Son Eklenenler:
- Kıbrıs’ta beklenmedik gelişmeler – Onur Öymen – Cumhuriyet Gazetesi – 18 Nisan 2025
- SPUTNİK AJANSININ ADANA MUTABAKATIYLA İLGİLİ SORULARINA KARŞILIK VERDİĞİM MÜLAKAT 27 OCAK 2019
- ODA TV’DEN NURZAN AMURAN’A VERİLEN MÜLAKAT 27 EKİM 2019
- 3 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramının 99. yıldönümü Hakkında 25 NİSAN 2019
- CUMHURİYETTE “ ABD’NİN AMACI DEVLETÇİKLER OLUŞTURMAK” ADLI MÜLAKAT 24 AĞUSTOS 2019
- GAZETE DURUM’DAN BAHADIR SELİM DİLEK İLE MÜLAKAT “VETO HAKKINI SONUNA KADAR KULLANMALIYIZ 23 MAYIS 2022
- Cumhuriyet gazetesi Tuncay Mollaveisoğlu imzasıyla ve “Türkiye Geri Adım Atamaz” başlığıyla yayınlanan mülakat 22 TEMMUZ 2019
- ABD BAŞKANI TRUMP’IN AMERİKA’NIN 1987 TARİHLİ ORTA MENZİLLİ NÜKLEER SİLAHLAR ANTLAŞMASINI (INF) ASKIYA ALMA KARARIYLA İLGİLİ OLARAK SPUTNİK HABER AJANSINA VE BAŞKA YAYIN ORGANLARINA VERİLEN DEMEÇ 22 ŞUBAT 2019
- Türkiye’deki Demokrasi, İnsan Hakları, Basın Özgürlüğü ve Düşünce Özgürlüğü Alanlarındaki Eleştiriler Hakkında 21 KASIM 2019
- Erdoğan ve ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence görüşmesi ardından 18 EKİM 2019

TBMM Genel Kurulu, Türkiye-AB İlişkileri (Ali Babacan’a Yanıt)
CHP GENEL BAŞKAN YARDIMCISI ONUR ÖYMEN’İN TBMM GENEL KURULUNDA TÜRKİYE-AVRUPA BİRLİĞİ İLİŞKİLERİ HAKKINDA YAPTIĞI KONUŞMA – 20 ŞUBAT 2007
Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri;
Sayın Devlet Bakanı Ali Babacan’ın, Avrupa Birliği’yle ilişkiler konusunda verdiği bilgiler hakkında Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüşlerini arz etmek üzere söz almış bulunuyorum, bu vesileyle yüce Meclisi saygılarla selamlıyorum.
Sayın Bakanın buradaki konuşmasını büyük bir dikkatle izledik, büyük bir dikkatle dinledik ve size, şunu bütün samimiyetimle ifade edeyim: Derin bir hayal kırıklığına uğradık. Sayın Bakanı dinlerseniz, her şey yolunda, her şey beklendiği gibi yürütülüyor, komiteler toplanıyor, tarama süreci bitti, gelenler oluyor, gidenler oluyor, hazırlıklarımızı büyük bir hızla yürütüyoruz, bundan daha iyi bir tablo olamaz. Gerçek ne? Gerçek şu: Türkiye, bugün, Avrupa Birliği’yle ilişkilerde hiçbir aday ülkenin yaşamadığı bir krizi yaşıyor.
Değerli arkadaşlar, hiç kimseyi aldatmayalım, kendimizi de aldatmayalım. Bakınız, 2002 yılında zirve sırasında, Danimarka Dışişleri Bakanının Danimarka Başbakanıyla yaptığı bir konuşma televizyon kameralarına takıldı. Orada, Danimarka Dışişleri Bakanı kendi Başbakanına izahat verirken diyor ki, “çok büyük bir Avrupa ülkesinin dışişleri bakanıyla görüştüm, Türkiye’nin üyeliği konusunda bana dedi ki ‘Türkiye’yi önce uyutacağız, sonra unutacağız’” Ne yazık ki, şimdi böyle bir dönemin içinden geçiyoruz.
