Burdur Belediyesince Düzenlenen Konferans

CHP İstanbul Milletvekili Onur Öymen’in Burdur Belediyesince Düzenlenen Konferansta Yaptığı Konuşma

27 Ağustos 2003

Sayın Başkan, değerli konuklar,

Önce nazik davetiniz için içtenlikle teşekkür ederim. Ülkemiz gerçekten dış politika alanında sıcak gelişmelerle karşı karşıyadır. O bakımdan bu konferans için seçtiğiniz başlık gerçek durumu yansıtıyor. Bir yandan komşumuz Irak büyük bir kaos ve istikrarsızlık ortamına sürükleniyor. Her gün çok sayıda insan hayatını kaybediyor. Türkiye’nin de bu kaosa sürüklenmesini önerenler, yurt içinden ve yurt dışından Türkiye’yi buna zorlayanlar görülüyor. Kıbrıs konusu da önemini koruyor. Orada da Türkiye’nin ve Kıbrıslı Türklerin güvenlik çıkarlarını tehdit edecek önerilerin Türk tarafına zorla kabul ettirilmesine çalışıldığı görülüyor. Türkiye-AB ilişkilerinde de zor bir dönemden geçiyoruz. Bir yandan Türkiye gerekli yasal düzenlemeleri yaparak Kopenhag kriterlerini yerine getirdiğini kanıtlamaya çalışırken bir yandan da Avrupa’daki bazı çevreler Türkiye’nin üyeliğine karşı tutumlarını sık sık dile getiriyorlar.

Hükümetin bütün bu konularda tutarlı ve kararlı politikalar izlemekten uzak olduğunu görüyoruz. İktidar sık sık zigzaglar çiziyor ve dış baskılara karşı direnme gücüne sahip görünmüyor.

Bütün bu konularda biz CHP olarak ne düşünüyoruz? Ne yapıyoruz? Nasıl bir tavır sergiliyoruz? İşte sizinle bu konuları görüşmek için Burdur’a geldim. Bir yandan bu alanlardaki görüşlerimizi ve çalışmalarımızı anlatmaya çalışacağım, bir yandan da sizin görüşlerinizi almaya, sorularınızı cevaplandırmaya gayret edeceğim.

Önce en güncel mesele olan Irak’la ilgili gelişmeleri ele alalım. Diğer konuları da soru-cevap bölümünde ele alabiliriz.

Irak’taki gelişmeleri bir bütünlük içinde ele almak ve resmin bütününü görmek gerekiyor. Uzun yıllardan beri Irak’ın bölge içinde bir istikrarsızlık kaynağı olduğu doğrudur. Bu ülkenin Kuveyt’i işgalini, Halepçe’de kimyasal silah kullanılarak 5000’i aşkın insanın öldürüldüğünü unutmadık. CHP olarak bu olayları o zaman da kınadık, bugün de kınıyoruz. Daha sonra Irak’ta kimyasal ve biyolojik silahların tümüyle imha edilip edilmediği konusunda Birleşmiş Milletler denetçilerinin faaliyetlerini destekledik. Amerika’nın bu silahların hala mevcut olduğu yolundaki iddiaları Birleşmiş Milletler ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansının bölgeye gönderdiği gözlemciler tarafından onaylanmadı. Amerika buna rağmen bu silahların varlığı iddia etmeyi sürdürdü ve bu gerekçeyle Irak’a askeri bir müdahalede bulundu. Biz o zaman da bu müdahaleye karşı çıktık. BM gözlemcilerine bu çalışmalarını sürdürmeleri için zaman tanınması gerektiğini söyledik.

Amerika askeri müdahale kararını verdikten sonra Türkiye üzerinden de bir cephe açmak istediğini söyledi. Türkiye’den bu yolda talepte bulundu. Biz buna karşı çıktık ve Türkiye’nin böyle bir talebi kabul etmesinin Anayasamızın ihlali anlamına geleceğini belirttik. Zira bizim anayasamızın 92. maddesi, TBMM’nin yabancı bir ülkeden asker kabul edilmesi, yabancı ülkelere Türk askeri gönderilmesi ve savaş ilanı kararlarını ancak uluslararası hukukun meşru saydığı hallerde alabileceğini belirtiyor. Oysa Amerikan askeri müdahalesini meşru sayacak bir BM Güvenlik Konseyi kararı kabul edilmiş değildi ve biz Türkiye üzerinden cephe açılması kararını verseydik anayasamızı açıkça ihlal etmiş olacaktık. Bu konuda yapılan oylamada Grup kararı almamamıza rağmen CHP’li bütün milletvekilleri bu tezkereye hayır oyu vereceklerini açıkladılar.

