Ankara Üniversitesi – Hakaret Suçu ve 301. Madde Konulu Konferans

CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen’in Ankara Üniversitesi SBF’de düzenlenen Konferansta yaptığı konuşma
19 Şubat 2007

Böyle bir toplantı düzenledikleri için çok değerli arkadaşım Prof. Alparlsan Işıklı’ya ve tüm Öğretim Üyeleri Derneğine içtenlikle teşekkür ediyorum. Ben Sayın Işıklı’nın sözlerinin başını dinleyince, Onur Öymen bu işlerden pek anlamaz ama onu da davet etmiş bulunduk diyecek diye bekledim ama sonra vaziyeti kurtardı biraz.

Değerli arkadaşlarım,

Aslında bu toplantının başlığı “Düşünce Özgürlüğü ve 301. Madde” olsaydı ben söze düşünce özgürlüğünden başlayacaktım ve en son söyleyeceğimi size önceden söyleyecektim. Ve diyecektim ki, Türkiye’de düşünce özgürlüğü bugün büyük bir baskı altındadır, tehdit altındadır. Bunu şiddetle kınıyoruz. Ve bunun gerekçelerini anlatacaktım. Ama madem ki, 301’den başlayacağız konuşmaya, daha sonra söyleyeceklerimi müsaade ederseniz konuşmamım sonuna saklayayım. 301. madde ile ilgili bazı düşüncelerimi açıklayayım.

Şimdi 301. maddeyi tam manasıyla belki okumadan görüş ve fikir sahibi olanlar vardır. 301. Madde aslında 1926 yılında ilk defa bizim ceza yasamıza konmuştur. Ve ondan sonra tam dört kere değiştirilmiştir. Son uyum paketleri hazırlanana kadar bazı değişiklikler Atatürk hayattayken yapılmıştır. Ve uyum paketleri vesilesiyle 3 kere daha değiştirilmiştir ama özü muhafaza edilmiştir. 301. Maddenin en son görüşülmesi sırasında daha önceki metinlerde hiç olmayan ve Avrupa’daki benzeri metinlerde de hiç olmayan bir şeyi biz önerdik. Bizimle birlikte bazı AKP milletvekilleri de bu önerimize katıldılar. 6 milletvekilimizin imzasıyla da önerge verildi neticede. Ve bu önergede deniliyordu ki eleştiri amacıyla ifade edilen görüşler bu maddenin kapsamında değildir ve suç sayılmaz. Yani en can alıcı noktası sayın Vural Savaş da belirtti bu madde eleştiriyi yasaklamıyor. Efendim kapsamına bu giriyor şu girmiyor Türklüktür, Cumhuriyettir v.s. bunlar ayrıca tartışılır da en can alıcı noktası şu: bu madde çok açık bir şekilde eleştiriye yasak getirmiyor. Avrupa’daki yasaların hiç birinde bu madde yoktur. Bunu biz koyduk. Koymayabilirdik. Eleştiri zaten başka maddelere göre bertaraf olduğu uluslararası sözleşmelere göre de suç değildir ama özellikle belirtik ki kimse bunu yanlış yorumlamasın diye. Netice de bu madde eleştiriyi yasaklamıyor.

Peki neyi yasaklıyor? Bu madde aşağılamayı yasaklıyor. Suç sayılan eylem aşağılama eylemi. Peki aşağılama uluslar arası insan hakları sözleşmelerinde veya milli kanunlarda herhangi bir yerde bir ifade özgürlüğü unsuru olarak zikredilmiş midir? Biz araştırdık bulamadık. Bulan varsa bize de söylesin biz de memnun oluruz. Yani aşağılama hürriyeti diye bir şey yok. İnsan haklarının bir unsuru da başkalarını, bir kurumu, bir milleti aşağılama özgürlüğüdür…böyle bir şey yok! Ne var? Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 10. maddesinin 2. fıkrası var. Ne diyor bu 10. maddenin 2. fıkrası? Hangi koşullarda ifade özgürlüğü kısıtlanabilir? İşte kamu düzeni sayarken şan ve şerefin korunması diyor. Aşağılamanın tam tersi şan ve şerefin korunması için ifade özgürlüğü kısıtlanabilir diyor.

O bakımdan, burada bir noktaya dikkat etmek lazım. 301. Madde toptan kaldırılsın diyenler şunu kastediyorlarsa; efendim eleştiri özgürlüğü bize yetmiyor, biz aşağılama özgürlüğü istiyoruz. Biz ona karşıyız. Eğer amacınız buysa, diyorsanız ki, biz aşağılama özgürlüğü istiyoruz, biz bunu kabul etmiyoruz. Ama diyorsanız ki, aslında eleştiri olan şeyler bazen bazı savcılarca aşağılama olarak kabul ediliyor ve bir çok insan bu yüzden mahkemeye veriliyor, o bakımdan biz 301’e karşıyız diyorsanız, o zaman bu tartışılır. O zaman şunu söyleriz biz: eğer savcılar tarafından yapılmış bir yanlış yorum söz konusuysa veya mahkemelerde yanlış değerlendirmeler oluyorsa bunun sorumlusu bu kanun maddesi midir acaba yoksa kanunun yanlış yorumlanması ve uygulanması mıdır? Eğer öyleyse çözümü başka yerde arayacağız. Yoksa biz her yanlış yorumlanan kanun maddesini iptal etmeye kalksak memlekette kanun kalmayacak. Bir kanunu bazıları yanlış anlıyor. O zaman ne yapalım? O kanunu kaldıralım. Bunun sonu gelmez. Yanlış mı yorumlandı doğru mu? Doğru.

