TBMM Genel Kurulu, Terörizmin Önlenmesi Sözleşmesi Hakkında

CHP GRUBU ADINA ONUR ÖYMEN (İstanbul) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; Terörizmin Önlenmesi Avrupa Sözleşmesi Tadil Protokolünün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı hakkında Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüşlerini arz etmek üzere söz almış bulunuyorum ve Yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, Yüce Meclise sunulan tasarının gerekçesinde de belirtildiği gibi 27 Ocak 1977 tarihinde imzalanan ve 4 Ağustos 1978 tarihinde yürürlüğe giren Tedhişçiliğin Önlenmesi Avrupa Sözleşmesini, Türkiye de, 19 Mayıs 1981 tarihinde onaylamıştı. Türkiye’nin de taraf olduğu bu sözleşmenin bazı önemli hükümleri vardı; ancak, çok da önemli bir eksikliği vardı; Sözleşmenin 1 inci maddesinde, siyasî suç, siyasî suçla bağlantılı suç veya siyasî gerekçelerle işlenen suç sayılamayacak suçların listesi belirtiliyordu, hangi suçlar siyasî suç sayılamaz diye; ancak, bunların içinde şu vardı, onu da söyleyeyim: Uçak kaçırma, adam kaçırma, rehin alma, ateşli silahlarla işlenen suçlar gibi suçlar; fakat, Sözleşmenin bir başka maddesi vardı, 13 üncü maddesinin birinci fıkrası, bu gibi suçlarla ilgili olarak çekince koyma hakkı veriyordu. Böylelikle, bu suçları işleyen suçluların ülkelerine iade edilmelerini engelleyecek bir durum ortaya çıkıyordu.
Şimdi, 11 Eylül saldırılarından sonra, terörle mücadele alanında, uluslararası işbirliği yoğunlaşınca, bu sözleşmenin de gözden geçirilmesi gündeme geldi ve bu eksikliği gidermek için bir değişiklik yapıldı. İşte, Yüce Meclisin onayına sunulan değişiklik budur ve biz de Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak bu değişikliği onaylıyoruz ve olumlu oy vereceğiz.
Yalnız, bu vesileyle şunu da ifade etmek istiyorum: Bu Sözleşmenin kabulüyle, bu alanda karşılaştığımız sorunlar bitmiş olacak mıdır; keşke olsa, bitmesini çok isteriz; ama, ne yazık ki, bizim değerlendirmemize göre, bu Sözleşme, suçluların iadesi konusunda beklediğimiz sonucu yeterli biçimde veremeyecektir; niçin veremeyecektir; şimdi, yıllardan beri, biz, Türkiye’de terör suçu işleyip başka ülkelere kaçanların iadesini istediğimiz zaman bize denildi ki; efendim, bunları size iade edemeyiz; çünkü, Türkiye’de idam cezası var, ya idam ederseniz. Biz o zaman diyorduk ki; 1984 yılından beri hiç kimse idam edilmemiştir, Meclis onayına tabidir, Meclisin iradesi bellidir. Bunu fazla dikkate almıyorlardı ve neticede, bu suçluları iade etmiyorlardı. Şimdi, idam cezasını kaldırdık; ne oldu; acaba, bu suçluları Türkiye’ye iade ediyorlar mı?! Bildiğiniz örnekler var. Belçika’da Fehriye Erdal
45
________________________________________
örneğini biliyoruz. Başka örnekler de var. Yine, birçok suçluyu Türkiye’ye iade etmiyorlar. O bakımdan, bu konuyu hükümetimizin çok hassasiyetle takip etmesi gerekiyor. Sadece bu sözleşme geçti diye rahata kavuşmuş değiliz.
Ayrıca, sözleşmede bir unsur daha var; onu da dikkatinize getireyim. Deniyor ki: “Hafifletilemeyecek müebbet hapse mahkûm olanlar da iade edilmez.” Yani idam cezasını bir tarafa bıraktılar, şimdi müebbet hapisle cezalandırılabilecek suçluları da iade etmeyecekler. Bu konuyu da dikkatinize getiriyorum.
