CHP Genel Merkezinde İsmail Cem’in Anma Paneli

CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen’in İSMAİL CEM’i anma panelinde yaptığı konuşma – 24 Ocak 2008
Sayın Genel Başkan, Sayın Başkan, Çok Değerli Konuklar,

Çok değerli gazeteci, milletvekili, Dışişleri Bakanı, güzide aydın İsmail Cem’in ölüm yıldönümünde kendisini saygıyla ve tazimle anıyorum. Sayın Cem’in kimliği, kişiliği, siyasi hayatı, gazeteciliği hakkında çok şey söylenebilir. Özellikle, “Türkiye’de Geri Kalmışlığın Tarihi” isimli kitabı, bugün de önemini, geçerliliğini ve değerini koruyan bir belge niteliğindedir. Türkiye’nin Truman Doktrini ve Marshall Planı dönemlerinden itibaren, adım adım dışa bağımlı bir ülke haline getirildiğinin somut belgeleri ve örnekleri bu kitapta yer almaktadır. Gençlerimizin İsmail Cem’in bu ve diğer kitaplarını dikkatle okumalarını tavsiye ederim.

Sayın İsmail Cem’le uzun yıllardan beri tanışıyorduk. Onun gazeteci, benim yurt dışında diplomat olarak görev yaptığım dönemlerde, birçok temasımız ve konuşlarımız oldu. Bütün bu konuşmalarda onun bilgisinden, birikiminden çok etkilendiğimi ifade etmeliyim. Ama esas belirtmek istediğim, onun Dışişleri Bakanı olarak, Türkiye’nin zor bir döneminde yaptığı görevdir. İsmail Cem, Dışişleri Bakanı olduğunda ben Bakanlık Müsteşarıydım. Türkiye çok zor koşullar içindeydi, zor problemlerle karşı karşıyaydı. İsmail Cem, büyük bir gayret ve özveriyle bu konuların çözümü için elinden gelen bütün çabayı harcamıştır. İlk bakan olduğunda, kendisine dış politikada günde ortalama bir krizle karşılaştığımızı, bazı günler bunun daha fazla olduğunu söylemiştim. Bu sorunlar genelde basına yansımasa da Türkiye’nin içinde bulunduğu bölgede çok sık kriz ortaya çıkıyordu. İsmail Cem daha sonraki dönemde benim o sözlerimin gerçek olduğunu tespit ettiğini, Dışişleri Bakanı olarak çok fazla sorunla karşılaştığını yurt dışındaki bir konuşmamızda bana nakletmişti.
İsmail Cem, Dışişleri Bakanı olarak Türk-Yunan ilişkilerinin yumuşatılmasına, iki ülke arasında bir diyalog ve anlayış ortamı oluşmasına büyük önem verdi. Kıbrıs meselesinin de diyalog yoluyla çözülmesi için büyük çaba gösterdi. George Papandreu Dışişleri Bakan Yardımcısı olduğu dönemde bana haber göndererek benimle özel olarak görüşmek istediğini söylemişti. Kendisiyle çok iyi bir diyalog kurduk. Defalarca Türkiye ve Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde bir araya gelerek Türkiye ve Yunanistan arasındaki meselelerin çözüm yolları üzerinde görüş alışverişinde bulunduk; en önemlisi bir diyalog süreci başlatmaya çalıştık. Bu temaslar sonucunda bir çözüm çerçevesi üzerinde görüş birliğine vardık; ama o tarihte Yunanistan’ın içinde bulunduğu siyasi durum Papandreu ile mutabakata vardığımız metnin hayata geçirilmesine izin vermedi.

Daha sonra, Yunanistan’da Papandreu, Türkiye’de İsmail Cem Dışişleri Bakanı olduklarında bu projeyi daha da genişletmek ve derinleştirmek imkânı buldular. Karşılıklı bir diyalog ve işbirliği sürecini geliştirdiler ve birçok alanda teknik düzeyde, ekonomik düzeyde, turizm gibi sahalarda işbirliği anlaşmaları imzaladılar. En önemlisi, iki ülke arasındaki gerginliğin giderilmesi ihtiyacıydı. Bu amaçla, güven arttırıcı önlemler paketi oluşturdular. Bu sistem daha sonra Yunanistan’ın engelleyici tutumu nedeniyle istediğimiz sonucu vermedi; ama en azından iyi bir başlangıç oldu. Cem ve Papandreu’nun iş başında bulundukları dönem Türkiye ve Yunanistan arasında bir işbirliği penceresinin, en azından bir karşılıklı anlayış ortamının yaratıldığı dönemdir.

