Son Eklenenler:
- Kıbrıs’ta beklenmedik gelişmeler – Onur Öymen – Cumhuriyet Gazetesi – 18 Nisan 2025
- SPUTNİK AJANSININ ADANA MUTABAKATIYLA İLGİLİ SORULARINA KARŞILIK VERDİĞİM MÜLAKAT 27 OCAK 2019
- ODA TV’DEN NURZAN AMURAN’A VERİLEN MÜLAKAT 27 EKİM 2019
- 3 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramının 99. yıldönümü Hakkında 25 NİSAN 2019
- CUMHURİYETTE “ ABD’NİN AMACI DEVLETÇİKLER OLUŞTURMAK” ADLI MÜLAKAT 24 AĞUSTOS 2019
- GAZETE DURUM’DAN BAHADIR SELİM DİLEK İLE MÜLAKAT “VETO HAKKINI SONUNA KADAR KULLANMALIYIZ 23 MAYIS 2022
- Cumhuriyet gazetesi Tuncay Mollaveisoğlu imzasıyla ve “Türkiye Geri Adım Atamaz” başlığıyla yayınlanan mülakat 22 TEMMUZ 2019
- ABD BAŞKANI TRUMP’IN AMERİKA’NIN 1987 TARİHLİ ORTA MENZİLLİ NÜKLEER SİLAHLAR ANTLAŞMASINI (INF) ASKIYA ALMA KARARIYLA İLGİLİ OLARAK SPUTNİK HABER AJANSINA VE BAŞKA YAYIN ORGANLARINA VERİLEN DEMEÇ 22 ŞUBAT 2019
- Türkiye’deki Demokrasi, İnsan Hakları, Basın Özgürlüğü ve Düşünce Özgürlüğü Alanlarındaki Eleştiriler Hakkında 21 KASIM 2019
- Erdoğan ve ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence görüşmesi ardından 18 EKİM 2019

SkyTürk, AB Aday Ülkeler Zirvesi
AB ADAY ÜLKELER ZİRVESİ
S: Türkiye’nin gündeminde yine Avrupa Birliği var. Geçen haftaki Brüksel Zirvesi’nden sonra AB Dönem Başkanı Danimarka 13 aday ülkenin katılacağı bir zirve düzenledi. Bugün Kopenhag’ta başlayan zirvenin gündemi genişleme ve Avrupa güvenlik korunma politikası. Cumhurbaşkanı Sezer ve Dışişleri Bakanı Gürel de zirve için Kopenhag’ta. Brüksel’de ise bugün Avrupa Konvansiyonu toplantısı var. Her iki zirve için Kopenhag ve Brüksel’deki arkadaşlarımıza bağlanacağız. Burada ise deneyimli bir isim emekli Büyükelçi sayın Onur Öymen var. Sayın Öymen bugün hem Kopenhag’ta hem de Brüksel’de böyle bir trafik var, bir yoğunluk var. Az sonra zaten basın toplantısı ile ilgili açıklamalar üzerine de konuşma fırsatı bulacağız diliyorum. Öncelikle şunu sormak istiyorum. Ne beklemek gerekiyor bugün Kopenhag’taki değerlendirmelerden ve sayın Cumhurbaşkanı’nın temaslarından?
OÖ: Şimdi tabi sonuçlar açıklanmadan bir tahminde bulunmak doğru olmaz. Türkiye’nin burada iki tane beklentisi var belli başlı iki konuda. Bir tanesi tam üyelik için bir tarih verilmesi. İkincisi de Avrupa Ordusu denilen Avrupa savunma ve güvenlik politikası konusunda Türkiye’yi tatmin edecek bir anlaşmanın ortaya çıkıp çıkmayacağı. Bu iki konuda nasıl bir sonuç alınacağını birazdan göreceğiz izleyeceğiz.
S: Acaba AB böyle bir zirveye neden gerek duydu, böyle bir toplantı çağrısına? Çünkü daha önceki dönemde planlanmış bir toplantı değildi bu.
OÖ: Şimdi bu gibi toplantılar önemli kararlar öncesinde genellikle yapılıyor. 14 Aralık tarihinde yapılacak AB zirvesinde bu konularda önemli kararlar alınacak. Ondan önce ilgili ülkelere bilgi verme ihtiyacını duymuş olabilirler. Belki onlarla danışma, onların tepkilerini alma ihtiyacı duymuş olabilirler. Bu gibi zirveler, aday ülkelerle bu gibi toplantılar sık sık yapılıyor. Onun için bunu yadırgamamak lazım. Olağanüstü bir durum gibi görmemek lazım.