Neticede AKP üyesi yüze yakın milletvekili tezkereye karşı veya çekimser oy kullanınca tezkere reddedilmiş oldu. CHP’nin yaptığı muhalefetin, bu konuda sergilediği hukuka, anayasaya ve ülke çıkarlarına uygun tutumun AKP üyesi birçok milletvekilini etkilediği görüldü. Böylece biz CHP olarak tezkerenin reddinde önemli bir rol oynadık. Türkiye’yi savaşın dışında tutmakla ülkemizin güvenliğine, esenliğine büyük katkı sağladık. Bazıları CHP ne yaptı diye soruyor. İşte bunu yaptık. Ülkeyi barış içinde yaşatmaktan daha büyük katkı olabilir mi? Biz bunu yapmasaydık ülkemiz şu anda Irak’taki kaos ortamının içine sürüklenmiş olacaktı. Güneydoğu Anadolu’da yaklaşık 40.000 amerikan askeri konuşlanmış olacaktı. Biz o zaman dedik ki, bu topraklarda bir tek asker görmek istiyoruz, o da Türk askeridir, bir tek bayrak görmek istiyoruz, o da Türk bayrağıdır. Şimdi bu hedefimize ulaşmanın mutluluğunu yaşıyoruz. Türkiye savaşın dışında kalınca bu yılın ilk aylarında durma noktasına gelen turizm yeniden canlandı, rekor düzeylere yükseldi. Savaş nedeniyle ekonomimizin karşılaşabileceği sıkıntılar ortadan kalktı. Fena mı oldu? Hala tezkerenin reddedilmesinin yanlış olduğunu savunanlara sormak lazımdır, ülkemizi barış içinde yaşatmakla, askerlerimizin hayatını korumakla yanlık bir iş mi yaptık? Türkiye tezkereyi reddedince Avrupa ülkelerindeki itibarımız arttı. Türkiye’yi o zamana kadar ABD’nin bir Truva atı gibi görenler yanıldıklarını anladılar. Avrupa basınında tezkerenin reddinden sonra Türkiye hakkında çok olumlu yazılar yayınlandı. Fransızlar Paris Büyükelçiliğimizin önüne çiçekler koydular. Şimdi hükümet bile Meclisin bu kararının olumlu yankılarını kabul etmek zorunda kalıyor. Ama unutulmasın ki, Meclisin bu kararı hükümetin sayesinde değil, hükümete rağmen alınmıştır.

