TBMM AB Uyum Komisyonu Konuşması

CHP GENEL BAŞKAN YARDIMCISI ONUR ÖYMEN’İN TBMM AB UYUM KOMİSYONUNDA YAPTIĞI KONUŞMA – 27 ARALIK 2007
(AVRUPA BİRLİĞİ GENEL SEKRETERİ OĞUZ DEMİRALP’IN SUNUMUNDAN SONRA)

ONUR B. ÖYMEN (Bursa) – Çok teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Büyükelçi Demiralp Bey’e ve çalışma arkadaşlarına teşekkür ediyoruz. Gerçekten, teknik düzeyde yapılabilecek işlerin en iyisini yapmaya çalışıyorlar ve birçok alanda da elle tutulur sonuçlar aldıklarını biliyoruz; eğitim alanında olsun, bilim alanında olsun, başka alanlarda olsun, bu dönemde, bu zor şartlarda Türkiye’ye ne kazandırılabilirse onu kazandırmaya çalışıyorlar.
Şimdi, bizim Meclis olarak, zannediyorum, işin esası üzerinde durmamız lazım. Şimdi bu gibi belgeler önümüze geldiği zaman, bizim dikkat edeceğimiz birkaç tane unsur var. Bir tanesi, daha önce aynı konudaki belgeye nazaran geri gidiş var mı yok mu? Geri gidiş olması, hiç belge çıkarılmamasından daha kötüdür. Eğer bir konuda istediğimiz gibi belge çıkamayacaksa veya en azından, eski görüşleri teyit edecek belge çıkamayacaksa, hiç belge çıkmaması daha iyi.
Şimdi biz karşılaştırdık Genel İşler Konseyi Belgesi ile geçen yıl yine Genel İşler Konseyinin çıkarttığı belgeyi. Yani, diplomat olmaya da gerek yok, herhangi bir dikkatli okuyucu bu belgelerdeki farkları görecektir ve geriye gidiş var çok net.
Şimdi burada soracağımız soru şu kendi kendimize: Şimdi bazı ülkeler bize güçlük çıkarabiliyor, Fransa, Almanya, vesaire. Fakat bu kararlar oy birliğiyle alınıyor. Yani Türkiye’ye kuvvetle desteklediğini söyleyen ülkelerden mesela İngiltere, İtalya, İspanya, Portekiz, İsveç, bir tanesi hayır dese bu belge çıkmayacak. Demek ki, bizi desteklediğini söyleyenler de buna razı olmuş. Şimdi, bizim üzerinde duracağımız nokta burası. Yani bizim gerçek dostumuz kim? Bunu Avrupa Birliğinde teşhis etmemiz lazım. En kötü şey geri gidiştir.
İki: En kötü şey gene, sizinle aynı durumda olan ülkenin belgesine nazaran sizin belgenizin daha geride olmasıdır. Şimdi Hırvatistan için de Türkiye için de belgeler kabul edildi. Aynı metinde, bakıyorsunuz Hırvatistan bölümünde Hırvatistan’ın tam üyelik yükümlülüklerini üstlenmesinden bahsediyor. Türkiye’yle ilgili bölümde tam üyelikten bahis bile yok. Yani, çok açık ki, Türkiye bölümü Hırvatistan bölümünün de gerisinde. Şimdi bunları bir kere tespit etmekte fayda var.
Şimdi diğer birkaç konu daha var, onu söylemek istiyorum. Benim bildiğim kadarıyla -yanılıyorsam Sayın Büyükelçi düzeltecek- Avrupa Birliği tarihinde Türkiye’ye şu anda yapılan muamelenin bir benzeri hiçbir ülkeye yapılmamıştır. Bir kere, iki kere, bütün müzakereler bittikten sonra De Gaulle İngiltere’nin üyeliğini veto etmiştir belli siyasi sebeplerden. Fakat, sonra De Gaulle gidip Pompidou gelince bütün işler halledilmiş, İngiltere üye olmuştur. Ama böyle, üyelik müzakeresi sürecinde “Siz filanca konuda bizim istediğimizi yapmıyorsunuz, biz de sekiz maddeyi birden bloke ediyoruz…” böyle bir örnek yok veya şu şu gündem başlıklar Türkiye’yi tam üye veya falanca ülkeyi tam üyeliğe götürebilir, bunların hepsini bloke ediyoruz, Fransa’nın yaptığı gibi. Bunun örneği yok, benim bildiğim yok, yani varsa biz de öğreneceğiz. Bulgaristan’da, Romanya’da müzakereler sırasında gecikmeler olduğu doğru, bazı maddelerin geciktiği doğru, sıkıştırıldığı doğru, ama blok olarak bir ülkenin aleyhine bu kadar açık ve aleni tedbir alındığının örneğini ben bilmiyorum.
