Line TV – Bursa’daki Seçim Çalışmaları Hakkında

CHP GENEL BAŞKAN YARDIMCISI ONUR ÖYMEN’İN
LİNE TV MÜLAKATI
18 TEMMUZ 2007

Sunucu: Line TV ekranından Ekoline’dan iyi akşamlar. Seçimlere dört gün kala, bu hafta yine ekonomi konuşacağız ama konuklarımız siyasetçiler olacak. Bu hafta programı iki bölümde yapacağız. İlk bölümde konuğumuz CHP Genel Başkan Yardımcısı Sayın Onur ÖYMEN, aynı zamanda Bursa CHP 1. sıra milletvekili adayı. Efendim hoş geldiniz.

ÖYMEN: Hoş bulduk efendim.

Sunucu: Tabii ki konumuz hükümetin ekonomi politikaları olacak. Bu dört buçuk yıllık dönem de hükümet başarılı mıydı? Başarısız mıydı? Muhalefetin gözüyle ve iktidarın gözüyle alacağız; ancak ayrı ayrı olacak. İlk bölümde Sayın Onur ÖYMEN’le sohbetimizi yaptıktan sonra ikinci bölümde de AK partinin 2. sıra milletvekili adayı, aynı zaman da Meclis Plan ve Bütçe Komisyon Başkan ekili Altan KARAPAŞAOĞLU konuğumuz olacak. Ben hemen ilk konuğuma dönüyorum. Sayın ÖYMEN, hükümete baktığınızda dört buçuk yılda karne ne durumda, ekonomi ne âlemde, muhalefetin en başarısız bulduğu yönleri eğer varsa başarılı bulduğu yönleri neler hükümetin ekonomide?

ÖYMEN: Çok teşekkür ediyorum. Öncelikle şunu söyleyeyim: bu programı eğer iktidar partisine mensup, AKP’ye mensup milletvekili arkadaşlarımızla birlikte yapsak daha da mutlu olurduk. Birbirimizin sorularına cevap verme imkânı bulurduk, medeni bir tartışma yapabilirdik ama öyle anlaşılıyor ki, bizimle birlikte ekran karşısına çıkmakta bazı güçlükleri var, sıkıntıları var. Onların takdiridir.

Sunucu: Yayıncılıkta ve siyasette biliyorsunuz her şey her zaman planlandığı gibi gitmiyor.

ÖYMEN: Evet planlandığı gibi olmuyor, gene de ben sorularınıza cevap vereyim.  Şimdi hükümetin ekonomi politikası nedir? Ne sonuç almıştır? Türkiye nerden nereye gelmiştir? Başbakanın tabiriyle. Hükümet bir kriz döneminden sonra göreve başlamıştır ve kriz döneminde uygulanan politikaları sürdürme yoluna gitmiştir. Bu tabii kısa bir süre için makul karşılanabilir ama kriz dönemi geçtikten sonra siz kriz politikalarını sürdürmeye devam ederseniz vatandaş bundan büyük sıkıntı duyar. Türkiye’nin o dönemde, kriz dönemindeki politikalarında IMF çok etkili olmuştur; ama herkes biliyor ki dünyanın hangi ülkesine girdiyse IMF böyle dönemlerde o ülkelerde ciddi sosyal sıkıntılar olmuştur. Çünkü IMF’nin amacı makro dengeleri, genel dengeleri oturtmaktır ve o ülkenin eski borçlarını ödemesini sağlayacak bir yapı oluşturmak, bunun gerektirdiği acı ilaçları vermektir; ama sosyal dengelerin üzerinde bu ne etki yapar, insanların günlük hayatını nasıl etkiler, bunu düşünmüyor. O nedenle bu politikaları mümkün olduğu kadar kısa sürmesi lazım. Şimdi çok uzun sürünce, 2001 yılından 2007 yılına kadar altı yıl sürünce, Türkiye’de bunun çok ciddi yansımaları oldu, çok ciddi sıkıntıları oldu. Hükümet değişen koşullara uygun politikalar oluşturamadı ve attığı adımlar bakıyoruz netice itibari ile hem genel olarak ekonomiye çok zarar verdi ve vatandaşın günlük hayatını çok olumsuz etkiledi.

Mesela IMF’yle anlaşmaya göre %6,5 faiz dışı fazla vermeyi hükümet kabul etti. Bu ne demek? Türkiye’nin toplam gayri safi milli hâsılasının %6,5’unu yani bugünkü rakamla 24 milyar doları siz borç ödemesi olarak kabul ediyorsunuz. Bu kadar borç ödeyeceksiniz. Bizden başka bunu kabul eden ülke yok. Bizden başka bu kadar yüksek bir borç geri ödemesi kabul eden ülke yok. Bu ne demek? Bu kadar fazla parayı siz yurt dışına borç ödemesi, faiz ödemesi olarak aktardığınız zaman içerde yapmanız gereken yatırımı yapamıyorsunuz, sosyal harcamaları yapamıyorsunuz. Memurlarınızın, işçilerinizin maaşını yükseltemiyorsunuz. Yani halkı bir yerde fakirliğe mahkûm ediyorsunuz. Bu daha makul bir düzeye indirilebilseydi geçtiğimiz beş yıl içinde, o zaman vatandaş daha rahat olabilirdi, nefes alabilirdi. Bunlar yapılamadı.

Şimdi ekonomi nerden nereye geldi? Gayet tabii ki zaman içinde gayrisafi milli hâsıla artıyor, daha önceki dönemlerde de artmıştı. Daha eski yıllarla kıyaslasanız göreceksiniz ki, OECD ülkeleri arasında çok uzun yıllar, Türkiye gayrisafi milli hâsılası en hızlı artan üç ülkeden biri olmuştu. Benim bu konuda bir kitabım var, “Türkiye’nin Gücü” diye, merak edenler orada görebilirler. Eski yıllara doğru gittiğiniz zaman görüyorsunuz ki, Türkiye her zaman bu alanda, yani gayrisafi milli hâsıla artışında önemli sonuçlar alabilmiş ama zaman zaman da kriz dönemlerine girmiş. O sağladığı avantajların büyücek bir bölümünü kaybetmiş. Yani bir ileri gidiyoruz bir geri gidiyoruz. Şimdi bugünkü ortama baktığımız zaman ekonominin bazı temel göstergeleri var. Türkiye, benzer ülkelerle Türkiye’yi kıyasladığınız zaman bu temel göstergelere göre yerini görüyorsunuz Türkiye’nin. Yani, dünya ülkeleri arasında Türkiye’nin yeri neresi?

Bir kere, Türkiye ekonomik açıdan çok güçlü bir ülke, büyük bir ülke bunu kabul etmek lazım. Resmi, uluslar arası rakamlara göre, Türkiye dünyanın en zengin 19. ülkesidir.

Sunucu: Bir ara 17’ydi.

ÖYMEN: Bir ara 17’ydi, 19 oldu. Daha önce, bundan altı-yedi sene önce 21’di, 20’ydi; işte hep bu civarda. Ayrıca Avrupa’nın 6. en büyük ülkesidir. Yani bu çok büyük bir avantaj sağlıyor Türkiye’ye. Türkiye’nin toplam gücüne bakarsak böyle büyük bir avantajımız var ama fertlerin sahip olduğu gelir düzeyine baktığımız zaman Türkiye dünyada 99. sırada geliyor. Yani 98 ülkenin vatandaşının cebine Türk vatandaşından daha çok para giriyor. Bu acaba neden, niçin Türkiye, Türk vatandaşları zengin bir ülkenin fakir çocukları konumunda? Üstelik sadece gelir bakımından değil, Birleşmiş Milletlerin bir insan gelişme endeksi var. Bu insan gelişme endeksi gelir düzeyine ilaveten, eğitim düzeyini ve sağlık durumunu dikkate alan bir takım ölçüler içeriyor. Şimdi bu sıralamada da Türkiye 92. sırada, yani çok gerilerde. Acaba niçin bu kadar gerideyiz? Bunu hepimizin böyle ucuz iç politika polemikleri yapmadan düşünmemiz lazım. Yani bu memleket böyle bir tablo içindeyse bunun bir sebebini araştırmak, çözüm bulmak lazım. Niçin bu kadar gerideyiz?

