Son Eklenenler:
- Kıbrıs’ta beklenmedik gelişmeler – Onur Öymen – Cumhuriyet Gazetesi – 18 Nisan 2025
- SPUTNİK AJANSININ ADANA MUTABAKATIYLA İLGİLİ SORULARINA KARŞILIK VERDİĞİM MÜLAKAT 27 OCAK 2019
- ODA TV’DEN NURZAN AMURAN’A VERİLEN MÜLAKAT 27 EKİM 2019
- 3 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramının 99. yıldönümü Hakkında 25 NİSAN 2019
- CUMHURİYETTE “ ABD’NİN AMACI DEVLETÇİKLER OLUŞTURMAK” ADLI MÜLAKAT 24 AĞUSTOS 2019
- GAZETE DURUM’DAN BAHADIR SELİM DİLEK İLE MÜLAKAT “VETO HAKKINI SONUNA KADAR KULLANMALIYIZ 23 MAYIS 2022
- Cumhuriyet gazetesi Tuncay Mollaveisoğlu imzasıyla ve “Türkiye Geri Adım Atamaz” başlığıyla yayınlanan mülakat 22 TEMMUZ 2019
- ABD BAŞKANI TRUMP’IN AMERİKA’NIN 1987 TARİHLİ ORTA MENZİLLİ NÜKLEER SİLAHLAR ANTLAŞMASINI (INF) ASKIYA ALMA KARARIYLA İLGİLİ OLARAK SPUTNİK HABER AJANSINA VE BAŞKA YAYIN ORGANLARINA VERİLEN DEMEÇ 22 ŞUBAT 2019
- Türkiye’deki Demokrasi, İnsan Hakları, Basın Özgürlüğü ve Düşünce Özgürlüğü Alanlarındaki Eleştiriler Hakkında 21 KASIM 2019
- Erdoğan ve ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence görüşmesi ardından 18 EKİM 2019

TBMM Genel Kurulu, UNIFIL Bünyesindeki TSK’nın Görev Süresinin Uzatılmasına İlişkin Başbakanlık Tezkeresi Hakkında
CHP GENEL BAŞKAN YARDIMCISI ONUR ÖYMEN’İN UNIFIL’İN GÖREV SÜRESİNİN UZATILMASIYLA İLGİLİ TBMM GENEL KURULUNDA YAPTIĞI KONUŞMA – 29 MAYIS 2007
Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; Lübnan’da görev yapan Birleşmiş Milletler Geçici Görev Gücü UNIFIL’in bünyesinde Türk Silahlı Kuvvetlerinin görev süresinin uzatılmasına ilişkin Başbakanlık Tezkeresi hakkında Cumhuriyet Halk Partisi Meclis Grubunun görüşlerini arz etmek üzere söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle, yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum.
Sayın Başkan, bu meselenin özüne girmeden önce bir hususa dikkatinizi çekmek istiyorum. Türkiye Büyük Millet Meclisi seçim kararı almıştır. Seçim kararı almış meclisler ve o dönemde görev yapan hükümetler, uluslararası teamüle göre, ancak cari işlerle uğraşırlar. Günlük, devletin günlük işleriyle uğraşırlar, olağanüstü bir durum, bir savaş durumu gibi bir olağanüstü, beklenmedik bir durum ortaya çıkmadıkça.
Şimdi, bakıyoruz, Hükümet, sanki seçim kararı alınmamış gibi, sanki Anayasa’mızın 102’nci maddesine göre Cumhurbaşkanı seçilemediği için derhal seçime gidilmesi zorunlu olan bir durum ortaya çıkmamış gibi, tutuyor uzun süre iş başında kalacak bir hükümetmiş gibi, bir meclismiş gibi kararlar alıyor ve bu Meclise bu yönde öneriler getiriliyor. Bunların en önemlisi, bildiğiniz gibi Anayasa değişikliği önerisidir.