Sayın Bakan burada diyor ki, “bir faslı kapattık” Ne zamandan beri? 3 Ekim 2005 tarihinden bu yana. Kapata kapata bir faslı kapattık. O da, huzurunuzda üzülerek söyleyeyim, son fasıldır değerli arkadaşlarım. Çünkü, Avrupa Birliği’nin 14-15 Aralık tarihinde aldığı zirve kararına göre, bir kere daha bu şekilde, bu koşullarda bir faslı kapatmanız mümkün olamayacak Sayın Bakan, siz de bunu gayet iyi biliyorsunuz. Çünkü, orada diyor ki, bu, dondurulan sekiz maddenin dışında kalan maddelerin tamamı için geçici kapatma aşamasına dahi gelmeden Kıbrıs konusunda Avrupa Birliğinin Türkiye’den beklediği tavizleri Türkiye’nin vermesi isteniyor. Bunları vermezseniz bir kere daha Avusturya döneminde teknoloji faslını kapattığınız gibi hiçbir fasıl kapatamayacaksınız. Bunu çok iyi bilmenizi istiyorum.
Değerli arkadaşlarım, Sayın Bakan diyor ki: “Yirmi ülke bizi destekledi Kıbrıs konusunda.” Hayrete düşmemek kabil değil. Değerli arkadaşlarım, eğer sadece bir ülke, sadece tek bir ülke Türkiye’yi desteklemiş olsaydı 14-15 Aralık tarihli zirve kararı çıkmazdı. Türkiye hakkında böyle bir karar zirveden çıkmazdı. Sayın Bakan da şikâyet ediyor sekiz maddenin dondurulmasından. Niye çıkmazdı? Çünkü bir tek ülkenin hayır oyu bu kararı engellemeye yetecekti. Kararlar oybirliğiyle alınıyor. Ama dost dediğimiz ülkelerden bir tanesi bile engellememiştir bu kararın çıkmasını, biliyor musunuz? Bir tanesi engellememiştir.
Kıbrıs konusunda karşı tarafın ne kadar haksız, Türkiye’nin ne kadar haklı olduğunu biz biliyoruz. Bizim bilmemiz yetmiyor. Karşı tarafa kabul ettirebiliyor musunuz? Ettirebiliyor musunuz?
Şimdi buraya gelip de biz çalışmalarımızı çok iyi yapıyoruz, çalışkan bir öğrenci gibi ev ödevimizi yapıyoruz, onu yapıyoruz, bunu yapıyoruz demekle meseleleri halletsek, biz de sizi alkışlayalım. Mesele öyle değil.
Bakınız, en son gelişmeyi size söyleyeyim Kıbrıs’la ilgili olarak, siz de biliyorsunuz, Kıbrıs kalktı dedi ki: Kıbrıs’ın etrafındaki bütün kara suları bana aittir, bütün kıta sahanlığı bana aittir, ekonomik bölge bana aittir. Bunun için gitti Mısır’la bir anlaşma yaptı. Oradaki bitişik bölgeyi paylaştılar Mısır’la. Lübnan’la da bir anlaşma yaptı. Onunla da paylaştılar. Yunanistan’la da bir anlaşma yaptı. Onunla da paylaştılar ve bu paylaştıkları bitişik bölge, arazi, deniz arazisi ve altındaki madenler, petrol, değerli sahaların büyük bir bölümü Türkiye’nin ekonomik bölgesiyle kesişiyor. Yani bizim bölgemizi de alıyor.
Bir kere sizin ne hakkınız var bütün Kıbrıs adına böyle bir iş yapmaya? Kıbrıs devletini kuran Londra ve Zürih Anlaşmaları size böyle bir yetki veriyor mu? Vermiyor. Vermiyor. O devlet, Türklerin ve Rumların ortak devleti olarak kurulmuş. Sizin, bütün devlet adına böyle bir tasarrufta bulunmaya hakkınız yok ki. Nasıl bunu yaparsınız? Nasıl bunu yaparsınız?