Sonra ne oldu? Hükümet 20 Mart tarihinde Meclis yeni bir tezkere sunarak yabancı hava kuvvetlerinin Türk hava sahasını kullanmaları ve Türk askerlerinin Kuzey Irak’a gönderilmesi için yetki istedi. AKP’lilerin oyu ile Meclis’ten bu yetkiyi aldılar. Peki Kuzey Irak’a asker gönderebildiler mi? Hayır. Niçin gönderemediler? Çünkü Amerika buna karşı çıktı. Bir ülke kendi sınırlarının korunması için yurt dışına, sınır bölgelerine asker göndermek isterse bunun için yabancılardan izin alır mı? İcazet ister mi? Ne yazık ki, böyle bir duruma düşülmüştür. Gerekçe ne idi? Amerikalılar ne diyordu? Türkiye’nin asker göndermesine ihtiyaç yok. Biz Kuzey Irak’taki teröristleri bertaraf ederiz. Silahlı Kürt Grupların Kerkük ve Musul’a girmelerine izin vermeyiz. Neticede ne oldu? Kerkük ve Musul’a silahlı Kürt grupları girdiler, hatta orada çok sayıda Türkmen soydaşımıza saldırdılar, onlardan bir bölümünü öldürdüler, yaraladılar. Amerika maalesef PKK/KADEK teröristlerinin etkisiz hale getirilmesi için şimdiye kadar hiçbir şey yapmadı. Tek bir terörist bile yakalanıp Türkiye’ye iade edilmedi. Daha sonra dediler ki, Türkiye bu teröristlere af çıkartsın onlar da gelip teslim olsunlar, gerisini biz hallederiz. Biz buna itiraz ettik, yabancı bir ülkenin telkiniyle, baskısıyla af çıkartılmaz. Bu bir zaaf unsuru olarak sayılır, geçmişte teröristlere af çıkartan ülkeler çok olumsuz durumlarla karşılaştılar, İspanya’da 1976 yılında terör affı çıkartıldıktan sonra terör 10 kat arttı dedik. Dinlemediler. Sonunda ne oldu. Af çıktıktan sonra hapishanelerdeki bazı teröristler serbest bırakıldı ama dağdakiler inmediler, Irak’taki teröristlerden teslim olanların sayısı iki elin parmaklarını aşmadı. Hükümet bu af yasasını çıkartarak çok yanlış bir iş yapmıştır. Amerika ne yapmıştır? Hiçbir şey yapmamıştır. Kuzey Irak’taki PKK teröristlerini etkisiz kılacak en küçük bir adım atılmamıştır. Af yasasının çıkmasından sonra neredeyse bir ay geçmiştir ama tek bir terörist bile yakalanmamıştır. Ülkemize, askerlerimize, mezralardaki sivil halkımıza karşı terör olayları artmıştır.

Bu arada Süleymaniye kentinde askerlerimiz haksız yere göz altına alınmış,elleri kelepçelenerek ve başlarına çuval geçirilerek onur kırıcı bir muameleye tabi tutulmuşlardır. Bu yalnız askerlerimizin değil, bütün milletimizin onurunu kırmıştır.

Bu olay üzerine biz dedik ki, hükümet derhal Amerika’ya bir protesto notası vermelidir. Bu olayın sorumlularını yakalayıp cezalandırmalıdır. Türkiye’den özür dilenmelidir. Kendine saygısı olan ciddi bir devlet böyle yapar dedik. Ne yazık ki, bunlardan hiç biri yapılmamıştır. Hükümet bir nota vermeye bile cesaret edememiştir. Büyük devletler özür dilemez denilerek uluslar arasındaki ilişkilerin devletlerin egemen eşitliği üzerine bina edildiğini görmezlikten gelmiş, Türkiye’yi, küçük, ikinci sınıf bir devlet durumuna düşürecek bir tavır sergilemiştir. Biz bu tutumu reddettiğimizi söyledik.

Şimdi deniliyor ki, Türkiye Irak’a asker göndersin. Ama şartları var: Türk askeri Kuzey Irak’ta konuşlandırılmasın, Türkmenlerin bulunduğu bölgede de konuşlanmasın. Nerede konuşlansın? Amerikan askerlerinin en çok saldırıya uğradıkları bölgelerde…

Değerli arkadaşlar, Türk askerlerinin yurt dışına gönderilmesi, biraz önce de söyledim. BM Güvenlik Konseyinin bununla ilgili bir karar almasına bağlıdır. Böyle bir karar alınmış mıdır? Hayır alınmamıştır. Ama öyle anlaşılıyor ki, ABD de şimdi BM ile temas ederek bu yönde bir karar çıkartılmasının  şartlarını oluşturmaya çalışıyor. Irakta barışın, istikrarın sağlanmasının tek yolu budur. Biz başından beri bunu söylüyoruz, diğer pek çok ülke de bunu söylüyor.

Türkiye’de bazı çevreler ilk tezkerenin reddinden sonra ülkemizin mahçup duruma düştüğünü, bundan sonra ABD ne isterse yapmamızın uygun olacağını, yoksa başımıza büyük felaketler geleceğini söyleyip yazmaya başladılar.

