Londra Atatürkçü Düşünce Derneğinde Türk Dış Politikası Konferansı

CHP GENEL BAŞKAN YARDIMCISI VE İSTANBUL MİLLETVEKİLİ SAYIN ONUR ÖYMEN’İN LONDRA ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİNDE YAPTIĞI KONUŞMA

3 NİSAN 2005

Değerli arkadaşlar,

Bize Kıbrıs meselesi nasıl çözülür diye soruyorsunuz. Kıbrıs meselesi işte bizim yaptığımız gibi çözülür. Birlikte el ele vererek, bir bütün olarak.Şimdiye kadar çözemediysek, belki bu konuda bazı eksiklilerimiz oldu. Onun için burada sizleri birlikte görmekten çok büyük bir mutluluk duyuyorum.Kıbrısla ilgili çok şey söylendi, daha da söyleyeceğiz. Ama en önemli noktası şudur. Eğer biz Kıbrıs Türkleri ve Türkiye’deki Türkler olarak el ele verirsek, bir bütünlük ve dayanışma içinde olursak tek bir vücut olursak hiç kimse sırtımızı yere getiremez. Geçmişte de yapamadı, şimdi de yapamaz.

Değerli arkadaşlarım,

Size bir örnek vereyim. 1956 yılında Nasır Süveyş Kanalını millileştirdi. O kadar İngiliz ve Fransız askeri vardı. İngilizler, Fransızlar ve İsrailliler Süveyş’e bir askeri harekat yaptılar. Ama Amerika bunu tasvip etmiyordu. Amerikanın iradesine rağmen bunu yaptılar. Amerika çok büyük bir tepki gösterdi, bunu yapamazsınız, askerinizi çekin dedi. Soğuk Savaşın tam ortasında Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinde Rusya ile bir işbirliği yapıp bir karar çıkarttı ve İngiltere-Fransız-İsrail birliklerinin çekilmesini sağladı.

Değerli arkadaşlarım,

İngilizler ve Fransızlar ve İsrailliler üç gün dayanabildiler, dördüncü  gün bütün gemileri ve askerleri çekilmişti. Biz otuz yıldır dayanıyoruz. İşte bizim farkımız budur. Ambargolara dayanıyoruz, her türlü baskıya dayanıyoruz. Bunu nasıl yapıyoruz? Türk halkı Kıbrıs meselesini bir milli dava olarak benimsediği için otuz yıldır dayanıyoruz. Şimdi mi dayanamayacak? Biz yetmiş sente muhtaçken Amerikan ambargosu karşısında hiçbir taviz vermedik. Biliyor musunuz, biz uçaklarımızı fırlatma sistemleri olmadan uçurduk. Bu yüzden pek çok uçağımız arıza yaptı, pilotlarımız şehit oldu. Kıbrıs için şehit oldular. Kıbrıs’ta ölen askerlerimiz, insanlarımız, mücahitlerimiz ayrı. Ambargoya direnmek için biz şehit verdik arkadaşlar. Biz böyle bir milletin çocuklarıyız. Ama o zaman Türkiye’de baskılara direnecek devlet adamları vardı. Farkımız burada. Şimdi de direnmemiz lazım. Ama siyasetten sorumlu devlet adamları direnemiyorsa direnmeleri gerektiğini onlara siz göstereceksiniz. Kıbrıs meselesinin çözümü yine sizin elinizde. Kimseden medet ummayın, kimseye bakmayın. Tek bir hedef uğruna, tek bir bayrak uğruna, hizipleşmeden, bölünmeden birleşebiliyor musunuz, mutlaka kazanırsınız. Bunun aksi tarihte yoktur, Türklerin tarihinde hiç yoktur. Eğer bir davanın arkasında durduysak o davayı mutlaka kazanmışızdır. İşte Kurtuluş Savaşı’na bakın, Lozan’a bakın, en son örnek olarak Kardak’a bakın. Bunlarda nasıl dayandıysak, nasıl başardıysak bunda da öyle başaracağız.

