Bursa Hacı Bektaş Veli Derneğindeki Panel

CHP GENEL BAŞKAN YARDIMCISI ONUR ÖYMEN’İN HACI BEKTAŞ VELİ DERNEĞİ KONUŞMASI – 20 TEMMUZ 2007

Çok teşekkür ediyorum Sayın Başkan,

Çok değerli arkadaşlar,

Sizlerle beraber olmak bana gerçekten büyük mutluluk veriyor. Türkiye’nin her yerinde alevi toplumunu ziyaret ediyoruz, cem evlerine gidiyoruz, onların görüşlerini alıyoruz, onlarla sohbet ediyoruz onlarla görüş alış verişinde bulunuyoruz. Sizlerle birlikte olmak bana gerçekten çok sevinç veriyor. Şimdi aleviler cumhuriyetin kuruluşundan bu yana daima Atatürk’e sahip çıkmışlardır, Cumhuriyete sahip çıkmışlardır, Cumhuriyetin değerlerine sahip çıkmışlardır. Maalesef bazı dönemlerde hükümetler onlara ikinci sınıf muamelesi yapmıştır, gerçeği söylemek gerekirse. Onların en haklı taleplerine cevap vermemişlerdir. İbadet hane cem evi kurma çabalarına engel olmuşlardır. Buna benzer pek çok taleplerini göz ardı etmişlerdir. İşte şimdi Ümit ediyorum ki Pazar günü bu dönem bitiyor. Pazar günü bu dönem bitiyor, pazartesi sabahı yeni bir Türkiye’de uyanacaz. O Türkiye gerçek anlamda uygar, Atatürk’ün özlediği Türkiye olacak. O Türkiye’de insanlar hiçbir şekilde, inançları dolayısıyla, düşünceleri dolayısıyla, tercihleri dolayısıyla ikinci sınıf insan muamelesi görmeyecek. Şimdi, bakın biz Cumhuriyet’e nasıl başladık. Biz Cumhuriyet’e başlarken ilk anayasa’mız, Cumhuriyet’ten sonra kabul ettiğimiz 1924 anayasası. 1924 anayasası ne diyor, Hangi dinden olursa olsun, hangi mezhepten olursa olsun, hangi etnik kökenden olursa olsun, bütün Anadolu ahalisine Türk denir diyor. Yani bizi birleştiren unsur Türklük, din ayırıcı unsur değil, mezhep ayırıcı unsur değil, köken ayırıcı unsur değil. Sizin anayasanız bunu yazıyor. Ondan sonra 1924 yılından bugüne kadar çıkan bütün Türk anayasalarında aynı hüküm var. Yani hiç kimsenin hakkı yok. İnsanları dinlerine göre, mezheplerine göre, etnik kökenlerine göre bir birinden ayırt etmeye hakları yok. Alevi insanda, Sünni insanda başka mezheplere mensup insanlarda başka inançlara mensup insanlarda, bu ülkenin vatandaşları, eşit haklara sahip insanlar. Şimdi siz bunların bir kısmına birinci sınıf vatandaş muamelesi yaparsanız, öbürlerinin en haklı taleplerini kulak arkası ederseniz, anayasaya aykırı davranmış olursunuz. Şimdiki durum budur. Şimdi, biz bu dini konuları siyasete karıştırmak istemeyiz. Bu konuları konuşmamayı terci ederiz ama bazı öyle durumlar var ki bunları söylemeden geçemiyoruz. Niçin diyanet işleri başkanlığı neredeyse sadece belli bir mezhebe mensup vatandaşlarımızın hizmet için örgütlenmiş gibi gözüküyor. Niçin orda alevi kökenli vatandaşlarımızın taleplerini dikkate alacak, değer getirecek, yönlendirecek, çözümleyecek bir büro yok, bir ofis yok? Niçin okullarımızda din derslerimizde, okullardaki din derslerinde, din bilgisiyle ilgili derslerde, Alevilik hakkında yeterince bilgi vermiyoruz? O yüzden biz diyoruz ki ayrım yapmayalım, Sünni vatandaş ne kadar Türk vatandaşıysa, alevi vatandaşı o kadar Türk vatandaşı. Ayrım yapmaya hakkımız yok Türkiye’nin hiçbir yerinde ayrım yapmaya hakkımız yok.