Değerli arkadaşlarım, geçen gün de başka vesileyle söyledim, burada bir kere daha tekrarlayayım. Biz inceledik ve dünya tarihinde bunun bir örneğini bulamadık. Seçim kararı almış bir hükümetin bir anayasa değişikliğine gittiğinin örneğini göremedik. Seçim kararı almış hükümetler, yalnız anayasa değişikliği gibi böyle önemli, özlü konularda değil, başka konularda da karar almaktan çekiniyorlar, önemli ihaleler yapmamak gibi, uzun vadeli kararlar almamak gibi, bir sonraki meclisin, bir sonraki hükümetin görev sahasına giren konularda karar almamak gibi. Buna bütün ülkeler özen gösteriyorlar, bizim Hükümetimiz hariç. Şimdi, Hükümetin Meclise bu defa sunduğu Lübnan’la ilgili öneri de tam bu çerçeveye giriyor.
Şimdi, değerli arkadaşlarım, Birleşmiş Milletlerin Lübnan’daki askeri birliğinin görev süresi ne zaman sona eriyor? 31 Ağustos 2007 tarihinde. Türkiye Büyük Millet Meclisi, Hükümete orada askerî birlik bulundurmak için hangi tarihe kadar yetki verdi? 5 Eylül 2007. Peki, sizin şimdi aceleniz ne? Niçin Meclise bu konuyu şu anda getiriyorsunuz da gelecek hükümetin, gelecek meclisin bir değerlendirme yapmasına fırsat bırakmadan Türkiye’nin elini kolunu bağlıyorsunuz? Buna hakkınız var mı? Buna yetkiniz var mı? Bırakınız, sizden sonraki meclis karar versin. Bırakınız, sizden sonraki hükümet karar versin. Sizden sonraki hükümet bütün konuları, bütün gelişmeleri birlikte görsün, birlikte değerlendirsin. Lübnan’da neler oluyor, Orta Doğuda neler oluyor, orada askeri birlik bulundurmak Türkiye’nin lehine midir değil midir, bölgeye katkı sağlar mı sağlamaz mı, bırakın sizden sonrakiler karar versin. Bu ne telaştır, bu ne aceledir, yani, bunu anlamak kabil değil. Hükümet, başka konularda yaptığı gibi, bu konuda da âdeta yangından mal kaçırır gibi, ne kadar karar mümkünse o kadar karar çıkaralım, Meclisi gece yarılarına kadar çalıştıralım.
Değerli arkadaşlar, bu, uluslararası teamüllere hiç uygun olmayan, Parlamento alışkanlıklarına, Parlamento çalışma usullerine hiç uygun olmayan bir yaklaşımdır.
Değerli arkadaşlar, bu vesileyle bir iki hususa dikkatinizi çekmek istiyorum Lübnan’la ilgili olarak. Geçen yıl 12 Temmuzda başlayan ve İsrail’in Lübnan’a saldırısıyla gelişen olaylarda yüzlerce sivil hayatını kaybetti, 975 bin Lübnanlı ile 500 bin İsrailli evsiz kaldı ve ne yazık ki, Birleşmiş Milletler, bu büyük insanlık dramı karşısında çok uzun süre sessiz kaldı, tepki gösteremedi. Orada İsrail uçakları Birleşmiş Milletler gözlem postalarını vurdular, Birleşmiş Milletler askerlerini öldürdüler, onu bile kınamaya cesaret edemediler, hiçbir Batılı ülke ciddi bir tepki ortaya koyamadı. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak, o zaman bu saldırıları çok açık biçimde kınadık ve İsrail bombardımanının hemen durdurulması gerektiğini söyledik. Çatışmalar 14 Ağustos 2006 tarihinde durdu ve o tarihe kadar Lübnan’da tam 3,6 milyar dolarlık tahribatın olduğu tespit edildi.
Değerli arkadaşlarım, biz, Sayın Genel Başkanımızla birlikte Lübnan’ı ziyaret ettik, Güney Lübnan’a gittik, askerlerimizin durumunu yerinde gördük, birliğimizi ziyaret ettik, oradaki askerlerimizin, subaylarımızın, astsubaylarımızın görevlerini büyük bir sorumluluk duygusuyla yerine getirdiklerini iftiharla gördük. Bu, işin bir tarafıdır ama işin bir de başka tarafı var. Bizim oradaki askerî mevcudiyetimizin dayandığı kuralları dikkate almak zorundayız. Geçen defa bu konu gündeme geldiğinde, biz, bu Mecliste bunları size açıklamıştık. Meclise, maalesef, Hükümetçe yeterince bilgi verilmemişti, ama, biz, Birleşmiş Milletlerin 1701 sayılı Güvenlik Konseyi Kararı’nın içeriğini burada anlatmıştık, UNIFIL’in birinci ve ikinci bölümünün hangi koşullar altında görev yaptığını anlatmıştık.