Norveç ve Çin firmaları, Kıbrıs’ın civarındaki kıta sahanlığında 8 milyar varil petrol bulmuş, 400 milyar dolar değerinde. Şimdi “bu petrol benimdir” diyor ve bunu işletmek için ihale açıyor, Türkiye’nin itirazlarını dikkate bile almıyor. Birkaç gün önce, 15 Şubat tarihinden itibaren ihale taleplerini kabul ediyor, şirketlerin tekliflerini kabul ediyor ve birkaç ay sonra da sonuçlandıracak ve orada petrol aramaya başlayacaklar. Biz ne yapıyoruz? Biz bunu durdurmak için ne yapıyoruz? Size soruyorum: Hükûmet ne yapıyor? Birkaç tane kurusıkı beyanatın dışında biz ne yaptık? ”Kıbrıs konusunda herkes bizi destekliyormuş…” Bu olay üzerine Türkiye bir iki itirazda bulununca, Avrupa Birliğinin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn açıklama yaptı: “Türkiye’nin itirazları yersizdir. Kıbrıs’ın, egemen bir devlet olarak, bu konularda her türlü anlaşmayı yapmaya ve tasarrufta bulunmaya hakkı vardır” diyor. Dönem başkanı Almanya ne diyor? O da aynı şeyi söylüyor. Dönem başkanı Almanya da, Rumlara arka çıkıyor. Hani herkes bizi destekliyordu? Yani, biz hayal mi kuruyoruz? Size kim söylüyor herkesin bizi desteklediğini Sayın Bakan? Siz, Mecliste, çıkıyorsunuz, Meclis zabıtlarına girecek şekilde “20 ülke, Kıbrıs konusunda Türkiye’yi destekliyor” diyorsunuz. Hangi ülkelermiş, bunları bir de biz bilelim. Ambargolar niye kaldırılmadı madem herkes bizi destekliyor şu ana kadar? Niçin Avrupa Birliği, hâlâ, daha, Nisan 2004’te Kıbrıs’la ilgili olarak aldığı kararları uygulamıyor? Yani, gerçekleri anlatmak zorundayız. Bu Meclisin kürsüne çıkıp da, iyimserlik dağıtmak için, vatandaşa, her şey yolunda gidiyor demek için gerçek dışı beyanlarda bulunursanız, tarih sizi affetmez. Bunu yapamazsınız, buna hakkınız yok. Durum son derece kötüdür, herkesin haberi olsun.
Biz, bir önceki hafta sonu Almanya’daydık Sayın Genel Başkanımızla birlikte ve orada çok önemli siyasî şahsiyetlerle görüştük çeşitli partilerden ve bize söyledikleri aynen şudur: “Beş yıl öncesine nazaran Türkiye’nin üyelik şansı şimdi daha kötüdür.” Beş yıl öncesine nazaran daha kötüdür. Bir şey daha söylediler: “Almanya’nın iktidarının büyük ortağı Angela Merkel’in bu seçimleri kazanmasının beş sebebinden, beş temel sebebinden bir tanesi, Türkiye’nin üyeliğine karşı çıkmasıdır. Türkiye’nin üyeliğine karşı çıkmasının beş temel sebebinden biri Türkiye ile Avrupa arasındaki din ve kültür farkıdır.”
Ben, birkaç gün önce, geçen cuma günü, Sayın Genel Başkanımızın talimatıyla Sayın Başbakanı ziyaret ettim ve kendisine orada edindiğimiz izlenimleri anlattım. Bütün ayrıntılarını size anlatarak vaktinizi alacak değilim; ama, biliniz ki, görüştüğümüz şahsiyetler, bize, Türkiye’nin üyeliği konusunda hiç umut vermediler. Bunlar içinde Türkiye’nin üyeliğini destekleyenler var. “Ben şahsen Türkiye’nin üyeliğini destekliyorum; ama, durum son derece kötüdür.” diyor.
Mesela, Avusturya’da yeni bir Hükûmet işbaşına geldi, başında da bir sosyalist parti var. Gusenbauer -sosyalist partinin başkanı- Türkiye’nin üyeliğine kesinlikle karşı. Yani, Hıristiyan demokrat partiler çoğunlukla karşıdır; ama, sosyalist partilerden de çıkmaya başladı şimdi üyeliğimize engel olanlar, karşı olanlar. Bize, Almanya’da bunu çok açık söylediler. “Avusturya’da hem iktidar hem muhalefet kesinlikle karşıdır.” dediler. Nasıl aşacaksınız?