Biz diyoruz ki, ilk önce yapılması gereken iş yargı reformudur. Çağdaşlıkla bağdaşmayan yasalarımız varsa düzelteceğiz. Çağdaşlıkla bağdaşmayan uygulamalar varsa onu da düzelteceğiz. Yargıçlara ve savcılara daha iyi eğitim gerekiyorsa onu yapacağız. Yargıçların ve savcıların eğitiminin bağımsız bir kurum tarafından yapılması gerekiyorsa ki, gerekiyor, biz bunu yapacağız. Biz bunu öneriyoruz. Yani bizim bu 301. Madde konusundaki görüşlerimizi hiç kimse düşünce özgürlüğünü kısıtlayıcı, daraltıcı, çağdaş anlayışı benimsemeyen bir görüş olarak kabul etmemektir. Ben size çok açık söylüyorum, sayın Genel Başkanımız da iki-üç gün önce AB Büyükelçilerinin toplantısında söyledi, biz diyoruz ki Türkiye’de ifade özgürlüğü hiçbir şekilde Avrupa ülkelerindeki ifade özgürlüğünden bir adım geride olmamalıdır. İnsan hakları Avrupa’daki en çağdaş ülkelerdeki normlardan bir adım geride olmamalıdır. Bunu peşinen söylüyoruz. Hiç kimse yanlış anlamasın, yanlış yorumlamasın.

Sayın Vural Savaş çok ayrıntılı bir şekilde belirtti. Müsaade ederseniz birkaç örnek de ben vereyim. Önce dikkattiniz çekmek için şunu da söyleyeyim: şimdi bize bu maddeyi kaldırın diyenler bugünkü sınırlarla acaba niçin yetinmiyorlar? Bugünkü sınırlarla içinde neler söylenebiliyor ve suç olmuyor? Bir kere ona bakmak lazım. Yani bugünkü sınırlar içinde bir akademisyen, bir yazar ne söyleyebilir ve suç olmaz ve onun hakkında mahkeme açılmaz? Size bir tane örnek vereceğim. Üstelik yurtdışında, Ermenistan’da bir Türk profesörü kalkıyor diyor ki, “bunu kanıtlayacak hiçbir delil yok elimde; ama ben inanıyorum ki, o 1915 yılında Türkler Ermenilere karşı soykırım suçu işlemiştir” diyor. Başka ne diyor? Diyor ki, ben kelime kelime söylüyorum, “o devirde Türkiye’yi yönetenler katildi.” Şimdi ben herhangi bir ülkenin yazarı veya bilim adamı tarafından kendi ülkesinin devlet adamları hakkında bu kelimelerin kullanıldığına rastlamadım. Belki rastlayanlar vardır aranızda ama ben rastlamadım. Önceki devlet adamları için katil diyeceksiniz. Adam hakkında bir yargılama yok, bir mahkumiyet yok ama hükmünü veriyor ve katil diyor. Başka ne diyor? “Bugün Türkiye’nin izlediği Ermeni politikası, onun kelimesini söylüyorum, bir pisliktir” diyor. Ve bu suç değil Türkiye’de. Yani bu kadar söz söylenebiliyor Türkiye’de, bu özgürlük kapsamı içine giriyor ve bunla yetinmiyorlar. Daha fazla aşağılamak istiyorlar. Ve biz de ona karşıyız. Bu kadar açık. Eğer buysa, siz bize hakaret etmek istiyorsanız, bizim kanunlarımızı, milletimize, devlet kuruluşlarımıza, anayasal kuruluşlarımıza sizin düpedüz hakaret etmenizi mümkün kılacak şekilde düzenlememizi istiyorsanız kusura bakmayın, düzenlemeyiz. Yani açık konuşalım. Biz bu memleketi sokakta bulmadık. Biz bu memleketi kuranlardan devraldığımız bu cumhuriyete hiç kimsenin hakaret etmesine izin vermeyiz. Herkes bunu böyle bilsin. İnsan haklarına saygı göstermek başka şeydir, hakareti sineye çekmek başka şeydir. Biz hakareti sineye çekmiyoruz. Herkes bunu böyle bilsin.