Şimdi, o tarihten sonra ne oldu? Durum Lübnan’da sükûnete kavuştu mu? Biz Lübnan’a gittiğimizde son derece perişan bir manzarayla karşılaştık. Sosyalist Enternasyonal Başkanı Sayın Papandreu’nun daveti üzerine Sayın Genel Başkanımız Lübnan’a gitti ve orada Cumhurbaşkanıyla, Başbakanla, Meclis Başkanıyla, siyasi partilerin başkanlarıyla, önde gelen temsilcileriyle görüşmeler yaptı ve bu temaslar sırasında Lübnan’daki durumun ne kadar perişan olduğunu gördük.
Başbakanın davetine girdik. Başbakanlık binasına dikenli teller arasında, tankların koruduğu küçücük kapılardan girebiliyorsunuz. Güvenlik yok. Hiçbir kimse Lübnan’da güvenliğinden emin değil. Biz Başbakanlığa gitmeye hazırlanırken otelimizde silah sesleri duyduk, çok miktarda ateş açan birliklerin seslerini duyduk, kim kime saldırıyor belli değil.
Şimdi, böyle bir kargaşa ortamında Türk askerleri görev yapıyor ve Türk Deniz Kuvvetleri görev yapıyor. Bu arada ne oluyor? Bu arada Lübnan ordusu, ülkenin kuzeyinde Fetih El İslam örgütünün üslendiği Nahr el Berid mülteci kampını ablukaya alıyor. Orada yeni bir örgüt çıkıyor ortaya, şiddete başvuran bir örgüt çıkıyor ortaya ve iki gün içinde 61 kişi öldürülüyor. Fetih El İslam, El Kaide ile bağlantılı olduğu iddia edilen bir örgüttür. Yani, Lübnan’da böyle bir çatışma ortamı var ve Lübnan’ın neresine bu çatışma ortamının sirayet edeceğini, Hizbullah’ın hangi aşamada ne ölçüde devreye gireceğini bugünden tespit etmek mümkün değil.
Şimdi, değerli arkadaşlarım, bunun dışında da Orta Doğuda gene Filistin ile İsrail arasında aynı bölgede çok ciddi çatışmalar oluyor. İsrail daha birkaç gün önce bir Filistinli Bakanı tevkif etti. Orada bir taraftan Hamas örgütü İsrail’e füze saldırılarında bulunuyor, bir taraftan İsrail uçakları Filistinlileri bombardıman ediyorlar, yani orada da güvenlik ortamı hiçbir şekilde sağlanmış değildir ve bu ortam içinde maalesef Türk askerleri bu sınıra çok yakın bir yerde görev yapmaktadırlar.
Şimdi değerli arkadaşlarım, gayet tabii ki Barış Gücü insani bir görevdir. Türkiye de Kore Savaşı’ndan bu yana Birleşmiş Milletler Barış Gücü çerçevesinde çeşitli ülkelerde görev yapmıştır ve bu konudaki talepleri elinin tersiyle geri çevirmemiştir. Ama, bütün hükümetler böyle bir taleple karşı karşıya kaldıkları zaman incelemişlerdir. Bizi davet eden ülke kimdir? Biz orada ne yapacağız? Kimi kime karşı koruyacağız?
Şimdi Lübnan’daki durum hakkında size iki tane bilgi vermek istiyorum. Şimdi, bizim koruma için Lübnan ordusuna destek olmak için asker gönderdiğimiz ülke ne yapmıştır? En son yaptığı işlerden biri, Güney Kıbrıs Rum Yönetimiyle bir anlaşma imzalamıştır. Ne diyor bu anlaşma? Kıbrıs ile Lübnan arasındaki deniz sahasının altındaki kıta sahanlığını paylaşıyorlar. Oradaki petrol rezervlerini paylaşıyorlar uluslararası hukuka aykırı biçimde. Düşünebiliyor musunuz, bir Çin ve Norveç firması araştırma yapıyor ve orada 8 milyar varil değerinde, 450 milyar dolarlık petrol rezervi bulunduğunu tespit ediyor ve bu petrolü paylaşmak için, gidiyor Kıbrıslı Rumlar bir taraftan Mısır’la anlaşma yapıyor, bir taraftan Lübnan’la anlaşma yapıyor ve Lübnan bu anlaşmanın altına imza atıyor; elimizde metni var, tarihi var, ayrıntıları var. Hükümetimiz buna acaba yeterli tepki gösterdi mi? Bu imzayı iptal ettirdiniz mi? Siz orada asker bulunduruyorsunuz, siz o ülkeyi koruyorsunuz ve sizin koruduğunuz ülke, sizin için can alıcı bir konuda, sizi hasım sayan bir devletçikle -Güney Kıbrıs Rum yönetimiyle- böyle bir anlaşma imzalıyor. Şimdi, bunu siz içinize sindirebiliyor musunuz? Şimdi, bu soruyu bir kenara koyuyoruz.