S: Geçen haftadan bugüne yansıyan haberlere bakıldığında, beş Avrupa ülkesinin Türkiye’ye bir müzakere tarihi verilmesi konusunda gayet olumlu bir görüş birliği içinde oldukları haberleri vardı. Acaba bugünkü toplantıda bunun yansımalarını görmek mümkün olur mu?
OÖ: Şimdi bu gibi konularda tahminler üzerine konuşmak bence yanıltıcı olur. Gerçekleri sonuçları gördükten sonra bir değerlendirme yapmak daha sağlıklı olur. Yalnız şurası muhakkak ki, Türkiye’ye bir müzakere tarihi verilmesinde zaten geç kalınmıştır. Diğer aday ülkeler adaylıklarının resmen kabulünden bir kaç ay sonra- dört ay sonra, beş altı ay sonra- genişleme müzakerelerine oturmuşlardır. Türkiye’nin durumuna gelince, Türkiye yaklaşık üç yıl önce Türkiye’nin adaylığı resmen kabul edilmiştir Helsinki’de. Üç yıl sonra bize gelecek yıl için, mesela bir yıl sonrası için ne ise bir tarih verildiği takdirde bunu büyük bir başarı gibi kabul edeceğiz. Yani ben Türkiye’nin bu konuda çok daha önce üyelik müzakerelerine başlamış olmasını temenni ederdim. Çünkü diğer adayların tümü aşağı yukarı üyelik müzakerelerini tamamlamışlardır. Biz daha başlamadık. Önümüzdeki yıl başlarsak bunu çok büyük bir başarı olarak takdim edeceğiz ki; bu Türkiye’ye yakışan bir durum değil.
S: Size sormak istiyorum. Siz çok deneyimlisiniz. Hem NATO’da hem de Avrupa Birliği’nin muhtelif görev alanlarında Türkiye’yi temsil ettiniz. Bu Brüksel’deki Avrupa Konvansiyonu konusunda sizden biraz görüşlerinizi alabilir miyiz?
OÖ: Şimdi bu konvansiyonun özelliği şu: Avrupa Birliği’nin gelecekteki yapısı ile ilgili bir danışma toplantısı sayılabilir. İlgili ülkeler katılıyorlar, üst düzeyde katılıyorlar, teknik düzeyde katılıyorlar. Burada çeşitli görüş alışverişi yapılıyor. Şimdi önemli olan şu, bizim açımızdan önemli olan şu: Muhtemelen Türkiye AB’ye üye olduğunda AB’nin yapısında bazı değişiklikler olacak. Yani biz şimdi bugün üye olursa Türkiye, ne gibi sorunlarla karşılaşacağız veya ne gibi avantajlar elde edeceğiz, bunu biliyoruz. Ama değişen bir Avrupa’da yerimiz ne olacak, nasıl olacak? O bakımdan bu konvansiyonu iyi izlemek lazım, yakından izlemek lazım bu toplantıları. İzlemekle yetinmemek lazım. Tükiye’nin katkıda bulunması lazım. Şimdi öyle anlaşılıyor ki, bugün üye ülkelerin sahip oldukları bazı avantajların zaman içinde topluluğun genişlemesine paralel olarak aşılması söz konusudur. Şimdi buna dikkat etmek lazım. Yani Türkiye açısından önem taşıyan bazı unsurların aşılmaması için özen göstermek lazım. Bunun içinde ağırlıklı oy meselesi var, Avrupa Parlamentosu üyeliği meselesi var, kaç üye olacak. Bugün Türkiye üye olsa, Avrupa Parlamentosu’nda 87 milletvekilimizin olması lazım. Ama bu olabilecek mi? Manzara öyle gösteriyor ki böyle olmayacak, değişecek. Nasıl değişecek? Bugün üye olsak, Avrupa Konseyi’nde yani Avrupa Birliği’nin hükümetler düzeyinde en yüksek organında Türkiye’nin on ağırlıklı oyu olacak. Yani hemen İngiltere gibi, Fransa gibi, Almanya gibi. Acaba öyle olacak mı?
S: Türkiye’nin bu konvansiyonda daha aktif daha etkin bir rol alması için ne yapılması gerekiyor?
