Onur Öymen’in Irak’tan Gelen KYB Heyetine Yaptığı Konuşma

CHP GENEL BAŞKAN YARDIMCISI ONUR ÖYMEN’İN KYB HEYETİNE YAPTIĞI KONUŞMA
27 MART 2006

Biz Irak halkı ile dostuz. Ankara sürecini Talabani ve Barzani ile beraber yürüttük. Bu sürecin eşbaşkanıydım. Zor şartlar altında Kuzey Irak’ta barışı sağlamıştık. Şimdi ümit ediyoruz ki, Irak’ta barışa kavuşacaksınız. Açıkçası halihazırda Irak zor bir dönemden geçiyor.

Bazı Batılılar, gazeteciler Irak’ta bir iç savaş tehlikesinden bahsediyorlar. Bunu önlemek için el birliğiyle çalışmalıyız. Aksi takdirde bu tehlike Irak’ın her köşesine yayılır. Peki çare nedir?

Bizim görüşümüzü sorarsanız, geçen hafta Amerikan Senatosu Savunma Komisyonu üyeleri ne düşündüğümüzü sordu ve şunu söyledik: Çare, bölgeye gerçek demokrasinin yayılmasıdır. Irak, Afganistan, Suriye, İran’da, tüm Ortadoğu bölgesinde gerçek demokrasi yerleştirilmelidir.

Bu bölgede demokrasiye en yakın ülke Irak’tır. Irak bu konuda çok önemli mesafe kaydetmiştir. Çncelikle serbest seçim sistemini kabul ettiniz. Anayasa hazırladınız. Ancak bu yeterli değil. Bizim tecrübemizden yararlanmak istiyorsanız, Türkiye nasıl kuruldu ve nasıl gelişti buna bakmak gerekir. Bizim içinde bulunduğumuz koşullar sizden daha kötüydü. Bizim ilk işimiz Ulus-devlet kavramını geliştirmek oldu. 1919’a kadar Türkiye’de ulus-devlet yoktu. Çeşitli dini, etnik gruplar vardı. Ama Türk ulusu diye bir kavram yoktu. Bugünkü demokrasimizi bu Ulus-devlet anlayışına borçluyuz.

Ulus-devlet nedir? Kısaca Bir insan=Bir oy anlamına geliyor. İnsanın etnik ve dini özelliklerinden bağımsız olarak o ülkenin yurttaşı olması. Biz 1924 Anayasamızda bunu hallettik. 1924 Anayasasının ilgili maddesi diyor ki: ‘dini, ırkı, mezhebi, kökeni ne olursa olsun Türkiye’ye vatandaşlık bağıyla bağlı olan herkes Türktür’

Türkiye’de demokrasiyi biz bu temel üzerinde geliştirdik. Irak’ta da bizce aynı şeyi yapmak lazım: Ulus-devlet anlayışının gelişmesi lazım. Birisi kimsin diye sorunca, Sünniyim, Şiiyim, Kürdüm, Türkmenin demeden önce Iraklıyım diyeceksiniz. Irak’ta bir siyasi parti varsa, üyeler çeşitli kökenlerden, çeşitli mezheplerden olacak. Çünkü siyasi parti fikir/ideoloji üzerine kurulur, etnik ve dini köken üzerine kurulmaz.

Demokratik ülkelerde Muhafazakar Partiler var, Liberal Partiler var, Sosyalistler, Yeşiller var ama hepsinde üyeler bir ideoloji veya fikir etrafında toplanıyorlar. Irak’ın demokrasi olmasının önündeki en büyük engel halkın çeşitli etnik ve dini gruplar etrafında toplanmış olmasıdır. Türkiye’de bunu Anayasa ile yasakladık. Bu çeşit bir parti kurulursa, Anayasa Mahkemesi tarafından hemen kapatılır.  Bakınız, CHP içinde Türkler çoğunlukta olsa da çeşitli kökenlerden ve mezheplerden üyeler var: Sünniler, Aleviler, Kürtler, Boşnaklar var. Bunları birleştiren üst kimliktir. Türk milletine mensubiyet bizde üst kimliktir.