Değerli arkadaşlar, gerçek neden nedir; acaba, niçin bu suçluları iade etmiyorlar; biz, hiçbir ülkenin bu suçlulara arka çıktığı için, bunları desteklediği için bu iadeden vazgeçtikleri kanısında değiliz. Bunun en önemli gerekçesi şudur: Maalesef, bu terör örgütlerinin kendi çıkarlarına yönelik saldırıda bulunmasından endişe ediyorlar. İşin can alıcı tarafı budur ve eğer bu suçlular Türkiye’ye iade edilmiyorsa, başka ülkelere iade edilmiyorsa, biliniz ki, bunun arkasında yatan en önemli neden, bu ülkeleri de bu terör örgütlerinin tehdit etmesidir. Bu, yalnız Türkiye’ye özgü bir durum değil; vaktiyle aynı durum, İspanya ile Fransa arasında yaşandı. Çok uzun yıllar, İspanya’da terör suçu işledikten sonra Fransa’ya kaçanları Fransız hükümeti iade etmedi ve iade ettiği zaman da, bu terör örgütleri, Fransa’nın çıkarlarına karşı çok büyük saldırılar düzenlediler, eylem yaptılar. Bu bakımdan, bu, sadece Türkiye’ye özgü bir durum değil; ama, biliniz ki, böyle bir durum var.
Size bunu söylemeyi istemezdim; ama, şunu da bilginize sunmayı bir görev sayıyorum: Maalesef, vaktiyle, bazı dost ülkelerin, bazı müttefik ülkelerin çok üst düzey yetkilileri, gidip, Şam’da bir terör örgütünü ziyaret ederek, bu örgütün kendi ülkelerine karşı eylem yapmaması için ricada bulunmuşlardır. Bu, bu kadar vahimdir, hazindir ve uluslararası alanda terörle mücadelenin yeterince sonuç vermemesinin en önemli nedenlerinden biri budur.
Çok değerli arkadaşlar, burada, Türkiye’yi çok yakından ilgilendiren bir konuyu yüksek bilgilerinize sunmak istiyorum; o da şudur: Terörle mücadelede, biliyorsunuz, Türkiye, uluslararası alanda en ön safta mücadele vermiştir. Yalnız terörle mücadele alanında değil, terörle mücadelede uluslararası işbirliği alanında da 11 Eylül saldırılarından önceki dönemde yayımlanan NATO bildirilerinde terörle mücadelede işbirliği paragraflarını, biliniz ki, sadece ve sadece Türkiye koydurmuştur, sadece Türkiye’nin gayretiyle konulmuştur. Şimdi, 11 Eylülden sonra durum değişti. 11 Eylüle kadar bir tek NATO toplantısı gündemi yoktur ki, o gündemde terörle mücadele maddesi yer alsın; fakat, 11 Eylül saldırılarından sonra bir tek NATO Konseyi toplantısı yoktur ki, terörle mücadele maddesi, gündemin birinci maddesi olmasın. Demek ki, hava değişti; biz de bunu memnuniyetle karşıladık. Başkan Bush çıkıp da “bizim terörle mücadelede gri sahamız yoktur; bütün terör örgütleri dünyadan tasfiye edilene kadar savaşacağız, mücadele edeceğiz; ya bizimle berabersiniz ya teröristlerle berabersiniz” dediğinde, önce, biz alkışladık. En çok Türkiye desteklemiştir Amerika’yı; ama, şimdi ne görüyoruz -daha önce de Yüce Meclise arz ettik- Amerika’nın denetimindeki bir komşu ülkede bulunan 5 000 civarındaki teröristten bir tanesi bile yakalanamamıştır, bir tanesi etkisiz kılınmamıştır, bir tanesi Türkiye’ye iade edilmemiştir. Bunu nasıl izah edeceğiz?! Bunun izahı nedir?! Hükümetimizin çalıştığını biliyoruz bu konuda. Daha yeni, Amerikan heyeti geldi, Irak’taki Amerikan Kuvvetlerinin en üst düzey komutanları geldi Türkiye’ye; geçici Irak yönetimiyle birlikte hükümetimizle toplantılar yaptılar. Bu konu da gündeme geldi -öyle anlaşılıyor basın haberlerinden- ama, öğrendiğimize göre en küçük bir ilerleme olmamıştır. Bu terör örgütü mensuplarının yakalanacağına ve Türkiye’ye iade edileceğine dair elimizde hiçbir bilgi yoktur, hiçbir teminat yoktur; bunu ayıplıyoruz, bunu kınıyoruz. Düşünün ki, biz, birkaç gün önce, çok sayıda askerimizi Afganistan’a gönderdik. Niçin gönderdik; çünkü, orada, bir müttefik ülkenin, Amerika’nın menfaatlarına yönelik saldırılar düzenleyen bir terör örgütü vardı -hâlâ var, El Kaide örgütü- bununla mücadele etmek için gönderdik. Biz de, bizim topraklarımıza gelirlerse, onları yakalamaya çalışırız, ikna etmeye çalışırız; hele, siz bir af çıkarırsanız daha iyi olur dedik mi; demedik. Size yönelik terörü durdurmak için askerlerimizin canını tehlikeye atıyoruz. Siz ne yapıyorsunuz; bir tek teröristi yakalamadınız, bir tek teröristi bize iade etmediniz; bir dost ülkeden, bir müttefik ülkeden beklediğimiz davranış bu değildir.