Üstelik demin de söylediğim bu alevi vatandaşlarımız, biz çok konuştuk onlarla Türkiye’nin her yerinde konuştuk ben Elazığ’da gittim, Cem evlerine Mersin’de gittim başka yerlerde gittim şunu gördüm ki her yerde bilaistisna bu insanlarımız, Cumhuriyet’e, bayrağımıza, Atatürk’e en çok sahip çıkan vatandaşlarımız arasındadır ve bunu büyük bir takdirle karşılıyoruz ve bunlar çağdaş bir Türkiye’yi temsil eden insanlar. Yani yaşam biçimleriyle, dünya görüşleriyle, uygarlık anlayışlarıyla gerçekten övünç duyduğumuz arkadaşlarımızdır. O bakımdan ben sizinle birlikte olmaktan büyük bir mutluluk duyuyorum. Şimdi bizim seçim birliktemize, açarsanız bakarsanız. Orada göreceksiniz ki biz istedikleri takdirde Alevilerin Cem evlerinin ibadet hane olarak resmen kabul edilmesi için çalışacaz bunun için taahhütte bulunduk. Yani bizim dönemimizde bizim hükümetimiz döneminde Cem evleri resmen ibadet hane sayılacaktır ve biz onun gereğini yapacaz. Ayrıca bir kültür boyutu var işin alevi Bektaşi kültürü çok uzun yıllar geriye giden bizim kökleşmiş kültür boyutlarımızdan, kültür zenginliklerimizden biridir. Bugün onu sayamayız. Geçtiğimiz dönemde bazı alevi vatandaşlarımız bize işte dertlerini anlattılar bir kısmı hükümet tarafından çözülecek, gayet tabi haklarıydı bunların ama hükümet tarafından çözülecek işlerdi. Biz onlara dedik ki iktidar partisinin herhalde alevi milletvekilleri de herhalde vardır. Gidin onlarla bir konuşun bakalım. Var mıydı, yok muydu, konuştular mı, konuşmadılar mı pek haber alamadık. Bazıları diyor ki artık bilemeyecez teker teker sormadık bazıları diyor ki bunların meclis gurubunda alevi hiç yoktur. Yani hemen hemen hiç yoktur ama bu ayrımcılıktır. Eğer bir ülkede 15 milyon insan varsa belli bir inanca mensup, mezhebe mensup, yok sayamazsınız. Bu insanların olmadığı bir ülkeyi ben yöneteceğim diyemezsiniz. Bu insanlar var, bu insanlar Türkiye’nin gerçeği. Bu insanlar Türkiye’nin birinci sınıf vatandaşları. Bunları yok sayamazsınız. İşte bizim dünya görüşümüz bu anlayışımız bu.

Şimdi Cumhuriyet Halk Partisi ile ilgili olarak çok şey yazılıyor, çok şey söyleniyor, hele basını okursanız bizim hiç sahip olmadığımız fikirleri bize atfediyorlar yerel basın değil bereket. Dün akşam televizyonda da söyledim yerel basınla yani o holding basını arasında hizmet ve ayrım yapıyoruz. Yerel basın söylediklerimizi aynen ve dürüstçe yayınlıyor. Büyük basın için aynı şeyi söyleyemiyorum. Pek çok basın toplantısı yapıyoruz, meclis toplantısı yapıyoruz, Türkiye’nin en temel meselelerini anlatıyoruz, yayınlanmıyor. Onun için eğer sizin bazı görüşleriniz, bazı eleştirileriniz basından kaynaklanan haberlerden kaynaklanıyorsa, o zaman size tavsiye ederim. Bir kere daha düşünün bize sorun, ne demek istiyorsunuz. Şimdi, genel başkanımız ne dedi, ne demek istedi? Demek istediği şu, biz diyor siyaseti, birkaç defa söylediği için gayet iyi biliyorum, biz siyaseti etnik ve dini bazda yapmıyoruz. Yani bir insana şu veya bu etnik guruba mensup diye, şu veya bu inanca mensup diye, şu veya bu mezhebe mensup diye ayrıcalıkta yapmayacak, onun hak ettiği yere gelmekten de mezhebi dolayısıyla engellemeyecek. Şimdi, bizim partimizde en yüksek organında her inançtan, her mezhepten, her etnik kökenden arkadaşımız var. Tam bir uyum içinde çalışıyoruz. Aramızdan su sızmıyor. Yani bir insan şu etnik kökene sahip veya şu mezhebe sahip, alevidir bilmem nedir diye hiçbir ayrım yapmıyoruz. Biz bunu kastediyoruz. Yani hiç kimse yanlış anlamasın. Öyle dönemler olmuş ki siyasi partilerde kadrolara önemli mevkilere, yerel yönetimlerde, merkezde getirirken bakılmış bu mezhepten mi, bu etnik kökenden mi öyle mi böyle mi bütün Türkiye için söylüyorum, işte bu dönem bitti. Biz siyasette bunun üstüne çıkacaz. Siyaset insanların vatandaş olarak sahip oldukları hakları korumaları için bu hakları demokratik düzen içinde savunmaları için öngördüğü bir mekanizma. Siyaseti dine karıştırmayacaksınız. Siyaseti etnik meselelere karıştırmayacaksınız. Karıştırdığınız anda herkesin çok söyleyeceği laf olur. Bugün karıştıranları da pişman ederiz. Biz onlara diyoruz ki siz burada tövbeler olsun Allahın temsilcisi olarak bulunmuyorsunuz. Siz burada dünya meselelerini halletmek için vatandaş tarafından seçilmiş insanlarsınız. Her Allahın