Efendim yargı reformu gerekiyor mu? Demin de söyledim: mutlaka gerekiyor. Nasıl yapacağız bunu? Pek çok şeyi değiştireceğiz Türkiye’de. Şimdi en basitinde öyle yasal hükümler var ki Türkiye’de Avrupa’da hiçbir örneği yok. Mesela hiçbir Avrupa ülkesinde suç işleyen bir milletvekilin dokunulmazlığa sahip olduğunun örneği yok. Milletvekili dokunulmazlığı Meclis kürsüsünde ifade ettiğiniz görüşlerle ilgili. Çıkarsınız orada istediğinizi söylersiniz, kimse sizi mahkum edemez, yargılayamaz. Kürsü özgürlüğü var. Biz de öyle değil. Yüz kızartıcı suç işliyor adam, dolandırıcılık, sahtekarlık vs. ve orada milletin temsilcisi olarak oturuyor ve kimse kılına dokunamıyor. Sade bir vatandaş aynı suçu işlese en ağır cezalara çarptırılacak ama bir milletvekili işlerse hiç bir şey olmayacak, kılına dokunmayacak. Yani çağdaş normlara aykırı olan budur. Çağdaş hukuka aykırı olan budur. Değiştirecekseniz bunu değiştirin ama buna yanaşmıyor. Hükümet 301’in değiştirilmesine gönüllü. Bugün bunu görüşüyorlar Hükümette. Belli ki dış baskılara direnemedikleri için        bir iki değişiklik önerisi getirecekler ama bu gibi esas yapmaları gereken yasal reformlara gelince hiç ağızlarını açmıyorlar. Buna yanaşmıyorlar. Diyelim ki mesela hakim ve savcıların tayinleri ile ilgili kurulda Adalet Bakanının ve müsteşarının bulunması yanlıştır. Bu kurumun tarafsızlığını zedeliyor. Hükümetin orada etkinliğini artırıyor. Hatta şimdi hakimlerin tayininde Adalet Bakanına daha da fazla yetki vermeye çalışıyorlar. Yanlış olan bu. Avrupa’da bu da yok. Ve AB’nin Türkiye’yle ilgili raporunda bu maddeyi de değiştirin diyorlar. Haklılar. Biz de aynı şeyi onlardan önce söyledik. Dokunulmazlıklar konusunda da Avrupa Komisyonunun İlerleme Raporunda aynen demin söylediğim öneriler var kaldırın bunu diyor. Şimdi bunlara kimse değinmiyor. Bunlar tartışılmıyor Türkiye’de ama 301 tartışılıyor.

Burada bir şey daha söyleyeceğim değerli arkadaşlar bizi üzen bir nokta da şudur: şimdi insan hakları konusu, düşünce özgürlüğü konusu söz konusu olduğu zaman ayrımcılık yapmayacaksınız. Herkes için aynı şekilde düşüneceksin. Eğer siz benden yana olanların insan hakları, düşünce özgürlüğü ihlal edilirse ben ona tepki gösteririm ama benim gibi düşünmeyenlerin düşünce özgürlüğü baskı altına alınırsa bu beni ilgilendirmez derseniz sizin bu çağdaş dünyada yeriniz yoktur.

Türkiye’de olan maalesef budur. Türkiye’de yurtdışındaki bazı çevreler, onların Türkiye’deki uzantıları ne yazık ki, bunu büyük bir üzüntüyle söylüyorum, sadece kendi yandaşlarının özgürlükleri kısıtlanırsa veya onlar aleyhine dava açılırsa tepki gösteriyorlar. Onun dışında başka insanların düşünce özgürlüğü kısıtlanırsa kimsenin kılı kıpırdamıyor. Bizi rahatsız eden budur. Efendim kimin düşüncesi kısıtlanıyor, kime düşüncelerini açıklamasında engel olunuyor ki böyle bir şey söylüyorsunuz diyen olabilir.

Değerli arkadaşlarım,

Son birkaç yıl içinde basını ve medyaları dikkatle izlediyseniz şunu görüyorsunuz: Hükümeti eleştiren bazı yazarların, bazı TV yapımcılarının görevlerine birer birer son verdiler. Yok şimdi bu insanlar ortada. Niye son verdiler acaba? İşte düşünce özgürlüğünü baskı altına almak budur. İnsanlar suç mu işlediler? Hayır. Okurlarını mı kaybettiler? Hayır. Yeteneklerini mi kaybettiler? Hayır. Bir kısmı dünyaca ünlü yazarlar çizerler bunları. Niçin attınız bunları görevden? Çünkü Hükümeti eleştiriyorlar. Siz bunu yapanlar Hükümetin baskısıyla bunu yapan medya yöneticilerinin basında  bu şekilde gerçek bir düşünce özgürlüğünün var olmasına tahammülleri yok. Bugün açın Cumhuriyet gazetesini mesela, Sayın Balbay gayet iyi bilir, bazı yazarlar var, bazı dünyaca ünlü çizerler var, daha önce holding basını denilen gazetelerde yazıp çiziyorlardı. Acaba niçin bunların görevine son verildi? Çünkü bunların yazılarına tahammül edemiyoruz da ondan. Bazı TV programları izliyoruz güzel, isabetli, eleştirirsel bunların yayınlarına da son verildi. Bunlar programdan çıkarıldı. Şunları bir daha çıkartmayacaksınız diye teker  teker TV yönetimlerine telefon edildiğini duyuyoruz. yanlış olan bu. Eleştirilecek olan bu. Yani şimdi bunları siz yok farz edeceksiniz ve bütün oklarınızı eleştiriyi açıkça serbest bırakan 301. maddeye yönlendireceksiniz. İşte bu yanlış. Biz onun için diyoruz ki bu özgürlükler ve insan hakları konusunu tarafsız ve adil bir biçimde ele alalım.