Madde 2… Başka ne yapıyor? Lübnan Parlamentosu bir karar alıyor ve bu kararla Ermeni soykırımı iddiasını kabul ediyor, üstelik “1915 ile 1923 yılları arasındaki soykırım” diyor. Yani, bizim 19 Mayıs 1919’dan sonraki dönemi de kapsayan, Cumhuriyetin ilanına kadar olan dönemi kapsayan, bir soykırım iddiasını Lübnan Meclisi kabul ediyor.
Değerli arkadaşlarım, şunu düşünebilirsiniz: “Efendim, işte Mecliste kararlar çoğunlukla alınır. Ne yapalım? Orada, bizimle bugün muhatap olan Lübnanlı devlet adamları herhâlde bunun dışında kalmışlardır, bu kararı benimsemiyorlardır” diye düşünenler olabilir aranızda. Böyle düşünenleri rahatlatayım, hemen cevabını vereyim. Bu karar, değerli arkadaşlarım, Lübnan Parlamentosunda oy birliğiyle alınmıştır, oy birliğiyle. Bugün, sizin oturduğunuz, el sıkıştığınız, askerî birlik gönderilmesi vesilesiyle görüşme yaptığınız insanlar, bu soykırım iddiasını imzalayan insanlardır. Bunu biliyor musunuz? Ve bu ülkede asker bulunduracaksınız! Ne için? Ne için? Türkiye’nin hangi çıkarları bunu gerektiriyor? Efendim, Hükümet mensupları “Biz oraya asker göndermezsek bölgede itibarımız kalmaz” diyorlardı.
Değerli arkadaşlar, yıllardan beri, UNIFIL Lübnan’da görev yapıyor ve bizim askerimiz yoktu orada, itibarımız mı sarsıldı? Ortadoğu’nun en önemli ülkelerinden Mısır’ın UNIFIL’de askeri yok, Mısır’ın itibarı mı sarsılıyor? Bu iddialar, gerçekten, ciddiye alınacak iddialar değildir. Şimdi, askerinizin bulunması zorunlu olmayan bir yerde, üstelik daha uzun süresi varken mevcut yetkinizin, siz geliyorsunuz, alelacele, bu Meclisten karar almaya çalışıyorsunuz. Bunu bizim anlamamız kabil değildir, tasvip etmemiz kabil değildir, oy vermemiz kabil değildir.
Şimdi, meselenin başka tarafına geçelim. Değerli arkadaşlarım, siz, asker bulundurmamızın çeşitli sakıncaları olan, ama fayda olması olmadığı aşikâr olan bir bölgede asker bulunduracaksınız, ama asker bulundurmamızın zorunlu olduğu yere asker göndermek için gelip Meclisten yetki istemeyeceksiniz, işte bunu anlamak kabil değildir. Kuzey Irak’tan bahsediyorum, anlayacağınız gibi, gayet iyi anlayacağınız gibi. Kuzey Irak’taki durum, değerli arkadaşlarım, size çok açıkça söylüyorum, dünya yüzünde hiçbir örneği olmayan bir durumdur. Dünyanın üzerinde hiçbir yerde, bir terör örgütü olacak, ama o terör örgütünü etkisiz kılmakla görevli bir güvenlik gücü olmayacak, böyle bir durum dünyanın hiçbir yerinde yok. Nerede bir terör örgütü varsa, o ülkede, o terör örgütünü bertaraf etmek için görevli bir güvenlik gücü var, tek istisnası Irak’tır. Böyle bir şey olamaz. Siz bunu içinize sindiremezsiniz. Lübnan meselesini getireceğinize, bunu getirin Meclise.
