TBMM Genel Kurulu, Fransa’da Kabul Edilen Sözde Ermeni Soykırımının İnkarını Cezalandırmayı Öngören Yasa Tasarısı Hakkında

CHP GRUBU ADINA ONUR ÖYMEN (İstanbul) – Sayın Bakan, Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Fransız Millet Meclisinde sözde Ermeni soykırımı iddiasını kabul etmeyenleri hapis ve para cezasına çarptıracak yasa tasarısının kabulüyle ilgili olarak Cumhuriyet Halk Partisi Meclis Grubunun düşüncelerini arz etmek üzere söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, geçen perşembe günü, Fransız Meclisinde bazı Cumhuriyet Halk Partili milletvekili arkadaşlarımızla birlikte izlediğimiz tablo, Fransa hesabına gerçekten üzüntü vericiydi. Toplantıya katılan az sayıda milletvekili yaptıkları konuşmalarda tarihî gerçekleri tamamen çarpıtarak, ülkemizin tarihine ve haysiyetine karşı dost bir ülkeden beklenmeyecek ağır ifadelerde bulunarak uluslararası hukuku ve Fransız Anayasasını açıkça çiğnediler. O gün, Fransız Meclisi, ülkesinde yaşayan 390 bin Türk’ü, atalarının Ermeni katili olmadığını söyleme hakkından mahrum etmiştir. Başka hiçbir AP ülkesinin Meclisi, bu konuda bu kadar ileri gitmemişti. Bu Yasa, Fransa’nın özgürlük şampiyonu olma yolundaki iddiasını bir anda sona erdirmiş, bu ülkeyi, düşünceleri cezalandıran, otoriter ülkelerle aynı düzeye indirmiştir. Böylece, Fransa, başka ülkeleri demokrasi ve insan hakları alanında eleştirme hakkını kaybetmiştir.

Değerli arkadaşlarım, o gün, Fransa’da, ifade özgürlüğünün üzerine bir demir perde, bir giyotin inmiştir. Fransız tarihçilerinin, bilim adamlarının üniversite hocalarının, farklı bulgularını, araştırmalarının sonuçlarını yayınlamaları yasaklanmıştır. “Görüşlerinizi paylaşmıyorum, ama sizin görüşlerinizi serbestçe ifade etmeniz için hayatımı vermeye hazırım” diyen Voltaire’in ülkesinde bunlar olmuştur, Voltaire’in kemikleri sızlamıştır. Türk-Fransız dostluğu büyük bir darbe yemiştir. Buna karşı Türkiye’nin mutlaka bir tavır alması lazımdır. Bu tavır, tepki sözleriyle ifade edilemez, tedbir alacaksınız. Haklarınızı, haysiyetinizi, tarihinizi lekeleyen bir girişim olduğu zaman, karşılığında tedbir alacaksınız. Bizim Hükümetten beklediğimiz budur.

Hükümet -Sayın Bakanı da biraz önce dinledik- bu Yasa Senatodan geçmedikçe, şimdiden bir tedbir almayı pek arzu etmez görünüyor. Çekingen davrandığı izlenimindeyiz, inşallah biz yanılmışızdır. Ama, bereket, halkımız, sivil toplum örgütlerimiz, kendi maddi çıkarlarından önce ülke çıkarlarını düşünen vatansever iş adamlarımız, şimdiden harekete geçmişlerdir. Onların bu davranışlarını saygıyla selamlıyoruz.

Değerli arkadaşlarım, Mecliste, Fransız Meclisinde gördüğümüz manzara şudur: Fransa’da yaşayan ve sayıları 400 bin civarında olan Ermeni azınlığı, Fransız Meclisini âdeta esir almıştır. Fransız milletvekilleri seçim bölgelerindeki endişeleri dikkate alarak, oylamaya katılmamışlardır. Meclisin beşte 1’nin oyuyla çıkmıştır bu, beşte 4’ü oy kullanmamıştır, vekâlet de vermemiştir kimseye. Fransa hesabına, Fransız Meclisi hesabına hazin bir tablo.

Daha da ilerisini söyleyeyim size: Sayın Başbakanımızın telefon ederek yardım istediği İçişleri Bakanı ve iktidar partisi lideri Sarkozy, bu yasa tasarısını başımızın üzerinde bir Demokles’in kılıcı gibi tutarak, Türkiye’den tavizler istemeye cüret etmiştir. “Ermeni sınırını açarsanız, 301 inci maddeyi kaldırırsanız, tarihçiler komisyonuna tarihçi olmayanları, politikacıları falan sokarsanız bunu erteleyebiliriz” diyor. Düşünebiliyor musunuz; bu ne cürettir! Bu ne cesarettir! Bir dost ülkeye, Fransa’nın müttefiki olan bir ülkeye yapılacak muamele bu mudur?

Şimdi, işin bir başka boyutu var. Bu Ermeni Yasasının çıkmasından bir hafta önce Fransa Cumhurbaşkanı Ermenistan’ı ziyaret ediyor.