Sayın Vural Savaş İtalyan ceza kanunundan bahsetti. Ben size birkaç küçük örnek vereyim diğer ülkelerde bu işler nasıl oluyor. İspanyol ceza kanununun 543. maddesi. Ne diyor? İspanya’ya ve özerk bölgelerine veya bunların sembollerine karşı kamuoyuna yazılı veya sözlü veya hareketle işlenen suçlar 7-12 ay arası hapis. Hollanda ceza kanununun 92. maddesi. İçinde aşağılama da var. Gerisini söylemiyorum. 111. maddesi, 131. maddesi, 132., 137. maddesi vs. bütün bunlar bu gibi suçları yasaklıyor. Efendim bunlar yazılırda yasalarda çağdaş düşünce o hale gelmiştir ki bunlar uygulanmaz. Bazıları bunları söylüyor yani milletin bu konuda ilgisiz olduğunu farz ederek  kimsenin uygulamalarını incelememiş olduğunu farz ederek diyorlar ki efendim bunlar yazar ama öyle işte tarih kitabında gibi kalmış yasaları kimse uygulamaz. İşte size örnek vereceğim: Hollanda’da bu suçlardan 2004 yılında 240 kişi mahkemeye verilmiş. 2005 yılında 274 kişi mahkemeye verilmiş. 2006 yılında 287 dava açılmış. Efendim dava açılır ama kimse mahkum edilmez. Hayır efendim edilmiş. 2004 yılında 134 kişi, 2005’te  146 kişi, 2006’da 139 kişi cezai yaptırıma maruz bırakılmış. İşte bakıyoruz uygulama bu. Bunları bileceksin. Ondan sonra bazı öğretim üyeleri İstanbul’da Ankara’da topyekün 301 kaldırılsın diye bildiri yayınlıyorlar. Hayretler içinde kalıyoruz. Yani bunları bilerek yapıyorlarsa çok vahim. Bilmeyerek yapıyorlarsa daha da vahim. Öğretim üyeleri bilmeden bildiri imzalar mı? Yani bütün bunları bile bile diyorsanız o zaman gerçekten çok düşündürücü bir tablo var karşımızda. O zaman demek ki sizin özgürlük anlayışınız bu ülkeye hakaret edilmesine cevaz veren bir özgürlük anlayışı. Başka bir izahı yok. Çağdaş normlara da uymuyor. Çünkü çağdaş ülkeler böyle yapmıyor. Alman ceza yasasının 90. maddesi, 90.a maddesi, 90.b maddesi vs. gidiyor. Almanya’da bunlarla ilgili olarak mesela yetmiş iki tane mahkumiyet kararı var. Merak edenler için işte bunları söylüyoruz.

Çok değerli arkadaşlar,

Sözlerimi bitirirken şunu söyleyeyim, bir kere daha vurgulamak istiyorum.: bütün bunları söylediğimiz ve savunduğumuz için hiç kimse bizi özgürlüklere karşı bir partinin temsilcisi gibi telakki edemez. Özgürlüklerin kısıtlanmasına en çok biz karşıyız. Dünyanın en çağdaş özgürlük normlarını biz kuvvetle destekliyoruz. En küçük bir ihlal gördüğümüz zaman biz üzerine gidiyoruz. T.C.’de ilk defa olarak bir rektör göz altına alındı, mahkemeye verildi, yargılandı, bu yargılanan maddelerin zannediyorum hepsinden beraat etti, ve bir tanesi de belki sonuçlanmak üzere. Savcılar tarafından kendisi hakkında istenilen ceza nedir biliyor musunuz? Tam 3000 yıl hapis cezası. Yardımcısı hakkında daha az ceza talep ediliyor. Onun hakkında sadece 2500 yıl. Şimdi o üniversitenin genel sekreteri aynı iddia ile tutuklandı ve hapse girdi ve o kadar onur kırıcı buldu ki, intihar etti. Peki bu olaya karşı bugün o 301’i eleştirenlerden kaç tanesi tepki gösterdi? Yurtdışından bir tane tepki geldi mi?