Bakınız, daha birkaç gün önce, Ankara’nın göbeğinde, çok sayıda vatandaşımız, masum insanımız hayatını kaybetti, birçok vatandaşımız yaralandı. Türkiye’nin her köşesinde benzeri saldırıları yapmak için hazırlanan canlı bombalar, patlayıcılarla birlikte yakalanıyor. Allah korusun, yarın, başka bir yerde benzeri olayların olmayacağını kimse temin edemez bize.
Peki, bu olayların kaynağı neresi? Kuzey Irak. Kuzey Irak’taki terör örgütünü etkisiz kılmak için kim ne yapıyor? Hiç kimse, hiçbir şey yapmıyor, Türk Hükümeti dahil. Biz buna isyan ediyoruz. Biz, Cumhuriyet Halk Partililer olarak buna isyan ediyoruz. Türk devleti, cumhuriyet tarihinde hiçbir zaman bu duruma düşürülmemişti. Siz ne yapmak istiyorsunuz? “Efendim, yabancı ülkeleri ikna edemedik. Irak’la temaslarda bulunduk, gittik geldik; Irak Başbakanıyla konuştuk, yetkilileriyle konuştuk, Irak Hükümetinin o teröristleri etkisiz kılmasını sağlayamadık.” Maşallah! Siz okumuyor musunuz, gazeteleri bilmiyor musunuz? Irak Hükümeti şu sırada kendini koruyacak durumda değil, Bağdat’ı koruyacak durumda değil. Amerikan askerleri geliyor, Amerikan askerlerinin gücü bile Bağdat’ı korumaya yetmiyor. Böyle bir durumda Irak hangi güçle, hangi birlikle gelip sizin sınırınızda üç yüz kilometreyi aşkın bir bölgeyi koruyacak? Mümkün değil. İstese de yapacak durumda değil. O zaman kim yapacak? Amerika yapacak. Orada 150 bin civarında askeri var. Amerika’ya söylüyorsunuz, Amerika da yapmıyor. Diyor ki: “Benim oraya tahsis edecek askerim yok.” Biz Amerikalılara dedik ki: “Askeriniz yoksa, uçağınız da mı yok? Yani, bir hava operasyonu dahi mi yapamazsınız sorumlu olduğunuz bir bölgedeki bir terör örgütüne? Sizin de terörist örgüt saydığınız bir örgüte karşı bir hava operasyonu dahi mi yapamazsınız?” “Efendiler, uçaklarımızın başka görevi var.” Şimdi anlıyoruz ne görevi olduğunu. Demek ki Hakkâri bölgesinin üzerinden uçmak görevi varmış! Teröristlere tahsis edemiyorlar, ama, Türkiye’nin üzerinden uçmaya tahsis ediyorlar uçakları. Eğer oralarda uçuracak uçağınız varsa, önce terörist hedeflere yönelik kullanacaksınız bu uçakları, bir müttefik ülkenin topraklarını denetlemek için değil. Efendim, kaza olmuş! Böyle, bu devirde, bu teknolojinin olduğu devirde, değerli arkadaşlarım, böyle kazaların olmasını biz hayretle karşılarız.
Çok dikkatli olmamız gereken günlerden geçiyoruz ve Hükümetten maalesef tepki göremiyoruz. Sayın Dışişleri Bakanı demeç veriyor: “Efendim, bu konuda bilgi alamadık askerlerden.” diyor. Asker niye bildirmesin? Böyle bir olay olduğunda, hepimiz tecrübeyle biliyoruz ki, askerler anında Hükümete bilgi verirler, anında Dışişlerine bilgi verirler. “Bakalım, kaç dakika kalmış?” diyor. Yani, üç dakika kalması ile dört dakika kalmasının sizin açınızdan, Hükümet açısından acaba ne gibi bir farkı var? Bunlar olacak şeyler değil ve siz bunlara karşı hiçbir tepki gösteremiyorsunuz, asker gönderemiyorsunuz, sizden önceki hükümetlerin yaptığını yapamıyorsunuz değerli arkadaşlarım. Bu, olacak iş değil.