Değerli arkadaşlarım, size son olarak bir şey daha söylemek istiyorum; ama, zannediyorum ki, bunu duymakla pek de sevinmeyeceksiniz. Sayın Başkanımız da söyledi, biz de Cumhuriyet Halk Partisi olarak, hepinizin kurban bayramını kutluyoruz; ama, biliyor musunuz ki, bu kurban bayramında 9 800 Türk vatandaşı, komşu bir ülkede, yabancı bir ülkede, bayramı, dikenli tel örgülerin arkasında geçirecektir. Bundan haberiniz var mı? 1995 yılında, bir terör örgütünün zorlamasıyla Irak’a kaçırılan vatandaşlarımız, önce Atruş Kampında tutuldular, orada bir terör örgütünün denetimi, baskısı altında bir süre yaşadılar, onların kampına Birleşmiş Milletlerin bayrağı çekildi ve Birleşmiş Milletlerin gıda yardımı yapıldı ve bunlar, orada, bir terör örgütünün fiilen esiri gibi yaşadılar. Sonra ne oldu; Türk Hükümeti devreye girdi ve Birleşmiş Milletler Mülteciler Komiserine “siz, bir terör örgütünün kampının üzerine Birleşmiş Milletler bayrağı dikemezsiniz; siz, bir terör örgütünün kampına Birleşmiş Milletler yardımı yapamazsınız” dedik. Kısa bir süre önce Irak’taki bir saldırıda, maalesef, hayatını kaybeden Mülteciler Yüksek Komiseri Başkan Yardımcısı Sergio de Mello’la bizzat konuştuk ve dedik ki: “Ya Birleşmiş Milletler bu işi bir hafta içerisinde halledecektir veya Türkiye Cumhuriyeti halledecektir.”
Arkadaşlarım, Türkiye’nin bu kararlı tutumu karşısında, bir hafta içerisinde Birleşmiş Milletler bayrağı indirilmiştir. Birleşmiş Milletler, bu kampın terör örgütünün baskısı altında olduğunu kabul etmiştir, yardım durdurulmuştur ve kamp dağıtılmıştır. Ne olmuştur oradaki insanlar; oradaki insanları, terör örgütü, Saddam Hüseyin’in yönetimindeki bir bölgeye kaçırmıştır. Neresidir orası; Mahmur bölgesi.
Değerli arkadaşlarım, bugün, bu saatte, o Mahmur bölgesinde, bu insanlarımız, dikenli tel örgülerin içerisinde yaşıyorlar; kamplarının üzerinde, yine Birleşmiş Milletler bayrağı var ve yine, Birleşmiş Milletlerden gıda yardımı alıyorlar.
46
________________________________________
Onlar orada… Şimdi, biz soruyoruz: Hükümetimiz nerede? Daha önceki hükümetlerin gösterdiği kararlılığı göstermek için hükümetimiz ne bekliyor? “Efendim, biz girişim yaptık, gereken her şeyi söyledik, dostlarımızın gerekli adımları atmasını bekliyorduk; ama, henüz atmadılar; ümit ediyoruz ki, atacaklar.”