Bakınız, Bulgaristan’da Bulgar üst kimliği var ama içlerinde bir milyon Türk var. Türk orada alt kimliklerden biri. Aynı şey Yunanistan’da da görülüyor. Yunan üst kimliği altında Türkler, Pomaklar, Boşnaklar var. Bütün demokratik ülkelerde böyle. Devletin bir üst kimliği var ve altında da etnik gruplar yer alıyor. Etnik ve dini grupların koalisyonunun idaresi demokrasi değildir. Almanlarda Protestanlar, Katolikler, Yahudiler var ama yönetim bunların kendi aralarında koalisyonu şeklinde yapılmıyor. Fransa’da Basklar, Brötonlar, Alzaslılar var ama Fransa bunların koalisyonundan oluşmuyor.

Ortadoğu ülkelerinde, başta Irak’ta bu anlayışı geliştirmek durumundayız. Neden? Irak’ın iyiyliği için. Barış için. İstikrar için. Bölge barışı için.

Dünya tarihinde demokrasiler arasında yapılmış savaş yoktur. Bütün Ortadoğu ülkeleri gerçek bir demokrasiye sahip olsa, bölgede hiç savaş olmaz. Böylece bölge barış ve huzur adasına dönüşür. Ve bölgenin muazzam serveti silaha değil, bölge halkının refahı için kullanılır.

ABDlilere diyoruz ki, amacınız bölgeye demokrasiyi getirmekse bizden daha büyük bir destek bulamazsınız. Ama adı demokrasi olan ve kendisi demokrasi olmayan bir rejim kurulacaksa, bundan önce kendiniz zarar görürsünüz.

Mesela eskiden Doğu Almanya’nın adı Demokratik Alman Cumhuriyeti idi ama demokrasi ile alakası yoktu. Sadece adı demokratikti. Bence Irak’ın adı değil, kendisi demokrasi olmalı. İsterseniz bu konuda en büyük desteği siz Türkiye’den görürsünüz. Çünkü Irak’ta demokrasinin olması, Türkiye ve bölge için barışın sigortasıdır.

Bu konuda Kürtlere büyük görev düşüyor. Çünkü temel düşünce yapısı itibari ile demokrasiye en yakın Iraklılar Kürtlerdir. Niçin? Çünkü Kürtlerin büyük çoğunluğu laikliği benimsiyor.

Bazen Kürtleri Türkmenlerle karşı unsurlar gibi göstermeye çalışıyorlar. Bence bu çok yanlış. Çünkü her ikisi de laikliği benimsemektedir. Sizi yakınlaştıran unsurlar uzaklaştıranlardan daha fazla.

Aslında Türkiye ile Kuzey Irak’taki Kürtler için de aynı şey söz konusu. Bazıları iki toplumu hasım gibi göstermeye çalışıyor. Bazıları da tarihi, kültürel, dini ilişkilerin bulunduğunu söylüyor. Doğru ama daha önemlisi, aramızda laiklik ve demokrasiye bakış açısından yakınlık bulunuyor.

Siyasi Parti temsilcileriyle görüştük ve gördük ki, birçoğunun içinde laikliği benimseyenler var. Sünni de olsa Şii de olsa laikliği benimsiyorlar. Mesela Allawi açıkça ‘Ben Şiiyim ama laikim’ diyor.

Biz sizin dostunuzuz. Biz size ancak görüşlerimizi anlatırız. Karar size aittir. İşin doğrusunu siz tayin edeceksiniz. Biliniz ki, sizi birbirinize düşürmek isteyenler size iyilik yapmıyor. Biliniz ki, sizi birbirinizle çatıştırmak isteyenler size iyilik yapmıyor. Biliniz ki, Irak’ı iç savaşa sürüklemek isteyenler size iyilik yapmıyor.

Bir şey daha ekleyeyim. Gerçek bir demokraside ancak bir tek ordu olur. Birden fazla ordu olmaz. Almanya’da bir tane Alman, bir tane Bavyera ordusu yoktur. Fransa’da bir tane Fransız, bir tane de Alzas ordusu yoktur. Irak’ta da bir tane Irak ordusu olmalı. Onun dışındaki Silahlı güçler bunun içinde eritilmeli. Bu konuda çalışmalar yaptığınızı biliyoruz ama bunları hızlandırmak lazım. Bu konuda gerçekten çok geç kalındı. Bir Şii grup kalkıp diyor ki, ‘Ben ne dersem o olur çünkü benim silahlı kuvvetim var’. Sonra bir Sünni grup kalkıp diyor ki, ‘Benim dediğim olacak çünkü benim silahlı kuvvetim var’ Sonra bir Kürt grup kalkıp diyor ki, ‘Ben ne dersem o olur dediğim çünkü benim silahlı kuvvetim var’ Bu yanlış. O zaman iç barış olmaz, huzur olmaz, demokrasi olmaz.