Eğitim ve sağlık dedik; eğitimde hiçbir Avrupa ülkesinde örneği görülmemiş bir durum var Türkiye’de. Milli Eğitim Bakanından bana şahsen bir sorum üzerine yazdığı yazılı cevapta belirttiği gibi, Türkiye’de okuma çağındaki 7,5 milyon insan okuma yazma bilmiyor. Bu çok ciddi bir durum. Türkiye’de bebek ölümleri, 0–1 yaş arasında, doğan her bebekten ölen sayısı 1000’de 24–25 civarında. Avrupa’da bu sayı 1000’de 6, 1000’de 7. Demek ki, Avrupa’ya nazaran dört beş misli daha fazla bebek ölümü var. Yani çok ciddi sağlık sorunlarımız var.

Eğitimde Dünya Bankası’nın Türkiye sorumlusu geçenlerde bir açıklama yaptı, “Türkiye böyle giderse yüz senede Avrupa’ya yetişemez. Şu anda Türkiye’nin eğitimdeki durumu, eğitim standardı Fas’ın, İran’ın, Endonezya’nın gerisindedir” diyor. Demek ki yapacak çok şeyimiz var. O bakımdan böyle çok övünerek, “bizim iktidar zamanında işte şunlar oldu bunlar oldu bilmem ne barajına şu kadar trilyon getirdik” demek karın doyurmuyor.

Bunlar genel ölçüler ama size bir iki rakam vereyim. Yani Başbakan rakama meraklı, onun için ben de size bir-iki rakam vereyim. Şimdi, bu geçen dönemde ne olmuş 2003 yılından bu yana, bunlar Ankara Ticaret Odası’nın resmi rakamlarıdır. Bizim parti olarak icat ettiğimiz rakamlar değil. Şimdi vatandaş borcunu ödeyemiyor. Yani herhangi bir kredi kurumundan ferdi kredi alıp da borcunu ödeyememiş kişi sayısı 2003 yılından bugüne % 479 artmış. Vatandaş borç alıyor, borcunu ödeyemiyor. Kredi kartının borcunu ödeyememiş insanların sayısı % 533 artmış. Merkez Bankasının bir kara listesi var. Böyle borcunu ödeyemeyenleri yazıyorlar oraya, oradakilerin sayısı % 527 artmış. Bunlar çok ciddi rakamlar. Toplam borçlarımızda da büyük bir artış var. İç borç artmış, dış borç artmış, özel sektörün borcu artmış. Efendim devlet borçları o kadar artmadı diyorlar ama neticede özel sektörün borcu da olsa bu Türkiye’nin borcu. Netice itibarı ile Türkiye’den ödenecek ve bu borç artışı bakıyoruz AKP iktidarı zamanın da 150 milyar doları aşmış borç artışı. Şimdi bunu nasıl ödeyeceksiniz? Borçları ödemek için yeniden borç alıyorsunuz, onun faizini ödüyorsunuz, onun için yeniden borç alıyorsunuz. Yani bir borç sarmalına girmişiz ve bu neticede Türkiye’yi dünyanın en borçlu 5. ülkesi haline getirmiş. En borçlu 5. ülke dünyada Türkiye ve dış ticaret açığımız çok artmış, yani % 240 artmış geçtiğimiz dört buçuk yıl içinde. Şimdi bu dış ticaret açığı artınca ne oluyor? Cari açığı tetikliyor.

Türkiye’ye benzer dünyada 27 tane ülke var. Avrupa da var işte bunların içinde Macaristan,  Çek cumhuriyeti, Polonya falan gibi Rusya var, Çin var, Brezilya var, Mısır var vs. Türkiye’ye benzer 27 tane ülke var. Bunlara gelişmekte olan piyasa ekonomileri diyorlar. Şimdi bu 27 ülkeyle kıyasladığınız zaman ki Ekonomist dergisi birkaç ay öncesine kadar her hafta bunları yayınlıyordu, en önemli göstergelerde Türkiye hep en son sırada. Mesela cari açık. Cari açık 31 milyar dolar. Geçen senenin en son rakamı 31 milyar dolar. Türkiye kadar cari açık veren başka ülke yok. Toplam gayrisafi milli hâsılanızla kıyasladığınız zaman % 9 yapıyor. % 9 alarm zillerini çaldıracak bir rakamdır. Biz bunu hemen diyoruz iktidara gelir gelmez % 4’e ilk aşamada indireceğiz, sonra daha da aşağı indireceğiz; ama bu % 9’la yaşayamazsınız. Cari açığınız bu kadar yüksekse yaşayamazsınız. Efendim ufak tefek inişler var diyorlar bir iki puan indi; ama bunun bir manası yok. Yani Türkiye’ye benzer ülkeler arasında böyle bir cari açık veren yok. Cari fazlalık vereceksiniz. Yani cari açık ne demek? Ülkenizin toplam döviz gelirleriyle toplam döviz giderlerinin arasındaki fark ve biz hep negatifteyiz. 31 milyar dolar çok büyük bir rakam. Bu nerden kaynaklanıyor? Bu daha çok dış ticaret açığından kaynaklanıyor. Dış ticaret açığımız ne kadar? 51 milyar dolar. Bizim kadar dış ticaret açığı veren başka ülke yok. Şimdi o zaman ne oluyor? Dış ticaretiniz bu kadar açık verirse, cari açığınız bu kadar büyük olursa ekonomik dengeleri tutturamıyorsunuz. Ekonomi çok sağlıksız bir yapıya giriyor. Bu dönemde bu oldu. Bu hükümet döneminde olanlar bunlar. Bir de faizler çok yüksek, yani faiz haddi Türkiye’de hem nominal faizler hem reel faizler Türkiye’ye benzer ülkelerin hiç birinde görülmedik derecede yüksek, onun için yabancı sıcak para Türkiye’ye çok fazla geliyor.

Sunucu: % 18 civarında enflasyonda tek haneli hedeflenirken.

ÖYMEN: Tabii, şimdi bazı iş adamlarıyla konuştum tam kesin olarak sıcak parayı kestirmeye imkânı yok, hangi kanaldan nereye giriyor, hangi yatırımı yapıyor, bunu kestirmek çok zor ama bazı çok ciddi çok büyük iş adamları sıcak paranın 90 milyar dolara ulaştığını söylüyorlar. Bu ne demek? Bu şu demek; sıcak para, Sayın Genel Başkanımızın tabiriyle, turist para bir gelir bir gider dünya şartlarına göre, Türkiye’nin şartlarına göre gelir burada yüksek bir kar bulursa bir süre burada kalır. Ondan sonra dünyada bir kriz olursa bir anda çekiverirler Türkiye gibi ülkelerden paralarını geçmişte olduğu gibi, Malezya’da gördük bunun örneğini, Tayland’da gördük filan. Şimdi, çektikleri anda bu parayı nasıl ödeyeceksiniz? Var mı sizde 90 milyar dolar? Yani sıcak para çekildiği anda ekonomi krize girer. Onun için ekonominizi sıcak paraya dayalı olarak yürütemezsiniz. Ekonominizi sağlam kaynaklara, üretime dayalı olarak yürütmek zorundasınız. İşte bunları yapamıyoruz, bu nedenle aşırı derecede bir sıcak para baskısı altında. Sonuç, İstanbul borsasının % 73’ü yabancıların elinde. Bu tabii çok tehlikeli bir durum, çok sakıncalı bir durum. Türkiye’de bankacılık sisteminin %42’si yabancıların eline geçti.