Şimdi burada bir şey daha söyleyeceğim size. Biz Hırvatistan’la aynı gün müzakere sürecine başladık. Şimdi bizim geldiğimiz nokta nedir? Son kabul edilenlerle birlikte bizim altı maddede müzakere başlığımız açıldı, bir maddede kapatıldı bugüne kadar, bu altıdan bir tanesi kapatıldı. Hırvatistan’da benim bildiğim –yanlışsa arkadaşım düzeltir- 16 maddenin müzakeresi açıldı. Düşünebiliyor musunuz? Yani, neredeyse Türkiye’nin üç misli. Bu nereden kaynaklanıyor, bizim mi eksikliğimiz, biz mi görevimizi yapamadık, biz mi reformları yapamadık yoksa açık bir ayırımcılık mı yapılıyor, bunu görmek lazım.
Onun ayrıca, bizim bir türlü müzakereye açamadığımız eğitim bölümünü Hırvatistan kapattı bile. Bu nasıl oluyor? Yani, bizim bunları enine boyuna aramızda tartışmadan, “Efendim işte şartlar budur, imkânlar budur, elimizden geleni yapıyoruz, olumsuz unsurlara da fazla dikkat etmeyelim, bardağın dolu tarafına bakalım filan…” Bunlar güzel sözler de bizim Meclisimize yakışmayan sözler, yani biz cumhuriyet Meclisi olarak bize yapılan haksızlıklara tepki göstermek zorundayız.
“Efendim, bir ülke bize olumsuz davranırsa, bizim hakkımızı zedelerse biz onun üzerine gidersek daha kötü oluruz” dediniz mi oyunu kaybettiniz. Uluslararası ilişkilerde bir ülke size kötülük yaparsa siz de onu misliyle mukabele edeceksiniz, başka türlü başarı şansı sıfırdır. Biz bunu yaptık mı? Yaptık. Hangi ülkelere yaptık? Mesela Fransa’ya yaptık, mesela İsveç’e yaptık. Sonuç aldık mı? Aldık. Türkiye küçük bir ülke değil ki, kendimizi böyle, zavallı, âciz bir ülke gibi kabul edecek hâlimiz yok ki. Birisinin bizim gözümüzün içine baka baka açıkça –ben size metnini veririm sizde yok- “100 milyon olacak Müslüman bir ülkeyi Avrupa’ya almayız, alamayız.” diye beyanı var Sarkozy’nin. İçinize sindiriyor musunuz bunu? Yani sırf Müslüman olduğumuz için bizi Avrupa’ya almak istemiyor. Bunu içine sindirecek bir insan var mıdır bu Mecliste? Ne tepki gösteriyoruz? Sıfır! Hiçbir tepkimiz yok. Bu sözler üzerine, ne Başbakan düzeyinde ne Dışişleri Bakanı düzeyinde hiçbir tepki göstermedik. Bütün söylediğimiz, aman,  basın aracılığıyla tartışmayalım filan.
Değerli arkadaşlar, benim kanaatimi size söyleyeyim. Avrupa Birliğiyle ilişkilerde çok açık bir şekilde zemin kaybediyoruz. Bakın size, bırakın bu siyasi konuları, teknik konuda bir bilgi vereyim. Bütün aday ülkelerle müzakere aşamasında Schengen ülkelerine vizesiz giriş için anlaşma yapılmıştır, hepsinin vatandaşları bavulunu aldığı gibi Schengen ülkelerini ziyaret etmiştir. Tek istisnası var, Türkiye. Niçin bize bu ayrımcılık uygulanıyor? Niçin bunu dile getirmiyoruz? Niçin hiçbir yerde konuşmuyoruz bunları? Gümrük birliği… Çok güzel; gümrük birliğinde bize yapılan engellemeleri biliyoruz. Ama bir de tarife dışı engeller var, onu niçin söyleyemiyoruz? Bakın size bir örnek vereyim: Bugün tek bir Türk firması bir kilo süt ürününü Avrupa Birliğine ihraç edemez. Niye? Çünkü, tarife dışı engeller vardır. Bir kilo yoğurt satamazsınız, bir kilo peynir satamazsınız. Bunları biz niçin gündeme getirmeyeceğiz? Yani, bu gibi toplantılarda sadece olumlu tarafları konuşursak ve sorunları dile getirmezsek işimizin yarısını yapmış oluruz en azından.
