Son Eklenenler:
- Kıbrıs’ta beklenmedik gelişmeler – Onur Öymen – Cumhuriyet Gazetesi – 18 Nisan 2025
- SPUTNİK AJANSININ ADANA MUTABAKATIYLA İLGİLİ SORULARINA KARŞILIK VERDİĞİM MÜLAKAT 27 OCAK 2019
- ODA TV’DEN NURZAN AMURAN’A VERİLEN MÜLAKAT 27 EKİM 2019
- 3 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramının 99. yıldönümü Hakkında 25 NİSAN 2019
- CUMHURİYETTE “ ABD’NİN AMACI DEVLETÇİKLER OLUŞTURMAK” ADLI MÜLAKAT 24 AĞUSTOS 2019
- GAZETE DURUM’DAN BAHADIR SELİM DİLEK İLE MÜLAKAT “VETO HAKKINI SONUNA KADAR KULLANMALIYIZ 23 MAYIS 2022
- Cumhuriyet gazetesi Tuncay Mollaveisoğlu imzasıyla ve “Türkiye Geri Adım Atamaz” başlığıyla yayınlanan mülakat 22 TEMMUZ 2019
- ABD BAŞKANI TRUMP’IN AMERİKA’NIN 1987 TARİHLİ ORTA MENZİLLİ NÜKLEER SİLAHLAR ANTLAŞMASINI (INF) ASKIYA ALMA KARARIYLA İLGİLİ OLARAK SPUTNİK HABER AJANSINA VE BAŞKA YAYIN ORGANLARINA VERİLEN DEMEÇ 22 ŞUBAT 2019
- Türkiye’deki Demokrasi, İnsan Hakları, Basın Özgürlüğü ve Düşünce Özgürlüğü Alanlarındaki Eleştiriler Hakkında 21 KASIM 2019
- Erdoğan ve ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence görüşmesi ardından 18 EKİM 2019

TBMM Genel Kurulu, TC ile ABD Arasında Yayılmanın Önlenmesi Amaçlarına Yönelik Yardım Sağlanmasının Kolaylaştırılması İçin İşbirliğine İlişkin Anlaşma Hakkında
CHP GENEL BAŞKAN YARDIMCISI SAYIN ONUR ÖYMEN’İN ‘Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Amerika Birleşik Devletleri Hükümeti Arasında Yayılmanın Önlenmesi Amaçlarına Yönelik Yardım Sağlanmasının Kolaylaştırılması İçin İşbirliğine İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’ HAKKINDA TBMM GENEL KURULUNDA 25 MAYIS 2006 TARİHİNDE YAPTIĞI KONUŞMA
CHP GRUBU ADINA ONUR ÖYMEN (İstanbul) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Amerika Birleşik Devletleri Hükümeti arasında kitle tahrip silahlarının yayılmasının önlenmesiyle ilgili anlaşma hakkında, Cumhuriyet Halk Partisi Meclis Grubunun görüşlerini arz etmek üzere söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, Yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, bu metnin içeriğine değinmeden önce önemli bir tespitimizi arz etmek istiyorum; o da şudur: Metnin gerekçesini okuduğunuz zaman, hem genel gerekçede hem de Dışişleri Komisyonu raporunda birkaç yerde terörle mücadele konusuna değiniliyor. Bu gerekçeyi okuduğunuz zaman zannediyorsunuz ki, bu anlaşmanın terörle mücadeleyle ilgili bir boyutu da vardır; ama, anlaşmanın metnine bakıyorsunuz, içinde bir kelimeyle bile terörle mücadele geçmiyor. Terörle mücadeleyle hiç alakası olmayan bir anlaşma; ama, nasılsa, bunun gerekçesinde ve Dışişleri Komisyonu raporunda terörle mücadeleye değiniliyor; şimdi, ona ayrıca değineceğim.
İkincisi; değerli arkadaşlarım, bu gibi anlaşma tasarılarını Mecliste görüşürken, bizim çok doğru bilgilerle bu konuşmayı yapmamız lazım, bu görüşmeyi yapmamız lazım. Eğer Meclise sunulan belgeler doğru değilse, bazı hatalar varsa, o alınan kararları da etkileyebilir.
Şimdi, biz, bu konunun Dışişleri Komisyonundaki görüşmesi sırasında bazı sorular sorduk. Bir tanesi şu; dedik ki: “Türkiye’den başka Amerika’nın böyle bir anlaşmayı imzaladığı NATO ülkesi var mıdır?” Bize açıkça cevap verdiler: “Hayır, yoktur” dediler. Biz dedik, NATO; nasıl olur, yani, bu kadar NATO ülkesi var, bu konuyla ilgili doğrudan doğruya ilgili ülkeler var; niçin, başka ülkelerle imzalamıyorlar da Amerikalılar, sadece Türkiye’yle imzalıyorlar NATO ülkeleri arasında?
