Karma Parlamento Komisyonu Konuşması (Türkçe Tercüme)

SN. DR. ONUR ÖYMEN’İN KPK TOPLANTISINDA YAPTIĞI KONUŞMANIN TÜRKÇE TERCÜMESİDİR
3 Mayıs 2006

Saygıdeğer Başkanlar, Sayın Parlamenterler,

Bakan Gül yumuşak üslubuyla Türkiye’deki ve Türkiye-Avrupa birliği arasındaki ilişkileri değerlendirdi. Bu değerlendirmeleri dinleyince, sanki aramızda hiçbir ciddi sıkıntı olmadığını ve herşeyin güllük gülistanlık gitmekte olduğunu sanabilirsiniz. Bakan Gül zor işi bize, muhalefete bırakmayı tercih etti.

Son olarak, Sayın Gül’ün birçok niteliğini biliyorduk ancak espri kabiliyetini ancak dünkü açılış konuşmaları sırasındaki demecinde fark etme olanağı bulduk. Partisinin sosyal demokrat partilerden daha sosyal demokrat olduğunu iddia etmesi Sn. Gül’ün ne kadar esprili olduğunu gösteriyor. Bu kara mizahtır. Türkiye’nin bugün yaşadığı en büyük sorun sosyal adaletsizlikten, gelirin adaletsiz paylaşımından ve bölgesel gelir dağılımı farklılıklarından ileri gelmektedir. Ne yazık ki, son birkaç yıldır bu konuda hiçbir ilerleme kaydedemedik. Tam tersine, zengin-fakir arasındaki fark giderek büyük bir uçuruma dönüşmektedir.

Dün yapılan açılış konuşmalarının özü hakkında şunu söylemeliyim ki, ele alınması gereken konuların birçoğu gündem dışı kalmıştır. Sayın Lagendijk ve diğer Avrupalı parlamenterler PKK’yı haklı olarak eleştirmişlerdir. Daha dün Hakkari’de çocuklara saldırıp 11’ini yaralamışlar ve 2 vatandaşımız ile 8 askerimizi katletmişlerdir. Ancak kimse çıkıp da son zamanlarda terörizmin tırmanmasının arkasında PKK’nın kuzey Irak’taki lojistik üssünün bulunduğunu açıklamamıştır. Ne Amerikalı dostlarımız ne de onların koalisyon ortakları bu teröristleri safdışı bırakmak için parmaklarını bile kımıldatmamışlardır. Bugüne kadar, Kuzey Irak’taki bir tek terörist bile yakalanıp Türkiye’yeiade edilmemiştir. Üstelik, Türk hükümetinin kuzey Irak’a askerlerini göndererek sınırlarımızı korumasına da müsaade edilmemektedir. Bugün kuzey Irak teröristler için güvenli bir cennet haline gelmiştir.

Terörizmin bir boyutu da insani kriz boyutudur. 12000 Kürt asıllı vatandaşımız Türkiye’den zorla kaçırılarak Musul yakınlarındaki Mahmur bölgesinde yaşamaya zorlanmıştır.

Bütün bu değerlendirmelerden sonra, Cumhuriyet Halk Partisinin (CHP) Türkiye’nin Avrupa Birliği (AB) ile müzakere sürecine ilişkin görüşlerini sizlerle paylaşmak istiyorum.

Öncelikle Müzakere Çerçeve Belgesinin yapıcı ve dengeli bir nitelikte olmasını bekliyorduk. AB Konseyi tarafından 3 Ekim 2005 tarihinde kabul edilen metin, beklentilerimizn çok altındadır. Ayrıca, diğer aday ülkeler için hazırlanan metinlerle kıyaslanamayacak derecede farklıdır.