Siz, asker göndermek yerine, efendim, “oturalım, bekleyelim” diyorsunuz, “özel temsilciler çare bulsun.” Bu özel temsilciler yoluyla, acaba, nerede terörle mücadele ediliyor? Amerika, niçin Irak’taki terörist faaliyetlerle, özel temsilci vasıtasıyla mücadele etmiyor? Niçin Afganistan’a özel temsilci göndermiyor da, Türkiye’yle özel temsilci vasıtasıyla, PKK’yı engellemeye çalışıyor? Bunlar olacak şeyler değil. Yani, gerçekten kendisine saygısı olan hiçbir ülke bunu kabul edemez.
Şimdi, işin özeti şu: Aramızda anlaşma var, 1926 Anlaşması. Bu anlaşma çerçevesinde, Irak, sınırı korumak durumunda, terörle mücadele etmek zorunda. Yapamıyor, Amerika da yapmıyor, biz yapalım diyoruz, “Hayır, siz de yapmayın” diyorlar. Bu ne demektir? Yani, bu teröristlere nasıl bir mesajdır? Bu, Türkiye’ye nasıl bir mesajdır?
Değerli arkadaşlarım, ben, size şunu söyleyeyim: Ben, böyle bir şeyin örneğini hiç görmedim. Türkiye de, Amerika da NATO ülkesidir. NATO’ya, Türkiye 1952 yılından beri üyedir. Yarım yüzyıldan fazla bir süredir biz NATO ülkesiyiz. NATO niçin kurulmuş? Devletlerin müşterek güvenlik ihtiyaçlarını, müşterek savunma ihtiyaçlarını korumak için kurulmuş. Şimdi, Türkiye ile Amerika, NATO içinde müttefik ülkelerdir, yani birbirlerinin güvenliğini korumakla mükellef ülkelerdir.
1949 tarihli Washington Anlaşmasını açıp bakacaksınız. Bu anlaşma, ülkelerin birbirlerinin güvenliğini korumak için ne kadar ileri taahhütler üstlendiklerini ortaya koyuyor. Şimdi, 11 Eylül saldırılarından sonra, Amerika bir terörist saldırıya uğradıktan sonra, biz bütün NATO ülkeleri olarak Amerika’ya destek verdik. Birinci sırada hangi ülke vardı? Ben, o sırada NATO’da daimi temsilciydim, birinci sırada Türkiye vardı ve Amerikalılar NATO’da dediler ki, “hiçbir ülke bizi Türkiye kadar desteklemedi” ve ben, burada, çok üzülerek, derin bir üzüntüyle söylüyorum ki, Kuzey Irak’taki mücadelemizde hiçbir ülke bizi Amerika kadar yalnız bırakmamıştır. Bunu üzüntüyle karşılıyoruz. Bu nasıl bir ittifaktır? Bu nasıl bir ittifaktır ki, birbirinin güvenliğini korumakla, birbirini desteklemekle görevli ülkeler olacak, ama o ülkelerden biri, öbürüne yönelik terörist faaliyetleri engellemek için hiçbir şey yapmayacak ve terörist saldırıya muhatap olan ülkenin kendini korumasına engel olacak.
Biz Amerika’ya gittik geçenlerde, bunu sorduk. “Bunun izahı nedir? Yani, bunu, bize nasıl izah edeceksiniz, nasıl açıklayacaksınız?” dedik. Bulabildikleri tek izah tarzı şu: “Efendim, biz, Kuzey Irak’ta istikrarın korunmasına önem veriyoruz. Türkiye oraya bir askerî müdahalede bulunursa Kuzey Irak’ın istikrarını koruyamayız.” Biz dedik ki, “Kuzey Irak’ın istikrarının bozulmasının bedeli eğer Türkiye’nin istikrarının bozulması ise, yani Kuzey Irak’ta istikrarın korunmasının bedeli Türkiye’de istikrarın bozulmasıysa, siz, bunu, kabul edemezsiniz. Siz, Türkiye’nin müttefiki olarak, bir müttefik ülkenin istikrarının bozulmasını içinize sindiremezsiniz; böyle bir durum olamaz.” Aman efendim, dokunmayın Irak’a orada istikrar bozulmasın, ama, Türkiye’de bozulsun. Böyle şey olur mu? Bunu nasıl yaparsınız?
