Son Eklenenler:
- Kıbrıs’ta beklenmedik gelişmeler – Onur Öymen – Cumhuriyet Gazetesi – 18 Nisan 2025
- SPUTNİK AJANSININ ADANA MUTABAKATIYLA İLGİLİ SORULARINA KARŞILIK VERDİĞİM MÜLAKAT 27 OCAK 2019
- ODA TV’DEN NURZAN AMURAN’A VERİLEN MÜLAKAT 27 EKİM 2019
- 3 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramının 99. yıldönümü Hakkında 25 NİSAN 2019
- CUMHURİYETTE “ ABD’NİN AMACI DEVLETÇİKLER OLUŞTURMAK” ADLI MÜLAKAT 24 AĞUSTOS 2019
- GAZETE DURUM’DAN BAHADIR SELİM DİLEK İLE MÜLAKAT “VETO HAKKINI SONUNA KADAR KULLANMALIYIZ 23 MAYIS 2022
- Cumhuriyet gazetesi Tuncay Mollaveisoğlu imzasıyla ve “Türkiye Geri Adım Atamaz” başlığıyla yayınlanan mülakat 22 TEMMUZ 2019
- ABD BAŞKANI TRUMP’IN AMERİKA’NIN 1987 TARİHLİ ORTA MENZİLLİ NÜKLEER SİLAHLAR ANTLAŞMASINI (INF) ASKIYA ALMA KARARIYLA İLGİLİ OLARAK SPUTNİK HABER AJANSINA VE BAŞKA YAYIN ORGANLARINA VERİLEN DEMEÇ 22 ŞUBAT 2019
- Türkiye’deki Demokrasi, İnsan Hakları, Basın Özgürlüğü ve Düşünce Özgürlüğü Alanlarındaki Eleştiriler Hakkında 21 KASIM 2019
- Erdoğan ve ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence görüşmesi ardından 18 EKİM 2019

ASAM Stratejik Öngörü 2023 Toplantısı
Sayın Başkan, Çok Değerli Konuklar,
Türkiye’nin 2023 yılındaki stratejik konumunu değerlendirirken bazı sorulara öncelikle cevap vermemiz gerekiyor. Bu temel sorular şunlardır: 2023 yılında dünya nasıl bir stratejik ve siyasi yapı içinde olacak? Dünya ekonomisi ne durumda olacak? Çevremizdeki ülkelerin siyasi ve ekonomik durumu ne olacak? Türkiye kendi bölgesini etkilemek için neler yapabilir? Türkiye Atatürk’ün kurduğu laik cumhuriyetin temellerine sahip çıkabilecek mi yoksa bizi ılımlı bir İslam devleti haline getirmeye çalışanların sürüklediği bir noktada mı olacağız? Türkiye ekonomik gelişmişlik, sosyal refah, gelir sağılımı alanlarında çağdaş bir ülkenin standartlarına ulaşabilecek mi ulaşamayacak mı?
İşte bu sorulara doğru cevaplar verirsek cumhuriyetimizin 100. yıldönümünde ülkemizin hangi konumda olduğunu sağlıklı bir biçimde değerlendirmemiz mümkün olabilir.
Bazı yabancı uzmanlar 19. yüzyılın bir Alman yüzyılı olduğunu, 20. yüzyıla Amerika’nın damgasını vurduğunu, 21.yüzyılın ise Çin’in ve Hindistan’ın öncülüğünde bir Asya yüzyılı olacağını söylüyorlar. Meseleye nüfus ve ekonomik gelişmişlik açısından bakacak olursak, dünyadaki trendleri bu açıdan değerlendirecek olursak bu tahmine hak vermek gerekir. Gerçekten önümüzdeki 20 yıl içinde Çin ve Hindistan’ın toplam nüfusu yaklaşık 2,5 milyara ulaşacaktır. Çin daha şimdiden GSMH açısından İngiltere’yi, Hindistan da İtalya’yı geride bırakmıştır. Çin 2023 yılından önce Almanya’yı geçecek ve 2030 yılında Japonya’yı yakalayacaktır. 2040 yılında Çin’in Gayri Safi Milli Hasılası Amerika’nın düzeyine ulaşacak, 2050 yılında Çin kişi başına milli gelirde Amerika’yı geçecektir. Asya ülkeleri teknolojik gelişmişlik alanında batı ülkeleriyle büyük bir yarış içindedir ve savunma alanında da ihmal edilemeyecek bir düzeye ulaşmışlardır. Bugün dünyada nükleer silahlara sahip ülkelerden sadece biri Amerika kıtasında, ikisi Avrupa’da, Rusya’yı sayarsanız altısı Asya kıtasındadır. İran da nükleer silah geliştirirse bu sayı 7 olacaktır. Asya’nın eksikliği nerededir? Japonya ve bir ölçüde Hindistan bir yana bırakılacak olursa, Asya ülkeleri gerçek anlamda çağdaş demokratik yönetimlere henüz kavuşamamışlardır. 2023 yılına kadar da kavuşmaları ihtimali fazla değildir.