Bunun ne gibi sonuçlar doğura bileceğine dair size Bursa’dan bir örnek vereyim. Geçenlerde biz bir köye gittik İnegöl civarında, efendim dediler Ziraat Bankasından kredi almak istediğimiz zaman çok büyük zorluklar var. Onun için alamıyoruz. İstediğimiz gibi alamıyoruz. Aldığımız zaman çok büyük sıkıntılarla karşı karşıya kalıyoruz. O zaman burada bir özel banka açıldı gidip oradan alıyoruz. Onlar çok kolay veriyorlar ama toprağımızı onlara ipotek ediyoruz. Hangi banka o? Bir Yunan bankasının satın aldığı bir banka. Yani sahibi Yunan, Türk vatandaşları burada topraklarını sahibi Yunan olan bankaya ipotek ediyor. Yani bunun sakıncalarını düşünebiliyor musunuz? İşte böyle tablolar var Türkiye’de. Şimdi bütün bunların ötesinde daha çok rakam var söylenecek ama bunları şimdilik bir tarafa bırakalım. Mesela bu dönemde karşılıksız çek sayısı % 115 artmış. Adam çekini ödeyemiyor veya protesto edilen senet sayısı % 121 artmış.

Sunucu: Bu veri 2006 mı? 4,5 yıl için mi?

ÖYMEN: 2006, yani 2002’den 2006 Ocak-Ekim dönemine kadar. Protesto edilen senetlerin tutarı miktarı % 313 artmış. Yani bunlar çok ciddi rakamlar. Sosyal güvenlik açıkları % 138 artmış. Şimdi bunlar ekonominin çok sağlıksız bir yapı içinde olduğunu gösteriyor.

Bunları bir tarafa bırakalım bir an için, bu durum vatandaşın günlük hayatını nasıl etkiliyor? Denilebilir ki, bunlar böyledir de vatandaş çok rahat bir hayat sürüyor. Bu rakamlar neticede istatistiktir, zaman içinde mühim olan halkın hayat düzeyidir, işte işsizlik azalmıştır, şudur budur. Şimdi bunları söyleyebiliyor muyuz? Söyleyemiyoruz. Devletin resmi işsizlik rakamları % 9 civarında; ama bizim tespit ettiğimiz gerçek işsizlik rakamları % 17–18 civarında. Devlet boyuna tarifleri değiştiriyor, işte bir ordan bakıyor bir burdan bakıyor. Gerçek işsiz sayısı % 17’nin üzerinde. OECD rakamı var, gençler arasında işsizlik diyor OECD, Türkiye’de % 20,5 yani beş gençten biri işsiz, çok kötü.

İşte bunu gidermek için biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak çok özel programlar uygulayacağız, gençlere iş sahaları yaratmak için, 1 milyon iş sahası yaratmak lazım en az yılda. Bunun için çeşitli programlarımız var. Onları vaktimiz uzun olsa size anlatırdım.

Tarımın durumu çok kötü, geçen sene 1.200.000 kişi tarımı bıraktı tamamen. Çünkü diyorlar ki, ne eksek zarar ediyoruz. Biz Bursa’daki bütün ziraat odaları başkanlarıyla bir toplantı yaptık geçen gün, Tarım Platformu diyorlar. Herkes aynı şeyi söylüyor, yani arada görüş ayrılığı yok. Hepsinin söylediği çiftçinin çok zor durumda olduğu. Zeytincilik felaket Bursa’da. Yalnız Bursa’da değil Türkiye’nin her yerinde tarım son derece kötü durumda. Şimdi, bunlara mutlaka bir çare bulmak lazım. Bu nerden kaynaklanıyor? Biraz da dış kaynaklı çünkü yabancılar başta Avrupa Birliği olmak üzere, Türkiye’de tarımı daraltmak istiyorlar. Çünkü bu halimizle bile Avrupa Birliğine girsek Avrupa Birliği’nin resmi raporuna göre senede 11 milyar dolar Türkiye’ye para verecek bütçeden. Bunun 8 milyar doları tarıma gidecek. Yani benim çiftçimin cebine 8,5 milyar dolar koyacak. Bu para yok Avrupa’da. Avrupa bütçesinde böyle ayrılmış bir para yok. Avrupa bütçesinin yükseltilmemesi, arttırılmaması konusunda bir ilke kararı var. O zaman ne olacak? Avrupa Birliği ülkeleri kendi paylarından Türkiye’ye pay verecekler ki, bu çok tehlikeli bir durum çünkü kimse bu parayı vermek istemiyor. Şimdi, bu nedenle Türkiye’de tarımı daraltmak istiyorlar. Türkiye’de tarımı küçültmek istiyorlar ve bugün yaşadığımız sıkıntı bu.

Nereye gitsek Bursa’nın köylerinde, Türkiye’nin başka yerlerindeki köylerde şunu görüyoruz ki, çiftçi son derece sıkıntılı. Girdileri ürünün parasını karşılamıyor. Aldıkları ürünün, satışından aldıkları parayı karşılamıyor. O yüzden çok fakirleşmiş çiftçi. Şimdi, bunun yükünü kaldırmak lazım. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak ilk planda mazotu yarı fiyatına indireceğiz, ÖTV’ yi kaldırarak falan. Başka destekler sağlayacağız, yani çiftçiyi biraz rahatlatmak lazım. Şimdi çiftçi para kazanamazsa ne oluyor? Esnaf çöküyor, esnaf çok rahatsız.

Ben bugün Aynalı Çarşı’ya gittim Bursa’da, aynı zamanda orada Yayvacılar Çarşısı var, onları gezdim. Çok üzüntü verici bir tablo gördüm. Teke tek konuştum birçoğu ile “siftah edemiyoruz. İki senedir zarardayız. Daha önceki yıllardaki üç-beş kuruşluk tasarrufumuzu yiyoruz. Evimizi satıyoruz arabamızı satıyoruz ayakta durmak için. Çok kötü durumdayız, hiç bu kadar kötü durumda olmadık” diyorlar. Birkaç tanesiyle konuştum “siftah edemedim” diyor. Bir tanesi diyor, “sabahtan beri bir ayakkabı sattım bir tanesi diyor 30 milyonluk satış yaptım. Bu dükkânın diyor günlük masrafı 300 milyon eski parayla. Ayakta duramıyoruz” diyor. Çok sıkıntıda esnaf. Bizim bunu görmemiz lazım, buna çare bulmak lazım acele. İşte, biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak buna somut çözümler getireceğiz.

Nakliyeciler var mesela size bakın iki satır okuyayım, bir nakliyeci bana yazdı gittim ziyaret ettim bu kamyoncuları. Felaket! Devlet bir kararname çıkartmış sadece yedi kamyondan daha büyük, bir filosu olana destek veriyor, kolaylık sağlıyor, teşvik veriyor. Tek kamyonu olan adamı mahvetmiş. Perişan kamyoncular, nakliyeciler. Bakın adam diyor ki yazdığı bir mektupta bana, “1970’li yıllardan bahsediyor Başbakan, o zaman mazotun litresi 239 kuruştu. Ben İstanbul’a taşıdığım her tonluk yük için 50 litre mazot alabiliyordum. Bugün mazotun litresi 240 kuruş civarında, Bursa’dan İstanbul’a taşıdığım yük için her tonu için sadece 10 litre mazot alabiliyorum.  Nakliyecilerin geliri 5 kat azalmıştır.” Orada gittim, gördüm, hakikaten yani adam lastik alamıyor. Düşünebiliyor musunuz, trafik emniyeti açısından ne kadar mahsurlu, kendi canı karşısından, gelen insanların canı açısından? Gördüm yani kabak lastiklerle yola çıkıyor adam. Bir çift kullanılmış lastik, yenisinden vazgeçmiş bir çift kullanılmış lastik, 650 milyon lira diyor; adamın cebindeki bütün para 350 milyon. Bu parayla mazot alacak, yiyecek içerek, lastik alacak bilmem ne yapacak. “Ben aylardır Niğde’deki evime gidemiyorum” diyor. Şimdi nakliyecilerin durumu bu.