Bunun somut sonucu da gördük; Papandreu’nun girişimiyle İkinci Dünya Savaşından beri yürürlükte olan Batı trakya’da Türklerin bulunduğu bölgedeki yasak bölge uygulamasına son verildi. Böylelikle orda yaşayan 40,000 kadar soydaşımızın dünyayla teması kolaylaştırıldı. Yabancıların da bu bölgeye girme imkânı sağlanmış oldu. Sayın Genel Başkanımız da daha sonra bu bölgeyi ziyaret etme imkânı buldular. Ben de bölgeyi gezdim ve bunun ne kadar önemli bir insani gelişme olduğunu görme fırsatını buldum.

O dönemde Türk-Yunan ilişkilerinde Kardak meselesi tazeydi. Çeşitli uzmanlar ve gazeteciler bu konuda farklı görüşler dile getiriyorlardı; hatta bazıları da Türkiye’nin bu konuda pek de haklı olmayan bir yaklaşım sergilediğini iddia ediyorlardı. Sayın Deniz Baykal’ın Dışişleri Bakanlığı döneminde Türkiye orada çok başarılı bir mücadele sergilemiş ve Yunanistan’ın kendisine ait olmayan bir adaya çıkardığı askerleri ve bayrağı geri çekmesini sağlamıştı. Fakat bu başarıyı pek de hazmedemeyen bazı çevreler Türkiye’nin yanlış yere Yunanistan’la savaşın eşiğine getirildiği iddiasında bulunuyorlardı. Sayın Cem bakan olur olmaz bana bu konunun gerçek yüzünü sordu, Türkiye’nin tezlerinin neye dayandığını anlatmamı istedi. Aksi yönde iddialarda gerçeklik payı olup olmadığını öğrenmek istedi. Ben de kendisine konuyu ayrıntılı olarak anlattım, gerekli dosyaları da verdim. Ondan sonra Sayın Cem, Kardak konusunda kendisinden önceki hükümetin izlediği politikanın savunucusu olmaya devam etti.  Bu, şimdi önceki hükümetleri eleştiren siyaset adamlarına örnek olacak bir davranıştır. Sayın Cem dış politikada sürekliliğin ne kadar önem taşıdığını ve devletin yaklaşımını iktidar değiştirince değiştirmenin ne kadar isabetsiz bir yol olacağını çok iyi biliyordu.

Sayın Cem Kıbrıs meselesinin de diyalogla çözüme ulaştırılabileceğine inanlardandı. Bu nedenle taraflar arasında müzakere sürecinin başlatılabilmesi için özel bir gayret gösterdi ve bu müzakere sonucu onun da çabalarıyla başlatıldı.  Ne yazık ki bu müzakerelerden beklediğimiz sonuç çıkmış değildir. Kofi Annan planına uzanan bu süreç Kıbrıs meselesinin çözümü yolunda somut bir sonuca ulaştırılamadı.

İsmail Cem’in Dışişleri Bakanlığı sırasında onu en çok meşgul eden konulardan biri Avrupa ordusu denilen Türkiye ile NATO ve AB arasındaki itilaf meselesidir. 1999 yılı Nisan ayında Washington’da yapılan NATO zirvesinde Türkiye’nin beklentileri doğrultusunda bir sonuç alınmıştı. Bu sonuca göre, NATO’nun AB’nin askeri kanadına katkı sağlaması öngörüldü; fakat buna karşılık Türkiye gibi AB üyesi olmayan NATO ülkelerinin bu süreçte etkili olmaları sağlandı. Bu, Türkiye’nin çok uzun müzakerelerden sonra elde ettiği bir sonuçtu. Daha sonra, AB ülkelerinin geri adım atarak bu mutabakatı aşındırmaya çalıştıkları görüldü.  Haksız yaklaşıma direnen Türkiye’ye büyük baskı yapmaya çalıştılar. İşte İsmail Cem’in Dışişleri Bakanı olarak karşılaştığı en önemli zorluklardan biri budur.