Son derece önemli ve bize, açıkça, Dışişleri Komisyonunda yetkililer dediler ki: “Hiçbir ülkeyle, hiçbir NATO ülkesiyle Amerika bunu imzalamamıştır; bazı Orta Asya ülkeleriyle, eski Sovyet cumhuriyetleriyle imzalamıştır.” Şimdi açıyorsunuz ve bunu, Dışişleri Komisyonunun raporunda da görüyorsunuz.
Şimdi, dikkatinizi çekerim; biz Dışişleri Komisyonunda bu görüşmeyi yaptıktan sonra, Amerikan Büyükelçiliği yetkilileri bizi ziyaret ettiler ve bize
dediler ki, “bu bilgi doğru değildir.” Biz, muhalefet şerhimize de bunu koyduk, bunu yazdık. Niçin dedik, bir tek Türkiye ile yapılıyor bu anlaşma, başka NATO ülkeleriyle yapılmıyor? Niçin bir tek Türkiye’yi çıkarıp alıyorsunuz NATO ülkelerinin içinden filan?.. Şimdi, Amerikalılar, bizi ziyaret ettiler, “bu bilgi doğru değildir” dediler. “Başka NATO ülkeleriyle de benzer anlaşmalar yapılmıştır.” O zaman demek ki, Amerikalıların söylediği doğruysa, bize verilen bilgi yanlış; bize verilen bilgi doğruysa, Amerikalıların söylediği yanlış.
Şimdi, aynı husus, birazdan değineceğim, bu anlaşma çerçevesinde gümrük yetkililerimizin denetimiyle ilgili. Bize verilen bilgide, işte, gidip, ihtiyaç olduğunda, Amerika’nın bize vereceği bazı teçhizatı bizim gümrük yetkililerimizin kullanmasının Amerikalılar tarafından denetleneceği yazılı. Biz de bunu yazdık muhalefet şerhine. Bize diyor ki Amerikalılar, “hayır, bu doğru değil. Bizim sadece görevimiz, o verdiğimiz teçhizat orada duruyor mu, durmuyor mu buna bakmaktır, hiçbir kimseyi denetlemeyeceğiz.” Şimdi demek ki, değerli arkadaşlarım, Meclis Dışişleri Komisyonuna verilen bilgilerde bir tutarsızlık var. Demin dediğim gibi, ya o bilgiler doğru, ya Amerikalıların bize verdiği bilgiler doğru; bunların mutlaka açıklığa kavuşturulması lazım.
Şimdi, işin esasına gelince, bizim hassas olduğumuz noktalar nelerdir? Hassas olduğumuz noktalar şunlar:
1 – Bir kere bu anlaşmanın ne genel gerekçesinde ne herhangi bir yerinde Türkiye’nin bu kitle tahrip silahlarının yayılmasıyla ilgili genel politikası hakkında bir kelime bile yer almıyor. Birsürü bilgi var içinde, işte işbirliğinin öneminden bahsediliyor vesaire filan. Peki, bizim tutumumuz ne, bizim politikamız ne? İşte bu yok. Türkiye’nin bu konudaki yaklaşımı bir kelimeyle bile yer almıyor. Şimdiye kadar neydi yaklaşımımız? Şimdiye kadar yaklaşımımız şuydu: Biz diyorduk ki, bu kitle tahrip silahlarının yayılmasına karşı ilkeli bir politika izlemeliyiz. Bu ne demek? Yani, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin 5 daimî üyesi dışındaki ülkelerden hangisi bu silahları üretmeye kalkarsa, biz, onlara karşı uluslararası toplum ve Türkiye olarak tavır almalıyız, vazıyet almalıyız. Şimdi, bu tavrımız ortada yok. Ne var; bu konuda Amerika’yla işbirliği yapacağımız var. Amerika’yla işbirliği yapmayalım mı; gayet tabiî ki yapalım. Amerika da böyle bir ilkeli yaklaşım sergiliyorsa, biz, niçin Amerika’yla işbirliği yapmayalım?! Amerika, bizim NATO’daki müttefikimiz, Amerika bizim hasmımız değil. Amerika’yla işbirliği yaparız; ama, bir şartla, onlar da bu ilkeli tavır sergilediklerini ortaya koyacaklar.