günü kalkıp dini konuları siyasetin gündemine sokarsanız dine de kötülük yaparsınız siyasete de kötülük yaparsınız. Bırakın Allahın işine karışmayın. Allah’la kul arasında ki ilişkilerden çekilin sizin değil, bu sizin işiniz değil. Hangi insan daha Müslüman, hangi insan daha dindar hangi insan daha inançlı bir tek Allah bilir. Siz bilmezsiniz. Sizin işiniz değil. Onun için din işine karışmayın. Dünya işinde ne yapıyorsun vatandaşın karnını doyura biliyor musun? Vatandaşın güvenliğini sağlaya biliyor musun? Terörü önleye biliyor musun? İşsizliği önleye biliyor musun? Vatandaşın beklediği eğitim sağlık yatırımlarını yapıyor musun? Yapıyorsan ne ala, yapamıyorsan bu başarısızlıklarını örtmek için dine başvurmayacaksın. Bu dünya da beceremedik ama öbür dünyada yeriniz garanti diyemezsiniz. Buna hakkınız yok. Allahın bileceği iş öbür dünya da ne olup ne olmayacağını bir tek Allah bilir, Allah takdir eder. Siz onu takdir edemezsiniz. Çık aradan, siz şu dünya işlerinde ne yapmışsınız, Bursa’ya ne yapmışsınız, Türkiye’ye ne yapmışsınız. Bursa’nın neresinde gitsek işsizlik kol geziyor. Sanayiciyle konuşuyoruz, esnafla konuşuyoruz herkes diyor ki ayakta kalabilmek için işçi çıkarttık. İnsanlar işsiz, işsizlik demek açlık demek. İşsiz adamda alışveriş de yapamaz. O zaman esnafta batar, batıyor. İşte gittik konuştuk esnafın durumunu öğrendik, bir tek sektör yok ki Türkiye’de Bursa da olduğu gibi başka yerler de, biz bu iktidar zamanında çok memnun kaldık, hayatımız değişti, çok zenginleştik, çok para kazandık diyen insana biz rastlamadık. Hani yok mudur? Vardır, ithalatçıdır, efendim kimdir borsa da oynayan adamdır, filan onlar ayrı, onlar küçük bir zümre imtiyazlı bir zümre ama onun dışında elimizi vicdanımıza koyalım, yani diye bilirmiyiz ki Türkiye’nin her hangi bir yerinde çiftçiler 4–5 sene öncesine nazaran daha mutlu, daha müreffeh, daha rahat bir hayat yaşıyorlar. İşte köy köy geziyoruz yani, çiftçiyle bizim kadar görüşen azdır. Bütün ziraat odaları temsilcilerini topladık geçen gün Bursa’da, yani bir tanesi çıkıp ta efendim bizim bölgede çiftçinin durumu fena değil diyemedi. Hepsi şikâyetçi. Sanayicilerle konuştuk Bursa’da en az 10 tane 15 tane sanayi kuruluşu varsa hepsinle konuştuk, sanayicilerle ek tek konuştuk, daha dün konuştuk. Bazıları hem sanayi yapıyor hem tarım yapıyor. Şimdi o kadar şikâyetçiler ki şaşarsınız, ayakta duramıyoruz diyorlar, kurlar düşüyor, enflasyon %10’ları aşıyor, biz diyorlar bu kurla sattığımız malın fiyatını yükseltemiyoruz. Yani bir mal, bir tişört satıyorsa tekstilci, tişörtün fiyatını yükseltemiyorum, 1 kuruş yükseltemiyorum diyor. Kurlar düşüyor çünkü. Daha fazla para alamıyorum hatta fiyatım düşüyor. Girdilerim artıyor o zaman arada ki farkı nasıl karşılayacak bir tek yolu var verimliliği arttıracam diye işçi çıkarıyorlar. Şimdi, ben Türk-İş başkanıyla konuştum bana dediği şu AKP döneminde diyor, bursa da yalnız, 169.000 kişi işten çıkarılmış, 20.000 kişiye iş bulunmuş kaldı 149.000 kişi bunlar aileleriyle ne yer ne içer acaba bir düşüne biliyor musunuz? 149.000 vatandaşımız sadece Bursa’da işsiz kalmış. Bu insanlar ne yer ne içer bunu düşüneceksiniz. Köylünün durumunu anlattım. Esnaf, yani o kadar üzüldüm ki yayvacılar çarşısında gittik, aynalı çarşıya gittik diğer esnafla filan konuştuk, adam diyor ki mesela, bakın diyor sadece şu dükkânı ayakta tutmak için ben diyor evimi sattım, arabamı da sattım. Ne evim var ne arabam var. Burada çalıştırdığım adamı da çıkartım diyor. Aileden işte çoluğu çocuğu getiriyoruz dükkânda bize yardımcı oluyor, para kazanamıyoruz diyor geçimimizi sağlayamıyoruz diyor, masrafımızı çıkaramıyoruz diyor. Bir tanesi diyor ki 30 milyonluk mal sattım, buranın günlük masrafı 300 milyon bu insan nasıl geçinecek. Tek tek sorduk ayakkabıcı adam diyor ki sabahtan beri bir çift ayakkabı sattım. Bunla nasıl yaşar. Yorgancı efendim diyor her mevsimde evlenmeler olurdu çeyiz alırdı millet falan yorgan satışları artardı, şimdi bir tane satamıyoruz diyor. Millet perişan Türkiye’nin gerçekleri bunlar. Biz kendi iç meselelerimizi her zaman tartışırız öyle miydi, böyle miydi partimiz öyle mi yapsaydı böyle mi yapsaydı filan, fakat Türkiye’nin gerçeğini tartışacağız önce, Türkiye’nin gerçeği nedir bizim bulduğumuz çözümler nedir.