Yani nereden baksanız toplumun bütün kesimlerinde bu var. Çok büyük sanayicilerle konuştum. Bursa’da en önemli sanayi kuruluşlarını ziyaret ettim. Sanayicilerle konuştum, sanayici çok şikâyetçi çünkü bir taraftan kurlarda değişiklik yok. Hatta kur düşüyor. Yani sanayicinin yurt dışına sattığı tekstil ürününün fiyatı artmıyor ama Türkiye’de enflasyon % 10 civarında, sanayicinin masrafı yılda en az % 10 civarında artıyor. Peki, nasıl bunu karşılayacak? Yani bu değirmenin suyu nereden gelecek? Yani bu adam ne yapsın da bu dengeyi sağlasın? Tek çare bulabiliyor o da işçi çıkartmak. Verimliliği arttırıyor biraz, küçülüyor filan firmasını küçültüyor ve işçi çıkarıyor. Türk-İş başkanıyla konuştum Bursa’da, bu AKP döneminde 169.000 kişi işten çıkarıldı diyor sadece Bursa’da ve 20.000 kişiye iş bulunabildi, yani 149.000 kişi net işini kaybetmiş. Şimdi bu çok ciddi bir durum nereye gitsek bu işsizlik var. Bugün işte esnafla konuştum, dedim ki bu işçi çıkartma durumu esnaf arasında da var mı? Var efendim, dediler. Biz evvelce işçi çalıştırırdık şimdi çoğu zaman işçileri çıkarıyoruz. Aile fertlerini getiriyoruz, dediler. Dükkânı onlarla idare ediyoruz, diyor. Bir tanesine dedim ki yanında birisi çalışıyordu bu arkadaşın dedim sigortasını ödeyebiliyor musunuz? Ödeyemiyorum, dedi. Kendimin Bağkur primini ödeyemiyorum ki onu ödeyeyim, dedi. Yani bu kadar kötüdür durum. Yani bunu gözümüzle görüyoruz yalnız Bursa’da değil Anadolu’nun çeşitli yerlerinde görüyoruz. Şimdi bunlara çare bulmak lazım. Yani sadece şikâyet etmekle bir yere varamayız. Bunların çaresi var mı? Var. Bunların çaresi nedir? Çaresi şudur; mesela Bursa gibi gelişmiş illerimizde sanayiye teşvik vermiyoruz.

Sunucu: Efendim sanıyorum çözüm önerilerini sıralayacaksınız, onu birazdan isterseniz alalım. CHP’nin hem genel hem Bursa bazında neler yapabileceğini ekonomide.

ÖYMEN: Bir iki şey daha söyliyim o zaman müsaade ederseniz. Şimdi, Bursa her açıdan Türkiye’ye örnek olabilecek bir ildir. Mesela bu saydığımız tarım, sanayi ve ilaveten turizm. Bursa’da kaplıcalar var çok değerli. Bu turizm için çok değerli bir kaynak. Bursa’da Uludağ var başlı başına bir turizm potansiyeli. Sadece kar yağdığı zaman, birkaç ay oradaki oteller çalışıyor, bu aylarda bomboş. 5.000 yatak var şu anda boş kapıları kitlenmiş. Kar yağan kış turizmi yapan başka ülkeler de var Avrupa’da biz çok gördük çok gezdik. Yaz aylarında da o oteller açık. Yaz aylarında da o otellerde vatandaşlar kalıyor, yürüyüş yapıyorlar, kongre yapıyorlar, konferans yapıyorlar, yemek yiyorlar lokantaları açık. Yani pekâlâ bu 5.000 yatağı çalıştırabiliriz. Bundan Bursa’ya çok büyük bir kaynak gelir ama bakın şimdi Bursa’yı dolaşıyorsunuz birkaç tane Arap turistin dışında, bizim kaldığımız mesela büyük bir otelde kalıyorum ben Bursa’da bizim kaldığımız otelde ben bir tane yabancı Avrupalı turist kafilesi görmedim, bir tane görmedim. Niye? Hava ulaşımı yok Avrupa’yla, nasıl gelsin adam buraya. O yüzden turizm potansiyelini işletemiyor Bursa. Bu da çok ciddi bir eksiklik.

Madenler var. Bursa da çok değerli madenler var. Volfram madeni var. Vaktiyle işte o günün belki dünyadaki düzeyi düşünülerek kapatılmış ama binası tahrip edilmiş. Binadan ne istiyorsun? Şimdi bugün dünya şartları daha müsait çalıştırabiliriz onu ama niye tahrip ettiniz binasını? İkincisi, krom var. Şimdi biz kromu Bursa’dan çıkarıyoruz Mudanya’dan ihraç ediyoruz ham madde olarak taşı toprağı ile. Sonra aynı kromu işlenmiş olarak gene Mudanya’dan ithal ediyoruz. Otomotiv endüstrisi için ve bunun işlenme kazancını, istihdamını yabancı ülkeler alıyor. Niye Türkiye’de işlemiyoruz? Türkiye’de de var krom işleme kabiliyeti ama çok az. Bor madeni var aynı şekilde Bursa’da biz bunu ham olarak ihraç ediyoruz. Türkiye’de de bor işleme kabiliyeti var ama çok az. Ham olarak ihraç ediyoruz daha sonra işlenmiş haliyle çok daha pahalıya satın alıyoruz. Yani madencilikte muazzam bir potansiyel var Bursa’da.

Yani bir bütün olarak bakacak olursanız, ben Bursa’nın geleceğinden son derece iyimserim. Yani doğru politikalar izlendiği takdirde, bugünkü hükümetin yaptığı gibi değil de çağdaş bir devletin çağdaş bir hükümetin izlediği politikalar izlenirse Bursa bütün Türkiye’ye örnek olabilir. Havaalanı var uçak kalmıyor. Yani bu olacak iş değil! 100 milyon dolar harcanmış Yenişehir’e bir havaalanı yapılmış 2001 yılında, altı sene önce beş sene boş kalmış. Bursa’da seçim yaklaşıyor diye göstermelik bir Trabzon, Erzurum uçağı var haftada iki defa üç defa filan. Onun dışında ne Türkiye’nin büyük merkezlerine ne Avrupa’ya uçak kalmıyor. Türkiye’nin en büyük ikinci kargo kapasitesi var Yenişehir havaalanının bu hava alanından 1 kiloluk mal ihraç edilmemiş bugüne kadar. Bir tane uçak kalkmamış, bir kargo uçağı kalkmamış. Düşünün İsrail günde iki tane Boing 707 dev uçak kaldırıyor sadece Hollanda’ya başka yerlere gönderdiği hariç, sadece Hollanda’ya iki tane Boing 707 kaldırıyor sebze, meyve, çiçek. Yani biz niye yapmayalım? Biz Bursalı üreticinin mallarını Yenişehir’den uçakla Avrupa’ya her gün taşısak fena mı olur. Avrupa’da birçok malın fiyatı yüksek kiraz, çilek vs. şeftali, Bursa’da üretilen çok nadide yiyecekler var. Yalova’da çiçekçilik var filan bunları Bursa’dan uçakla taşısak fena mı olur Avrupa’ya her gün ve bu çiftçimizin cebine para girse fena mı olur? Yapamamışız bir tane kargo uçağı kalkmamış bugüne kadar, çok hazin bir tablo.