Müzakere Çerçeve Belgesi, Türk halkının aklında AB’nin Türkiye’nin tam üyeliği konusunda asıl varmak istediği noktanın neresi olduğuna yönelik soru işaretlerine yol açmıştır. Belgenin birden fazla yerinde Birliğin ‘hazmetme kapasitesi’ ifadesine yer verilmesi, bazı ülkelerin bu ifadenin arkasına saklanarak Türkiye’nin üyeliğini bütünüyle engelleyebilecekleri veya en azından bu süreci yavaşlatabilecekleri izlenimini uyandırmıştır.

3 Ekim 2005 tarihinden bu yana, müzakere süreci olarak adlandırılan bir döneme girmiş bulunmaktayız. Tarama sürecinin hemen başlatılmasının ardından, bugün 17 Faslın taramasının başarıyla sonuçlandığını görmekteyiz. Yetkili mercilerimiz bu sürecin önümüzdeki Ekim ayında tamamlanmasını öngörmekteler.

Bilim ve Teknoloji alanına ilişkin olan Birinci Faslın tarama süreci geçen yıolın Kasım ayında çoktan sona ermişti. Ancak etkin müzakerelerin başlamasına hiçbir engel bulunmamasına rağmen, bu Fasılın müzakerelerine hala başlanamamıştır. Türk yetkililerle Avrupa Komisyonu arasındaki yazışmalardan, yaşanan gecikmeye rağmen bu Fasılın esasına ilişkin olarak etkin müzakerelere geçişte ciddi bir zorlukla karşılaşmayacağımız anlaşılmaktadır. Avusturya Dönem Başkanlığı sona ermeden 1. Fasılda müzakerelerin başlatılmasını temenni etmekteyiz.

Ne var ki, Eğitim ve Kültür alanına ilişkin 2. Fasılda ciddi sıkıntılarla karşılaşmış bulunuyoruz. Birkaç ülke bu Fasılın esasında bulunmayan bazı siyasi konuları da bu Fasılın metnine koydurtmak istediler. İzleyen Fasıllarda da bunu yapmak istemeleri muhtemeldir. Eğitim ve Kültür alanında orta yolun bulunarak çözüme varıldığını öğrenmiş olsak da, sorunun bitmediği ortadadır. Gelecek haftalarda bu konu tekrar ele alınacaktır.

Bu gibi girişimlerin daha önceki aday ülkelerle yapılan genişleme müzakereleriyle aynı doğrultuda olmadığını görüyoruz. Bu, hem Birlikle olan ilişkilerimizde hem de oyunun ortasında kalelerin yerlerini değiştirmeye çalışan ülkelerle ilişkilerimizde ciddi sıkıntılara yol açabilir.

Dahası, basında çıkan haberlerde Kamu İhaleleri ve Rekabet Politikası Fasıllarında çok daha önemli sorunların bulunduğuna işaret ediliyor.

Üyelik sürecimizde gereksiz gecikmelerden kaçınılması ve müzakerelerin hızının artırılması gerektiğine inanıyoruz.

21 Eylül 2005 tarihli Karşı-Deklarasyon başta olmak üzere, AB’nin çeşitli belgelerini okurken, Türkiye’nin güney Kıbrıs da dahil olmak üzere tüm yeni üye ülkelerle ilişkilerinin normalleştirilmesini öngören Ek Protokol TBMM tarafından onaylanmadıkça, bazı önemli Fasılların müzakerelerine başlanılmasında zorluklarla karşılaşacağımız izlenimini alıyoruz.

Daha önce hükümetimizi Ek Protokol metnini Kıbrıs konusunda yasal bir rezerv koymadan imzalamaması gerektiği yönünde uyarmıştık. Çünkü güney Kıbrıs yönetimi, Kıbrıs’ı kuran 1960 Anlaşmalarına uygun olarak oluşturulmadığı için bütün adayı temsil etmediği yönündeki inancımız sürmektedir.

