bu sorular bu operasyonu yapmayı düşünen ülkelerin askeri karargahlarında tartışılması cevaplandırılması gereken sorulardır. Bir savaş kaçınılmaz hale gelirse  bunu nasıl yaparız?  Kaç cephe gerekir?  Hangi cephede ne kadar birlik gerekir? Bunlar bizim siyasi düzeyde şu sırada cevaplandıracağımız konular değildir.   Siyasi açıdan bakıldığında 15.000 askerle 30.000 asker arasında çok büyük  bir fark yok.  Önemli olan yani biz 30.000 askeri 80.000 askeri reddettik sadece 15.000 askere razı olduk demekle kendinizi kurtaramazsınız.  Yani burada daha az sayıda asker bile  olsa dikkate alınması gereken unsurlar  şunlardır.  Türkiye  yabancı askeri konuşlandırdığı anda istese de istemese de dolaylı bir şekilde de olsa böyle bir askeri çatışmanın tarafı olacaktır belki de hedefi olacaktır.  Bunun bir maliyeti olacaktır.  Acaba bu halde bu takdirde böyle bir çatışma Türkiye üzerinden olduğu takdirde, Türkiye’nin kendisine yönelik olabilecek  muhtemel bir saldırıya karşı sivil halkın, silahlı kuvvetlerin korunması için bütün tedbirleri var mıdır?  Bütün bu unsurlarda, bu konularda Türkiye yeterince destek sağlamış mıdır?  Diğer Nato ülkelerinden destek alınmış mıdır?  Sivil halkın korunması için ABD’nin iki cepheye ne kadar uzaktır.  Ne kadar büyük harcamalar yaptığını biliyoruz.  Ne kadar büyük araştırmalar yaptığını biliyoruz.  Acaba bunlar Türkiye’de yapılmış mıdır?  2 inci Dünya Savaşı tecrübesini unutmayalım.  İsmet Paşa İngilizlerin savaşa girme teklifini reddederken Türk halkının muhtemel bir saldırıya karşı yeterince korunmaya sahip olmadığını  söylemiştir.  Bu korunmayı talep etmiştir.  Bu korunmayı sağlayamayan İngiltere’nin de Türkiye’ye fazla ısrar edecek gücü kalmamıştır.  Şimdi şu anda Türkiye’de muhtemel bir biyolojik ve kimyasal saldırıya karşı yeterince koruma var mıdır?  Hükümet bu konuda kamuoyuna bir açıklama yapacak durumda mıdır?  Askeri makamlar arasında yapılan görüşmelerde bu konu ele alınmış mıdır?  Alınmışsa ne sonuç alınmıştır? Yani meselenin askeri  boyutları tartışılırsa bunların tartışılması lazım yoksa, kaç bin asker gelse iyi olur? ne kadar asker yeterlidir ? Sn. Dışişleri Bakanının söylediği gibi asgari ne kadar asker yeterli işte ona bakıyoruz filan demek zannediyorum ki işin esasından biraz dikkatleri başka yöne kaçırmak oluyor.  Burada bir asker sayısı pazarlığı yapılmamalıdır.  İşin esasına bakmak lazımdır.  Bir savaşa Türkiye doğrudan veya dolaylı katılma noktasına gelmiş midir?  Gelmişse bunun için siyasi yetki alınmış mıdır?  Bunun Türkiye’ye maliyeti ne olacaktır?  Türkiye bunun için hazırlıklı mıdır?  Halkımızı buna karşı koruyacak tedbirlerimiz var mı?  Ekonomimizi buna karşı nasıl koruyacağız? Tartışılması gereken noktalar bunlardır.

Sn. Onur Öymen çok teşekkür ediyoruz.  Aslında tüm bunlardan çıkardığımız bir nokta var.  Türkiye savaşla barış arasında hassas bir politika izlemeye çalışıyor.  Ama şu anda Amerikan askeri konuşlandırmak yada Türkiye savaşa ne kadar dahil olacağı   tartışmak için önce sormamız gereken daha kritik sorular var.  Bunları da göz ardı etmeyelim ve bu hassasiyetleri gözden kaçırmamak lazım  çünkü daha öncesinde yaşadığımız  bir tecrübe daha  var.  Biz bu filmi daha önce de seyretmiştik diyelim. Çok teşekkür ediyoruz  Onur Öymen katıldığınız için.

O. Öymen:  Ben teşekkür ediyorum. Yani karşımızdaki soru savaş mı barış mı sorusu ise bizim cevabımız barıştır.

Elbette, herkesin cevabı barış olmalı diyelim öyle temenni edelim.  Gelişmeleri izlemeyi sürdüreceğiz.


Bu belge Görsel Basın arşivinde bulunmaktadır.