Şimdi demokrasi diyoruz, insan hakları diyoruz, bize sorarsanız Türkiye’de demokrasi çok ciddi bir tehdit altındadır. Nerden geliyor bu tehdit? Bu tehdit laiklik karşıtı akımlardan, eylemlerden, cereyanlardan geliyor. Bu o kadar ileri gitti ki, o düşünce sahiplerinden bir tanesi gitti Danıştay’a saldırıda bulundu, Danıştay hakimleri toplantı halindeyken orada bir değerli hakimimizi öldürdü, Mustafa Özbilgin’i ve birçok hakimi yaraladı. O olaydan sonra acaba bir kişi çıkıp da “biz hepimiz Mustafa Özbilgin’iz” dedi mi? Meşhur Eurlings Raporu AB Parlamentosunda kabul edilmeden önce bu Eurlings’le ve diğer o raporu hazırlayanlarla görüştük ve bunları anlattık. Dedik ki, “durum bu kadar ciddidir. Eğer Türkiye’yle ilgili bir rapor hazırlayacaksanız laiklik karşıtlığına mutlaka yer verin.” Bir satırla yer vermediler. “Danıştay saldırısına yer verin” dedik. Sadece orada yeterince polis olmamamsını eleştirdiler. Saldırıyı eleştirmiyor. Ve bugüne kadar çıkan Avrupa  Parlamentosu raporlarına bakınız, bir tanesinde bile Türk Demokrasisini bu kadar tehdit eden laiklik düşmanlığı hakkında bir kelime yoktur. Türkiye’yi eleştiren bir çok Avrupalı siyaset adamlarının konuşmalarına bakın, laiklik karşıtlığı hakkında bir tane eleştiri bulamazsınız. İşte endişe verici budur. Şimdi biz bunları görmeyeceğiz, onlar Türkiye’yi hangi noktada eleştiriyorsa biz de onlarla kol kola gireceğiz ve kendi  memleketimiz yerin dibine batıracağız. Biz bunu kabul etmiyoruz. Yabancıların borazanlığını yaparak bu memleketi yükseltemezsiniz. Demokrasinin ne olduğunu biz biliyoruz. Yabancılarla biz aynı kitapları okuduk. İnsan haklarının ne olduğunu biliyoruz. Onlardan daha az değildir bizim bilgimiz. Azınlık haklarının ne olduğunu onlar kadar biliyoruz. Ve onlarla aynı çağdaş normları benimsiyoruz. Ama onların bu memleketi küçültme, aşağılama çabalarına da fırsat verecek değiliz.

Çok teşekkür ediyorum.

SORU – CEVAP BÖLÜMÜ

Soru: (anlaşılmıyor)

Öymen:  Değerli arkadaşıma sorduğu soru için çok teşekkür ediyorum. Yanlış anlamadıysam diyor ki, siz belki 1960’ta demokrasi mücadelesi verdiniz ama sonra demokrasiyi unuttunuz. Ne yapıyorsunuz demokrasi için? Sonra ne yaptınız? Daha yakın tarihlerden örnek verin. Değil mi?

Çok örneğimiz var. Mesela 1980 ihtilalinde Genel Başkanımızın nasıl tutuklandığını, demokrasi mücadelesi verdiği için nasıl göz altına alındığını filan da anlatabiliriz ama o kadar da belki geriye gitmeye gerek yok. Mesela 1 hafta önce yaptığımızı söylesem size yeter mi? Yurtdışında dört milyon vatandaşımız yaşıyor. Ve bu dört milyon vatandaşımız bugün oy hakkından mahrumdur. Ne bulunduğu ülkede oy kullanabiliyor ne Türkiye’de oy kullanabiliyor. Ve bu çok büyük insan hakları ihlalidir. Başka ülkelere mensup insanlar o ülkelerde kendi ülkelerindeki seçimlerinde oy kullanabiliyor, bir tek Türkler kullanamıyor. Ve biz yıllardan beri bunun takipçiliğini yapıyoruz. Bunu yapamazsınız, diyoruz. Milyonlarca insanı en temel demokratik haklarından mahrum edemezsiniz diyoruz. En son Schröder başbakanken geldiğinde ona söyledik ama sonuç alamadık. Şimdi geçen hafta bunu dile getirdik Genel başkanımızla birlikte Münih’e gittiğimizde Bavyera Eyalet İçişleri Bakanı, ki çok önemli iktidar partisinin en önemli üyelerinden biridir, biz bu ısrarlı girişimde bulunduktan sonra dedi ki, “kabul ediyorum, eğer federal devlet bana bu konuda bir soru yöneltirse, Türklerin oy hakkına kavuşmaları için gereken her şeyi yapacağım” dedi. Biz şimdi yıllardan beri bunun için uğraşıyorduk ve ilk defa yurtdışındaki Türkleri oy hakkına kavuşturacak. Ve biz de gittik bunu Başbakana anlattık. Ben bizzat ziyaret ettim Başbakanı ve ona dedim ki, “böyle bir sonuç aldık. Hemen lütfen Berlin’de bir girişimde bulunun ve federal düzeyde de aynı cevabı alırsak derhal, biz hazırız anayasa değişikliği için.” Milyonlarca insanımızı oy hakkına kavuşturacağız. Ne yapıyorsunuz? Bunu yapıyoruz.