Bursa bir sanayi şehri Türkiye’nin ikinci en büyük sanayi şehri fakat Bursa’ya tren yolu demir yolu döşeyememişiz. Kemal Demirel arkadaşımız yıllardan beri bunun için uğraşıyor ama devlet buna öncelik vermemiş. Ben sordum Devlet Demir Yolları Genel Müdürüne, projesi mi yok dedim. Projesi var efendim. Uygulama projesi mi yok? Uygulama projesi de var. Ne lazım, hükümet düğmeye basacak, para tahsis edecek, proje yürürlüğe girecek, başlayacak inşaat. Hükümet tahsis etmiyor. Peki, nereye tahsis ediyor bu demiryolu için ayıracağı parayı? Ankara-İstanbul hızlı tren projesi var malum İspanyollarla yapıyorlar şimdi. Başka, Ankara-Konya hızlı tren projesi yapmaya karar vermiş hükümet. Konya’ya zaten tren var. Konya’da bizim ilimiz keşke her yere hızlı tren yapsak ama şu Bursa’nın önceliği yok muydu? Bu Bursa’nın anlı şanlı milletvekilleri diyemediler mi ki şu Konya projesinden önce şu Bursa’yı bir devreye sokalım diyemediler mi? Şimdi bunun ne faydası var? Şu faydası var. Bursa’daki sanayici ithalatını ihracatını üretimini ve tarımcı kamyonla taşıyor. Hâlbuki demir yoluyla taşısa çok daha ucuz. Onların hepsi para kazanacak bu işten.

Bir de rahatsızlık verici bir unsur, demin söyledim, Bursa’nın teşvik kapsamına alınamamasıdır. Bursa teşvik kapsamına alınmadığı için Bursa’ya yatırım yapan sanayicileri cezalandırıyorsunuz. Şurada, bitişikte Kütahya’da adam yatırım yapmış olsaydı 4,5 sent’ten elektrik alacaktı, burada 9,5–10 sent’ten alıyor. Niçin biz bu kadar ceza verelim Bursalı sanayiciye? Bursalı veya Yalovalı veya İstanbul veya Kocaeli veya Denizli veya Gaziantep yani bu illere yatırım yapan insanlara biz ceza vermişiz. Yanlış, Avrupa ülkelerinde coğrafi esasa göre değil, doğrudan doğruya üretimin cinsine göre teşvik veriyorlar. Niye biz yapmayalım? İşte bizim Cumhuriyet Halk Partisi programınızda bu var.

Bir çorap üreticisi var Orhaneli’nde, 30 kişi çalıştırıyor küçücük bir fabrika, diyor ki “benim fabrikam Tavşanlı’yla Bursa’nın tam ortasında ama idari sınıra göre ben Bursa’da sayıldığım için ben teşvik alamıyorum. Yani 20 km-30 km ötede olsam Kütahya sınırının içinde olsam alacağım” diyor. Böyle bir devlet olabilir mi? Efendim işte biz böyle yapıyoruz ki gerice yörelerimiz kalkınsın, güzel Hakkâri teşvik kapsamının içinde, bir kişi yatırım yapıyor mu? Bitlis’e yapıyor mu? Ağrı’ya yapıyor mu? Doğuda Batman’a yapıyor mu? Doğu illerimizin hangisine yapıyor yani onları teşvik içine almışsın ne olacak almamışsın ne olacak? Oraya devlet yatırım yapacak. Doğuya, Güneydoğu’ya devlet yatırım yapacak terör var orda hiçbir yatırımcı gidip parasını yatırmıyor. O zaman devlet yapacak korumasını da sağlayacak filan.

Şimdi bunlar işin ekonomik boyutu ama bu bütün ekonomik boyutu etkileyen başka bir faktör var, bütün bu konuştuklarımızdan daha önemli; o da terör. Eğer bir ülkede Türkiye’deki gibi böyle artan bir terör süreci varsa bu ekonomiyi de etkiler, çok olumsuz yönde etkiler ve bunu mutlaka durdurmak lazım. Yani biz burada çiftçiyle sanayiciyle esnafla konuştuğumuz zaman hepsinin bize söylediği şu çok ciddi sorunlarımız var ama lütfen önce terörü durdurun diyorlar. Onlar da biliyor terörün neye mal olacağını onlar çok iyi biliyor. Onun için bir taraftan insan kaybediyoruz bakın daha dün yeniden şehitler verdik, günah değil mi bu insanlara, terörü durduramıyoruz bizim bu hükümete en büyük itirazımız budur. Diğer yaptıkları yanlışlıkları iktidara gelirsiniz düzeltirsiniz, biz yaparız bu işi. Fakat hayatını kaybeden insanın hayatını geri getiremeyiz. Onun için mutlaka durdurmak lazım, nasıl yapacaksınız? Kuzey Irak’ta ki terörün beynini etkisiz kılacaksınız bütün ülkeler yapıyor bunu bir tek biz yapamıyoruz. Cesaret edemiyor hükümet.

Sunucu: Efendim mutlaka doğruluk payı var ama biz gene de ekonominin pek dışına çıkmayalım program formatı çerçevesinde.

ÖYMEN: Çıkmayalım ama ekonomiyi bundan ayrı düşünemezsiniz. Bir ülkede terör varsa ekonominin sağlıklı işlemesi çok zordur. Çünkü teröristlerin yarın hangi bölgede, hangi tesisi, hangi sivil yerleşim merkezini havaya uçuracağını bilemezsiniz.

Sunucu: Doğru onun için de yatırımcı gelmeyebilir diyorsunuz.

ÖYMEN: Tabii.

Sunucu: Şimdi 10-15 dakika size bir de hükümetin özelleştirme karnesini soracağım. Tabii izleyicilerimiz şunu anlamasınlar, hiç anlatılanlara bir itiraz getirme yâ da soruyu açma yönünde bir girişimimiz olmuyor çünkü ikinci bölümde bunları Altan Bey’e cevaplarını verdireceğiz. O yüzden ben mümkün olduğunca ne kadar Onur ÖYMEN’in görüşünü alabilirsem onu almaya gayret ediyorum. Özelleştirme karnesi diyorduk?