Şimdi, bizim genel başkanımızı ben yaklaşık 40 yıldır tanırım 40 yıldan da fazla oldu galiba kaç oldu 62’den bu yana sayarsan 45 yıldır tanırım. Benim 45 yıllık arkadaşım, biz onunla birlikte dergi çıkarırdık. O hukuktan mezun, biz mülkiyeliyiz. O hukuku bitirir bitirmez mülkiye’ye geldi asistan oldu. o sırada arkadaş olduk. Birkaç kişi daha vardı Mustafa Özyürek falan ve orda çok büyük bir siyasi mücadele verirdik. O günden bugüne tanışırız. Nedir benim izlenimim? Benim izlenimim şu, bir gün dürüstlükle bağdaşmayan bir hareketini görmedim, siyasette önemli. İkincisi bir gün ülke çıkarına aykırı bir davranışını görmedim, kendi menfaatini düşünüp ülkeye zarar verecek görmedim. Şimdi, bir şirket İstanbul’da bir anket yapmış, liderler hakkında soru en bariz özellikleri neler olumlusunu olumsuzunu yazmış falan vatandaşa da sormuş, “siz bu lideri en çok hangi vasfıyla ön plana çıkarıyorsunuz, beğeniyorsunuz, değerlendiriyorsunuz?” diye. Deniz Baykal tahmin edin bakalım hangi vasfıyla ön plana çıkıyor, Deniz Baykal vatanseverliğiyle ön plana çıkıyor, en çok bariz özelliği vatanseverlik. Şimdi siz bu kadar dürüst, bu kadar vatansever, ülkenin bu kadar menfaatini savunan bir adamı Türk basını olarak, bazı kuruluşlar olarak sabahtan akşama kadar yerden yere vurursan bu memlekete bir fayda sağlar mı? Öbür taraf malı almış götürmüş yapmadıkları yok, memlekete yapmadıkları kötülük yok ve siz kalkacaksınız Türkiye’nin çıkarını hakkını haysiyetini koruyan insanı hedef yapacaksınız, bu yanlış. Efendim o lafı demeseydi bu lafı böyle deseydi. Gayet tabi herkesin söyleyeceği laf olur ama işin esasına bakın.

Bakın biz ne yaptık bundan iki hafta önce seçim kampanyasına bıraktık genel başkanla birlikte İsviçre’ye gittik. Cenevre’ye gittik niye orda sosyalist enternasyonal konsey toplantısı var. Sosyalist enternasyonal konsey toplantısında Barzani’nin Talabani’nin gözlerinin içine baka baka bunların Irak’ta terörizmi nasıl desteklediğini anlattı herkesin içinde. Rezil oldular. Toplantıyı terk edip gittiler. Rezil oldular, savunacakları bir laf yok söyleyecekleri laf yok. Kardeşim sen orda ki terörü bertaraf etmek için ne yapıyorsun hiçbir lafları yok. İşte bunları kim söylüyor ana muhalefet partisi lideri söylüyor. Hükümet hiçbir şey diyemiyor. Hükümet bir şey diyemediği için Barzani’de, Talabani’de bu seçimde AKP’yi destekliyorlar. Genelkurmay başkanı ne diyor bizim Genelkurmay başkanımız, Barzani’de Talabani’de PKK’yı destekliyorlar diyor, PKK’ya silah veriyorlar, cephane veriyorlar, patlayıcı veriyorlar diyor. Sınırımızı teslim etmişler bunlara şimdi bu insanlara karşı CHP genel başkanı kalkıyor yurt dışında büyük bir mücadele veriyor iktidardan tıs yok. Şimdi, bir şey daha söyliyim size, ırak’la ilgili olarak durum şu, bilesiniz diye söylüyorum dünya’da kuzey ırak’ta ki duruma benzer hiçbir yer yoktur. Bir tek kuzey ırak. Ne var orda, dünyanın neresinde bir terör örgütü varsa o terör örgütüyle mücadele etmekten sorumlu bir güvenlik gücü var. Bir polis var bir askeri güç var. Kim varsa, bir tek kuzey ırak hariç. Kuzey ırak’ta 3,500 tane terörist var onlarla mücadele etmekle görevli hiçbir güvenlik gücü yok. Ne ırak hükümeti ne Amerikalılar ne Barzani ne Talabani kimse kılına bunların bir kişi yakalamak için. 5 senedir bir tek kişi yakalayıp Türkiye’ye teslim etmediler. Bu nasıl iş, böyle dostluk olurmu, böyle komşuluk olurmu şimdi aramızda anlaşma var, 1926 yılında imzaladığımız, sınırı koruma anlaşması var.  