Şimdi bir şeyi daha söyleyeyim bu yeni belgeyle ilgili olarak. Bu yeni belgenin Kıbrıs bölümü de ağırlaştırılmıştır. Geçen yılki zirve metnine bakınız, Kıbrıs’la ilgili olarak sadece ek protokolün onaylanmasından bahsediliyor. Bu yılki belgede ise çok açık bir şekilde bir de “ilişkilerin normalleştirilmesi” diyor, yani Güney Kıbrıs’ın Kıbrıs olarak tanınmasını istiyor. Daha önce, karşı deklarasyonda, teknik bir belgede bu vardı, ama zirve kararlarında yoktu. Şimdi onu zirveye de soktular, farkında bile değiliz. Bunların üzerine gitmek lazım. Yani benim kanaatimce, Avrupa Birliği üyeliği yolunda mesafe katetmek istiyorsak gerçekten çok çalışmalıyız ve çok mücadele etmeliyiz. Yani, mücadele etmeden, bir gün böyle postadan çıkacak, etrafı yaldızlı davetiyeyle Avrupa Birliğine giremeyiz, yani bundan haberimiz olsun. Bu mücadeleyi, iktidar, muhalefet el ele yapacağız ve sonunda mutlaka başarıya ulaşacağız. Ama alttan alırsak, tavizkâr bir yaklaşımla bize yapılan haksızlıkları görmezlikten gelerek veya önemsemeyerek yola çıkarsak, değerli arkadaşlarım, hiçbir yere varamayız.
Almanya’nın tutumuna bakın. Daha üç hafta önce Alman iktidar partisi Hıristiyan Demokratlar parti kararı aldı. Partinin resmî politikası olarak tescil ettiler ki “Türkiye tam üye yapılmayacaktır, özel statü verilecektir.” Ne oldu bizim tepkimiz? Hiç. Tepki bile göstermiyoruz artık.
Bunlar üzüntü verici şeyler. O bakımdan ben, değerli arkadaşımın sahasına tam girmediği için bunları sizlerle dertleşmek için söylüyorum. Bunlar siyasi boyutu ağır basan konulardır. Dileriz ki Sayın Bakan da böyle bir toplantıya katılır ve bu konuları onunla görüşürüz.
Çok teşekkür ediyorum.

(…)

ONUR B. ÖYMEN (Bursa) – Çok teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Şimdi zannediyorum ki bizim biraz daha somut bilgiye ihtiyacımız var, eğer değerli arkadaşımın söylediği gibi Hırvatistan üzerine düşenleri yaptığı için 18 maddenin müzakeresinin de açılmasını sağladıysa o zaman şu soruyu kendi kendimize sormamız lazım: Hırvatistan’ın yapıp da bizim yapamadığımız ne var, yani biz ne yapsaydık bizim için de 18 madde müzakereye açılabilirdi? Eğer böyle değilse, yani biz onların yaptığını yapmamıza rağmen onlara 3 misli daha fazla başlıkla müzakereye girişme imkânı tanındıysa, o zaman farklı muameleden bahsederiz. Farklı muamele olunca da buna tepki göstereceğiz yani işin bu tarafını ihmal etmemiz lazım. Bir de bizim sorduğumuz sorulara mutlaka cevap almak isteriz, aksi takdirde biz düşünce yapımızı organize edemeyiz ve Mecliste de görüşlerimizi dile getirirken eksiklerle karşılaşırız. Mesela şunu bilmiyoruz: Diğer bütün aday ülkeler müzakere safhasında, bizim şimdi bulunduğumuz safhadayken, onların vatandaşlarına, Schengen ülkelerine vizesiz seyahat etme imkânı tanındı da bize niçin tanınmıyor? Biz bunun girişimini yaptık mı? Nerede yaptık? Hangi düzeyde yaptık? Ne cevap aldık? Şimdi bunları biz bilmezsek kim bilecek? Avrupa Uyum Komisyonu üyeleri olarak biz bilmiyoruz. Hangi düzeyde? Bakan mı söyledi bunu, Başbakan mı söyledi? Teknik düzeyde mi söyledik? Kime söyledik? Onlar bize ne dediler? Bilmiyoruz. Demin dile getirdim, biraz önce: Tarife dışı engeller. Bu tarife dışı engeller neler? Bunlara engel olmak için, bunların Türk ekonomisine zarar vermesini önlemek için biz ne gibi girişimlerde bulunuyoruz? Ne sonuç alıyoruz? Vaktiyle işte tekstil kotaları vardı hepimizin bildiği. Bu kotaların kaldırılması için çok uğraştık, işte gümrük birliğiyle kaldırabildik.