Şimdi size bazı unsurları hatırlatmak istiyorum. Kıbrıs meselesinin az bilinen taraflar var ve en önemli tarafları bu az bilinen tarafları. Kıbrıs meselesini doğru anlamak için doğru sözleri söylememiz lazım. Birinci soru: Kıbrıs adasındaki bütün bu sorunlar dünyanın başka bir adasında olsaydı Kıbrıs meselesi bu hale gelir miydi? Bu kadar uzar mıydı? Bu kadar güçlüklerle karşılaşır mıydı? Kıbrıs bulunduğu coğrafyanın bedelini ödüyor. Çünkü Kıbrıs dünyanın en hassas coğrafyalarından, stratejik mevkilerinden birinde bulunuyor. Ruslar diyorlar ki, Kıbrıs batırılamaz bir uçak gemisidir. Niçin? Çünkü Kıbrıs’taki üslerden kalkacak uçaklar bütün bu bölgeyi kontrol altına alabilir. İngilizler dünyanın pek çok tarafındaki üslerden çekildiler. Uzakdoğu’dan, Hindistan’dan, Yemen’den ve Ortadoğu’dan çekildiler. İki yerden çekilmediler: Biri Cebelitarık, biri Kıbrıs. Çünkü bu iki nokta son derece stratejik mevkilerdir. Kıbrıs Antlaşmaları yapılırken niçin oraya egemen üsler ifadesi koydurdular? İşte bunun için. Meselenin bu boyutunu görmezseniz Kıbrıs meselesini hiç anlayamazsınız. Kıbrıs meselesini sadece Türkler ve Rumlar arasında bir ihtilaf olarak algılarsanız, bu meseleyi çok eksik görürsünüz. Kıbrıs meselesinin özünde bu unsurlar yatıyor. Şimdi şu soruyu kendi kendimize sormamız gerekiyor: Türkiye’nin Kıbrıs harekatından sonra bizden en çok ne istendi? Türkiye’den en çok talep edilenleri şöyle bir alt alta yazınız. Birinci sırada Türk askerinin çekilmesi gelmektedir. Bütün dünya bundan rahatsız. Bugüne kadar bir tek saldırı mı yaptık? Bir masum insana zara mı verdik? BM Barış Gücü’nün yerine getiremediği barışı sağlama görevini yerine getirmedik mi? Niçin bizim askerimizi istemiyorsunuz? Bizim askerimizin size ne mahzuru var? Siz Türkiye’nin bir bölgesel güç olmasını istemiyorsunuz. Sizin en büyük rahatsızlığınız Türkiye’nin bir askeri harekatı başarıyla yürüteceğini kanıtlamasıdır.