ÖYMEN: Özelleştirme karnesi bizce son derece bozuktur hükümetin. Biz özelleştirmeye ilke olarak karşı değiliz. Birçok ülkede hemen hemen her ülkede özelleştirme yapılıyor ama bu özelleştirmenin kuralları var mesela Almanya, iki Almanya birleşti Doğu Almanya, Batı Almanya. Doğu Almanya’daki devlet kuruluşlarını özelleştirmek için troyhant diye bir kuruluş kurdular. Şimdi ölçü bunların özelleştirilmesi yoluyla devletin para kazanması değil. Bizde o bizim hükümetin bütün düşündüğü bir malı kaça satarım ve ondan kaç para kazanırım. Yabancılar onu düşünmüyor. Yabancılar ben bunu özelleştirirken devlete ne kazandırırım, ekonomiye ne kazandırırım, onu düşünüyorlar. Mesela troyhant’ın kuralları neler? Ben icabında bir tesisi 1 mark’a veririm diyor. Veriyor. Hiç para almıyor sembolik 1 mark’a kocaman bir fabrikayı veriyor ama fabrika perişan vaziyette. Şimdi diyor ki siz bu fabrikaya yatırım yapacaksınız ne kadar milyon diyelim ki 200 milyon yatırım yapacaksınız. Başka filanca teknolojiyi getireceksiniz diyor ileri teknoloji getireceksiniz diyor başka şu kadar insan istihdam ediceksiniz diyor. İnsan çalıştıracaksınız. Şimdi bu kuralların bir tanesini yerine getirmezse fabrikayı geri alıyorlar. Şimdi birçok Türk firması Doğu Almanya’dan bu fabrikalardan aldılar özelleştirmeden fakat bu şartları yerine getiremeyenlerin fabrikalarını geri aldı Almanlar ellerinden. Bizde böyle bir usul yok. Bizde adam Konya’da kâğıt fabrikası alıyor devletten makinelerini birisine satıyor hurdacıya, arazisini birisine satıyor, büyük bir para kazanıyor, çekiliyor gidiyor. Bu değil özelleştirme. Merinos fabrikası, şu Merinosun durumuna bakın, Bursa’da böyle eski tarihi köklü bir fabrikanız olacak Avrupa’da ikinciymiş yapıldığında benim bildiğim. Şimdi böyle bir fabrikayı ıslah etmek, geliştirmek, çağdaş bir fabrika haline getirmek varken biz onu değiştirelim de biz onu park yapalım da kültür parkı yapalım da. Kültür parkını git başka yere yap bırak şu fabrikayı, modernleştir içine modern makineler koy. Bu tarihi fabrikada Avrupa’nın en kaliteli kumaşını üretiyordun, gene üret. Atatürk o kadar özen göstermiş ki bu Merinos’a kemikleri sızlıyordur şu anda. Niçin bunu yapmıyorsunuz? Yani özelleştirme dediğim gibi Türkiye’de son derece alaturka yaklaşımlarla yürütülüyor. En kritik tesisleri satıyorsun. Mesela Petkim’i ne zaman satıyorsunuz seçim kararı almışsınız, o zaman. Şimdi dünyada bir kural var, bir parlamento seçim kararı almışsa o hükümet seçimlere kadar günlük işlere bakar. Harp-darp gibi çok önemli bir gelişme olmadıkça o hükümet günlük işlere bakar. Siz kalkıyorsunuz gelecek hükümetin alacağı kararları siz alıyorsunuz. Ne hakkınız var? Bırakın gelecek hükümet karar versin iki hafta sonra geliyor yeni hükümet, niçin siz onun alacağı kararı kendiniz alıyorsunuz? Ne hakkınız var? Sabiha Gökçen havaalanını satıyorsunuz. Bırak onlar değerlendirsin. Üstelik bunlar Türkiye’nin amiral gemisi en stratejik tesisleri Avrupa’da bu kadar stratejik tesisi özelleştirmek gerekirse altın hisseyi devlet elinde tutuyor. Yani karar mekanizması devletin elinde yönetim kurulunda devlet hâkim. Mesela Fransa’da böyledir altın hisseyi, % 100 hisseyi yabancılara vermezler. İşte yeni İngiltere’de BP’yi bir bölümü % 20’sini özelleştiriyorlardı, bir Kuveyt firması istedi % 20’sini alayım dedi, vermediler % 12’sini veriyor. Amerika’da doğu limanı altı tane doğu limanını işletme hakkını bir Dubai firması alacaktı vermediler, bunlar stratejik tesis dediler.

Şimdi biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak ne yapacağız? Bu hataları yapmayacağız. Yani özelleştirme konusunda olsun, ekonominin genel yönetiminde olsun çağdaş ülkeler kendi milli menfaatlerini nasıl koruyorlarsa bizde öyle koruyacaz. Efendim bunların küreselleşmeden haberleri yok, efendim liberal ekonomi bunu gerektiriyor, dünya bir küçük köy oldu falan bunların hepsi bir hikâyedir. Her ülke bilaistisna kendi ulusal çıkarını korur. Benim “Ulusal Çıkarlar” diye bir kitabım var. Bir göz atarsanız göreceksiniz. Hangi ülke ne yapıyor, hangi projede nasıl korumuş kendi menfaatini. İtalyanlar mesela, bir Fransız bankası bir İtalyan bankasını almak istiyor. İtalya merkez bankası başkanın onayı gerekiyor. İstifa ederim gerekirse bir İtalyan bankasını sattırmam diyor. Şimdi bunlar bu kadar hassas. Biz Yunanistan’a gittik o bankalar Yunanistan’a satıldığında Türk bankaları dedik ki; ‘peki bir Türk bankası bir Yunan bankasını satın almak istese satar mısınız?’Satmayız dediler. Şimdi herkes kendi ulusal çıkarını koruyacak ve bir tek Türkiye korumayacak. İşte bu yanlıştır. Mesela petrol yasası var. Hükümet bir petrol yasası çıkarttı evlere şenlik yani olacak gibi değil. Hiçbir ülke böyle bir yasa çıkartmaz ve o kadar geniş yetkiler veriyorlar ki yabancı firmalara yabancı petrol arayıcılarına aklınız durur. Sonra tespit ettik bizde metni var. Yabancı firmalar 1993’te bir mektup yazmışlar enerji bakanlığına biz diyorlar Türkiye’de petrol çıkarırız Karadeniz’de de bulduk diyorlar petrol ve doğalgaz önemli rezervler ama diyorlar bunun için petrol yasasını değiştireceksiniz. Bundan önceki hükümetler reddediyor. Bu hükümet kabul ediyor fazlasıyla ediyor. O kadar ediyor ki eski petrol yasasında yer alan ‘Türkiye’nin milli menfaatleri korunacaktır’ laflarını bile çıkartmışlar. Cumhurbaşkanı buna büyük tepki gösterdi iade ederken kanunu meclise buna itiraz etti böyle şey olmaz dedi filan. Şimdi meclis tatile girene kadar çıkaramadılar da kadük oldu bu yani yürürlüğe giremedi bu kanun ama yoksa felaket bir petrol kanunu çıkacaktı.

Sunucu: Peki efendim son beş-altı dakikamız var. Şuana kadar hükümetle alakalı yeterli oldu toparladık. Şimdi CHP iktidar olduğunda ki en çok konuşulan birkaç senaryodan biride CHP-MHP koalisyonu da çok gündemde IMF’yi mesela yollayacak mı? Birinci soru bu. Seri bir cevap alabilir miyiz?

ÖYMEN: Söyleyeyim şimdi IMF Türkiye’nin de üye olduğu bir milletler arası kuruluş. İşte böyle kriz dönemlerinde müdahale eder demin anlattık IMF’nin ne yaptığını. Şimdi IMF’yle anlaşma zaten bitiyor şubat ayı içinde 2008’de bitiyor. Yani kalkıp da IMF’ye hemen kılıcı çekip de Cumhuriyet Halk Partisi böyle aşırı bir tepki gösterecek değil ama şurası da muhakkak ki bugünkü sistemin devam etmeyeceğini de anlatacağız.

Sunucu: Ya da yeni bir stand-by?

ÖYMEN: Öyle bir düşüncemiz yok.

Sunucu: Anlaşmayı düşünmüyor musunuz?