Şimdi, ne görüyoruz; yani, bizim üzen nokta nedir? Bizi üzen nokta şudur: Yıllarca, Amerika, Hindistan’ın ve Pakistan’ın bu nükleer silahlara sahip olmasına karşı çok yoğun bir politika izledi, çok yoğun girişimler yaptı ve Türkiye üzerinde de, baskı diye nitelendirilebilecek girişimlerde bulundu. Aman -işte aynı şekilde- bu anlaşmanın konusu olan çifte amaçlı kullanılabilecek malzemeleri bu ülkelere satmayacaksınız. Nedir onlar? İşte, öyle teçhizatlar, elektronik aygıtlar var ki, bunlardan sanayide de yararlanabilirsiniz, ekonomik amaçlı da yararlanabilirsiniz, nükleer silah üretiminde de yararlanırsınız. Bunları katiyen satmayın; güzel. Türkiye’de satmadı; ekonomik sıkıntılara katlandık, falan… Sonra ne oldu? Sonra şu oldu: Hem Hindistan hem Pakistan, bu silahları ürettiler ve denemelerini de yaptılar, füzelerini de ürettiler; bu silahların denemelerini de yaptılar. Peki, bunlara karşı Amerika’nın tepkisi ne oldu? Hemen hemen hiçbir şey olmadı. Niçin; çünkü, Hindistan ve Pakistan, o sırada, Afganistan Savaşı vesilesiyle Amerika’nın ihtiyaç duyduğu ülkelerdi. Onun için, Amerika, bu ülkelere karşı bir tavır koymadı. O kadar ki, Başkan Bush, geçenlerde Hindistan’a gittiğinde, Hintlilerle anlaşmaya vardı, Hintlilerle anlaşmaya vardı ve diyor ki: “Efendim, işte, sivil amaçlı kullanımıyla nükleer enerjinin askerî amaçlı kullanımını birbirinden ayırın.” Bütün istediği bundan ibaret. Hintliler memnun. E, hani, siz, nükleer silahların yayılmasına karşıydınız?! Hindistan, Türkiye’nin hasmı değil, Hindistan, Türkiye’nin dostu. Pakistan’la böyle bir anlaşma yapmadılar; çünkü, Pakistan’da, nükleer enerjinin barışçı amaçlarla kullanılması diye bir program yok; sadece askerî amaçlarla kullanılır; ama, şunu görüyoruz ki: Amerika, ne Hindistan’a ne Pakistan’a karşı güçlü bir tepki göstermiyor. Peki, Ortadoğu’da nükleer silahlara sahip başka ülke var mı? Açın interneti, açın uluslararası literatürü, göreceksiniz ki, Amerika’nın bölgedeki çok yakın müttefiklerinden birinin de elinde bu silahlar olduğu söyleniyor. Peki, ona karşı ne tepki gösteriliyor; hiçbir tepki gösterilmiyor. İşte bizim itirazımız şudur: Siz İran’a tepki mi gösteriyorsunuz, tamam, gösterin; ama, İran gibi, bu silahlara sahip olma yolunda adımlar atan başka ülkelere de aynı tepkiyi göstereceksiniz. Bunun can alıcı tarafı budur, işin ince tarafı budur ve Türkiye’nin de izlemesi gereken ilkeli politika budur. Aksi takdirde ne olur? Aksi takdirde şu olur: Amerika, hangi ülkenin nükleer silahlar üretimine karşı çıkarsa, biz de peşinden gideriz, Amerika ne diyorsa biz de onu yaparız. Bunun adı değerli arkadaşlarım, dümen suyu politikasıdır. Türkiye gayet tabiî ki -demin dedim- Amerika’nın müttefiki, dostu; ama, Amerika’nın izlediği politikanın ilkeli bir politika olmasını talep etmek de bizim hakkımızdır. İşte, bu anlaşmanın zayıf tarafı bu; bu ilkeli tutumumuzu burada sergilemiyoruz.
Şimdi, işin başka tarafları da var. O da şudur: Siz, bu konuyu NATO içinde yürütebilirsiniz; çünkü, NATO’nun, nükleer silahların yayılmasının önlenmesi için çok özel bir birimi var. Niçin, Amerika bunu NATO içinde, bu birim çerçevesinde yürütmüyor da, tek tek ülkelerle anlaşmalar yapıyor? Bir iki NATO ülkesi imzaladı diyor Amerikalılar; ama, niçin bütün NATO ülkeleriyle bunu imzalamıyorsunuz? Niçin imzalamıyorsunuz?.. Hadi gidin Almanya’yla da imzalayın, Fransa’yla da imzalayın, İtalya’yla da imzalayın, niçin onlarla böyle anlaşma yapmıyorsunuz? Biz, bunu sorduk. Dışişleri yetkileri diyorlar ki: Efendim, Avrupa ülkelerinin bu konuda taraf oldukları bir anlaşma var. Bu anlaşma dolayısıyla, Amerika’nın bunlarla, böyle ikili bir anlaşma yapma ihtiyacı yok. Hangi anlaşmaymış o; Vasenaar Anlaşması. Peki, Türkiye bu Vasenaar Anlaşmasına taraf mı; taraf. Biz de tarafız, o zaman bizimle niye ayrı anlaşma yapıyorsunuz? Bu işin can alıcı başka bir boyutu da budur. İşte bu konularda, Hükümetin bize verdiği bilgi farklı, Amerikalılardan aldığımız bilgi farklı, bu metinde yazılan bilgiler farklı; velhasıl, bu işin ciddî bir şekilde yürütülmediği önümüze çıkıyor.