Değerli arkadaşlarım, biz Amerika’nın düşmanı değiliz. Biz, Amerika’yla, dediğim gibi, yarım yüzyılı aşkın zamandan beri ittifak ilişkisi içindeyiz. Birbirimize büyük katkılarımız oldu, büyük desteğimiz oldu. Amerika’yla iyi ilişkiler kurmayı biz de isteriz. Ama, bu ülkenin masum insanlarının kanını akıtan, bu ülkenin askerlerinin kanını akıtan bir terör örgütü, Amerika’nın etki alanındaki bir ülkede serbestçe faaliyet gösteriyorsa, buna sessiz kalamayız. Gerçekten, biz Cumhuriyet Halk Partililer, Türkiye’nin, Türk Hükümetinin bu konudaki yetkisiz, aciz, beceriksiz ve cesaretsiz tutumunu kınıyoruz. Bunu yapamazsınız; bu ülke hepimizin, bu insanlar hepimizin, ölen insanlar hepimizin kardeşi, yalnız bizim değil, sizin de kardeşiniz, bu memleketin çocukları. Kan akıyor Türkiye’de, her gün mayın döşüyorlar, askerlerimiz mayına çarpıp, ölüyor; bombalı saldırılar yapıyorlar, masum insanlarımız ölüyor. Biz neredeyiz, biz ne yapıyoruz buna karşı? Biz, Lübnan’da, iki ay sonra, üç ay sonra görevi bitecek bir birliğimizin görevini uzatmak için burada tartışıyoruz. Böyle şey olabilir mi?
Değerli arkadaşım biraz önce söyledi, yani, biz “Bu konuları gelin Mecliste görüşelim.” diyoruz, genel görüşme önergesi veriyoruz, reddediyorsunuz; yani, Türkiye Büyük Millet Meclisi bu konuları görüşemeyecek. Neyi görüşecek? Lübnan’daki askerî birliğimizin süresinin uzatılmasını görüşecek. İşte, bunları kabul etmiyoruz.
Değerli arkadaşlarım, bunları kabul etmiyoruz ve Hükümetin bu konuda tavır almasını bekliyoruz. Meclisten alınmış yetkiniz yok, almışsınız yetkiyi, bitirmişsiniz. 20 Mart tarihinde bir tezkere getirmişsiniz Meclise “Orada ben teröristlerle mücadele etmek için asker göndermek zorundayım.” demişsiniz ve bu Meclisten altı ay süreyle yetki almışsınız. Sonra aynı çerçevede bir yetki daha almışsınız. Nedir o? Türkiye’nin üzerinden hava uçuşu yabancı ülkelerin uçakları için, Türkiye’nin hava sahasını kullanmak için Meclisten yetki almışsınız. Biz itiraz ettik. Biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak dedik ki: “Bu tezkereyi ikiye bölün, Kuzey Irak’a asker göndermeye biz de oy vereceğiz. İkisini birleştirmeyin, çünkü Türkiye üzerinden hava operasyonuna, daha doğrusu uçakların geçmesine izin verilmesini son derece sakıncalı buluruz, Birleşmiş Milletler Yasası’na aykırı buluruz, Türk Anayasası’nın 92’nci maddesine aykırı buluruz, Türkiye’nin bölgedeki çıkarlarına aykırı buluruz.”