OÖ: Türkiye’nin aktif rolü olması için bu konunun hükümet düzeyinde de kamuoyunda da çok kapsamlı olarak ele alınması lazım, tartışılması lazım, gelişme nereye doğru gidiyor, biz hangi tezleri savunuyoruz, neyi kabul ettirmeye çalışıyoruz, diğer ülkelerin tutumu nedir? Yani bunlar çok ciddi konular. Bugünden ağırlığınızı koymazsanız, yeterince ağırlığınızı koymazsanız, yarın bunun sıkıntısını çekersiniz.
S: Türkiye bunu yapabildi mi sizce peki bugüne kadar?
OÖ: Şimdi bu anlamda değerlendirmede bulunmak istemiyorum. Çünkü bu gibi durumlarda devletin elindeki bütün bilgilere sahip olmak lazım değerlendirme yapmak için. İnşallah önümüzdeki Pazartesi günü CHP’nin iktidara geçeceği anlaşılırsa, o zaman devletin elindeki bütün bilgilere sahip olarak daha sağlıklı bir değerlendirme yapmış oluruz. Ama şu anda bunu söyleyecek konumda değiliz.
S: Yeniden Brüksel’den Kopenhag’a dönersek eğer bu Avrupa Birliği ülkelerinin bir görüş birliği destek Türkiye’ye destek şeklinde. Bu ülkeler içierisinde Almanya çok önemli bir lokomotif görevi görüyor. Ve Türkiye’ye de bir destek görüntüsü veriyorlar. Acaba bu Türkiye’nin Aralık’taki Kopenhag Zirvesi’nde daha olumlu sonuçlarla karşılaşması için umutlandırıcı bir yol olabilir mi bütün bunları birleştirdiğinizde?
OÖ: Bunu zannediyorum daha önce de söylemiştim. İşin can alıcı tarafı şudur: Devletlerin tutumunun ne olduğunu, ne olmadığını anlayabilmek için böyle basın beyanlarına bakmak, arada bir yapılan resmi açıklamaların içinden bir sonuç çıkarmak en doğru yöntem değil. En doğru yöntem bu devletlerle en üst düzeyde görüşmektir. Başbakan düzeyinde görüşmektir. O zaman o ülkelerin gerçek tutumunu öğrenebilirsiniz. Yoksa bir takım yorumlarla bazen yanıltıcı da olabilecek bir takım yorumlarla sonuca gitmek durumunda olursunuz ki, bu en doğru yol değildir.
S: Sanıyorum bunca yıllık diplomatik deneyiminizle zaten bu şekilde görüş ifade ediyorsunuzdur; tecrübelerinize dayanarak. Peki bunun tersi örneklerle karşılaşıldığı oldu mu?
OÖ: Oldu tabi. Yani şimdi bundan kısa bir süre önce birkaç gün önce Avrupa Komisyonu raporu yayınlandıktan sonra çok olumsuz bir hava esti. Türkiye’ye üyelik tarihi, daha doğrusu üyelik müzakeresi için tarih verilmeyeceği izlenimi yaygınlaştı. Bazı basın haberleri üzerine bu sefer çok iyimser bir hava yaratıldı ortaya. Efendim tarih verilecek. Bunlar bir piyango çeker gibi ortaya çıkan hususlar değil. Bunları konuşmak lazım insanlarla. Tarih veriyorsanız çok güzel, ne zaman başlıyoruz müzakerelere? Vermiyorsanız niçin vermiyorsunuz? Bizden beklediklerinizin hepsini yaptık. Tarih vermekte sıkıntınız var ise niçin var? Şimdi bu konularda bazı işaretler var. Bunlara dikkat etmek lazım.
S: Şunu sormak istiyorum efendim. Bu çelişkili yansıyan çelişkili tablo peki diplomaside bir şeyin ifadesi midir? Yani bu şekilde basına çünkü bir olumlu bir olumsuz görüşler geliyor. Ne anlam ifade ediyor?
OÖ: Bunun anlamı şudur. Aslında bu gibi önemli reformları yapmadan önce bizim parlamentomuzun çıkardığı AB Uyum Yasaları, işte demokratik reform paketi gibi şeyler ki Avrupa Birliği’nin talebi üzerine bunların yapıldığı anlaşılıyor. Bunlar yapılmadan önce Avrupa Birliği Komisyonu ile ve üye ülkelerle en üst düzeyde görüşülür. Siz bizden ne istiyorsunuz, yaparsak siz ne yapacaksınız?