Değerli arkadaşlar, meselenin bir boyutu da şu: Amerika, bu çerçevede, bize bazı teçhizatı hibe olarak verecek. Ne olacak bu teçhizat; bu teçhizat, bizim sınırlarımızda, gümrüklerimizde yerleştirilecek ve bizim ilgili gümrük makamlarımız bu teçhizatı kullanarak, çifte amaçla kullanılabilecek malzemelerin Türkiye sınırlarından geçip geçmediğini tespit edecek, radyasyonlu maddeler ve saire, falan. Güzel. Siz ne yapacaksınız; eğer bizim memurlarımızın eğitime ihtiyacı varsa, bir eğitim programı yaparsınız, memurlarımız bu cihazların kurulmasını, kullanmasını öğrenirler ve sınırlarda bu cihazları kullanırlar. Hayır, öyle değil. Amerikalılar, gidecek, sınırlarda tespit yapacaklar. Şimdi, metne dikkatle bakacak olursanız, bu metinde gördüğünüz “uygulamayı denetleyecekler” diyor. Uygulamayı denetlemek demek; yani, bu işi yapan memurlarımızı denetlemek demek; ama, Amerika, hayır, biz o cihazların orada olup olmadığına bakacağız diyor.
Değerli arkadaşlarım, yani, bu kadar itimatsızlık olur mu müttefik ülkeler arasında?! Ben ne yapacağım o cihazı; alıp başkasına mı satacağım?! Bizde kural böyledir. Sizde kural öyledir, bizde de böyledir. Yani, devletlerarası ilişkilerde itimat yoksa, birbirimizi böyle her attığımız adımda denetleyeceksek, o zaman, biz, kendimizi ikinci sınıf bir ülke durumuna düşürürüz. Bu gibi metinleri nasıl müzakere ediyoruz, nasıl kabul ediyoruz, nasıl imzalıyoruz; bilmiyoruz; ama, gerçekten, bu işlerde, bu konularda son derece dikkatli olmamız lazım; yani, benim memurumu denetleyecek misin denetlemeyecek misin; buna yetkin var mı? Benim Anayasama göre, Türkiye’de görev yapan bir devlet memuru bir yabancı tarafından denetlenebilir mi; Anayasamız buna imkân veriyor mu? Bizdeki devlet memurları, hiyerarşik kurallarla göre kendi üst makamları tarafından denetlenir; sonunda, bakan tarafından, Başbakan tarafından, Bakanlar Kurulu tarafından denetlenir ve bizde devletin denetleme kuruluşları vardır, onlar denetler. Ama, bir yabancı gelecek sizin memurunuzu denetleyecek. İşte, yanlış olan bu. eğer değilse, o zaman bu metni böyle yazmayacaksınız; çünkü, metinde, uygulama denetlenir diyor, makine teçhizat orada duruyor mu durmuyor mu demiyor. O bile, tabiî, incitici, gurur kırıcı bir şey.
O bakımdan, değerli arkadaşlarım, bu gibi metinlerin son derece dikkatli bir şekilde kaleme alınması lazım.
Şimdi, meselenin bir başka boyutu da şu: Bu kanunun gerekçesinde deniliyor ki, bu anlaşmanın gerekçesinde, Meclise sunulan gerekçesinde, 11 Eylül saldırılarından sonra, işte, terörün boyutu önemkazandı, yeni bir boyut kazandı terör, terörle mücadele önem kazandı vesaire. Bunlar çok güzel. Biz de Amerika’yı destekledik. 11 Eylül saldırılarından sonra, Amerika’yı en çok biz destekledik; ama, şimdi ne görüyoruz; terörle mücadelede, Amerika’dan, maalesef yeterli desteği görmüyoruz. Şimdi, bir de meselenin bu boyutu var; yani, sizin önem verdiğiniz, Amerika olarak, öncelik verdiğiniz bir konuda, işte, bu kitle tahrip silahlarının yayılması konusunda, biz, size yasalarımızı da zorlayarak her türlü desteği vereceğiz; tamam. Peki, siz bize terörle mücadelede hangi desteği vereceksiniz? Mesele o. Verecek misiniz vermeyecek misiniz? İşte bunları konuşmak lazım.
Bakınız, Kuzey Irak’ta 4 000′den fazla PKK teröristi var. Bunlarla mücadelede -defalarca bu kürsüden açıkladık- Amerika’dan destek istiyoruz; ama, ne görüyoruz; Amerika’dan bu konuda en küçük bir destek göremiyoruz. Amerikan Büyükelçisi geldi, ona da sorduk. Diyor ki, efendim, Irak güvenlik güçleri kuvvetlenecekmiş, zaman içinde Irak’ta asayişi sağlayacakmış, o zaman sıra PKK’ya gelecekmiş ve PKK’yla Irak güvenlik güçleri mücadele edecekmiş.