Sınırın iki tarafında 70 km araziyi korumak zorundalar. Korumuyorlar. Ortak sınır komisyonu kuracaz kurmuyorlar. Değerli arkadaşlar bu gerçekten utanılacak bir manzaradır. Buna karşı devlet müdahale edecek. Devlet ne yapıyor, devlet ağzını açamıyor ki ve devletin ağzını açamadığını gören Barzani ve Talabani aman diyorlar inşallah seçimi AKP kazanır. Şu işe bakın biz AKP’nin yerinde olsak yüzümüz kızarırdı terörü destekleyenler seçimde bizi destekliyor. Manzaraya bak. Peki, başka kim destekliyor AKP’yi, Kıbrıs Rumları destekliyor. Hristofyas var Kıbrıs Rum meclis başkanı Hristofyas adam demeç verdi geçenlerde Cumhurbaşkanlığına da adaydı, diyor ki inşallah bu seçimde AKP kazanır. Bu ne demek, Kıbrıs’ta senin hasmın olan, Kıbrıslı Türkleri bir kaşık suda boğmaya çalışan onun hiçbir hakkını hukukunu kabul etmeyen, Türkiye’yi düşman sayan bir Kıbrıs Rum kesimi AKP’yi seçimlerde destekliyoruz. Şu işe bakın, şu işe basken, eğer sizde Kıbrıslı Rumlar gibi düşünüyorsanız, hem sizde Barzani ve Talabani gibi düşünüyorsanız, hiç durmayın gidin bunlara oy verin. Sizinde gördüğünüz Kıbrıslı Rumlar gibiyse hiç durmayın. Ben inanıyorum ki hiçbir Türk vatandaşı Kıbrıslı Rumlar gibi hareket etmek istemez. Barzani gibi hareket etmek istemez Talabani gibi istemez. Başka kim var İngiliz basını, “Financial Times” dün yazmış aman diyor, bu hükümet en iyisi biz onları destekleyelim. Niye acaba, çünkü yabancı firmalara her istediklerini satıyorlar. Her istediklerini veriyorlar. Memlekette satılmadık mal kalmadı. Amiral gemileri gitti ekonominin, sanayinin en büyük kuruluşları gitti, petkim gitti Sabiha Gökçen havaalanı gitti, limanlar gitti ne kaldı geriye. Bankalar gitti, Türk bankalarının % 42’si yabancıların elinde. Bakın, ben size bir şey anlatayım arkadaşlar. Belki biraz vaktinizi alıyorum ama bunu da müşkülü sizinle paylaşmak istiyorum, şimdi, biz bir köye gittik, İnegöl’ün bir köyüne başka köylerde de aynı durum var. Dediler ki efendim biz kredi almak istiyoruz, tarım kredisi gidiyoruz Ziraat Bankasına o kadar güçlük çıkarıyorlar, o kadar güçlük çıkarıyorlar ki bezdik, yeni bir banka geldi buraya, bizde biliyoruz diyorlar sahibi yunan, yunan bankası geliyor Bursa’nın İnegöl ilçesinde şube açıyor, bizim çiftçimiz ziraat bankasında işini halledemeyince mecburen gidiyor yunan bankasına, kredimi istiyorsun; hemen şak veriyorlar. Ne kadar istersen veriyorlar. En kolay şartlarla veriyorlar. Bir şartı var yalnız; arazini, tarlanı bana ipotek edeceksin, yani köylü borcunu ödeyemeyince bu ipotek ettiği arazi yunan bankasının olacak. Düşüne biliyor musunuz? Farkında mısınız siz bu işin. Böyle bir oyunun oynandığını duydunuz mu daha önce hiç. İşte Türkiye’nin durumu bu, Türkiye!de bu oluyor. Hükümetin umurunda değil, niçin nerden biliyoruz, çünkü bir kanun çıkarttılar bereket biz anayasa mahkemesine götürüp iptal ettirdik.  Kanun da diyor ki 30 dönüme kadar, araziyi hiç kimseden izin almadan yabancıya sata bilirsin, düşüne biliyor musun? Yanında ki 30 dönüm, yanında ki 30 dönüm, yanında ki 30 dönüm sat gitsin. Adamın umurunda değil. Yani verimli tarım topraklarımızın yabancıların eline geçmesinden hiçbir rahatsızlık duymuyorlar hiç. Biz ne yaptık işte yazdık bildirgemize; “tarım topraklarını yabancıya satışını yasaklayacağız”. Bu kadar açık, tarım topraklarımızı yabancıya sattırmayacağız. Cumhuriyet Halk Partisinin politikası bu, yani bundan hiç kuşkunuz olmasın.