İşte Türkiye’nin farkı burada ortaya çıkıyor. Türkiye bölgesinde tek laik demokratik ülkedir. Ve Türkiye’nin esas gücü bundan kaynaklanmaktadır. Bizim stratejik açıdan sıkıntımız çevremizdeki bazı ülkelerin otoriter veya kökten dinci yönetimlere sahip olmalarıdır. Türkiye’den başka hiçbir NATO ülkesinin komşuları arasında otoriter veya teokratik ülkeler yoktur. İşte çevremizdeki bu olumsuz koşullar nedeniyle Türkiye güçlü bir askeri caydırıcılığa sahip olmak zorundadır. Türk ordusunun Amerika’dan sonra NATO’nun 2. büyük gücü olmasının esas sebebi budur. Bir de, Yunanistan’ın öteden beri Türkiye’ye karşı izlediği gerginlik politikası Türkiye’yi güçlü bir orduya sahip olmak zorunda bırakmaktadır.
Soğuk Savaşın sona ermesinden sonra küresel sorumlulukları olan Amerika’yı bir yana bırakacaksak olursak “barış payından” yararlanmış ve savunma harcamalarında büyük indirimler yaparak oradan sağladıkları kaynakları eğitime sağlığa sosyal harcamalara ve altyapıya ayırmışlardır. Bugün Almanya’nın savunma harcamaları GSMH’sinin %1,5’dan ibarettir. Türkiye’nin ise bazı hesaplamalara göre bu oran %4’ü bulmaktadır. Türkiye gibi bir ülkede savunma harcamalarının GSMH’sinin %1’i kadar yapılacak indirim yaklaşık 4 milyar dolarlık tasarruf demektir. Ancak çevresindeki bugünkü koşullar devam ettiği sürece Türkiye’nin savunma harcamalarında bu kadar indirime gitmesini beklemek gerçekçi olmaz. O zaman Türkiye’nin stratejik hedefi daha güvenilir, istikrarlı, barışçı bir düzenin içinde yaşadığı bölgede egemen olmasına katkıda bulunmak olmalıdır. Türkiye bu stratejik hedefe ulaşmak için ne yapabilir? Türkiye’nin elindeki en büyük güç bölgedeki en büyük eksikliktir. O da demokrasidir. Artık bütün ülkelerin birbirlerinin iç işleri hakkında söz söylediği bir dünyada Türkiye suya sabuna bulaşmama endişesiyle sessiz, içine kapalı, kurtla kuzuyu eşit tutan politikalar izleyemez. Demokrasiyi bölgemize yaymak Türkiye’nin öncelikli hedefi olmalıdır. Ancak bizim bu konudaki stratejik yaklaşımımızın Amerika’nın Büyük Ortadoğu Projesinden farkı şudur: bize göre halkı Müslüman olan ülkelerde laiklik olmadan demokrasi olmaz. Örneğin kadın-erkek eşitliği yoksa demokrasinden söz edemezsiniz. Burada Türkiye’nin ihracatından çok söz edildi. Bizce Türkiye’nin en önemli ihraç kalemi demokrasi olmalıdır. Unutulmamalıdır ki şimdiye kadar dünyada demokrasiler arasında bir savaş çıkmamıştır. Ve bölgemizin demokratik bir yapıya kavuşturulması barış ve istikrarın sigortası olacaktır.
Bu sabah bazı değerli konuşmacılar Türkiye’de siyasi partilerin strateji üretemediklerini, dış politikada etkili görüşler ortaya koyamadıklarını, TCK’nin 301. maddesinin değiştirilmesine karşı çıkmadıklarını, Bosna ve Kosova’da Türkiye’nin hiçbir etkisi olmadığını söylediler.
Ben diğer partiler adına konuşma hakkına sahip değilim ama CHP adına şunu söyleyebilirim: biz hem strateji, hem dış politika hem de sosyal ve ekonomik konularda sürekli çalışan ve üreten bir partiyiz. Bizim bu konularda konuşmalarımızın, çalışmalarımızın, bazı değerli akademisyenlerimizin eline ulaşmadığı anlaşılıyor. Siyasi partilerin görüşlerinin halka ulaştırılası konusunda basının görevini tam olarak yerine getirmediği bir gerçektir. Bu yüzden bu durumu doğal karşılıyoruz ama bundan üzüntü duyuyoruz. Örneğin bu sabah bir değerli arkadaşımız 12 yıllık eğitimin zorunlu hale getirilmesini önerdi. Aynı öneri bizim son kurultayımızda kabul ettiğimiz Temel Sorunlar, Temel Çözümler Belgesinin 11. maddesinde aynen şöyle yer alıyor: “Zorunlu eğitim 12 yıla çıkarılacaktır.” Biz bu belgeyi tüm basın kuruluşlarına dağıttık. Ne yazık ki, basında yer almadı. Bu nedenle bazı arkadaşlarımız bu konunun daha önce düşünülmediğini zannediyorlar. Aynı şekilde ülkemizde gelir dağılımını bozukluğu, bölgeler arası dengesizlik bizim sürekli bahsettiğimiz konulardır.
Bu belge Konferanslar, Konuşmalar arşivinde bulunmaktadır.