Değerli arkadaşlarım, biz, Türkiye olarak, yıllardan beri Sayın Chirac’ı Türkiye’ye resmî ziyarette bulunmaya davet ediyoruz. Dilerdim ki, Sayın Bakan bunu da dile getirsin. Bir kere gelmemiştir, ama, Ermenistan’ı ziyaret etmiştir.  Ermenistan’a gidecek vakti vardır, Türkiye’ye gidecek vakti yoktur.

Ne yapmıştır Ermenistan’da? Sözde Soykırım Anıtını ziyaret etmiştir. Başka ne yapmıştır? Gazetecilerin sorusuna karşılık demiştir ki “Türkiye, Ermeni soykırımını kabul etmeden Avrupa Birliğine üye olamaz.” Sayın Bakan, niçin bunları söylemiyorsunuz? Niçin bunları hatırlatmıyorsunuz; yoksa siz söylediniz de ben mi duyamadım acaba?..  Düşünebiliyor musunuz, bunu söyleyen başka bir devlet başkanı yoktur Avrupa’da, başbakan yoktur, herhangi bir devlet adamı yoktur.

“Avrupa Parlamentosunda böyle bir kıstas koydurmaya çalıştılar bir iki hafta önce, bizim de gayretlerimizle reddettirdik orada.” Chirac bunu söylüyor. Peki, ona siz ne tepki gösteriyorsunuz? Sayın Başbakanımız ne tepki göstermiştir? Hemen söyleyeyim; hiçbir tepki göstermemiştir. Dışişleri Bakanlığımız, sadece üzüntülerini ifade etmiştir. Bir cumhurbaşkanının bu kadar haksız bir beyanına Sayın Başbakanın tepki göstermesi gerekmiyor muydu?

Şimdi, bununla da kalmıyor; Türkiye’nin dostu bilinen Chirac, geçen yılın başında, sırf Türkiye’nin AB üyeliğini güçleştirmek için anayasa değişikliği önermiştir ve Mecliste kabul ettirmiştir. Düşünebiliyor musunuz? Ondan sonra ne olmuştur? Ondan sonra, Avrupa Birliğiyle müzakere sürecinde, her teknik maddenin görüşülmesine siyasî unsur sokturmuştur Fransa. Sonra, bu yasayı çıkartmıştır. Ne oluyoruz? Fransa ile Türkiye arasındaki ilişkilerde ne oluyoruz, ne yaşıyoruz?

Sayın Başbakan, Chirac’ın sözleriyle ilgili hiç mi tepki göstermemiştir? Göstermiştir arkadaşlar. Nasıl bir tepki göstermiştir? Demiştir ki: “Chirac bana telefon etti, bu yasanın engellenmesi için elinden geleni yapacak.”

Değerli arkadaşlar, Fransa Cumhurbaşkanı size telefon ettiyse, size bir mesaj verdiyse, basına açıklayasınız diye mi verdi bunu? Kendisi basına açıklamasını bilmiyor muydu? Devlet adamları arasındaki görüşmeler basına sızdırılır mı? Ondan sonra ne oldu? Ertesi gün, Chirac’a yakın çevrelere atfen, dünya basın ajansları “hayır” dediler, “Chirac öyle bir şey söylemedi Türk Başbakanına.” Ne dedi? “Ermenistan’da ne dediyse, aynı sözleri tekrarladı.” Şimdi, siz, belki haklı olduğunuz halde, Chirac’ın sözlerini çarpıtan bir devlet adamı durumuna düştünüz. Yani, bu yakışık aldı mı?

İşte, değerli arkadaşlarım, yaşadığımız olaylar bunlardır ve bunu, gerçekten, büyük bir üzüntüyle karşılıyoruz.

Şimdi, bütün bu olaylardan sonra halkımızın gösterdiği tepkiyi, bilim adamlarımızın gösterdiği tepkiyi saygıyla karşılıyoruz. YÖK Başkanı Sayın Prof. Erdoğan Teziç, Fransa’nın verdiği Légion d’Honneur Madalyasını iade etmiştir. Kendisine saygılarımızı, bu kürsüden şükranlarımızı sunuyorum. İşte, Türk bilim adamı budur.

Değerli arkadaşlarım, bütün bu gelişmelerden sonra Türk-Fransız dostluğundan geride ne kalmıştır? Atilla İlhan’ın deyişiyle “elde var hüzün.” Françoise Sagan’ın deyişiyle “bonjour tristesse – merhaba hüzün.” Kala kala, yüzyıllardır süren ilişkilerden, dostluktan kala kala hüzün kalmıştır. Bunu büyük bir üzüntüyle karşılıyoruz. Şimdi, biz, Fransız menfaatlerine şimdiye kadar zarar vermedik. Fransa’nın çıkarlarına yardımcı olacak ticari girişimler yaptık. Airbus uçakları aldık, pek çok alım yaptık Fransa’dan. Ama, karşılığını bu şekilde almış bulunuyoruz.

Meselenin bir de Ermenistan boyutu var, değerli arkadaşlarım. Ermenistan, maalesef, yurt dışındaki lobilerini kullanarak yıllardan beri Türkiye’ye karşı düşmanca politika izliyor. Benim elimde, Ermeni liderlerin, başbakanlarının, dışişleri bakanlarının Türkiye hakkında son derece saygısızca sözleri var.