Şimdi, bir değerli diplomatımız -emekli olmuş- televizyonlarda açıklıyor: “Efendim, yalnız Türkiye’nin hava sahasından geçmekle kalmadılar, Türkiye’nin üzerinden geçen uçaklar, gittiler Irak’ı bombardıman ettiler.” diyor. Siz buna yetki verdiniz mi arkadaşlar? Adalet ve Kalkınma Partisine mensup milletvekilleri, Türk hava sahasından geçen yabancı uçakların Irak’a bombardımanda bulunması için yetki verdiler mi acaba? Biz vermedik. Böyle bir talepte de hükümetin bulunduğunu duymadık. Böyle bir bilgi de vermediler. Ne Mecliste verdiler ne Dışişleri Komisyonunda verdiler ve şimdi öğreniyoruz ki, böyle bir hava operasyonunda, orada, Kuzey Irak’ı bombardıman etmiş yabancı uçaklar Türkiye üzerinden. Yani onlar bunu yapabiliyor ama siz kendinize yönelik teröristlerin üslerini kendi topraklarınızdan kalkan Türk uçaklarıyla vuramıyorsunuz. Buna yetkiniz yok. Daha kötüsü, vurmayacağınıza dair anlaşma imzalıyorsunuz. 22 Eylül 2003 tarihli Dubai Anlaşmasının metnini ben istedim Sayın Devlet Bakanı Ali Babacan’dan, bize göndermek zorundalar, göndermedi. Basına sızdı ve orada diyor ki, 1 milyar dolarlık hibe karşılığında Türkiye Kuzey Irak’a asker göndermemeyi kabul edecektir, etmiştir. Biz buna o kadar kuvvetli tepki gösterdik ki Cumhuriyet Halk Partisi olarak, gelip de Meclise bunun onayını teklif bile edemedi hükümet. Teklif bile edemedi ve ondan sonra anlaşma yürürlüğe giremedi, Mecliste onaylanmamıştı ama imzalandı. Neyi imzalıyorsunuz? Kuzey Irak’a asker göndermemeyi imzalıyorsunuz. Şu Türkiye’nin düştüğü duruma bakın. Lübnan’a asker göndereceksiniz ama ülkenize yönelik saldırıların kaynağındaki Irak’a asker göndermemeyi yazılı olarak taahhüt edeceksiniz. Türkiye’nin geldiği durum, bu durumdur. Bizim bunları anlamamız kabil değil, makul karşılamamız kabil değil.
Şimdi, biz iktidara gelince göreceksiniz nelerin değiştiğini. Biz bu ülkeyi sahipsiz bırakmayacağız. Biz bu ülkenin çocuklarını o terörist saldırılar karşısında korumasız bırakmayacağız. Sayın Genel Başkanımız açıkladı, bu ülkeyi böldürmeyeceğiz, bu devleti böldürmeyeceğiz. Bu devletin bölünmesi için haritalar hazırlayanların heveslerini kursaklarında bırakacağız. Biz, Cumhuriyet Halk Partililer olarak böyle bir gelişmeyi, gerçekten, Türkiye’ye o bölgede yapılanları son derece haksız ve insafsız buluyoruz. Kimden gelirse gelsin. Bu kadar cesaretsiz politikalar Türkiye’yi gerçekten kendi çıkarlarını koruyamayan bir ülke hâline getirmiştir.
İşte, değerli arkadaşlarım, içinde bulunduğumuz durum budur ve bu durumu derin bir üzüntüyle karşılıyoruz.
Son olarak şunu söyleyeyim: Yine, o değerli diplomatımızın açıkladığına göre, meğersem, Amerikalılar, Türkiye üzerinden askerî amaçla kullanılmak üzere, ciplerle, birtakım muharip unsurları Irak’a geçirmişler. Hangi yetkiyle? Hükümet bunlara izin verdiyse, kimden aldığı yetkiyle verdi? Eğer yanlış hatırlamıyorsam, biz, bu yüce Mecliste 1 Mart tezkeresini reddetmiştik. Peki, 1 Mart tezkeresi reddedilmişken, siz bu topraklar üzerinden bir askerî operasyona hangi hakla, hangi yetkiyle izin verdiniz? Arkadaşımızın yanlış bilgi verdiğini tahmin etmiyorum? Lütfen, Hükümet, gelsin, Meclis burada, kürsü burada, bize izahat versin. Hangi yetkiyle bunu yaptınız? Değerli arkadaşlarım, işte, bu durum, gerçekten, bütün bu anlattıklarım, son derece üzüntü verici bir tabloyu ortaya koyuyor ve ben size şunu bir kere daha büyük bir üzüntüyle ifade etmek istiyorum ki, biz, Cumhuriyet tarihimizde böyle bir duruma hiç düşmedik. Sınırımızı korumak için başkasından icazet bekleyen bir ülke durumuna hiç düşmedik. Kendi sınırımızı biz kendimiz koruruz, kimseden izin alacak hâlimiz yoktur. Kendi ülkemize yönelik terörist saldırılarla kendimiz mücadele ederiz. Haa, Türkiye teröristle mücadele etmesin diye bize fiziki engel koymak isteyenler çıkarsa, o zaman, değerli arkadaşlarım, size İsmet Paşa’nın sözünden cevap vereyim “O zaman, bu dünya yıkılır, yeni bir dünya kurulur ve Türkiye de o dünyada yerini bulur.”
Bu belge Konferanslar, Konuşmalar arşivinde bulunmaktadır.