Şimdi diplomaside usul şudur: Sizden bir şey istedikleri zaman diyelim ki “şu şu yasaları çıkartın” diye bir talepte bulundukları zaman, idam cezası, işte diğer bazı dillerin yayını, eğitimi konularında sizin soracağınız soru “peki biz bunları çıkarırsak siz ne yapacaksınız?” Yani karşılığını önceden bilirsiniz atacağınız adımın. Yani “bizden bunu istiyorlar, biz onu yapalım. İnşallah onlar da karşılığını verir” demezsiniz. Yani diplomaside usul böyle değildir. Şimdi Türkiye’de öyle bir izlenim yayıldı ki haklı olarak belki; yani bu yasaları çıkarttığı zaman Türk Parlamentosu mesele halledilecek ve biz üyelik müzakerelerine başlayacağız. Şimdi Ağustos’tan bu yana neredeyse üç ay geçti ve daha henüz bunun işaretini göremedik. Ve Aralık’ta bir işaret görürsek sevineceğiz. Şimdi bu işlerde zaman faktörü çok önemlidir. Biz zaten çok gecikmiş durumdayız. Yani tabi iyimser bir hava estirmeyi hepimiz isteriz. Bizim meslek iyimserlik mesleğidir. Ama şurasını da itiraf edelim ki, gerçekleri halka anlatmazsak görevimizi yapmamış oluruz. Türkiye’nin bu kadar gecikmiş olması bu işte çok büyük bir eksikliktir. Diğer bütün adayların Türkiye’nin önüne geçmiş olması büyük bir eksikliktir. Ve eğer bizim reform sürecini geç bir tarihte yapmamızdan, gereçekleştirmemizden kaynaklanıyorsa demek ki orada bizim bir kusurumuz var. Türkiye bunu daha önce yapacaktı. Yok efendim bizim reformları gereçekleştirmemize rağmen AB şu veya bu nedenle geciktirdiyse işi, o zaman onun mücadelesini vereceksiniz. Yani diplomaside işler şansa bırakılmaz. Başından sonuna kadar insanlardan ne istediğinizi söyleyeceksiniz. Ve siz ne yaparsanız onların ne karşılık vereceğini önceden bileceksiniz. Yani sonra böyle tesadüflere, sürprizlere, temennilere bırakmayacaksınız bu bir. İkincisi biz sadece Kopenhag Zirvesi’ni Türkiye’ye tarih verilecek mi verilmeyecek mi boyutuyla değerlendiriyoruz. İki tane önemli konu daha var: bir tanesi Kıbrıs’ın dıurumudur, bir tanesi Avrupa Ordusu’nun durumudur. Şimdi buralarda ne karar alacak AB? Bu çok önemli.
S: Sayın Öymen aslında bu tablodan da şey çıkıyor tabi hem Kopenhag’ta hem de Brüksel’de aslında Türkiye’nin az önce söylemiştiniz siz, zaman çok daraldı ve aslında çok da geç kalındı bunun için. Ama yoğun bir çaba var, trafik var. Brüksel’de Başbakan yardımcısı düzeyinde temsil ediliyor Türkiye, diğer yanda Cumhurbaşkanı düzeyinde temsil ediliyor. Bütün bu yoğunluk bütün bu trafik ne şekilde yansıyacak acaba? Onun üzerinden değerlendirerek gidelim isterseniz.
OÖ: Evet. Şimdi burada bir iki unsur var. Bir tanesi din faktörüdür. Şimdi AB’nin temel belgelerinde din faktörü hiç yer almadı şimdiye kadar. AB’ni dini boyutu olan bir kuruluş haline getirmek bence çok yanlış olur. Bu AB’nin açık, özgürlükçü tutumuna aykırıdır. NATO’da da bir dini faktör yoktur. Avrupa Konseyi’nde de yoktur. Diğer benzeri kuruluşlarda da yoktur. Şimdi AB’ne böyle bir boyut eklemek Türkiye açısından ciddi bir sıkıntı yaratır. Ve aslında AB’nin mesajını da değiştirir, şimdiye kadar verdiği mesajı. Şimdi AB laik bir kuruluştur. Diğer kuruluşlarda olduğu gibi din ile AB’nin faaliyetleri birbirinden şimdiye kadar ayrılmıştır. Şimdi din faktörünü kattığınız zaman farklı dinlere mensup ülkelerin de üye olması konusu ayrıca tartışmaya açılır. Bunlar doğru şeyler değildir. AB’nin bir Hristiyan klübü olduğunu söyleyenler çıkmıştır. Bir uygarlık projesi olduğu onun için Türkiye’nin katılmaması gerektiğini söyleyenler çıkmıştır. Ama bu hiç bir zaman hükümetlerin, üye ülkelerin hükümetlerinin resmi tutumu olmamıştır. Ben ümit ediyorum ki bu gibi düşünceler üyelerin resmi tutumu olmaz ve AB bu yola gitmez. Giderse AB burada çok kayba uğrar.