Bu dönemde yapılan baskılar gerçekten diplomasi kitaplarına geçecek niteliktedir. Bunlardan bir tanesi nakledeyim; o sırada Amerika’nın Dışişleri Bakanı Madeleine Albright’tı. Albright Brüksel’deki bir NATO Konseyi toplantısı sırasında Sayın İsmail Cem’le küçük heyetler halinde bir görüşme yapılmasını önerdi. O toplantıda Türkiye açısından bir gerileme anlamı taşıyacak bir metnin bize kabul ettirilmesi için ısrarlı taleplerde bulunuldu. Sayın Cem bunun üzerine, “sizin bu tutumunuzu anlamakta güçlük çekiyorum, çünkü biz Ankara’da sizin askeri makamlarınızla görüşmelerde bulunuyoruz, onlar bizim önerilerimizi kabul ediyorlar. Yani daha çok askeri tarafı ağır basan bir konuda bir metni nasıl olup da Dışişleri Bakanlığının reddettiğini anlamakta zorluk çekiyoruz” dedi. Biz Ankara’dan böyle bir bilgi almadığımız için çok şaşırdık. Ben içerideki odaya geçerek Genelkurmay’la görüştüm. Genelkurmay Başkanlığı, biz de çok hayretler içinde kaldık çünkü burada Amerikalılar bize bu metnin Brüksel’de Dışişleri Bakanımız tarafından kabul edildiğini ve askerlerin gereksiz bir direnme içinde olduklarını söylediler. Yani orada askerler ‘biz bu metni kabul ediyoruz, siz neden itiraz ediyorsunuz?’ diyor, burada da tam tersini söylüyorlardı. Neticede bu oyuna gelmedik, özellikle bu bilgiyi alınca rahatladık ve bu baskılara direndik.

Bu baskılar daha sonra da devam etti. O zaman NATO’nun 19 üyesi vardı. Bize, “bakın 18 üye bunu kabul ediyor, siz direniyorsunuz. Böyle şey olur mu? Siz de evet deyin, bu işi halledelim” dediler. NATO’da malum oybirliği sistemi vardır. Biz de onlara dedik ki, “NATO’da 18, 1’den büyük değildir”. Ve bu haksız baskıları kabul etmedik. Sonunda onlar geri adım attılar ve Türkiye’yi de tatmin edecek bir formül üzerinde mutabakat arayışına girdiler. Sayın Cem Dışişleri Bakanlığından ayrıldığında işte böyle başarılı sonucu elde etmiş bulunuyordu.

İsmail Cem çok alçakgönüllüydü, mütevazi bir tabiatı vardı. Bakan olmanın verdiği statüyü hiçbir zaman yanındakileri incitici bir vesile gibi değerlendirmedi. Herkesin görüşüne değer verirdi. Bazı önemli gelişmeler olduğu zaman çok alt düzeyde bile arkadaşlarımızın odalarına giderek gece geç saatlere kadar çalışırdı.

Sayın Cem’in bir özelliği de basının ve kamuoyunun dış politikadaki yerini çok iyi kavramasıydı. Yapılan çalışmaları, Türkiye’nin tezlerini, kendi görüşlerini gazetecilere hemen hemen her gün internet yoluyla ulaştırarak Türkiye’nin dış kamuoyunda destek sağlanmasına çok özen gösterirdi. Teknolojiye ileri derecede meraklıydı. Çalışmalarını kitap haline getirme konusunda da çok arzuluydu. Kendisiyle bu konuda çok görüşmelerimiz ve temaslarımız olmuştu. Kitap yazma Sayın Cem’le çok sık üzerinde konuştuğumuz bir konuydu.

Kendisi hakkında anlatacak çok şey var; ama zaman dar olduğu için daha fazla ayrıntısına girmek istemiyorum. Bu vesileyle tekrar değerli devlet adamı İsmail Cem’in aziz hatırası önünde saygıyla eğiliyorum.


Bu belge Konferanslar, Konuşmalar arşivinde bulunmaktadır.