Fransa’da cumhurbaşkanlığına adayı Sarkozy açıkladı “Türkiye için tam üyelik olmaz.” diyor. Ne olur? Efendim, bir Akdeniz birliği kuracaklar, Türkiye’yi Avrupa Birliğine üye yapmayacaklar, Akdeniz birliğine sokacaklar. Bunları niçin anlatmıyorsunuz Sayın Bakan? Sizin bunları bilmemeniz mümkün mü? Yani, şimdi, şu sırada Türkiye böyle bir dönemden geçerken, yüce Meclise anlatılacak husus tarama süreci midir? Kaç komite gitti, kaç komite geldi, bu mudur? Bunları niçin anlatmıyorsunuz?
Bir şey daha söyleyeyim size: Şimdiye kadar bütün aday ülkelerin vatandaşları -Türkiye hariç- üyelik, müzakere süreci başladıktan sonra vizesiz seyahat etme hakkına sahip oldular. Şengen Anlaşmasını imzalayan bütün Avrupa ülkelerine, Bulgaristan ve Romanya da dahil olmak üzere hepsi vizesiz seyahat etti. Bizim vatandaşlarımız edebiliyor mu Sayın Bakan? Edebiliyor mu? Çok iyimser bir tablo çiziyorsunuz, bunu niye anlatmıyorsunuz?
Bu konuda bir girişimde bulundunuz mu? Ne cevap aldınız? Niçin, hâlâ, bizim vatandaşlarımız, evinin tapusunu, aldığı maaşın bordrosunu göstermek gibi küçültücü muamelelere maruz kalıyor, yazın sıcağında, kışın soğuğunda saatlerce konsoloslukların kapısında bekliyor? Niçin, hiçbir ülkeye böyle bir muamele yapılmadı da, bir tek Türk vatandaşlarına yapıyorlar? Niçin bunları anlatmıyorsunuz? Niçin bunları anlatmıyorsunuz?
Siz biliyor musunuz değerli arkadaşlar, bugün başka ülkelerin vatandaşları, mesela Almanya’da, kendi ülkelerindeki seçimler için oy kullanabiliyor. Sandıkta, gidiyorlar, orada oy kullanıyorlar. Hırvatlar da kullanıyor, Sırplar da kullanıyor, yalnız aday ülkeler değil, öbürleri de kullanıyor. Bir tek istisnası var, Türkler. Türklere böyle bir hak tanınmıyor.
Yıllardan beri uğraşıyoruz. Nihayet, bu defa, bizim girişimimiz üzerine Bavyera -o da Bavyera- İçişleri Bakanı dedi ki: “Eğer federal Hükûmetten böyle bir teklif gelirse, ben desteklerim.” Bizim girişimimizle. Bu olursa eğer, belki bu seçimlere yetişecek şekilde, yurt dışındaki vatandaşlarımıza oy kullanma hakkı tanıyacağız. Ama, bugüne kadar tanımıyorlar, şu anda da tanımıyorlar. Biz, 1995 yılında Anayasamızı değiştirdik bunu sağlamak için, gerekli yasal değişiklikleri yapamıyoruz. Çünkü, yasayı yapsanız uygulama şansı yok. Biz, bunlarla uğraşıyoruz. Bunları konuşacağız. Bu kürsüye çıktığınız zaman “Efendim, her şey yolunda, mükemmel. Biz, görevimizi çok iyi yapıyoruz. Türkiye’de her şey çok iyi gidiyor.” Gitmiyor arkadaşlar. İşte bunları anlatıyorum. Eğer aksi yönde bilginiz varsa, kürsü burada, buyurun, gelin söyleyin.
“Reformları çok iyi yapıyoruz.” Değerli arkadaşlar, gerçekten, insan bazen çok şaşırıyor. “Reformları çok başarılı olarak yürütüyoruz” diyorsunuz. Açınız, Avrupa Komisyonunun en son yayınladığı Türkiye ilerleme raporunda bakınız. Orada ne kadar çok eleştiri olduğunu göreceksiniz Türkiye’nin raporları zamanında gereği gibi yapmadığı konusunda. Örnek… Diyor ki: “Parlamenterlerin dokunulmazlığını kaldırın.” Demiyor mu Sayın Bakan? Demiyor mu?