Başka ne yapıyorsunuz? En küçük insan hakları ihlali olsa, bir insan öldürülse Güneydoğuda şurada burada hemen bir parlamento heyeti gönderiyoruz. Derhal. Bunu Meclise taşıyoruz. Yani insan hakları konusunda sizi temin ederim en çağdaş ülkelerin, en çağdaş partilerinden bir adım geride değiliz. Bir tek ülkenin bir adım gerisinde kalmaya razı değiliz. Şimdi Solingen’de “hepimiz Türk’üz” demişler. Bu olay olduğunda, bu vahşi cinayet işlendiğinde ben Almanya’da Türkiye’nin büyükelçisiydim ve Solingen’de 5 tane evladımız yakıldığında iki saat sonra ben oradaydım. Bu cenazelere de katıldım, yürüyüşlere de katıldım. Bir tek kişinin “hepimiz Türk’üz” dediğini duymadım. Hiç inanmayın. Kimse böyle bir şey söylemedi. Bütün Almanlar kınadılar. Biz de onları övdük bunları kınadıkları için ama “hepimiz Türk’üz” diyen filan olmadı. 40 tane diplomatımız öldürüldü. Ermenistan’da bir kişi kalkıp da “hepimiz Türk’üz” demdi. Ve biz tabii Hrant Dink’in cenazesinde 10 binlerce insanın toplanmasından gurur duyduk, sevinç duyduk. “İşte Türk halkı budur” dedik. Ama şunu unutmayın: Ermeni teröristleri öldürdüğü çok değerli arkadaşımız, çok değerli büyükelçimiz Galip Balkan’ın cenazesi İstanbul Havaalanına geldiğinde orada sadece ailesi ve birkaç diplomat vardı. Bunları da unutmadık. O bakımdan bazı şeyleri biraz düşünmek lazım. Şimdi biz bu konularda çok duyarlı olmak zorundayız. Bakın bugün siz Almanya’da bir yılda kaç tane yabancı karşıtı saldırıyor merak ediyor musunuz? Size söyleyeyim: geçen yıl Almanya’da zor kullanarak çoğu zaman silah kullanarak yapılan yabancı karşıtı saldırıların sayısı  956’tır. Ve bunu yapan bazı örgütlerin karargahlarında ağır silahlar bulundu. Böyle bir ortamdan geçiliyor Avrupa’da. Bunlarla mücadele edeceğiz. Biz sürekli olarak kendimizi aşağılarsak, kendimizi küçültürsek, hep kendimizi suçlarsak, bazı yabancı grupların etkisi altında kalarak daima her konuda her zaman Türkiye eksiktir, Türkiye suçludur dersek bunları göz ardı ederiz. Şimdi size soruyorum: 301. maddeye karşı çıkanlardan bir tanesi bir yabancı düşmanlığına karşı çıkan bir beyanat verdi mi? Bir makale yazdı mı? Niçin ilk defa bunu bugün duyuyorsunuz? Bir tek biz mi biliyoruz bunu? Açın internet sayfaları dolu. Niçin bir tek kişi bile buna tepki göstermiyor? Çünkü maalesef utanarak söylüyorum, içimize bir aşağılık duygusu gelmiştir. Hep Türkler suçludur, yanlıştır, eksiktir., hep yanlış iş yapıyoruz ve onlar da her fırsatta kafamıza vura vura bizi ikinci sınıf bir devlet olduğumuz inancına kabul etmeye zorluyorlar.

Gençlerimizden özellikle rica ediyorum en küçük bir insan hakları ihlaline tahammül etmeyin. Türkiye’nin demokrasisinde küçücük bir eksiklik olursa tepki gösterin. Bakın ben gençken. Bakın biz gençken, sizin sıralarınızdayken değerli arkadaşım Alparslan ve öbür arkadaşlarımızla her gün sokaktaydık. Elimizde pankartlarla her gün sokaktaydık. Her gün Meclisin önündeydik. En küçük bir demokrasi ihlaline tahammül etmezdik. Siz de etmeyin. Tavsiye ederim ama o zaman da bugün de ülkemize karşı yabancıların ve onların Türkiye’deki uzantılarının haksızlık yapmalarına da tahammül etmeyin. Teşekkür ederim.

Soru: …

Öymen: Bilime saygılı olmayan hiç bir şey söylediğimizin kanısında değilim. Ben yaptığım konuşmada da partimizden hiç bahsetmedim. Sadece partimize sataşma olunca cevap verdim. Çünkü gayet iyi biliyorsunuz parti propagandası yapmaya gelmedik buraya. Burada bir konuyu bilimsel çerçevede tartışmaya geldik. Ama bu vesileyle konuyla hiç ilgisi olmayan bir şekilde CHP’ye bir saldırı olunca gayet tabii ki cevap vermek de görevimiz. Şimdi değerli hocam, Türkiye tarihinde nerede görülmüştür, diyor. Bir bilim kurulunda böyle bir soruya muhatap olmak beni biraz şaşırttı. Çünkü siz gayet iyi bilirsiniz ki, Türkiye’nin cumhuriyetten sonra çıkarılan ilk anayasası 1924 anayasasıdır. Ve orada denilmektedir ki hangi dinden hangi kökenden gelirse gelsin Türkiye’nin ahalisine Türk denir. Ve ondan sonraki bütün anayasalarımızda da geçen cümle budur. Şimdi başka ülkelerin yasaları böyle midir? Hayır böyle değildir. Mesela Yunanistan’ın anayasasının 31. maddesine göre Yunanistan’da Cumhurbaşkanı olabilmek için babasının Yunan soyundan gelmesi gerekiyor. Bize akıl veren Avrupalılarda böyle hükümler var. Benim bildiğim Türkiye’de bir çok insan soykırım yapılmıştır diye iddia etmiştir ama aleyhinde dava açılmamıştır.