Şimdi, en son örnek –geriye gitmeyeyim, çok örneği var; ama, en sonuncusunu söyleyeyim- daha dün Ermenistan Dışişleri Bakanı diyor ki: “Türkiye’nin 1915-1917 olaylarını gerektiği şekilde tanımaması soykırımın devam ettiği anlamına gelir; bugün de soykırım uyguluyorsunuz.” diyor. Onlar bize bu kadar hakaret ediyorlar. Biz ne diyoruz? Sayın Başbakanımız 29 Nisan 2005 tarihinde açıklama yapıyor, diyor ki: Ermenilerin yıllardır sürdürdükleri soykırım iddialarına rağmen, Türkiye’nin, komşu Ermenistan’la ilişkilerini geliştirmeye hazır olduğunu söylüyor. Değerli arkadaşlarım, uluslararası ilişkilerde alttan alarak, boyun bükerek, yumuşak davranarak hiçbir yere varamazsınız. Bu yöntemlerle başarıya ulaşmış ülke dünyada yoktur. Size karşı birisi kötülük yapıyorsa, size karşı birisi haklarınızı, çıkarlarınızı, haysiyetinizi zedeleyecek bir muamele yapıyorsa, tepki göstereceksiniz, tedbir alacaksınız. Onlar sizin canınızı acıtıyorsa, siz de onların canını acıtacaksınız. Biz Ermenistan’a ne tedbir alıyoruz; hiçbir tedbir almıyoruz. Üzülerek söylüyorum, bazı değerli siyasetçi arkadaşlarımız yurt dışına gittiklerinde diyorlar ki, şirin gözükmek için, başkalarının sempatisini kazanmak için: “Efendim, biz yasalarımızı çiğneyerek ülkemize kaçak gelen 70 bin Ermeni işçisinin çalışmasına göz yumuyoruz.”
Arkadaşlar, bu söylenir mi? Hangi siyasetçi yasalarını çiğnemekle iftihar eder? Bütün dünyadan gelenleri siz geri iade edeceksiniz, gazeteler sayfalarca yazacak, her ülkeden gelen kaçak işçileri iade edeceksiniz, bütün ülkeler de aynı işi yapacak zaten, bir tek Ermenistan’dan gelenlere hoşgörü göstereceksiniz. Acaba niçin; şirin gözükeceksiniz. Sizi çok sevecekler böyle yaparsanız ve sizin menfaatlarınıza hizmet edecekler, yardımcı olacaklar. İşte, sonucu bu.

Bir şey daha söyleyeyim sözlerimi bitirmeden Sayın Başkanın müsaadesiyle.
Değerli arkadaşlarım, bize diyorlar ki: “Tarihinizle yüzleşin.” Chirac da bunu söylüyor, Fransa’da katıldığım canlı yayında televizyonlar da bize bunu söylüyor. Dedik ki “tarihinizle yüzleşin” diyorsunuz. Yüzleşelim, biz açığız. İsteyen tarihçi gelsin, arşivlerimizi incelesin, yayınlarını yapsın. Gocunacak hiçbir şeyimiz yok. Ama, tarihi açıklayacaksak bütün boyutlarıyla açıklayacağız. 500 bin Türk’ün Ermeni çetecileri tarafından 1915 yılında nasıl öldürüldüğünü de açıklayacağız.

Değerli arkadaşlarım, Ermenilerin Türkleri nasıl camilere doldurup yaktığını da açıklayacağız ve şu resmi göstereceğiz: Caminin önünde katledilen Türkler… Bunu yayınlayan bir Fransız dergisi; Le Petit Journal  Illustré. İşte, buyurun, yabancı basında da çıkmış. Tarihi açıklayacaksak bunu da açıklayacağız.
Bunun dışında, Yunan askerlerinin nasıl saldırdıklarını da açıklayacağız.

İşte, bütün bu tarihin acı sayfalarını biz kitaplarımıza yazmadık, çocuklarımıza öğretmedik; çocuklarımızı İstanbul’da yaşayan Ermeni çocuklarının, Rum çocuklarının düşmanı yapmak istemedik. Yanlış mı yaptık? Ermenileri bağrımıza bastık, Rumları bağrımıza bastık, Yahudileri bağrımıza bastık. Yanlış mı yaptık?

Değerli arkadaşlarım, sözlerimi şöyle tamamlayacağım: Biz diyoruz ki; biz şerefli bir milletin çocuklarıyız, hiçbir koşul altında millî gururumuzu çiğnetmeyiz; hakkımızı, hukukumuzu, itibarımızı sonuna kadar koruruz. Bunu, Hükümet yapmazsa Meclis yapar, Meclis yapmazsa halk yapar. Biz Cumhuriyet Halk Partililer olarak halkımızın düşüncelerini ve duygularını temsil ettiğimize inanıyoruz. Bu yoldaki mücadelemize sarsılmaz bir kararlılıkla devam edeceğiz.
Yüce Meclisi saygılarla selamlıyorum.


Bu belge Konferanslar, Konuşmalar arşivinde bulunmaktadır.