Geçmişteki olayları hatırlayarak diyeceksiniz ki, eğer silahı bırakırsak bizi süpürürler. Olabilir. Ama bileceksiniz ki, gerçek bir demokrasi ancak silah bırakarak olur.

Irak’a yönelik savaşta can alıcı unsur bir tanedir. Hem Birinci Körfez Savaşında hem de ABD’nin Irak’a son askeri müdahalesinde sadece tek bir neden vardır.Diğerlerini unutun. Bu, petroldür. Çünkü Irak dünyanın ikinci büyük petrol üreticisidir. Bu petrolün yüzde 40’ı kuzeyde, Kerkük bölgesinde çıkıyor. Herkesin gözü petrolde çünkü kendi ülkelerindeki petrol rezervleri tükeniyor ama ihtiyaç artıyor. O yüzden başka ülkelerin petrolüne bağımlı hale geliyorlar. Bu nedenle petrolün güvenli bir şekilde kendi pazarlarına gelmesini istiyorlar.

Başkan Carter zamanında Florida’da bununla ilgilenen bir Merkezi Komutanlık kuruldu. Bugün Irak’a müdahalede bulunan bu Komutanlıktır. Afganistan’a da bu Komutanlık müdahalede bulunmuştur.

ABD bizim dostumuzdur, müttefikimizdir. Onların endişelerini iyi anlıyoruz. Irak barış içinde yaşasa, gayet tabii ki petrolünü de ihraç edecekti. Ancak o zaman doğal kaynaklarını kullanırken  öncelikli olarak Irak kendi halkını düşünecekti. Bugün Irak’ta petrol çıkmasının bedelini ödüyorsunuz.

Bizim Türkiye olarak Irak’ın iyiliğinden başka bir beklentimiz yoktur. Barış içinde yaşarsanız, mutlu oluruz. Sizinle ticaret, turizm ilişkilerini geliştiririz. Biliniz ki, Türkiye’de ne iktidarın ne de muhalefetin Irak’ın doğal kaynaklarından hiçbir talebi bulunmamaktadır.

Sizlere önemli bir konuyu daha iletmek istiyorum. Irak’ta Birinci ve İkinci Körfez Savaşı sırasında kullanılan bazı silahlar özellikleri dolayısıyla ciddi bir radyasyon tehlikesi yaratmıştır. Şu anda Irak için günlük çatışmalardan daha ciddi tehlike budur. Japonların yaptığı ölçümlere göre, Irak’ta dünyada kabul edilen azami ölçünün 300 misli radyasyon var. Rusların ölçümlerine göre bunun 1000 ila 2000 misli radyasyon bulunmuş. Bunu basın yazıyor ama işin gerçeği bu. Irak’ta tahrip olan silahların, tankların bir bölümü büyük miktarda radyasyon içeriyor. Bunların bir kısmı ‘hurda ticareti’ adı altında Türkiye’ye ithal edildi. Biz bunu tespit ettik ve 2005 yılının Haziran ayında Irak’tan hurda ithalini toptan yasakladık. Biz kendimizi korumak için tedbirimizi alıyoruz, fakat sizi de uyarıyoruz ki, siz de kendiniz için tedbir alasınız. Uluslararası Atom enerjisi Kurumundan bu konuda yardım talep ediniz. Irak’ta halkın yaşadığı yerlerde ölçüm yapılsın. Çünkü bu tehlike, sadece size yönelik değildir, gelecek kuşakları da çok olumsuz etkiler.

Bakınız, bu radyasyon  tehlikesini arz eden U-238 maddesinin tabiattan silinmesi için en az 4.5 milyar yıl lazım.

Günlük siyasi çekişmelerden daha önemlisi budur. Bu konuda da isterseniz size yardımcı oluruz, bilgi veririz, işbirliği yaparız. Bilesiniz ki, Türkiye’de sizin kardeşleriniz, akrabalarınız var.