ÖYMEN: Öyle bir şey düşünmüyoruz yani. Yani şu anda ki usulü devam ettirirseniz % 6,5 faiz dışı fazla bizim bu AKP’den farkımız kalmaz. Onun için IMF ile masaya oturacaksınız ve onlara iyice anlatacaksınız size söylediklerimi, bunun sürdürülemeyeceğini. Türkiye’nin bu durumda sosyal dengelerini koruyamayacağını, gelir dağılımı bozukluğunu düzeltemeyeceğini, aç insanlan baş edemeyeceğini filan anlatacaksınız sanayinin çökmekte olduğunu anlatacaksınız, esnafın perişan olduğunu anlatacaksınız. IMF reçetelerinin daha fazla sürdürülemeyeceğini ama zaten 2008’in şubatında bittiğini söyleyeceksiniz ama Türkiye’nin istikrar içinde, bizim bir politikamız da şu efendim biz istikrarı bozmaya gelmiyoruz ki istikrar istikrar diyorlar biz sanki gelince ilk işimiz istikrarı bozmak böyle bir şey değil. Yani ekonominin genel dengelerini bozmak gibi bir niyetimiz yok. Ekonomik dengeleri koruyarak sanayi için tarım için esnaf için çok önemli tedbirler alabilirsiniz. İşte biz bunları yapacağız.

Sunucu: Peki, IMF ile yeni bir stand-by eğer CHP iktidar olursa gözükmüyor.

ÖYMEN: Düşünmüyoruz, bugünkü koşullarda gerekli görmüyoruz.

Sunucu: Peki, her biri belki çok açık konuşulmamıştır ama ben sorayım varsa cevabını alayım. Mesela :% 6,5 faiz dışı fazlayı şimdi de tekrar ettiniz fazla dediniz. CHP’nin ekonomi modelinde iktidar olduğunda bu oran ne olur hedef yani?

ÖYMEN: Şimdi biz iktidar olduğumuz da borcumuzu ödeyeceğiz. En fakir halinde Türkiye Cumhuriyeti kuruluş yıllarında bütün Osmanlı borçlarını son kuruşuna kadar ödemiştir. Kimsenin kuşkusu olması biz bu borcumuzu ödeyeceğiz ama borç ödemekte makul ölçüler vardır. Bir devlet bütün borçlarını ödeyecem diye bütün varını yoğunu haraç mezat satamazsınız. Size yaptırdıkları budur. Yani madem ki borcun var her şeyini sat toprağını sat en kritik tesislerini sat hemen borcunu öde. Yok, dünyada biz 7. geliyoruz. Borç geri ödeme büyüklüğünde Türkiye bütün dünya ülkeleri içinde 7. Bu kadarına gerek yok. Makul ölçüler içinde borcunuzu ödüyceksiniz. Şimdiye kadar yaptığımız gibi bundan sonra da biz bu borcumuzu son kuruşuna kadar ödeyeceğiz ama borcumuzu öderken de Türk ekonomisini perişan etmeyeceğiz.

Sunucu: Peki, o makul oran %6,5 değil de 4 müdür?

ÖYMEN: Çeşitli ülkeler de çeşitli modeller var. Mesela Brezilya IMF ile yaptığı anlaşmada % 4’ü benimsemiş arada çok fark var. Arada çok fark var % 2’lik fark demek 8 milyar dolar demek Türkiye için.

Sunucu: Peki, % 4’müdür CHP için?

ÖYMEN: Hayır böyle şu anda böyle bir şeyi telaffuz etmiyoruz. Bunlar tabiî ki hükümet olunca düşünülecek tartışılacak konular ama örnek olarak söylüyorum. Mesela Brezilya gibi yapsaydık bizim bugün her sene yatırıma, alt yapıya, eğitime, sağlığa ayıracağımız ilave 8 milyar dolarımız olacaktı.

Sunucu: İşsizlik devletin resmi rakamlarına göre % 9. Bir yılla iki yılla olmaz belki ama atıyorum 5 yıllık bir CHP döneminde ki hedef nedir?

ÖYMEN: Şimdi biz 1 milyon insanı yılda en az, 1.200.000 insana iş sahası yaratacağımızı düşünüyoruz. Bunun yöntemleri var. Bunun yöntemlerinden bir tanesi de ekonomide alacağınız genel canlandırma tedbirleridir. Yani bugün işçiyi çıkaran sanayici mesela Bursa’da biz bu teşvik tedbirlerini Bursa’ya uygulasak işçileri geri alacak. Yeni işçi alacak. Yani işçiye eziyet olsun diye çıkartmıyor, mecbur olduğu için çıkarıyor ama siz teşvik tedbirleriyle sanayiciyi geliştirirseniz onun çalışma ihracat, üretim imkânını artırırsanız. İster istemez işçiyi alacak bir. İkincisi kalifiye işçi istiyor. Sanayici kalifiye işçi istiyor. İşte bunu geliştirecek eğitim mekanizmaları kuracaksınız. BEGEV diye mükemmel bir kuruluş var Bursa’da mesela Türkiye’de örnek. Devletin hiçbir katkısı yok. Ben onları ziyaret ettim size dedim söz veriyoruz geldiğimiz anda sizin kapasitenizi iki katına çıkaracaz en az. Bugün 380 öğrenci var orda birinci sınıf bir tesis 1000’e çıkaracaz dedim en az. Şimdi buna benzer tedbirlerle sanayicinin ihtiyaç duyduğu kalifiye insan gücünü yetiştirecez. Yani eğitim reformunun içinde bizim bütün gençlerin üçte ikisinin mesleki ve teknik eğitime yönlendirilmesi var. 10 yıllık temel eğitimden sonra. İşte bu gençlerimiz meslek sahibi olduktan sonra bu sanayinin ihtiyacını karşılayacaklar. Bir de onları iş sahibi yapmak için özel teşvik projeleri uygulayacağız. Yani 10 kişi bir araya gelse bir tesis bir küçük atölye kurmaya çalışsa devlet onları destekleyecek. Şimdi öyle alanlar var ki biz bunun en iyi uzmanlarıyla konuştuk çok büyük istihdam yaratabilir. Mesela yazılım, şimdi Hindistan’da böyle 1 milyondan fazla genç yazılım alanında çalışıyor ve bizim bilgisayar uzamanlarımızın söylediği Hindistan’ın teknolojisi bizden geridir diyorlar. Biz sadece yazılım alanında yüz binlerce gencimizi istihdam edebiliriz ama bu bir organizasyon meselesi bunu yapamamışız. Bu yazılım üretimi yazılım ihracatı alanında Türkiye’nin Hindistan’dan geri kalması için hiçbir sebep yok. İşte bunlar örnekler yani biz istihdam yaratacağız. Senede 1 milyondan fazla gencimizi eğiteceğiz. Bugünkü gibi üniversite kapısına gidip 1 milyondan fazla insan işsiz güçsüz mesleksiz sanatsız üniversite kapısından dönüp kahve köşelerinde oturmayacaklar.

Sunucu: Senede 1 milyon istihdam hedefi tutarsa ve CHP iktidar olursa sanırım %2 ve 3 gibi bir işsizlik hedefi çıkıyor burdan.

ÖYMEN: Şimdi bizde işsizlik hedefi ilk planda %7’ye indirmektir. Ondan sonra da aşağı indirmeye çalışmaktır ama bizim hedefimiz %7’ye indirmektir.

Sunucu: Süremiz bitti tabi ekonomi olunca konuşacak çok şey var. Ekonomi konuştuk ama siyasi bir soruyla noktaliyim. Cevap vermek istemeyebilirsiniz. Onur Öymen’in Bursa’da ve Türkiye genelinde CHP’den, CHP için beklediği oran nedir?

ÖYMEN: Şimdi ben Türkiye’yi çok dolaştım. Çok konferanslar için, toplantılar için davet ettiler Türkiye’nin her yerine gittim aşağı yukarı 3–4 il hariç. Her gittiğim yerde gördüğüm manzara şu; halkın çiftçilerin, işçilerin, işsizlerin, memurların, emeklilerin, engellilerin aklınıza gelebilecek bütün kategorilerin bu hükümete verdiği kredi bitmiştir. Yani bu hükümeti bir daha görmek istemiyorlar iktidarda. Her gittiğim yerde kahvelerde sokaklarda vatandaşla konuşuyorum. Bizim partililerle değil herkesle konuşuyorum.