Peki, bugün, şu anda Irak’ta PKK’yla mücadeleden sorumlu kimdir dedik. Cevap; kimse değildir. Böyle bir şey olabilir mi? Böyle bir şey olabilir mi? Uluslararası hukuka göre, bir ülkeyi askerî açıdan işgal etmişseniz, o ülkede asayişin korunmasından siz sorumlusunuz. Hangi ülkenin orada askerî gücü varsa, o ülkede, işgal eden ülke asayişi sağlamakla görevlidir.
O bakımdan, terörle mücadelede de doğrudan doğruya siz görevlisiniz. Bize diyemezsiniz, ben karışmıyorum bu işe, Iraklılar karışıyor. Irak yapabiliyor mu; yapamıyor. Niye yapamıyor; işte, gücü yetmiyor. Peki, başka kim yapacak; başka da kimsenin gücü yok. Ne olsun; bırakalım, kendi haline. Dünyanın herhangi bir yerinde bunun örneği var mı arkadaşlar?! Dünyanın herhangi bir yerinde, bir terör örgütünün, bu kadar serbestçe, herhangi bir güvenlik gücünün takibatından masun olduğu başka bir ülke var mı, başka bir bölge var mı?! Bir tek Kuzey Irak var. Biz, bunu kabul etmiyoruz; biz, bunu kabul etmiyoruz. Yani, işin ince tarafı bu.
Buraya Amerikan Kongre heyeti geldi. Diyorlar ki: “Efendim, biz, Türklere çok büyük saygı gösteririz, çok büyük hürmetimiz var.” Bir tanesi, yaşlıca bir üye, başkanları dedi ki: “Ben Kore’de savaştım” dedi. “Kore’de savaştım” dedi ve “Türklerin ne kadar cengâver olduğunu gözümüzle gördük. Biz, aynı cephede Türklerle savaşırken, geceleri rahat uyurduk; çünkü, biliyorduk ki, bu Türkler, canını verecek; ama, bizi koruyacak…” Şimdi, biz de onlara diplomatik lisanla dedik ki: “Orada 5 000 Türk askeri vardı, siz rahat uyuyordunuz geceleri; ama, bizim bitişiğimizde, Irak’ta 150 000 Amerikan askeri var, biz rahat uyuyamıyoruz. Biz rahat uyuyamıyoruz; çünkü, bize yönelik terörü engellemek için hiçbir gayret göstermiyorsunuz.”
Amerika’nın politikası bu mu; hayır, değil. 11 Eylül saldırılarından sonra Başkan Bush ne dedi: “Bütün terör örgütleriyle sonuna kadar mücadele edeceğiz” dedi. Başka; terör örgütleri listesi yayınladılar, PKK içinde. Çok güzel; alkışladık Amerika’yı, bravo dedik, biz de sizden bunu bekliyorduk. Sonra ne dedi; diyor ki Amerikan Başkanı Sayın Bush: “Terörle mücadelede bizim gri sahamız yoktur; ya bizden yanasınız ya teröristten yanasınız, arada kalamazsınız” diyor. Ya bizden yana vaziyet alacaksınız ya teröristten yana; güzel… Şimdi, biz de Irak’ta Amerikalılara aynı şeyi söylüyoruz: Ya bu mücadelede bizden yanasınız veya bize karşısınız. Neredesiniz?! “Sizden yanayız…” O zaman, gereğini yapacaksınız.
Şimdi, değerli arkadaşlarım, bunları niçin anlatıyorum; çünkü, huzurunuzdaki metnin gerekçe bölümünde, giriş bölümünde bunlardan bahis var, terörle mücadeleden; ama, metnin içine bir kelime koyduramamışız. Eğer bu terörle mücadeleyle hiç ilgisi olmayan bir metinse, o zaman, başına,
gerekçesine bunları niye koydunuz? İlgili ise, o zaman, metnin içine niçin koyduramadınız? Sıkıntılar bunlar.
Şimdi, çok değerli arkadaşım Sayın Kapusuz demin kalktı, böyle “muhalefet fırsatlardan yararlanıyor, ulusal duyarlılık gerektiren konularda” filan… Şimdi, değerli arkadaşlarım, sizden çok rica ediyoruz; lütfen, birbirimize saygımızı kaybetmeyelim. Biz, burada, AKP’li milletvekillerine hiçbir zaman saygıda kusur etmedik ve millî davaları onların istismar ettiğini söylemedik; ama, hiçbir AKP’linin de kalkıp, bir muhalefet partisi milletvekilini, bu gibi ulusal duyarlılık içeren konularda, içpolitika mülahazasıyla, istismar düşüncesiyle hareket etmekle suçlamasını da kabul etmeyiz. (CHP sıralarından alkışlar) Bunu çok açık söylüyorum. Hiçbir Cumhuriyet Halk Partili, böyle millî meseleleri ucuz politika konusu yapmaz. Bizim, Atatürk’ten ve İsmet İnönü’den aldığımız miras budur. Biz, ülke çıkarı, ülkenin haysiyeti, ülkenin itibarı söz konusu olduğu zaman bütün parti düşüncelerini bir tarafa bırakırız. Önce Türkiye’nin çıkarıdır deriz, önce Türkiye’nin itibarıdır deriz.