Size bir şey anlatayım. Bunlardan bahsedildiğini hiçbir yerde okumazsınız ve hiçbir yerde bunlar yazmaz. Türkiye Kıbrıs’a müdahale etti, sonra ne oldu? İngilizlerin Lapka’da askeri tesisleri vardı. Ne oldu? Geri çektiler. Magosa limanında askeri tesisleri vardı, geri çektiler. Amerika’nın Ortaköy’de uzay üssü vardı, kapattılar. Niçin? Biz mi istedik? Biz düşman askeri miyiz? Biz sizin müttefikiniz değil miyiz? Niçin çekiyorsunuz askerlerinizi? Çünkü üslerinizde Kıbrıslı Rumlarla çok yakın ilişkilerde bulunuyordunuz, onun için çekildiniz. Türklerle Rumlar arasında tarafsız kalamayacağınızı bildiğiniz için çekildiniz. Bizimle de aynı seviyede ilişki kurmak zorunda kalacaktınız, bunu da yapamayacağınızı biliyordunuz. Çünkü Kıbrıs’taki üsler bir çok bakımdan Rumlara bağımlıdır. Elektriğinizi ve suyunuzu Rumlardan alırsınız. Ayrıca üslerinizin dışında askeri eğitim alanlarınız vardır. Ayrıca Kıbrıs dağlarında radar sistemleriniz vardır. Siz bu tesislerden Rusya’nın ta içindeki füze tesislerini gözetleyebilirsiniz. Onun için Rumlarla iyi ilişkiler içinde bulunmak zorundasınız. Niçin başından beri Kıbrıslı Rumların yanında yer aldılar? İşte bunun için. Kıbrıslı Rumlarla karşı karşıya geldikleri zaman üsler konusunda çok ciddi sıkıntı çekeceklerdi. İngilizler ve Amerikalılar Türk düşmanı oldukları için değil kendi menfaatleri bunu gerektirdiği için Rumlarla iyi geçinmek zorundaydılar. O yüzden Meclislerinde bu konuyla ilgili bütün kararlar Rumların istediği gibi çıkmıştır. İşte hiçbir kusurumuz olmadığı halde bunun bedelini biz ödüyoruz. Size şunu tavsiye ediyorum Kissinger’ın son çıkan anılarını okuyunuz. Diyor ki, Türkiye’nin Kıbrıs harekatı sırasında birkaç gün önce vefat eden o zamanın Dışişleri Bakanı Callaghan bana dedi ki diyor, biz Türklere karşı bir harekat yapacağız, lütfen bize yardımcı olun. Kissinger demiş ki, bunu aklınızdan çıkarın, Ford iki gün önce başkan oldu, ben bunu ona söyleyemem, hiç bana bunu söylememiş olun. Böylelikle İngilizleri bir askeri harekattan caydırmış. İngiltere’nin, savaş gemileri, denizaltıları Akdeniz’e gelmişlerdi. Bunlar niye geldiler? Gerekirse silah kullanarak Türkleri durduracaklardı. Kıbrıs İngilizler için stratejik açıdan o kadar önemlidir. Bunu hiç unutmamak lazım. O günden sonra bütün çabalarıyla Türk askerinin adadan çekilmesi için çalıştılar. Efendim, Rumlar Türkleri öldürüyormuş, büyük katliamlar yapılıyormuş, ama Hükümet olarak bunları kınadınız mı? Kıbrıs Antlaşmalarının ihlal edilmesini, Kıbrıslı Türklerin devlet yönetiminden dışlanmasını eleştirdiniz mi? Bunları yapmadınız. Niçin? İşte bu anlattıklarımdan dolayı.