Şimdi, sadece tarımda değil diğer sektörlerde de, alanlarda da bunu yapıyorlar. Bunları siz gazetelerde okuyamıyorsunuz yazmıyorlar. Çok korkuyorlar hükümetten yazarlarsa hükümet bunların canına okuyacak diye korkuyorlar, bunun için yazmıyorlar. İşte biz buraya geliyoruz ki bunları anlatalım diye. Seçim varmış seçim yokmuş her zaman geliyoruz. Gelmeye de devam edeceğiz. Size bir örnek, şimdi bizim elimiz de iki tane mektup var. Bu mektuplar 1993 yılında yazılmış. Türk hükümetinin enerji bakanlığına, yazan kim dünyanın en büyük petrol şirketlerinden biri. Ne diyor mektupta, bir diyor Karadeniz’de petrol bulduk diyor. Türkiye kıyılarında 1 milyar varillik petrol bulduk diyor, ayrıca günde 25 milyonluk üretim yapacak doğalgaz rezervi bulduk ama diyor bunu çıkartmak için para ister diyor, bunu çıkartmak için risk faktörü var her neyse bahanesi bizim diyor bu petrolü çıkartmamız için sizin diyor petrol kanunuzu değiştirmeniz lazım. Nasıl değiştirecez onu da yazmış. Efendim yabancılara verilen imtiyazlar genişleyecek, efendim süresi uzatılacak, Türkiye’de bırakmak zorunda olduğu petrol azaltılacak, şu olacak bu olacak, bir yabancı şirket bana kanunu zorla kabul ettirecek. Bundan önce ki hükümet elinin tersinle itmiş, şimdi, bu hükümet bir petrol yasası getirdi, baktık aynısı, ne istemişse yabancı şirket hepsini koymuş fazlasını koymuş adamın istemeyi cesaret edemediğini de koymuş, ne diyor adam %45’ini diyor buldu petrolün Türkiye’ye bırakırım %55’ini götürürüm diyor. Bizim ki de diyor Türkiye’de bulduğun petrolün tamamını götüre bilirsin, 1 litre bırakmak zorunda değilsin diyor, ya şu işe bak komedi gibi, şaka gibi, yani harp var darp var envai çeşit sıkıntı var, yokluk var kıtlık var, Türkiye’de bulduğun petrolün 1 litresini bile Türkiye bırakmak zorunda değil. Peki, ne kadar sürelik olacak bu ruhsatlar, yazmış oraya ruhsatlar ebedi. Ebediyen teslim ediyorsun yabancıya, belli toprakları ordan petrol çıkartsın diye, iyi peki Türkiye petrollerinin imtiyazları ne olacak, Türkiye devleti adına, petrol arayan Türkiye petrollerinin imtiyazı ne olacak diyor ki hepsini kaldır. Yabancı devlet adına Türkiye’de petrol aramak serbest, Türkiye devleti adına Türkiye’de petrol aramak yasak kanun böyle söylüyor. Şimdi bütün bunlardan daha vahimi var, bunların hepsini unutun, diyor ki daha önce ki petrol yasasında yer alan, Türkiye’nin milli menfaatleri korunacaktır yolunda ki bütün cümleleri tek tek cımbızla ayıklamışlar. Hepsini çıkartmışlar. Ben diyor Türkiye’nin menfaatini korumayacam arkadaşlar, şimdi Cumhurbaşkanı hemen geri çevirdi, böyle şey olurmu diyor. Bir ülke kendi menfaatini korumaktan vaz geçer mi diyor bunun örneği var mı? Bunu yapmışlar, Türkiye menfaatini korumayacam diyor. İnanılır gibi bir şey değil. Bu insan utanmadan, sıkılmadan, yüzü kızarmadan gidip Türk halkından gidiyor oy istiyor gene beni seçin diyor. Türk halkı da diyecek ki arkadaş, ben Türkiye’nin menfaatini korumayacağını ilan ettiğim insanları tekrar iş başına getiriyorum. Bu kadar akılsız mıyız biz? Bu kadar akılsız mıyız? Yani böyle bir şey olurmu adamın yaptığı bu, başka bir olay daha anlatayım size, bunları başka yerde de anlattım ama sizde bilin Türkiye’de biz nelerle uğraşıyor. Sonunda ne oldu Cumhurbaşkanından geri döndü tekrar meclisten çıkarırız Cumhurbaşkanına zorla kabul ettiririz bunu diyorlardı biz öyle bir muhalefet yaptık ki cesaret edemediler. Meclis tatile girdi bitti yasa kadük oldu. Yürürlükten kalktı yürürlüğe giremedi. Yaptıkları bu. Bir şeyi bir marifetlerini daha anlatayım, çok marifetleri varda anlatacak vakit yok ama son olarak bir marifetlerini daha anlatayım.