SALİH KAPUSUZ (Ankara) – Sayın Öymen, öyle olduğu için zaten gereğini yaptık; biz de ona işaret ettik.
ONUR ÖYMEN (Devamla) – Gereğini yapmadınız. Gereğini yapmadığınızı biz orada açıkladık; çünkü, biz, bu işlerin nasıl yazıldığını biliriz; bizim mesleğimiz bu. Metnin içinde doğrudan atfı kaldırıp da dolaylı bir atıf koyarsanız, o, metnin içinden onu çıkardığınız anlamına gelmiyor. Tamam mı! Demin size bunları açıkladık. Biz bu kadar hassasiyeti niye gösteriyoruz? Yani, Japonya’ya düşman olduğumuz için mi; hayır. Hükümete, efendim, güçlük çıkaralım, fırsat ele geçirdik mi diyoruz; demiyoruz. Yani, bizim ne gibi bir menfaatimiz olabilir; Türkiye’nin yararlanacağı bir projeyi reddetmekle veya reddedilmesini istemekte, bizim, Cumhuriyet Halk Partisi olarak ne gibi bir çıkarımızolabilir?! Biz, sadece sizin dikkatinizi çekiyoruz; bakın, geçmişte de bunu yaptık, siz dinlemediniz. Askerimizin başına çuval geçirildi, dedik ki, bu, millî haysiyet meselesidir, milletimizin haysiyetine bu bir saldırıdır, derhal protesto notası vereceksiniz dedik. Ne yaptınız; Sayın Başbakan çıktı “böyle, her gün nota filan verilmez” dedi. Farkında değil; nota, diplomatik yazışmaların adı. her gün biz yüzlerce nota veririz ve böyle bir olay olunca, mutlaka protesto notası vereceksiniz; bunun başka çaresi yok. Yani, kendi haysiyetinizi korumak istiyorsanız, mutlaka yapacaksınız. Arkadan, bundan çok daha önemsiz bir konuda, Yunanistan’ı rahatsız edecek küçük bir şey yaptı Amerika, derhal Yunanlılar protesto notası verdi; biz veremedik. Bunlar neyi gösteriyor? Bunlar şunu gösteriyor; böyle ulusal duyarlılık gösteren, ulusal haysiyet gerektiren konularda daha dikkatli olmamız gereğini ortaya çıkarıyor. Biz, sadece bunu söylüyoruz size; başka bir şey söylemiyoruz.
O bakımdan, çok rica ediyoruz, bir kere daha rica ediyoruz; birbirimize karşı dikkatli bir dil kullanalım. Biz eleştiri görevimizi yaparız, biz uyarı görevimizi yaparız; ama, hiçbir zaman sizi ulusal konularda duyarlı olmamakla itham etmeyiz. Bizim siyaset anlayışımız budur, bizim devlet anlayışımız budur. Sizden de rica ediyoruz, Cumhuriyet Halk Partili milletvekillerinin görüşlerini, yorumlarını değerlendirirken, lütfen, bizim her meseleyi bir içpolitika istismarı amacıyla gündeme getirdiğimiz gibi bir kompleksten lütfen kendinizi kurtarın. Yani, biz, burada, bu kürsüde, Türkiye’nin çıkarının gerektirdiği bir konuda görüşümüzü açıklayamayacağız mı?! Hangi konuda ne dersek diyelim “efendim, politika yapıyorlar; efendim, içpolitika için yapıyorlar; efendim, istismar ediyorlar…” Yani, bir konuda da hakkımız yok mu?!
TEVFİK AKBAK (Çankırı) – Bizim yok mu?!
ONUR ÖYMEN (Devamla) – Sizin de var; buyurun söyleyin.
TEVFİK AKBAK (Çankırı) – Hayır; bizim yok mu?!
ONUR ÖYMEN (Devamla) – Sizin de var; olmaz olur mu?! Çıkın, söyleyin. Biz sizi rencide etmiyoruz. Bizim size söylediğimiz, siz de bizi rencide etmeyin, siz de bizi rencide etmeyin. Burada ülke çıkarlarıyla ilgili konuları, hassas konuları görüşüyoruz.