Şimdi biz bunları görmüyoruz, o yüzden çok basit olaylara odaklanıyoruz. Oysa Kıbrıs meselesinin özünde bunlar yatıyor. Türkiye’nin sıkıntısı bunun içindir. Biz bu sıkıntıları bile bile ambargolara direndik ve askerlerimizi çekmedik ve çekmeyeceğiz. Bir lüzum olursa, Kıbrıslı Türklerin can güvenliği garanti altına alınırsa o zaman düşünürüz. 1975’ten sonra çeşitli müzakereler yaptık. 77’de Denktaş-Makaryos, 79’da Denktaş-Kipriyanu görüşmeleri yapıldı, bunlarda anlaşmalara varıldı. İki devletli, iki kesimli bir çözüm olacak falan dendi. Sonra Kofi Annan planı çıktı. Bu planın bazı özellikleri kamuoyunda hiç tartışılmadı. Bir kere Kofi Annan Planı ilk çıktığında Sayın Denktaş’ın sağlık durumu iyi değildi, ağır bir ameliyat geçirmişti. Kofi Annan Planının iki şartı vardı: Birincisi, iki hafta içinde Annan’a bir cevap verilecek, iki bu plandan halka bahsedilmeyecek. Siz Denktaş’ı nasıl bir lider olarak görüyorsunuz da bu planı halkından gizleyecek. Bu nasıl bir demokrasi anlayışıdır. Denktaş bu olamaz dedi, halka danıştı. İkinci özelliği şu: Kofi Annan Planının dünyada bir benzerini bilen varsa lütfen bana da söylesin. Uluslar arası ilişkilerde kural şudur: Devletler anlaşır, hükümetler anlaşır, gerekirse daha sonra bu anlaşmayı halkoyuna sunarsınız. Ama devletlerin anlaşmadığı bir konunun halkoyuna sunulmasının örneğini bilen varsa bana da söylesin. Dünyada ilk kez olan bir şey. Hükümet yöneticileri oturuyor, anlaşamıyorlar, Birleşmiş Milletler buna hayır diyor, biz bunu halka sunacağız. Halka neyi soruyorsunuz? Bu 9000 sayfalık bir metin, ben metni göremedim. Metni göremediğim gibi göreni de göremedim. Herkese sordum. Sayın Denktaş’a sordum, siz bu metni gördünüz mü diye. Dedi ki görmedim. Bana, dedi, küçük bir özet verdiler, ondan sonra sordum, bu 9000 sayfa kaç top kağıt yapar, dediler ki 15 top. Bu 15 top kağıt yerine, planın özetini koyup plan budur dediler diyor. Bir plan düşünün ki, o planın halkına sunulduğu devletin cumhurbaşkanı planı görmemiş. Bütün arkadaşlara sordum, gören var mı dedim. Bir tanesi efendim ben gördüm dedi. Nasıl gördün dedim. Dedi ki, bu planı bir arabaya koymuşlar uzaktan geçerken gördüm. Yani güler misiniz, ağlar mısınız? Bu kadar gayriciddi bir referandum olur mu? Siz KKTC vatandaşı olarak neye oy verdiğinizi biliyor musunuz? Bizim tarihimizin en kötü antlaşması Sevr antlaşmasıdır. Biz hala bugün metnini utanç metni sayarız. Ama Sevr antlaşmasını imzalayanlar bile antlaşma metnini görmüşlerdir. Bizim hükümetimiz diyor ki, lütfen imzalayın. Meclis’te küçük bir metin dağıtmışlar, 200 sayfa kadar. Ama bunun dışında neler var? Kimse bilmiyor. Sağdan soldan bazı parçalarına ulaşmaya çalıştık, bir de baktık ki, içinde öyle hususlar var ki açıkça uluslar arası hukuka aykırı. Mesela diyor ki, Kıbrıs karasularından geçecek yabancı savaş gemileri Kıbrıs Hükümetinden izin alacaktır. Uluslar arası hukukta böyle bir şey yok. Uluslar arası hukukta zararsız geçiş hakkı vardır. Eğer kıyı bölgesine bir zarar vermiyorsanız, o sulardan geçme hakkınız vardır. Bugün bütün Türk savaş gemileri, Ege’deki Yunan karasularından Yunan hükümetinden izin almadan geçiş yapma hakkına sahiptir. Ama Kıbrıs’ta geçemeyecekler. Onbin kilometrekarelik bir deniz sahasını kapatıyorsunuz. Antalya’dan kalkıp Hayfa limanına gitmek isteyen bir savaş gemisi önce İskenderun Körfezine girecek, ondan sonra gidecek. Başka ne var? Bitişik bölge unsuru var. Yani o kadar geniş yetkiler veriyor ki, Türkiye’nin yetkileri daralıyor. Bunun Türkiye’nin güvenliği açısından sakıncaları var. Kıbrıs’ın hava sahası, Türkiye’nin iki mil yakınına kadar geliyor. Başka neler var? Kıbrıslı Rumların çıkarttığı kanunlar var. Bunlardan bir tanesi diyor ki, Anadolu’da Türkler Rumlara karşı soykırım yapmıştır. Her sene Kıbrıs’ta belli bir günü soykırım günü olarak anarlar. Başka ne var? Kıbrıslı Rumların Yunanistan’la ve başka ülkelerle yaptıkları anlaşmalar var. Siz oy verirken bunlara da oy veriyorsunuz.


Bu belge Konferanslar, Konuşmalar arşivinde bulunmaktadır.