Şimdi, bunu, biz, yıllardan beri söylüyoruz. Sayın Başbakan, geçen seçimden önce kürsüye çıktı, vaat etti. Avrupa Birliği Komisyonu bunu öneriyor. Niye hâlâ yapmıyorsunuz? Niye hâlâ milletvekili dokunulmazlığını kaldıracak bir öneriyi Meclise getiremediniz?
Ne diyor başka? Efendim, diyor ki: “Hâkim ve savcıların tayin yöntemi hukuka aykırıdır, demokrasiye aykırıdır. Adalet bakanının ve müsteşarının bu tayin komisyonunda bulunması doğru değildir.” Biz de aynı şeyi söylüyoruz yıllardan beri. Siz bunu yapıyor musunuz? Tam tersine, Hükûmetin hâkimler üzerindeki rolünü, etkinliğini artıracak önerilerle Meclisin karşısına geliyorsunuz, Yargıtay Yasası gibi vesaire. Yani, bunlar olacak şeyler değil. Avrupa Birliğinin istediğinin tam tersini yapacaksınız, sonra da bu kürsüye çıkacaksınız, diyeceksiniz ki, reform süreci mükemmel yürüyor!
Şimdi, eğitim faslında -siz de itiraf ediyorsunuz- Fransızlar itiraz etti. Siz “Fransa” demediniz, ama ben söyleyeyim. Fransa acaba niçin itiraz ediyor eğitim faslına? Eğitim faslının açılmasına ne itirazı var?
Şimdi, Sayın Bakan öyle bir hava yaratıyor ki, işte, sekiz maddede problemimiz var, ama, orada da bir şeyler yapıyoruz, geri kalanlarda pek sorunumuz yok. Bir cümle sonra diyor ki: “Beş fasılda açılış kriteri var.” Bu ne demektir? Bunu bilmeyenler pek anlamayabilir, ama ben size söyleyeyim: “Beş fasılda açılış kriteri var.” demek, bu fasıllardan herhangi birinin müzakereye başlaması Türkiye’nin yerine getireceği bazı koşullara bağlı demek. Diğer adaylara bunu yaptılar mı? Yapmadılar. Bir tek Türkiye yapıyorlar. İşte biz onun için itiraz etmiştik, 17 Aralık kararlarına onun için itiraz ettik. Türkiye için böyle istisnaî engeller koydular, hangi aşamada, Türkiye’yi nasıl engelleriz. İşte bunlar. Bir tanesi de bu, açılış kriteri. Yani, daha müzakereye başlamadan, ben sizinle masaya oturmak için sizin şu şu şu işleri peşinen yapmanızı beklerim diyor. Ee, müzakerede söylesene, müzakere sırasında, görüşürken bunları ele alalım, yapalım, gerçekleştirelim. Hayır. Daha masaya oturmadan bunları yapmak istiyor. Niçin? Sizi engelleyecek, geciktirecek süreci bunun için istiyor.
Şimdi, Sayın Başbakan diyor ki: “Efendim, almazlarsa da biz ne yaparız? Kopenhag Kriterlerini Ankara Kriteri yaparız, Maastricht Kriterlerini de İstanbul Kriteri yaparız, yolumuza devam ederiz.” İşte, tam söylenmeyecek laf budur. Niçin? Çünkü, onların, yani, Türkiye’yi üye yapmak istemediklerinin sizi getirmek istedikleri nokta bu, size tam bunu söyletmek istiyorlar. Yani, demek istiyorlar ki: “Biz sizi üye yapmasak bile, siz bize sıkı sıkıya bağlı kalacaksınız.” Açıkça yazmış bunu 17 Aralık kararlarında. “Türkiye Avrupa’ya demirlenecektir” diyor ve ne demek bu? Avrupa’nın bütün kriterlerini aynen uygulayacağım. Niye mecbur olacakmışım Türkiye’yi üye yapmazlarsa bu kriterleri uygulamaya? Kim beni mecbur edebilir? Türkiye’nin çıkarı o zaman ne yapmayı gerektirirse onu yapacağım. Yani, Türkiye aleyhinde bu kadar kuvvetli cereyanlar varken -siz- kalkıp da “beni üye yapmasanız bile ben sizin bütün kriterlerinize uyarım” dememiz doğru mu? İnsan hakları, demokrasi, laiklik falan ayrı. Onları her zaman söylüyoruz. Bu o değil. Maastricht kriterinin demokrasiyle falan hiç alakası yok. Maastricht Kriterleri doğrudan doğruya ekonomik düzenlerle ilgili kriterler. Niçin kendimi bağlayacağım? Niçin kendimi bağlayacağım? Bunlar, maalesef, çok iyi düşünülmemiş konulardır.