Bakınız, şimdi Amerika’yla bir stratejik işbirliği, ortak vizyon belgesi imzalıyorsunuz. Bu ne demektir; Amerika’yla ortak stratejik vizyonumuz var demektir; başka türlü anlaşılır mı?! Yani, demek ki, aynı stratejik vizyonunuz var ki, bunu bir belgeye koyacaksınız; çok güzel… Şimdi, soruyoruz, işte bu konuyla doğrudan doğruya ilgilidir, İran’la doğrudan doğruya ilgilidir. Şimdi, Türkiye ile Amerika’nın İran’a yönelik stratejik vizyonları üst üste geliyor mu, örtüşüyor mu?! Amerika’nın stratejik vizyonu önleyici müdahale stratejisidir; yani, bir ülke size saldırmadan da “eğer, ben, o ülkeden kuşku duyuyorsam, ona saldırabilirim” diyor Amerika; stratejisi bu. Siz de o görüşte misiniz?! Hangi Türk yetkilisi, hangi Türk bakanı, hangi Türk Hükümeti bugüne kadar bu görüşü savunmuştur, hangi Türk hükümeti; hiç!.. Çünkü, bu, Birleşmiş Milletler Yasasına aykırıdır. Birleşmiş Milletler Yasası, kuvvet kullanmaya, sadece saldırıya uğradığınız zaman imkân verir veya 7 nci madde çerçevesinde Güvenlik Konseyinden karar alacaksınız -7 inci bölüm çerçevesinde- ama, Birleşmiş Milletler sistemi bu iken, bir devlet, kalkıp da “efendim, ben, bir ülkeyi tehlikeli görüyorum, o ülkeye tek taraflı olarak saldırıyorum” diyemez; derse, siz “o ülkeyle aynı stratejik görüşteyim” diyemezsiniz. İşin ince tarafları bunlardır.
Şimdi, Ortak Strateji Belge… Amerika’yla Irak konusunda aynı görüşte miyiz?! İşte, Meclisimizin 1 Martta tezkereyi reddederek sergilediği tutum ortada, Amerika’nın tutumu da ortada. İran konusunda Amerika diyor ki: “Askerî müdahale seçeneği masanın üstündedir.” Siz de mi aynı görüştesiniz; yani, Adalet ve Kalkınma Partisi, Türk Hükümeti, İran’a askerî müdahale seçeneğinin masasının üstünde olmasını kabul ediyor mu?! Bu mudur görüşünüz sizin; değilse, ortak stratejimiz var diyemezsiniz. Suriye konusunda öyle, Kıbrıs konusunda öyle. Kıbrıs’ta nedir Amerikan stratejisi; Güney Kıbrıs Rum Cumhuriyetini Kıbrıs Devleti sayıyor. Siz de mi öyle sayıyorsunuz; tam tersine, bu Hükümet dahil hepimiz, Rumları Kıbrıs Cumhuriyeti olarak kabul edemeyiz diyoruz. Hani stratejik ortaklığımız vardı?!
Değerli arkadaşlarım, stratejik ortaklık, boş bir laf değildir. Stratejik ortak demek, birbiriyle temel stratejik konularda görüş birliği içinde olan ülkeler demektir. Kimdir Amerika’nın stratejik ortağı; İngiltere’dir. Kimdir; İsrail’dir, bir ölçüde Japonya’dır, bir ölçüde Kanada’dır; tam değil, bir ölçüde; ama, siz öyle değilseniz… Ha, keşke olsaydı, keşke Amerika ile biz, aynı stratejik düzlemde olsaydık. Onlar da bizim bu stratejik değerlendirmelerimizi, görüşlerimizi dikkate alarak, daha dikkatli bir stratejik yaklaşım benimseselerdi ne kadar iyi olurdu; ama, öyle değil.
Şimdi, siz, durum böyleyken, kalkıp, bir Ortak Stratejik Vizyon Belgesini nasıl imzalarsınız?! Ne koyacaksınız içine?! Yani, İran konusunda aynı görüşteyiz diyebilecek misiniz; diyemeyeceksiniz. Irak konusunda; onu da diyemeyeceksiniz. Suriye konusunda; diyemeyeceksiniz. Suriye’ye “şeydan” diyor, siz diyor musunuz; demiyorsunuz. Peki, Ortadoğu konusunda, Hamas konusunda bizim Hükümetin yaptığı başka, Amerika’nın yaptığı tam tersi. Onu da söyleyemeyeceksiniz. Kıbrıs ortada. Hangi konuda Türkiye ile Amerika’nın stratejisi üst üste oturuyor?! Yani, bunu, biz eleştirmek için söylemiyoruz; ama, bu hayatın gerçeği. Eğer, böyle uymuyorsa, stratejileriniz uyuşmuyorsa, sırf kamuoyunu tatmin etmek için, bakın, biz, Amerikalılarla ne kadar iyi anlaşıyoruz diye çiçek atmak için böyle belgeler imzalayamazsınız. Bunlar ciddî işler. Yarın öbür gün bunun hesabını veririz.