AB’nin Türkiye’yi güney Kıbrıs yönetimini tüm Kıbrıslıların meşru hükümeti olarak tanımaya zorlamakta ısrar etmesi bizi çıkmaza götürebilir çünkü Kıbrıs meselesi çözümlenmeden hiçbir Türk hükümeti güney Kıbrıs’ı tanıyamaz. Kıbrıslı Türklerin maruz kaldığı haksız ambargolar sona erdirilmedikçe hiçbir Türk hükümeti, Rum gemilerinin Türk limanlarına, Rum uçaklarının da Türk havaalanlarına girmesine izin veremez.

Kıbrıslı Türkler Kofi Annan Planını kabul etmiş, Rumlar ise reddetmiştir. Bu nedenle müzakerelerin tıkanmasından Türk tarafı sorumlu tutulamaz. Türkiye de kendisinin sebebp olmadığı bir durum nedeniyle bir bedel ödemeye hazır değildir. Ek Protokolün onaylamasına yönelik her türlü ısrar amaçlananın tam tersi etkide bulunacak ve Türk halkında başka nedenlerle Türkiye’nin üyeliğini engellemek veya en azından geciktirmek isteyenlerin bu konuyu bir bahane olarak kullanabileceği şüphesini uyandırabilecektir.

AB’nin Türkiye’den başka beklentileri de bulunmaktadır. Bu beklentilerin çoğuna Partim de katılmaktadır. Esasen, hükümetin ekonomi, finans, vergilendirme, tarım, gıda güvenliği, eğitim, sağlık ve bunun gibi alanlarda izlediği politikalara yönelik yapılan eleştiri ve gözlemler bizimkilere çok yakındır.

Ayrıca, hükümetin son aylarda gerektiği kadar aktif olamadığı yönündeki eleştiriye de katılıyoruz. Dışişleri Bakanı Sayın Gül geçenlerde hükümetin Meclise AB beklentileriyle uyumu sağlama yönünde yeni bir reform paketi sunacağını açıkladı. Bu paket bazı alanlarda hayata geçirilmesi öngörülen yasa tasarılarını kapsamaktadır. Kanımızca, ele alınan hususlar AB’nin hükümetin adım atmasını beklediği alanlardan sadece birkaçını oluşturmaktadır. Ne yazık ki şimdiye kadar Avrupa Komisyonunun son İlerleme Raporunda da yer alan ve Partimin de kuvvetle desteklediği Milletvekili dokunulmazlığının kaldırılması gibi bazı temel konularda hiçbir adım atılmamıştır.

AB İlerleme Raporunda ele alınan bazı diğer siyasi meselelerle ilgili olarak, iki taraf arasında bir yakınlaşma sağlanmasının zor olduğu kanısındayız. Çünkü bu beklentiler Birlik müktesebatının dışında isteklerdir ve toplumumuzun belkemiğiyle uyuşmayan taleplerdir.

Partim müktesebatın olduğu gibi kabul edilmesini desteklemektedir; ancak, birtakım üye ülkelerin kendi çıkarları doğrultusunda Türkiye’ye kabul ettirmek istedikleri tek taraflı koşulları kesinlikle reddetmektedir.

Sivil-asker işbirliği konusunda bizce yapılması gereken, Türk ordusunun siyasi hayattaki yerine ilişkin yanlış kanıları düzeltmek için daha fazla çaba sarf etmektir. Esasen, Türkiye’de en yüksek siyasi merci Meclistir ve hiçkimse TBMM’nin siyasi erkinin önüne geçemez.

Bu safhada, Türkiye ile AB arasında gereksiz çatışmalardan kaçınmak ve dikkatimizi tek tek her Fasılda olumlu bir yaklaşımla nasıl daha fazla ilerleme kaydedilebileceği meselesine yoğunlaştırmak gerektiği kanısındayız.