Değerli arkadaşlarım, biz, böyle cevapları dinlemekten, artık, bıktık, usandık. Türk Milleti, artık, hükümetinden böyle cevaplar duymak istemiyor. Türk Milleti, Türk Hükümetinden, Türkiye’ye layık, güçlü bir ses duymak istiyor. Bu insanları kurtarınız. Mahmur Kampında 9 800 insanımız yaşıyor, bunları kurtarınız. Mahmur Kampının dışında, Dohuk’ta, aynı statüde, yine terörün tehdidi altında 4 000 vatandaşımız yaşıyor. 13 000′den fazla Türk, şu anda, kendi iradelerinin dışında, Irak’ta mahsur tutuluyorlar. Bunları kurtarmak bizim görevimizdir.
Bir şey daha söyleyeyim. Bize “efendim, siz, acaba, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, Kürt asıllı vatandaşlarımızın haklarını yeterince koruyor musunuz” diyorlar.
Değerli arkadaşlarım, işte, koruduğumuzun ispatı budur. Biz, masum, hiçbir günahı olmayan, çocukları, bebekleri, yaşlıları, hastaları yanında olan Kürt asıllı bu vatandaşların haklarını koruyoruz. Peki, Kürtlerin hakkını koruduğunu iddia eden diğer partiler nerede?! Yabancı güçler nerede?! Türkiye’yi, her gün “Kürtlerin hakkını yeterince korumadınız” diye eleştirenler nerede?! Biz buradayız ve Kürtlerin hakkını koruyoruz; siz neredesiniz?! (CHP sıralarından alkışlar)
Değerli arkadaşlarım, o bakımdan, biz, bu konuyu gerçekten son derece önemli bir mesele olarak görüyoruz. Biz, teröre karşıyız; ama, Kürt asıllı vatandaşlarımızın hakkını korumak için sonuna kadar mücadele etmeye varız ve bu insanların en önemli hakkı da özgürlük içerisinde yaşama hakkıdır.
Size soruyum: Dünyanın herhangi bir ülkesinin vatandaşları, başka bir ülkede, rızaları hilafına, tel örgüler arkasında yaşatılsaydı, hangi hükümet buna sessiz kalırdı? Biz, bunu daha önce gündeme getirdik, hiçbir cevap duydunuz mu?! Bu kürsüye çıkarak “bu arkadaşlarımızı, vatandaşlarımızı kurtarmak için şunu yapıyoruz” diyenleri duydunuz mu?!
Bir tariz de, müsaade ederseniz, basınımıza yollayalım: Niçin gazetelerimiz bunu yazmıyor? Kendinden menkul bir dinî liderin efsanelerini birinci sayfalarda veren gazetelerimiz, acaba, niçin bu teröristlerin baskısı altındaki, dikenli tel arkasındaki vatandaşlarımızın sorunlarını yansıtmıyorlar? Niçin bir gazetecimiz gönderilmiyor oraya? Niçin fotoğraflarını göremiyoruz? Niçin bir televizyon ekibimiz gitmiyor? Basının görevi değil midir; bu kadar önemli bir konuyu halka bildirmek, duyurmak, gerçekleri anlatmak basının görevi değil midir; ama, öyle anlaşılıyor ki, basınımızın büyük bir bölümü, bir süreden beri, iktidarı üzmemeyi bir prensip meselesi haline getirmiştir. Belki, bu konuyu yansıtırlarsa, iktidarımız üzülür diye düşünüyorlar. Ben, eminim ki, üzülmez, bilakis, yararlanır bu gibi basın haberlerinden ve milletimizin duyarlılığını dile getirmek için bunu bir fırsat sayar.
Ben, ümit ediyorum ki, çok değerli Bakanımız çıkacaktır bu kürsüye, diyecektir ki, hepimizin huzurunda, bayramdan önce: “Arkadaşlar, biz, yurtdışında iradesi hilafında bulunan bütün Türkleri bir an önce kurtarmak için her şeyi yapacağız ve size söz veriyoruz, bizden önceki hükümetlerin gösterdiği kararlılığı biz de göstereceğiz.”
İşte, bu umutla değerli arkadaşlarım, Yüce Meclise saygılarımı sunuyorum ve bayramınızı içtenlikle kutluyorum


Bu belge Konferanslar, Konuşmalar arşivinde bulunmaktadır.