İşte, 1954 yılında Suriye sınırındaki araziyi mayınladık, kaçakçılık var çok mal yok Türkiye’ye Kilis üzerinden getiriyorlarken, mayınlamışız. Ne kadar mayınlamışız 800 km uzunluğunda saha ne kadar bir saha, iki tane Kıbrıs adası büyüklüğünde bir saha çok büyük. Şimdi burada Türkiye’nin en verimli toprakları var. Sende üç kere mahsul veriyor, ilaç kullanılmamış hormon girmemiş yarım yüz yıldır, dünyanın belki en verimli toprakları, şimdi kardeşim bundan önce ki hükümet demiş ki ya artık bu mayınlara falan gerek kalmadı toplayalım bunları, çiftçiye, köylüye verelim bu arazileri, Genelkurmay başkanını çağırıyorlar diyorlar ki siz bu mayınları toplaya bilir misiniz? Toplarız diyorlar, ne kadar zamanda toplaya bilirsiniz? İki senede. Peki, ne lazım şu malzeme, bu teçhizat bu makine diyor, ne kadar tutar 35 milyon, tamam 35 milyon dolar verecek devlet, Genelkurmay bu araziyi temizleyecek askerler çiftçiye vericez ve topraktaki çiftçinin yüzü gülecek, Atasının toprağı çünkü. İş bu seçim oluyor bunlar geliyor, ses yok, bir sene geçti ses yok, iki sene geçti ses yok derken biz milli savunma bakanına sorduk mecliste, ne oldu bu Suriye sınırında ki arazi işi, efendim dedi biz onu askerlere vermekten vaz geçtik, ya kim yapacak kime verdiniz, efendim dedi biz o işi Unakıtan’a verdik. Unakıtan’a vermişler. Dün söyledim yakında piyasada pastörize edilmiş mayınlar falan satılırsa hiç şaşırmayacaksınız. Unakıtan’a veriyor, Unakıtan ne yapıyor iki tane gizli kararname çıkarıyor. İki gizli kararname biri geçen sene ocak ayında biri haziran ayında, ne yazıyor iki kararname’ler de 23 Temmuz günü iktidara geçtiğimiz gün size bunları açıklayacam. Bir de yönetmeliği demek istiyorum, ne diyor yönetmelikte, diyor ki biz bu işi ihaleye açıyoruz, yabancılara açık çünkü Türkiye’de bunu yapacak firma yok, yabancılar yani İsrailliler, İsrailliler gelecek tam Suriye sınırında düşünün arazinin stratejik önemini, mayınları temizleyecekler 3 sene, buna karşılık 49 yıllığına, bu araziyi İsrail şirketlerine vereceksiniz,  49 yıl vatan toprağını, bir yabancı şirkete teslim edicez. Bunu da yazıyor yönetmelik ve iki yanda açmış ihaleyi biri Şırnak, bir tanesi de Mardin, biz öyle bir tepki gösterdik ki, hemen iptal etmek zorunda kaldılar, sonra Danıştay’a gittik, Danıştay’da yürütmeyi durdurma kararı aldı, durdurmasak, durdurmasak gitti, şimdi bir şey daha söyliyim, bu arazinin altında petrol var, nerden biliyoruz, çünkü bu arazinin sınırından Suriye sınırına geçtikten 300 metre sonra 3 km değil 300 metre gittiğiniz zaman günde 600.000 varil petrol çıkıyor. Türkiye’nin bütün ihtiyacı olan petrolü adam 300 metre öteden çıkarıyor. Bu kadar haksızlık yapamaz Allah Türkiye vermeyecek Suriye’ye verecek bu petrolü olurmu. Bastırdık kıyamet mücadele ettik, filan sonunda Türkiye petrolleri biraz utandık belasına, küçük küçük aracıkları mayından temizlediler, 14 yerde sondaj yaptılar. Hepsinde petrol çıktı biliyor musunuz? Siz altında petrol olan araziyi, 49 yıllığına irsallilere teslim edecek. İşte bu böyle bir hükümet. İstiyorsanız böyle bir hükümet iş başında kalsın, hiç durmayın gidin hemen oy verin hemen, ama ondan sonra gelip şikâyet etmeyin elim kırılsaydı da bilmem ne olsaydı da filan bir daha demeyin. Efendim adam bana kömür verdi, efendim adam bana bulgur verdi, bundan iyisi yoktur vatan toprağı gitmiş, efendim petrolleri gitmiş, efendim toprakları gitmiş ziyanı yok, yeter ki bana 3 kilo bulgur