Onun dışında mali yardımlar. Şimdi şu sorunun cevabını daha önce arkadaşlarımız vermişti, en son durum nedir bilmiyorum ama üyelik müzakereleri aşamasında mesela Bulgaristan, Avrupa Birliği bütçesinden kaç para aldı? Romanya kaç para aldı? Biz kaç para aldık? Bu fark nereden geliyor? Niçin onlara bize verdiklerinin 2-3 misli daha fazla mali yardım yaptılar? Buna karşı biz nerede tepkimizi dile getirdik? Hangi toplantıda, hangi düzeyde ve bize nasıl izah ettiler bunu?
Şimdi, Avrupa Reform Yasası var. Avrupa Reform Yasası’nda diyor ki “Azami milletvekili sayısı Avrupa Parlamentosunda 750 olacak.” Ee şimdi bütün bu milletvekillikleri de doldurulmuş vaziyette. Biz üye olursak 96 tane Türk milletvekili Avrupa Parlamentosuna girecek. Nerede oturacak bunlar? Bunun 750 kontenjanı olduğuna göre bizim insanlarımız hangi iskemlede oturacak? Bizi alabilmek için demek ki bütün sistemi yeni baştan değiştirecekler. Bunları konuştuk mu? Yoksa bunları dile getirmiyor muyuz? Yani daha erkendir, ileride bakarız filan mı diyoruz?
Şimdi, buna benzer o kadar çok konu var ki sosyal haklar konusu olsun, başka konular olsun filan, yani tamamen siyasi boyutun dışında ki. Bu teknik meseleleri de bizim her düzeyde dile getirmemiz lazım ve sonuçlarını da Avrupa Uyum Komisyonuna anlatmamız lazım ki biz Avrupa’ya gittiğimiz zaman kiminle, nerede, ne konuşacağız bilelim yani hangi noktada itirazımızı dile getireceğiz. Bunları bilelim, bunları bilmezsek gerçekten başarılı olamayız diye düşünüyorum.
Aslında buna benzer çok konu var bizim söylememiz gereken. Bir konumuzu da son olarak belirteyim müsaade ederseniz, basın. Şimdi, eğer basın bu konularda Türkiye’nin haklı tezlerini dile getirmezse, yani bize yapılan haksızları sineye çekip, hatta, işte bakın ilerleme sağlıyoruz Avrupa Birliği doğrultusunda derlerse, biz ne yaparsak yapalım arzu ettiğimiz sonuçları alamayız. Yani basına da görev düşüyor, yazılı basına olsun, görsel basına olsun, bir süreden beri Avrupa Birliği konusu gündemden çıktı Türkiye’de. Ciddi bir programda okuyabiliyor musunuz, ciddi bir gazetede Avrupa Birliğiyle ilgili önemli yazılar, yorumlar görüyor musunuz? Sanki Türkiye’nin böyle bir meselesi yok, bir anda gündemden düştü niçin? Beklediğimizi alamadık, eğer bunları yazarlarsa basına başarısızlıklar da çıkacak ortaya iyisi mi hiç yazmayalım. Bu da doğru değil yani basına da çok görev düşüyor. Önümüzdeki dönemde Sayın Elekdağ’ın belirttiği gibi zannediyorum ki el birliğiyle bu 2008 yılının başından itibaren çalışalım, gerekirse Mecliste genel görüşme önergesi verelim, gerekirse meclis araştırması yapalım ve bütün bu konuları didik didik ele alalım, inceleyelim ve Meclisin ortak görüşünü çıkaralım ortaya. Avrupalılar da görsün ki Türkiye’de Büyük Millet Meclisi bu konulara sahip çıkmaktadır, aksi takdirde gerçekten, canım işte bu işler bu kadar olur, daha fazlasını zaten yapamayız, işte yapılabilecekler zaten düşünülüyor, yapılıyor, biz de izliyoruz dersek, biz kendi hesabımıza görevimizi yapmamış oluruz.
Teşekkür ediyorum.


Bu belge Konferanslar, Konuşmalar arşivinde bulunmaktadır.