Şimdi, değerli arkadaşlar, işin özüne geliyoruz. Geçen hafta içinde, Avrupa Birliğinin büyükelçileri, Sayın Genel Başkanımızı bir çalışma yemeğine davet ettiler, çalışma yemeğinde Cumhuriyet Halk Partisinin görüşlerini sordular. Sayın Genel Başkanımız kendilerine aynen şunu söyledi: “Biz -dedi- ortaklık anlaşmasının imzalandığı 1963 yılından beri Türkiye’nin Avrupa Birliğine üyeliği için çalışıyoruz. Bizim partimizin politikası bu. Bu anlaşmayı imzalayan bizim liderimiz, o zamanki genel başkanımız İsmet İnönü.” Şimdi, bizim, biliyorsunuz, 600 sayfalık bir kitabımız var. Bu konuda, beş yıldan beri, Genel Başkanımızın, parti sözcülerimizin söylediği bütün sözler, yaptıkları açıklamalarda bir tek cümle bulamazsınız ki, Türkiye Avrupa Birliği üyesi olmasın, üyeliğe karşıyız anlamına gelecek. Basında filan yazılanlara bakmayın, onları ciddiye almayın. Ama işin gerçeği, bizim politikamız budur. Bunu anlattı. Dedi ki: “Biz şimdiye kadar hep bu politikayı izledik ve uygulamada da Türkiye daima ekonomi politikasını tam üyelik doğrultusunda yönlendirdi. Ama, şimdi görüyoruz ki, yaptığımız temaslardan anlıyoruz ki, Türkiye’yi tam üye yapma yolunda, şimdi, şu sırada, Avrupa’da bir siyasi irade yoktur. Yani, Türkiye’yi görünebilir bir gelecekte Avrupa Birliği üyesi yapacak bir karar alma havası Avrupa’da hissetmiyoruz.”
“Efendim, bugün yapmayız da yarın yaparız.” Bu da yok. “Efendim, bugünkü koşullarda yapmayız ama, siz bütün koşulları yerine getirirseniz yaparız.” Bunu diyen de yok. Yani, dikkatinizi çekerim, Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliği konusuna karşı çıkan siyasi liderlerden bir tanesi bile, bugüne kadar, “eğer Türkiye şunu yaparsa, Kıbrıs’ta bunu yaparsa, şu koşulları yerine getirirse, biz de tutumumuzu değiştiririz, Türkiye’yi destekleriz” demedi. Demek ki, bu, koşullara tabi değil, bağlı değil.
Şimdi, biz sorduk Münih’te yaptığımız konuşmalarda Avrupa’nın önemli siyasi şahsiyetlerine, “Peki, niçin karşısınız?” dedik. Bize dedikler ki: “Efendim, ben şahsen karşı değilim ama, karşı olanların dediği şu -demin söyledim- ‘din ve kültür farkı.’ İki, Türkiye çok büyük bir ülke, Avrupa Birliğine üye olursa dengeleri değiştirecek.” Şimdi, Avrupa Birliğinin hoşuna gitsin diye biz küçülemeyiz ki, dinimizi, kültürümüzü değiştiremeyiz ki. Yani, böyle engeller çıkaracaksınız karşımıza, demek ki, üyelik şansımız hiç yok.