S: Az önce değinmiştiniz. Bu Kopenhag’taki önemli başlıklardan birisi de kuşkusuz hem Kıbrıs’ın üyeliği, hem de Avrupa Ordusu. Bu iki başlık üzerine konuşmamız gerekiyor.
OÖ: Evet. Şimdi bu çok önemli. Biz sadece bize tarih verilecek mi verilmeyecek mi, onu tartışıyoruz. Fakat aynı zamanda AB diğer adayların üyeliği konusuna karar verecek Kopenhag’ta.
S: Sözünüzü kesiyorum özür dilerim. Kopenhag’ta Cumhurbaşkanı Sezer’e bu Avrupa Ordusu ile ilgili belgeyle ilgili bir bildirim sunum yapılacaktı.
OÖ: Olabilir tabi. Şimdi burada Kıbrıs konusunda bizim tutumumuz Türkiye olarak öteden beri çok net ve açık olmuştur. Biz daima şunu demişizdir: Güney Kıbrıs devletini kuran Londra ve Zürih antlaşmalarına göre Kıbrıs’ın Türkiye ile Yunanistan’ın aynı zamanda üye olmadıkları uluslararası kuruluşlara katılmaları bu antlaşmaların ihlalidir, mümkün değildir. Hukuk dışıdır. Şimdi bunu yalnız Türkiye değil, ilgili pek çok uluslararası bilimadamı da söylüyor, hukukçu da söylüyor. Şimdi Türkiye bunu çok açık bir şekilde dile getirmeli her zaman. Yani “madem ki efendim artık lafı çok geçti. AB’nin eğilimi de belli oldu. Bari susalım da talebimizi yerine getirememiş bir ülke durumuna düşmeyelim” dersek, yanlış bir iş yapmış oluruz. Çünkü bu hukuka aykırı bir durumdur bu bir. İkincisi belki siyaseten daha önemlisi Kıbrıs’lı Rumlar anlaşmayı ihlal ederek AB’ne alındığı takdirde ileride Türkiye’nin üyeliği konusunda onlar da söz sahibi olacak. Yani Kıbrıs Rum hükümetinin ve parlamentosunun Türkiye’nin üyeliği zamanı gelince veto hakkı olacak. Yani siz Türkiye olarak tanımadığınız ve meşru saymadığınız bir ülkenin onayı olmadan AB’ne giremeyeceksiniz. Onun vetosuna tabi olacaksınız. Bu çok ciddi bir durum. Şimdi bunu eminim ki Kopenhag’ta sayın Cumhurbaşkanımız, Dışişleri Bakanımız herhalde dile getirecektir. Mutlaka getirmiştir veya getirecektir. Ama bu çok önemli. Nedense basında kamuoyunda böyle bir mesele yok farzediliyor. Yarın öbür gün böyle bir işle karşılaştığımız zaman hiç kimse bizi niye uyarmadınız dememeli. İşte uyarıyoruz. Yani eğer sorun bir uyarı ise bu bir uyarıdır. Bunu daha önce de söyledim. Yani daha önce biz aylarca yıllarca bütün siyaset adamlarına bunu anlattık. Bu tehlikeden söz ettik. Kıbrıs’lı Rumların Türkiye’den önce üye olmasına engel olmamız gerektiğini, bunun için diplomasinin bütün yöntemlerine baş vurmamız ve devlet ağırlığını koymamız gerektiğini söyledik. Şimdi zaman çok dar. Bu kalan zaman içinde ne yapılabilir ne kadar yapılabilir bunu göreceğiz.
S: Bununla ilgili şöyle bir senaryo da var: AB’nin sadece Rum kesimini alıp, K.K.T.C. ile ilgili özel bir çalışma başlatacağı gibi bir görüş var. Böyle bir şey var mı, mümkün mü?