Sunucu: Peki, sizi yüzde kaç görmek istiyorlar?

ÖYMEN: Konuştuğum insanlar Cumhuriyet Halk Partisine bir şans vermenin kaçınılmaz olduğunu görüyorlar. Bugün işte sokakta gittik çarşıda pazarda Bursa’da görüştüğümüz insanların büyük bir çoğunluğu şunu söylüyor AKP’li arkadaşlarımız alınmasın kurtarın bizi bunlardan diyorlar. Memuru da bunu söylüyor, öğretmeni de bunu söylüyor, esnafı da bunu söylüyor, çiftçisi de bunu söylüyor, sanayisi de bunu söylüyor şimdiye kadar Cumhuriyet Halk Partisine hiç oy vermediğini söyleyen pek çok vatandaş Bursa’da bana dedi ki bu sefer CHP’ye oy vericez. Çünkü artık bıktık dayanamıyoruz. Yani vatandaşın dayanma gücünü bunlar yitirttiler. Yani bu inanılır gibi değil vatandaş dayanamaz durumda. Bakınız size son iki tane örnek vereyim bir tanesi şu büyük bir kuruluşta Mudanya’da çalışan birisiyle konuştum. Adam dedi ki bana ben günde 14 saat çalışıyorum 440 milyon para alıyorum ve ben dedi çocuklarımı geçindiremiyorum ve fırından taze ekmek alamıyorum dedi. Bir gün bayatlamış ekmek alıyorum daha ucuz dedi yarı fiyatına. Acınacak bir olay. Otobüs garajına gittik bir yaşlı kadın geldi yanımızda çıkıverdi ortaya efendim dedi ben kocamdan 332 milyon emekli maaşı alıyorum dedi. Kocası ölmüş. 200 milyon ev kirası veriyorum dedi. Siz söyleyin bana dedi 132 milyona bir ayı nasıl geçireyim dedi. Ben şu garaja gelmek zorundaydım bugün komşudan borç alarak geldim. Buraya gelecek param yok dedi. Şimdi vatandaş bu durumdadır.

Sunucu: Peki efendim bu kadar şikâyetler var diyorsunuz. Siz aynı zaman da genel başkan yardımcısı olduğunuz için parti olarak yaptığınız anketlerde var.

ÖYMEN: Biz anket yapmıyoruz. Parti olarak anket yapmıyoruz.

Sunucu: Ya da datalar geliyordur?

ÖYMEN: Yani ben size şunu söyliyim çok açıkça, bu seçimden sonra Cumhuriyet Halk Partisi iktidar olacaktır. Adalet ve Kalkınma Partisinin tek başına iktidar olması söz konusu bile değildir. Öyle düzmece anketlerle baskı altına alınan basının şişirme raporlarıyla bazı yabancıların çeşitli beklentiler içinde olan bazı yabancıların böyle pohpohlamalarıyla iktidar olunmaz. Halkın oyuyla iktidar olunur. Halk bu iktidarı sürdürmek istemiyor. O zaman demek ki bize iktidar gelecektir şöyle veya böyle. Sayın Başbakan diyor ki tek başına iktidar olamazsak

Sunucu: Mesela o % 40 telaffuz ediliyor.

ÖYMEN: Yani efendim bu bir hayaldir. Başbakanın söylediği şu biz diyor tek başımıza iktidar olamazsak ben diyor siyaseti bırakırım. Demek ki sadece iktidar olmak için siyasete girmiş. Yani böyle bir siyaset anlayışına da ilk defa rastlıyoruz şimdi siyasete giriyorsanız, seçimi kazanmak var kaybetmek var. Ya iktidar olursunuz ya muhalefet. Sadece iktidar olurum muhalefetsem bana bakmayın ben gidiyorum. Yok, öyle şey gidemezsiniz. Ayrıca hesap verme işi var. Çok büyük yolsuzluklar var Türkiye’de. Ekonomiyi batıran en önemli unsurlardan biri yolsuzluklar. Hortumları kestik diyor Sayın Başbakan keşke Bursa’da da kesseydi hortumları. Bursa’ya geldiğimden beri duyduğum yolsuzluk iddiaları, somut belgeler gösterdiler bana tüylerinizi diken diken eder. Kaç trilyonluk yolsuzluk iddiasının belgesini gördüğümü size söylesem inanmazsınız bana ama bunları hemen seçimlerden sonra mutlaka yargıya götürecez ve bu yolsuzlukları yapanlar hesabını verecek. Yani bu millet bunu kaldırmaz. Türkiye’nin her yerinde olağan üstü yolsuzluklar var. En başında mecliste milletvekillerinin aleyhinde davalar var. Yüz kızartıcı suçlardan. Dolandırıcılık, sahtekârlık vs. falan hemen dokunulmazlığı kaldıracaz ve hemen milletvekilleri gidecek mahkemede hesap verecek. Bursa’da da çok var. Yani bu yolsuzlukların altından kalkamayız. Bu yolsuzlukla bu ekonomiyi düzlüğe çıkaramayız. Bakınız burada 10 tane alt geçit yapılmış 7 tanesini aynı firma alıyor. Bu şimdi olur mu? 3 tanesini de başka bir firma alıyor. Hepsi de tesadüf bu ya hadi neyse fazlasını söylemeyelim. Ankara’dan gelen bir takım firmalar. Peki, burada başka firma yok muydu? Yani Bursa’da hiç mi yok firma bunu yapacak?

Sunucu: Süremizi sanıyorum 5 dakika kadar aştık konuşacak da çok şey var. İnşallah seçimden sonra bunlarla da ilgili bir program yaparız.

ÖYMEN: Evet, yani Cumhuriyet Halk Partisi tahminimi sordunuz Cumhuriyet Halk Partisi iktidar olacak. Yüzde o kadar mı alacak bu kadar mı alacak ama Adalet ve Kalkınma Partisi çok büyük bir yenilgiye uğrayacak, artık çok büyük bir yenilgiye uğrayacak. Benim tahminim bu şişirme rakamların ne kadar yanıltıcı olduğunu göreceksiniz. Geçen seçimde de yaptılar bizim partiyle ilgili kamuoyu yoklamalarının büyük bir bölümü % 70 hatalı çıktı % 70. Uluslararası standart artı eksi % 3 ‘tür. Bizi % 70 düşük gösterdiler. Böylelikle halka diyorlar ki bunlar gene geliyor sen gene git bunlara oy ver. Bu klasik bir taktiktir, numaradır. Halk bunu yutmuyor. Halk bunu yutmayacak ve böyle ne kömür vererek ne erzak vererek vatandaşı ikna etmeleri mümkün değildir. Bu iş bitmiştir. Bu iktidar bitmiştir ve vatandaşlarımıza çok naçizane bir küçük telkinimiz var. Diyoruz ki batmakta olan bir gemiye bilet almayın, bu iktidar bitmiştir. Bu iktidarın sonu gelmiştir. Bu seçimde dört gün sonra bu iktidar gidecektir. Türkiye’de çağdaş bir iktidar gelecektir ve 23 Temmuz sabahı yeni bir Türkiye’de uyanacaksınız o Türkiye’nin adı Atatürk’ün Türkiyesi’dir ve orada Cumhuriyet Halk Partisi iktidar olacaktır.

Sunucu: Efendim çok teşekkür ediyorum bu bölümün de cidden biraz aştık süresini bütün partilerimize olduğu gibi Cumhuriyet Halk Partisi’ne de seçimlerde başarılar diliyoruz.                                                                                                       


Bu belge Görsel Basın arşivinde bulunmaktadır.