Yani bizim stratejimiz nedir yıllardan beri; hem müttefiklerimizle, Amerika’yla, NATO müttefiklerimizle iyi geçineceğiz hem bölge ülkeleriyle iyi geçineceğiz. İran’la, Irak’la, Suriye’yle, bütün Ortadoğu ülkeleriyle iyi ilişki kuracağız. Bunlarla, bizim, bin yıldır tarihten gelen ilişkilerimiz var, ortak çıkarlarımız var, kültürel bağlarımız var, dinî bağlarımız var; yani, Amerika’nın her istediğini yapayım diye, ben bütün bu bağları bir anda sıfıra irca edebilir miyim; yapamam. O zaman ne yapacağım; şimdiye kadar yaptığım gibi dengeli politika izleyeceğim. Şimdiye kadar, bundan önceki hükümetler bu politikayı izlediler. Kalkıp da Amerika’yla ilişkilerimiz bozuldu mu o yüzden?! Amerika bize niye dengeli politika izliyorsunuz diye düşman mı oldu; olmadı. İşte, bu, işin ince tarafı. İnce politika bu.
Biz, İran-Irak Savaşında, Bağdat’ta İran’ın menfaatlarını savunduk resmen, Tahran’da da Irak’ın menfaatlarını savunduk. Dünya diplomasi tarihinde bunun örneği yoktur. Niye; çünkü, bütün bu bölge ülkeleriyle karşılıklı itimada dayanan ilişkiler kurabildik. İşte, bizim istediğimiz, bu çok başarılı, geleneksel politikamızdan uzaklaşmayın; yani, Amerika’yla iyi geçineceğiz diye… Amerika’yla iyi geçinmeyi biz de istiyoruz; ama, diğer bütün ilişkileri tahrip ederek yapmayacaksınız bunu ve yarın öbür gün, eğer, bu ilişkiler sıkıntılı bir boyut kazanırsa… Amerika, diyelim ki, yaptırım uygulamaya başladı İran’a. Ne yapacaksınız, siz de mi uygulayacaksınız; uyguladınız. Ne olacak; İran da size doğalgaz sevkıyatını durduracak, Türk kamyonlarının İran üzerinden Ortaasya’ya sevkini durduracak. Bu sizin lehinize mi?! Bir adım ileri gittik; Amerika, efendim, askerî müdahaleye karar verdi. “Bu seçenek açıktır” diyor Başkan Bush. ne yapacaksınız, ne yapacaksınız; siz de peşine takılıp lojistik destek mi sağlayacaksınız; hava sahanızı mı açacaksınız? Ne yapacaksınız; planınızı yaptınız mı; hesabınızı yaptınız mı? Bütün bunların hesabı kitabı yapılmadan, işte böyle stratejik işbirliği ortaklığından filan bahsetmek çok sakıncalıdır. Sizi sırf uyarmak için söylüyoruz bunları; bizim görevimiz bu.
Bu anlaşmayı da aynı şekilde değerlendirmek lazım. Şunu yapsanız bir şey demeyiz; efendim, biz, kitle tahrip silahlarıyla mücadele için NATO içinde, NATO çerçevesinde işbirliği yapıyoruz; kimse size itiraz edemez. Bütün NATO ülkeleri hangi sistemi kabul ediyorsa Türkiye de ediyor. Türkiye NATO’nun en sadık üyelerinden biridir. Biz de itiraz etmeyiz. Eğer, Türkiye’nin çıkarına aykırı bir niteliği yoksa, ki, genelde de yoktur; ama, siz bunu yapmıyorsunuz. Amerika size böyle bir anlaşma tasarısı önerdiği zaman diyeceksiniz ki, bakın, NATO’da sırf bunun için kurulmuş bir birim var; gelin, orada yapalım bunu. Ne diyecek Amerika size; niçin NATO’yla işbirliğini öneriyorsunuz diye size kızacak mı; niçin onu yapmıyorsunuz da, böyle tek başınıza ve çeşitli mahzurlar içeren, çeşitli açılardan Türkiye’yi rahatsız edebilecek hükümler içeren bir anlaşmayı imzalıyorsunuz?
İşte bütün bunlar, en hafif tabiriyle değerli arkadaşlarım, dikkatsizlik ürünüdür. Yani, biz hükümetin, -onu da söyleyeyim sözlerimi bitirirken- hiç zannetmeyin ki, dışpolitikada başarısız olmasını isteriz. Hükümetin başarısı, Türkiye’nin başarısıdır. Hükümetin başarısızlığı Türkiye’nin başarısızlığıdır. Biz der miyiz dışpolitikada hükümet başarısız olsun da biz de puan kazanalım; böyle bir şey bekler misiniz bizden?! Bizim dediğimiz nedir; Türkiye başarılı olsun. Onun için bizim size katkımız, sizi uyarmakla olur. Bir kere daha söylüyorum, lütfen, sizi uyardığımız için ölçüsüz tepki göstermeyin. Hele, birbirimizi incitmeyelim, birbirimize saygımızı kaybetmeyelim.
Çok teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (Alkışlar)
Bu belge Konferanslar, Konuşmalar arşivinde bulunmaktadır.