Katiyen bizi birbirimize düşürmek isteyenlere izin vermeyin. Topraklarınızı Türkiye’ye karşı terör yapmaya çalışanlara kullandırtmayın. Terörün dini ve ırkı yoktur. Terör, sonunda kendisini destekleyenleri de vurur. Topraklarınızı teröristlere kullandırtmayın, sınır güvenliğini sağlayın.

Daha sık bizi ziyaret edin, telefonla görüşelim, e-posta yollayın. Sorunlarınızı ne kadar çabuk öğrenirsek, size o kadar fazla yardımcı oluruz. Biz de sizin sıkıntılarınızı dünyaya duyuralım. Size yardımcı olalım.

SORU-CEVAP KISMI

Soru: Federalizm sizce Irak için uygun bir yönetim şekli mi?

CEVAP: Bu konuda öncelikle sizin ne düşündüğünüz önemli. Türkiye, Fransa gibi üniter devletler var; Almanya, Avusturya gibi federal devletler var. Ancak her ikisinde de demokrasinin olmazsa olmaz koşulları var:

Bunların ilki Ulus-devlet olmak. İkincisi, din ve devlet işlerinin ayrılığı. Üçüncü olarak, gerçek bir demokrasi olmak istiyorsanız, demokrasi ve insan hakları alanlarında kimse bize karışamaz, içişlerimize karışamaz demeyeceksiniz.

Biz de eskiden bu konuda çok hassastık ve içişlerimize karışamazsınız diyorduk ama şimdi demokratik ülkeler birbirlerinin işlerine karışıyor. Ben bağımsız bir devletim, istersem vatandaşıma işkence yaparım diyemezsiniz. Çünkü uluslararası sözleşmeler bunu yakalıyor. Türkiye’nin de taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve bunu uygulamakla görevli merkezi Strazbourg’da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi var. Bir Türk vatandaşı hükümet bana eziyet ediyor derse, gider Strasbourg’a ve haklıysa, Mahkeme Türkiye’yi mahkum eder. Biz bu bizim içişimizdir diyemeyiz. Biz birçok olayda vatandaşlara tazminat ödedik.

Demokrasi ve insan hakları konusu dışında gayet tabii ki kimse size karışamaz ama demokrasi ve insan hakları söz konusu olunca herkes birbirine karışıyor.
Ama federalizm mi üniter sistem mi size daha uygun, buna siz karar vereceksiniz. Yeter ki ülke birliğini, bütünlüğünü bozmayın.

Soru: Sizce Irak’taki radyasyon tehlikesi Saddam’ın Halepçe katliamından sonra başlamış olabilir mi?

Bunun bir çok sebebi olabilir. Öncelikle, Saddam zamanında bir nükleer araştırma merkezi kurulmuştu. ABD müdahalesi sırasında buradaki araştırmacılar binayı bırakıp kaçınca, vatandaşlar burayı yağma etmiş. Greenpeace o bölgede ölçüm yaptı ve dünyada kabul edilen ölçünün tam 10 bin misli radyasyon bulunduğunu saptadı. İkinci olarak, Saddam döneminde başka radyoaktif çalışmalar yapıldıysa bunlar sebep olmuş olabilir. Son olarak, hem Birinci hem de ikinci Körfez Savaşı sırasında ABD’nin kullandığı bombalarda ‘depleted’, fakirleştirilmiş uranyum kullanıldı. Yaklaşık 1500 ton bomba bu radyoaktif maddeyi içeriyordu.  Size şiddetle bölgelerinizde ölçüm yaptırmanızı tavsiye ediyoruz. Demir çekmelerde uranyum seviyesini ölçecek cihazlar olmalı. Eğer inşaat demirleri radyasyon bulaşmış demirlerden yapılıyorsa, bu çok tehlikeli. Meksika’da sırf bu yüzden 814 tane yeni yapılmış binayı yıktılar. Bu çok önemli bir konu. Dostunuz olarak söylüyoruz. Yalnız sizin sağlığınız tehlike altında değil, gelecek kuşaklar da ciddi bir tehlike altındadır.

Biz Irak’tan gelen savaş hurdalarını kendimiz ölçtük ve radyasyon tespit ettik. Bu nedenle, 2005 yılının Haziran ayından beri Irak’tan hurda ithalatını durdurduk. Bu konuyu bütün Irak içinde araştırmak lazım.


Bu belge Konferanslar, Konuşmalar arşivinde bulunmaktadır.