İnsan hakları, temel özgürlükler, ifade özgürlüğü konusunda Partimin en az Avrupadaki kardeş Partiler kadar duyarlı olduğunu ifade etmek isterim. Gerekçesi, faili ve kurbanı kim olursa olsun hiçbir insan hakkı ihlaline tolerans gösterilemez. Bütün ciddi iddiaları Meclise taşımakta ve kamuoyunun bilgisine sunmaktayız.

Ancak bu gibi insani konuların başka amaçlarla kullanılmasına da müsaade edemeyiz. Türkiye, sürekli insan hakkı ihlallerinin yapıldığı bir ülke gibi tasvir edilemez. Tutukluların kötü muamele görmesi ve benzeri durumlara ilişkin bireysel şikayetlerde hükümet ve yargı organlarından gereğini yerine getirmelerini bekliyoruz. Meclis bu tür olayların hepsini ve hükümetin izlediği politikalarla yaptığı uygulamaları yakından izlemektedir.

Türkiye’deki bazı etnik ve dini grupların azınlık olarak tanınmasına yönelik beklentiler Lozan Anlaşmasınınöngördüğü yasal yükümlülüklerle bağdaşmamaktadır. AB ülkelerinde azınlıkların tanınması hususunda standartlaşmış bir kural bulunmamaktadır. Üstelik Birlik müktesebatının hiçbir hükmü, etnik ve dini grupların azınlık olarak tanınması gerektiğinnden bahsetmemektedir. Avrupa Azınlık Hakları Çerçeve Sözleşmesi bu konuyu hükümetlerin hür iradesine bırakmıştır.

Bu aşamada, sanırım bazı AB ülkelerinde bulunan konuyla ilgili yasal mevzuattan ve yapılan uygulamalardan bahsetmeme gerek bulunmamaktadır. Yine de bazı AB ülkelerinin kendi toprakları üzerinde tek bir azınlığın varlığını dahi kabul etmediğini hatırlatmak isterim. Diğerleri de Avrupa değerleriyle bağdaşmayacak şekilde azınlıkların haklarına aşırı kısıtlamalar getirmiştir.

Türkiye’nin azınlık olarak kabul ettiği gruplar, dini ve kültürel haklarından sekteye uğramadan yararlanabilmektedir. Ayrıca Lozan Anlaşmasında ifade edilen karşılıklılık esasını da göz önünde bulundurmalıyız. Türkiye’nin bu konuda daha fazla adım atmasını bekleyenler de kendi gerçekleriyle yüzleşmeye hazır olmalıdır. Bütün Avrupa kıtasında insan hakları ve azınlık haklarının genel olarak iyileştirilmesi herkesin yararına olacaktır.

19. ve 20. yüzyıllarda zamanın bazı büyük Güçleri,Osmanlı imparatorluğundaki azınlıkları kendi yayılmacı politikaları uğruna bir levye olarak kullandığı hafızalardan silinmemiştir. Bugünkü siyasi yapılanmanın bu gibi uygulamalara uygun olmadığı açıktır. Biz de, hiçbir ülkenin böyle bir niyetle yola çıktığına inanmıyoruz. Ancak, vatandaşlarımız basında Avrupa ülkelerinden ülkemize yönelik olarak yapılan etnik gruplar ile azınlık haklarına ilişkin aşırı eleştirileri gördükçe tarihimizi akıllarına getirmekten kendilerini alıkoyamazlar.

Biz CHP olarak temel özgürlüklerin ve azınlık haklarının korunması hususundaki duyarlılığımızı sürdüreceğiz ve en ufak bir aksaklık tespit ettiğimizde gereken adımları atacağız. Bu arada Avrupalı dostlarımızdan kendi hükümetlerini kendi ülkelerinde yaşayan Türklerin hak ve imtiyazları üzerinde gereksiz kısıtlamalar yapmaktan kaçınmaya ve yabancıları hedef alan düşmanlık ile ırkçı ayrımcılıklarla etkin mücadele etmeye davet emelerini beklediğimizi belirtmek isteriz.