OÖ: Bu hiç bir şeyi değiştirmez. Yani Kıbrıs2lı Rumlar AB’nin tam üyesi oldukları andan itibaren, ister adanın yarısını temsil etsinler ister tamamını. Yani AB’nin veto hakkına sahip bir üyesi olacaklar. Bu demektir ki Türkiye’nin üyeliği gündeme geldiğinde onlar evet derse üye olacaksınız. Hayır derse olamayacaksınız. Vaktiyle unutmayalım ki bunun örnekleri yaşandı. Fransa İngiltere’yi iki kere veto etti. Ve o dönemde ingiltere giremedi AB’ne. Bir tek ülkenin vetosu yüzünden. Şimdi buna benzer bir durum çıkarsa ortaya, bunun sıkıntısı çekilir. Onun için bunun çaresi Türkiye ile Yunanistan’ın dengesinin bozulmamasıdır. Londra ve Zürih antlaşmalarının bu konuya ilişkin hükmüne saygın gösterilmedir. Ve Türkiye’nin devlet ağırlığını ortaya koyarak bu konuda mutlaka bizim istemediğimiz bir durumun ortaya çıkmasına engel olmasıdır. Diğer bir nokta şu: Kıbrıs’lı Rumlar üye oldukları andan itibaren Nice Zirvesi kararlarına göre AB’nin kararlarına göre Avrupa Ordusu konusunda da Türkiye’den çok söz sahibi olacaklar. Yani AB’nin öncülüğündeki savunma ve güvenlik konularında Türkiye’den daha fazla söz sahibi olacak Kıbrıs’lı Rumlar Avrupa’da. Bunu içimize sindirebilir miyiz? O bakımdan bu Avrupa Ordusu da fevkalade önemlidir. Ve öyle anlaşılıyor ki bir kaç gün önce Brüksel’de AB üyesi ülkeler arasında bu konuda bir görüş birliğine varılmış. Nedir bu görüş birliği? Bunu biz bilmiyoruz. Yani hükümetmiz mutlaka biliyordur. Fakat bunun ince noktası şu: Acaba bu görüş birliğine varılmadan Türkiye’nin onayını aldılar mı? Yoksa “biz aramızda anlaşalım, Türkiye’ye nasıl olsa kabul ettiririz” mi dediler. Çünkü sonunda NATO ‘da bunun Türkiye tarafından kabul edilmesi gerekiyor. NATO açısından bir hüküm ifade edebilmesi için mutlaka Türkiye’nin de onayı gerekiyor. Şimdi acaba Türkiye’ye daha önce danıştılar mı? İşte bu Ankara sürecinde olduğu gibi bizim onayımızı aldılar mı? Yoksa Türkiye’nin onayını almadan mı böyle bir metin üzerinde görüş birliğine vardılar? Bu çok ciddi bir durum yarratır.
S: Bu temaslar sonrasında zannediyorum bununla ilgili daha net bilgiler de elimize geçtiğinde daha sağlıklı değerlendirmeler yapabiliriz.
OÖ: Öyle. Yalnız burada ilginç bir nokta şudur: Biz Ankara anlaşmasını yaparken Türkiye olarak garı resmi bir anlaşmadır. Ama Amerika ve İngiltere ile anlaşırken dedik ki “bu bizim varabileceğimiz son noktadır. Türkiye de bazı esneklikler gösterdi. Karşı taraf da bazı esneklikler gösterdi ve bir noktada anlaştık. Bundan geriye bir adım atamayız. Yunanistan buna itiraz etti. Yani 14 ülke kabul ett. Bir tek Yunanistan itiraz etti. Şimdi öyle anlaşılıyor ki Yunanistan’ın talebi üzerine AB Yunanistan’ı da tatmin edecek bir formül arayışı içine girmiştir. Ve belki de bunu kabul etmiştir.
S: Bu konudaki temaslar devam ediyor bildiğim kadarıyla.
OÖ: Ediyor ama bu çok hassas bir konudur. Yani Türkiye’nin onayı olmadan varılmış bir mutabakat bizi ilerde sıkıntıya düşürebilir. Basına yansıyan bilgilere bakılırsa AB’nin üzerinde görüş birliğine vardığı metin aslında Yunanistan’ın öteden beri savunduğu görüşe çok yakındır. Bizim buna çok dikkat etmemiz lazım.
S: Bu konuyla ilgili değerlendirmelerinize daha sonraki programlarımızda da devam edeceğiz. Çok teşekkür ediyoruz efendim. Avrupa Birliği’ndeki, Brüksel’deki ve Kopenhag’taki gelişmeleri ilerleyen programlarımızda aktarmaya devam edeceğiz. Yarın yeni bir Odak Noktası’nda görüşmek üzere hoşçakalın.
Bu belge Görsel Basın arşivinde bulunmaktadır.