Arkadaşlar dış politika korkuyla, endişeyle yapılmaz. Dış politika cesaret ister. Başkalarının kaş çatmasına bakarak ülkenizin güvenliğini, temel çıkarlarını tehlikeye atamazsınız. Dış baskılara karşı direnme gücünüz olacak. Dış politikada başarının anahtarı yabancılara şirin gözükmek için onların her dediği yapmak değildir. Bunu yaparsanız kendinizi ikinci sınıf bir ülke haline düşürürsünüz. Türk milleti en zor şartlarda bile özgüvenini, kendisine olan saygısını kaybetmemiştir. Daha Kurtuluş Savaşı başlamadan Türkiye’nin yabancıların baskılarına, gücüne direnemeyeceğini söyleyenler çıkmıştır. Erzurum ve Sivas Kongrelerinde Türkiye’nin bir Amerikan mandası haline getirilmesini, yani Amerikanın himayesinde bir devlet yapılmasını önerenler çıkmıştır. Atatürk bütün bu önerileri elinin tersiyle itmiştir. Teslimiyetçiliği kabul etmemiştir. İşte bugün biz de CHP’liler olarak teslimiyetçiliği reddediyoruz.

Bu yaklaşımımız ABD düşmanlığı anlamına gelmiyor. Tam tersine biz Amerikanın dostluğunun, işbirliğinin, Amerika ile ittifak ilişkilerinin Türkiye’nin de çıkarına olduğunu düşünüyoruz. Ama bu başka şeydir, Amerikanın her istediğini, hiç düşünmeden, hukuka, anayasaya aykırı olup olmadığına bakmadan gözü kapalı kabul etmek başka şeydir. Amerika bizim dostumuzdur, müttefiğimizdir ama velinimetimiz değildir.

Birleşmiş Milletler Irak’ta asayişi, düzeni sağlamak için bir barış gücü oluşturulmasına karar verirse Türkiye buna katılmayı düşünebilir, buna olumlu yaklaşabilir, ama bu olmadan oradaki Amerikan askerlerine kalkan olarak, adeta bir taşeron gibi Irak’a asker göndermek yanlıştır. Askerlerimizin hayatını gereksiz yere tehlikeye atamayız. Irak halkını kendimize düşman hale getiremeyiz. Belli ki, bugünkü koşullarda asker göndermemizi Irak halkı da istemiyor. Orada askerlerimize düşmanca davranacakları anlaşılıyor. Bu şartlar altında asker göndermek çok yanlış olur. Komşuda yangın varsa hareketsiz kalamayız deniliyor. Doğrudur. Yangının söndürülmesine katkıda bulunmalıyız. Ama yangın söndürmenin yolu kendimizi ateşe atmak değildir. Bunun yolu bir BM barış gücü oluşturulmasıdır.

Bir konu daha var, Amerikan Hazine Bakan Yardımcısı dün verdiği demeçte Türkiye’ye verilecek 8.5 milyar dolarlık hibenin askeri açıdan Amerikanın beklentilerini Türkiye’nin karşılaması şartına bağlanacağını söylemiş. Bunun açık anlamı asker gönderirseniz parayı veririz, yoksa vermeyizdir.

Arkadaşlar bizim hiçbir yere gönderecek paralı askerimiz yoktur. Tür ordusu bir lejyonerler ordusu değildir. Türkiye dış politikasını bahşiş bekleyerek tespit etmez. Para vaadiyle Türkiye’ye siyasi karar aldıramazsınız. Biz böyle teklifler yapılmasını bile gurur kırıcı sayarız. Bu gibi önerileri hükümetin derhal reddetmesini bekliyoruz.

İşte değerli arkadaşlar CHP bütün bu konuları iç politika düşünceleriyle değil, ulusal çıkarların korunmasını öncelikli hedef sayarak takip ediyor, görüşlerini bu doğrultuda TBMM’de ve kamu oyunda açıklıyor. Biz bu ülkeyi ve partimizi kuran Büyük Atatürk’ün gösterdiği doğrultuda Türkiye’nin çıkarlarını savunmaya yılmadan, bıkmadan, usanmadan devam edeceğiz. İnanıyoruz ki, partimizin tutumu halkımızın da beklentileri ve özlemleri doğrultusundadır.

Hepinizi saygılarımla, sevgilerimle selamlıyorum.


Bu belge Konferanslar, Konuşmalar arşivinde bulunmaktadır.