Bir diğer önemli mesele de Ermeni soykırımı iddialarıdır. Birtakım radikal grupların hala Birinci Dünya Savaşında kullanılan propaganda belgelerini kaynak göstererek uluslararası kamuoyunu ve dünya ülkelerinin Parlamentolarını Türk makamlarının Birinci Dünya Savaşında soykırım yaptığına ve 1 milyonu aşkın Ermeniyi katlettiğine ikna etme çabalarını kınıyoruz. Meclisimiz 13 Nisan 2005 tarihinde Türk ve Ermeni tarihçileri bu konuyu tartışmaya oybirliğiyle davet etmiş ve ilgili tüm hükümetleri bu konuya ilişkin arşivlerini açmaya çağırmıştır. Ne yazık ki,  birçok hükümet hala önerimizi kabul etmemiştir ve bugüne değin tarihçiler arasında esaslı bir toplantı gerçekleştirilmemiştir.

Buna rağmen, bazı dost ülkelerin Parlamentolarının soykırım iddialarını destekleyici kararlar aldığını gördük. Üstelik kabul edildiği takdirde Ermeni soykırımının gerçekleşmediğini iddia edenleri cezalandırmaya yönelik bir yasa tasarısı Fransız Parlamentosuna sunulmuştur. Bu girişimi İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinde yer alan ‘İfade Özgürlüğü’nün açık bir ihlali olarak değerlendirmekteyiz.

Fransız vekillerden bu tür girişimleri Türk halkının dostluğa sığmayan bir hareket olarak göreceğini ve bunun sonucunda da Türk-Fransız işbirliğinin zarar göreceğini hükümetlerine aktarmalarını bekliyoruz.

Bu arada, 19 Fransız tarihçinin Fransız Parlamentosunu soykırım iddialarını kabul eden kararını geri almaya ve bilim insanlarını siyasi niyetlerle yönlendirmeye çalışmaktan vazgeçmeye çağıran bildirisini memnuniyetle karşılıyoruz.

Sayın Başkanlar,

Uzun süredir Karma Parlamento Komisyonunun Türkiye aleyhine bir tartışma paltformu olarak kullanıldığının farkındayız. Birkaç istisna dışında, aynın tutumu Avrupa Parlamentosunun Ermeni soykırımı iddialarına atıfta bulunan kararlarında da görmekteyiz. Avrupa kamuoyunda Türkiye aleyhine bir hava yaratmanın ve Türkiye’nin başarılarını, Avrupa ailesine yapacağı muhtemel katkılarını gizlemenin toplumlarımıza yararlı bir hizmet olmadığı kanısındayız.

Gayet tabii ki, bize de başta yabancıların durumu olmak üzere Avrupa ülkelerindeki hak ve özgürlükler konusunda tespit ettiğimiz aksaklıkları dile getirmemize müsaade edilmesi kaydıyla, kendimize yönelik tarafsız eleştirileri ve dostane önerileri tartışmaya hazırız. Tüm çalışma arkadaşlarımı herşeye rağmen ilişkilerimizin olumlu tarafını görmeye ve bu Komisyonu Türkiye’nin üyeliğinin en kısa zamanda gerçekleştirilmesine yönelik destekleyici ve kolaylaştırıcı bir araç haline getirmeye çağırıyorum.

Kısaca, ortak geleceğimiz ve daha iyi karşılıklı anlaşma için aramızdaki işbirliğini ve diyalogu geliştirmeliyiz. Biz kendimizi Avrupa ailesinin üyeleri olarak görüyoruz ve diğer Avrupalı milletlere dostluk elimizi uzatıyoruz. Türkiye’nin AB’ye üyeliğinin Avrupa ailesine sorundan çok yarar getireceğine halklarınızı ikna etmeye yönelik olarak gösterdiğiniz çabaları takdirle karşılayacağımızı belirtmek isteriz.


Bu belge Konferanslar, Konuşmalar arşivinde bulunmaktadır.