gelsin, bu kadar ucuzladıysak artık koli ver gitsin, ey vatandaş diyoruz biz oyunu seçim rüşvetine satma, üç kuruşluk seçim rüşveti uğruna ülkeni tehlikeye atma. Bunu söylüyoruz oyunu satma, bütün söylediğimiz bu. Şimdi değerli arkadaşlar, bütün bunları size ne için anlatıyorum, siz bunları zaten biliyorsunuz bilmeseniz bile içinizde ki duygu ve düşünceleri biliyorum, onun için sizi ikna etmemize gerek yok. Ben sizi ikna etmeye gelmedim, ben sizinle dertleşmeye sizinle bunları paylaşmaya geldim. Belki bu bilgilerden bazıları size ulaşmamıştır ama siz ki Türkiye’nin en uyanık, en çağdaş insanlarısınız, siz bunları çevrenizi anlatacaksınız. Onu bekliyoruz sizden, Bursa’da bu anlattıklarımızı bilmeyen kalmayacak, herkes bilecek, önümüze de bir gün varsa bir gün anlatacaksınız iki gün varsa iki gün anlatacaksınız ama herkes bilecek ve o sandığa gittiğinde oy verirken, bilerek oy verecek, eli titreyerek oy vermeyecek, bilerek oy verecek. Yani şu oy verdiği insan nasıl bir insandır onu bilecek. Ülke menfaatlerinin korunmayacağını, bunu bilerek oy verecek. Açık söylemiş adam daha ne diyecek. Suriye sınırında ki toprakları, İsraillilere teslim etmeye hazır bir iktidara gönül huzuruyla oy verecek, diye biliyorsa gitmez. Hristofyas’ın desteklediği partiye oy verecem, bazılarının desteklediği o partiye oy verecem, eğer buysa tercihin, seni hala ikna edemediysek bu laflarla, bizim yapabilecek bir şeyimiz yok, onlar daha dindarmış bunlar daha dinsizmiş, nerden biliyorsun, nerden biliyorsun, bir dindarlık yarışması mı başlattın, yani sen nerden böyle bir kanıya varıyorsun, Allahın işine ne karışıyorsun, ne biliyorsun benim senden daha az dindar olduğumu, biz dini siyasete karıştırmıyoruz, farkımız o, bakın bütün dünya ülkelerinde sadece 57 ülke var halkı Müslüman olan, 57 ülke var, işte bizim gibi özgür seçim yapabilen, özgür demokrasiye sahip sadece, bir ülke var oda Türkiye. Niçin çünkü biz laikliği uygulamışız. Atatürk zamanında din ve devlet işlerini ayırt etmişiz, bu sayede gerçek bir demokrasi olmuşuz. Bizden başka bir tane yok, bir Bangladeş devleti kurulurken, laiklik rejimini benimsedi, 5 sene dayana bildiler aşırı dincilere ve 5 sene sonra teslim oldular. Bugün Bangladeş’te din devleti oldu. Bir tek Türkiye kaldı. Şimdi bu Türkiye’yi de Bangladeş gibi, Suudi Arabistan gibi, Afganistan gibi, İran gibi bir din devleti yapmak istiyor bu iktidar. Örnekleri çok isterseniz size100 tane örnek anlatırım, bunların amacı Atatürk’ün Türkiye’sini yörüngesinden çıkarıp, bir Ortadoğu bir arap ülkesi haline getirmek. İstiyorsan bir Ortadoğu ülkesi olmak, arap ülkesi olmak Atatürk’ün ülkelerinden uzaklaşmak istiyorsan hiç durma git bunlara oy ver. Şimdi arkadaşlar önümüzde büyük bir sınav var yarın değil öbürsü gün hepimiz bir sınava girecez milletçe, yalnız alevi toplumu değil, yalnız Bursalılar değil, bütün Türk vatandaşları büyük bir sınava girecek. Ya teslimiyetçi bir iktidara oy vereceksiniz, Türkiye’nin çıkarlarını feda eden bir iktidara oy vereceksiniz. Yarınımızı, çocuklarımızın geleceğini, tehlikeye düşüren bir iktidara oy vereceksiniz veya Atatürk’ün Türkiye’sine oy vereceksiniz. Tercih sizin, bu tercihi Bursalıların en iyi şekilde yapacağına inanıyorum, bana sorarsanız ne görüyorsunuz bütün bu anlattıklarımın özü nedir? Biz diyoruz ki “bu iktidar, içerde gericidir, dışarıda vericidir, seçimde gidicidir.”


Bu belge Konferanslar, Konuşmalar arşivinde bulunmaktadır.