Şimdi, dedik ki kendilerine: “Bakınız…” Sayın Genel Başkanımız şunu söyledi ki, dedi ki: “Bakın, eğer bizi tam üye yapacaksınız ve bize makul bir gelecek için tam üyelik sözü veriyorsanız bizim koşulları yerine getirmemiz kaydıyla, o zaman, biz, daha önce Avrupa Birliği için verdiğimiz taahhütlerle bağlı kalırız. Ama, bize derseniz ki ‘sizi ne yaparsanız yapın üye yapmayacağız’, onu bugünden söyleyin. O zaman, biz de, daha önce verdiğimiz, gümrük birliği gibi taahhütleri gözden geçiririz.” Niçin? Çünkü, gümrük birliğinde, mesela, yalnız Avrupa Birliğiyle gümrükleri kaldırmakla kalmıyoruz sanayi ürünlerinde, Avrupa Birliğinin bütün dünyaya uyguladığı gümrük tarifelerine, Türkiye, uymayı kabul ediyor. Düşünebiliyor musunuz, bizim oturmadığımız bir masada alınan bir kararla, bütün dünya için tarifeler tespit ediliyor, her malda, Çin’den gelen bir mala kaç para gümrük uygulanacak, Japonya’dan gelen bir mala kaç para gümrük uygulanacak, Kanada’dan, Amerika’dan gelen mala ne kadarlık tarife uygulanacak, bunların hepsini Avrupa Birliği kabul ediyor, Türkiye de uyguluyor. Bizim söz hakkımız bile yok, kimse bize danışmıyor bile. Peki, bunu niye kabul ettik: “Şunun için kabul ettik.” dedi Genel Başkan. Dedi ki “Biz, Türkiye’ye yakın bir gelecekte, görünebilir bir gelecekte, tam üyelik verileceği için bunu kabul ettik, ama, eğer, bizi, üye yapmayacağınızı anlarsak, biz de, müsaade edin, çeşitli ülkelerle ekonomik ve ticari ilişkilerimizin tarifelerini kendimiz tespit edelim. Bazı ülkelerle ilişkilerimizi geliştirmek istiyorsak, onlarla gümrük tarifelerimizi ona göre yaparız.” Yani, mesajın özü şu: Bizi üye yapmayacaksanız, biz kendi kaderimizi kendimiz tayin ederiz. Kendi başımızın çaresine kendimiz bakarız ve Atatürk’ün öngördüğü tam bağımsızlık hedefine yöneliriz. Bizim mesajımız bu.
Sayın Bakan mali yardımlardan bahsediyor, Avrupa Birliğinden ne kadar çok yardım alıyormuşuz, 500 milyon euroya çıkmış filan! Değerli arkadaşlar, size bir rakam vereyim, fazlasını söylemeyeceğim, siz gerisini anlarsınız. 2000 ile 2006 yılları arasındaki dönemde -bunun dört yılı AKP İktidarıdır- Avrupa Birliğinin Romanya’ya yaptığı yardım 5.1 milyar euro, Avrupa Birliğinin Bulgaristan’a yaptığı yardım -Bulgaristan Türkiye’nin yedide 1’i- 2.8 milyar euro, Polonya’ya yaptığı yardım 15.3 milyar euro, Türkiye’ye yaptığı yardım 1.7 milyar euro. Tablo bu. Sayın Bakan, iyimserliğinize hayranlık duymamak kabil değil, ama, siz şunu övünülecek bir tablo olarak söyleyebilir misiniz?! Övünülecek bir tablo mudur bu Türkiye için? Yapamamışız. Yardım alamıyoruz. Size diyor ki “2014 yılına kadar hiçbir şekilde sizi üye yapmayız.” diyor o 17 Aralık kararında, çünkü altında hüküm var…
Diyor ki “Çünkü, Avrupa Birliği ekonomik reform yapmadan, Türkiye’yi üye yapamaz.” Yani, siz ağzınızla kuş tutsanız, ne yaparsanız yapın, Avrupa Birliği ekonomik ölçülerini değiştirmeden, sizi üye yapamaz. Niçin: Çünkü, size, bugün üye olsanız, vermesi gereken parayı vermeye hazır değil onun için.
Değerli arkadaşlarım, Türkiye, bu zihniyetle Avrupa Birliğine giremez. Avrupa’daki bu koşullar ve Türkiye’deki bu zihniyetle, maalesef, giremez. O zaman, kendi geleceğimiz için atacağımız adımları şimdiden planlayalım, Meclis olarak görüşelim. Keşke, Avrupa, Türkiye’yi almaya hazır olsa, el birliğiyle, tam üyelik için sonuna kadar çalışsak. Ama, bugün gördüğümüz tablo bu tablo değildir.
Çok teşekkür ediyorum, saygıyla selamlıyorum.
Bu belge Konferanslar, Konuşmalar arşivinde bulunmaktadır.