Soru: …

Öymen: Demokraside herkesin düşüncesini özgürce açıklama hakkı vardır. Yeter ki siz de başkalarının düşüncesine saygıyla dinleyin. Şimdi bir iki konu sanırım yanlış anlaşıldı. Biz 301. Madde ifade özgürlüğü ile düşüncelerimizi sınırlı tutmaya çalıştık ama bir iki başka konuya değinildi Hrant Dink cinayeti gibi. Hrant Dink cinayetiyle ilgili düşüncemiz şu: bizce esas sorumlu olan aylarca önce ihbar yapılmasına rağmen tedbir almayan ve Hrant Dink’i korumayan Devlet Bakanlarımız. Yani bu konuyu çok net olarak belirtelim. Eğer bir insanın öldürüleceğine dair devletin elinde defalarca gelmiş ihbar mesajları ve mektupları varsa mutlaka gereğini yapmak zorundasınız. İşte bunun içinde biz Mecliste Başbakan ve İçişleri aleyhinde bir Meclis soruşturması açılması önergesi verdik.

Şimdi soykırım konusunda etrafta bir çok şey söylenir. Soykırım konusunda 1948 tarihli bir BM sözleşmesi var. Bu sözleşme diyor ki, soykırım kararını ancak bir mahkeme verebilir. Yani hiçbir parlamento, hiçbir akademisyen, hiçbir gazeteci tek başına şu olayda soykırım olmuştur diye karar veremez. BM’nin kararı budur. Soykırımı ancak mahkeme kararlaştırabilir. Ermenilerle ilgili olarak tek bir mahkeme kararı yoktur. Neticede Türk yöneticilerini yargılamak için Malta’da bir mahkeme düzenlenmiştir. Bir çok Türk devlet adamı oraya götürülmüştür ve hapsedilmiştir. Fakat hepsi beraat ettirilmiştir. Peki bu soykırım lafları nereden çıkıyor?

I. Dünya Savaşına hepiniz biliyorsunuz Amerika’yı sokmaya çalıştılar. Amerika bu savaşa girmek istemiyor. İki sene girmemiştir. İngiltere’nin bulduğu çare Amerikan halkını ayaklandırarak Hükümeti savaşa girmeye zorlamak. Savaş propaganda bürosu kuruyorlar ve Wellington House bazı yazarları çağırıyor ve diyor ki, bakın böyle bir projemiz var. Sizden ricamız bu Almanları ve Türkleri böyle insan içine çıkamayacak kadar aşağılayacak ne kadar kitap, makale mümkünse yazın. Proje bu. Ve onun üzerine 1156 tane kitap ve broşür yayınlanıyor. Bir taraftan da Almanya’yı Amerika’ya bağlayan denizaltı telgraf kablosunu kesiyorlar ki, Almanlar kendi görüşlerini yollamazın diye. Ne yazıyor bu kitaplarda? Mesela Alman orduları Belçika’ya girdiğinde bütün bebeklerin elini kesiyor. Bütün papazları çam kulesine asmışlar. İşte bu meşhur Mavi Kitap da Türkler önüne gelen Ermeni’yi öldürmüş, kesmiş… Kaynak? Kaynak yok. Peki Ermeniler ne yapmış Osmanlılara? Hiç bir şey yapmamış. Bir satır yok. Bu kitaplar ve makaleler yayınlanınca Amerika’da halk müthiş galeyana gelmiş ve hakikaten Hükümete baskı yapmış ve Hükümet de savaşa girmiş İngiltere’den yana. Sonra ne olmuş? İngiliz Dışişleri Bakanı çıkmış Meclis kürsüsünde bu Almanya için yazılan kitap bir propaganda kitabıdır ve hiç biri doğru değil demiş. Şimdi biz de geçen sene Mecliste iktidar ve muhalefet beraber bir karar aldık. Dedik ki, “Türkiye’yle ilgili olarak yayınlanan kitabın da bir propaganda kitabı olduğunu ilan edin.” Şimdi İngiltere’den kaçamak cevaplar geliyor. Dışişlerinden gelen cevap, “efendim bu Meclisin bileceği iş.” Meclisten gelen cevap bu hükümetin bileceği iş. İkisinde de bu kitabın bir propaganda kitabı olduğunu kabul ediyorlar. İşin gerçeği bu. Ve bu konuda aleyhimizde o kadar yoğun faaliyet gösteriliyor ki, dünyada ve Türkiye’de bir çok insan buna inanıyor. Devletimizin elindeki resmi belgelere ve kanıtlara göre Ermeniler 508 bin Türkü öldürmüşlerdir. En son olarak bir iki ay önce yayınlanan Justin McCarthy’nin  kitabında Van’da Ermenilerin Türkleri nasıl katlettiği yazıyor. Ermenilerden de çok ölen oldu ama demin de söyledim uluslar arası hukuka göre gerçekten bir soykırımdan bahsetmek mümkün değil.

Bu konularda zannediyorum ki, aranızda böyle bilimsel bir tartışma yapabilmeliyiz. Yani böyle bilgiye dayanmayan, somut bir kanıta dayanmayan, bir belgeye dayanmayan duygularla birbirimiz suçlamaya, eleştirmeye kalkarsak hiçbir yere varamayız. Burası bilim kuruluşu diyorlar: işte size bilimsel belgeleri söylüyorum. Aksi yönde belgeleriniz varsa siz de bize sunun. İşte bilimsel tartışma olur. Bilim yuvasında böyle tartışılır. Ben size bunları anlatıyorum. Ama efendim, siz böylesiniz de öylesiniz de bilmem ne filen bu laflar gerçekten bu binaya yakışmayan boş laflar. Söyleyeceğiniz laf varsa buyurun ama söyleyecek lafınız yoksa tek marifetiniz karşı tarafı suçlamaksa sizin itibarınız azalır, kurumunuzun itibarı azalır. Siz de bir araştırma yapın. Deyin ki, sizin bulduğunuz belgeler yanlıştır biz başka belgeler bulduk ve doğrusu budur. Niçin acaba bu soykırım olmuştur diyenler bir tek konferanslarına bile bizleri davet etmiyorlar? Biz davet ediyoruz gelmiyorlar. Bizimle karşı karşıya gelemiyorlar. Buyurun televizyonda tartışalım? Çıkamıyorlar. Çünkü biliyorlar ki bu belgeler, bilimsel bulgular onları desteklemiyor. Ama onlar çeşitli nedenlerle şu veya bu tehdit altında bu görüşleri tanımıyorlar. Ben şahsen onların bu görüşleri savunmalarına da karşı değilim. Herkes fikrini söylesin. Gerçekler sonunda mutlaka ortaya çıkar ama dikkat ediniz ki uluslar arası toplum bu konuda son derece tek yanlı davranıyor. Ne demektir yani soykırım olmamış demeyi suç sayan bir yasa çıkıyor Fransa’da. Ben oradaydım o gün. Bir günde dedim Fransa 250 sene geriye gitti. Yani ne demek sizin gibi düşünmeyen bir insanı hapse atacaksınız? İşin özü bu. Eleştireceksen onu eleştireceksin. Şimdi siz onu eleştireceğinize kendi kendinizi eleştiriyorsunuz. Biz bu kadar haksızız şu kadar haksızız. İşte aksini savunanlar böyledir şöyledir. Adamın size yaptığı haksızlığa bakın. Şimdi şu 301. madde konusunda kavga edenlerden bir tanesi bile kalkıp da şu Fransa’da yapılan rezalete tepki gösteriyor mu? Göstermiyor. Umurunda değil. ama işin sonunda herkes kabul etsin ki daima Türkler haksızdır.

Değerli arkadaşlar,

Buraya gelirken getirecektim de getiremedim. Çok kalın bir kitap yayınlandı Almanya’da ve bu Almanca kitabın Türkiye hakkında hakaretami sözler içeren atasözleri içeriyor. Düşünebiliyor musunuz? En son cümlesi şu: “Türkiye hakkındaki bu hakaretami sözlerin sorumlusu da Türklerdir” diyor. Öyle diyor. Şimdi bunlarla mücadele ediyoruz. Ne zannediyorsunuz?  Bunlarla mücadele edeceğimize kalacağız birbirimizle mücadele edeceğiz ve Türkiye’nin ulusal çıkarlarını savunanları suçlayacağız. Biraz fazla olmuyor mu? Gerçekten biraz ölçüyü kaçırmıyor muyuz? Şimdi benim gençlerden özellikle ricam istediğiniz görüşü özgürce savunun ama araştırın önce. İki; sizin gibi düşünmeyenlere tahammül gösterin. Demokrasi bu demek. Yani sadece benim düşüncem doğrudur. Karşı düşünce doğru değildir yanlıştır. Bir arkadaş dedi ki bana, ben sizin web sayfanızı inceledim, hep aynı şeyleri söylüyorsunuz. Ne diyecektik? Aksi bir fikri mi savunacaktık? Farklı bir şey mi söyleyecektik? O zaman bize demez miydiniz, siz de Hükümet gibi her gün gömlek değiştiriyorsunuz diye.

Değerli arkadaşlarım,

O bakımdan size son olarak şunu söylemek istiyorum: Türkiye çok zor bir dönemden geçiyor. Yurtdışındaki bazı baskıları biz her gün hissediyoruz. AB Komisyonu tarafından 6 Ekim 2004 tarihli bir belge çıkarılıyor diyor ki, yani örnek olsun diye söylüyorum nelerle uğraşıyoruz, Türkiye’nin diyor Güneydoğusundaki Dicle ve Fırat nehirleri üzerindeki barajlar ve sulama sistemleri uluslararası yönetime sokulmalıdır. Niçin? Çünkü o bölge diyor İsrail’in stratejik menfaatlerini ilgilendirir. Biz bunlarla uğraşıyoruz ve bunlarla uğraştığımız için bizi suçluyorlar, nasıl ulusalcılık yaparsınız ulusal çıkarları savunursunuz diye. Bırakalım her şeyi feda edelim terk edelim. Biz çağdaşız ya, ne isterlerse yapsınlar. İşte bunu yapanları Ulu Önder Atatürk elinin tersiyle itmiştir. Sivas Kongresinde mandacılar çıkmıştır biz efendim Amerika’nın himayesine girelim,  bu işi beceremeyiz, altından kalkamayız demiş, ama Atatürk hepsini elinin tersiyle itmiştir.


Bu belge Konferanslar, Konuşmalar arşivinde bulunmaktadır.