TV8, Verheugen’in Türkiye Ziyareti

ONUR ÖYMEN
TV8 – 9 EYLÜL 2004

Sunucu- Bir “Söz Meclisten İçeri” programında yine sizlerle birlikteyiz. Bu haftaki konuğum CHP Genel Başkan Yardımcısı ve emekli büyükelçi, o sıfatı özellikle dış politika konuşacağımız için belirtmek istiyorum, Sayın Onur Öymen hoşgeldiniz.

Sayın Öymen’le özellikle AB ile ilgili süreçteki son gelişmeleri ele alacağız. Tabi daha güncel birkaç konuda var, onları da değerlendirmesini rica edeceğiz. Bu 2-3 gündür yine AB ile yatıyoruz ve kalkıyoruz. Genişlemeden sorumlu komiser Verheugen Türkiye’de. Bugün ayrıldı Türkiye’den. Onun izlenimleri, gezi değerlendirmeleri, açıklamaları var. Özellikle Diyarbakır’daki temasları ile ilgili kamuoyuna da yansıyan bazı durumlar var.

Olumlu mesajlar verdi. Müzakere tarihinin başlanabileceğini de, müzakere tarihi verileceğini de ima etti bir ön müjde şekilde. Raporunda çok pozitif bir değerlendirme olarak sunulacağını söyledi.

Şimdi, borsada coştu. Yani borsa kaç kişiyi ilgilendirir bilmiyorum ama tarihi rekorlar kırıyor. Siz nasıl değerlendiriyorsunuz. Şimdi bir defa şunu sormak istiyorum. Diyarbakır’ı programına alıyor ve sonra dengelemek üzere, mesela İzmir’de yaptığı temaslara bakıyorum ciddi anlamda bir temas yok. Ama Diyarbakır önemli bir temas ili olarak veyahut bölgesi olarak değerlendiriliyor ve sonrada bunların toplamında ortaya çıkan değerlendirmelerde hep Diyarbakır ve o bölge, doğu bölgesine yönelik bir takım açıklamalarda bulunuyor. Bu enteresan gelmedi mi size? Bana enteresan geldi, onun için size sormak istiyorum.

Onur ÖYMEN- Sayın Verheugen’in sözlerini, değerlendirmelerini bizde önemle izliyoruz. Fakat ihtiyatla değerlendiriyoruz. Bunun iki sebebi var. Bir kere, Türkiye ile ilgili olarak müzakerelerin başlama kararını komisyon vermeyecek, AB hükümetlerinin başkanlarından oluşan zirve verecek.

İkincisi, komisyon raporu 6 Ekimde yayınlanacak, fakat bu raporu tek başına Verheugen imzalamayacak. Bu, komisyonun bütün üyelerinin katılımıyla yayınlanacak bir rapor olacak. Tabi ki, genişlemeden sorumlu komiser olarak Verheugen’in raporun hazırlanmasında önemli bir etkisi olacaktır. Ama Verheugen’in ağzından çıkan her sözü komisyonun hazırlayacağı raporunun metninin ne şekilde kaleme alacağının bir işareti gibi görmemek lazım.

Söyledikleri arasında biz zaman zaman çelişkiler görüyoruz. Mesela Ankara’da yaptığı konuşmada, üyelik müzakerelerinin başlaması için Türkiye’nin Güney Kıbrıs’ı tanıması şart değildir diyordu. Diyarbakır’da yaptığı konuşmada da, Güney Kıbrıs’la Gümrük Birliğine girmesi şarttır. Başka türlü üyelik süreci yürümez diyor.

Hangisi doğru bunlardan? Yani bir ülkeyi tanımadan Gümrük Birliğine girebilir misiniz? Türkiye’den ne isteniyor? Kuzey Kıbrıs’tan daha fazla, daha yakın ilişkiyi Güney Kıbrıs’la kurması mı isteniyor?

Böyle çelişkiler var. Bir taraftan Ankara’da, Türkiye’den artık başka bir talebimiz yoktur. Yeni bir taleple ortaya çıkmıyoruz diyor. Diyarbakır’da yaptığı konuşmada, Kürt meselesinde Türkiye’nin eksiklikleri, Türkiye’nin yerine getirmediği taahhütler var diyor.

Şimdi bunlardan hangisidir gerçek görüşü? Rapora ne yansıyacak bu belli değil. Ama şurası muhakkak ki, daha doğrusu bizim aldığımız izlenim o ki, komisyonun zirveye sunacağı raporda bir taraftan Türkiye’nin olumlu yönde attığı adımlar yer alacaktır. Bunlardan övgüyle söz edilecektir. Bir taraftan Türkiye’nin yapmadıkları anlatılacaktır. Eksiklikleri, özellikle uygulamadaki aksaklıklar dile getirilecektir ve neticede karar zirvede alınacaktır.

Şimdi bizim için iki tane önemli gösterge olacak. Birincisi, komisyonun raporunu gözümüzle görmemiz lazım. Okumamız lazım. Ne yazıyor bu raporda? Şimdi onu o zaman değerlendireceğiz.

Sunucu- Daha önce yine aynı konularda Türkiye’nin aleyhine sert tanımlamalar var.

Onur ÖYMEN- Hakikaten 5 yıldır aynı şeyi söylüyorum diyor. Ama 5 yıldan beri konuşmaları alt alta yazarsanız  çok farklılıklar göreceksiniz. Bunu dikkate almak lazım.

İkincisi, Verheugen kiminle görüştü Türkiye’de? Hükümetle görüştü. Sivil toplum örgütleriyle görüştü. İşçi ve işveren kuruluşlarıyla görüştü. Diyarbakır’da belediye başkanları ile görüştü. Bazı valilerle, kaymakamlarla görüştü. Yani demokrasinin ana unsurlarını oluşturan kesimlerle görüştüğü gibi bir tablo çıkıyor. Din adamlarıyla görüştü İstanbul’da. Kiminle görüşmedi? Demokrasinin asli unsuru olan ana muhalefet partisiyle görüşmedi.

Sunucu- Sizi elde bir mi sayıyor?

Onur ÖYMEN- Daha önceki temaslarında görüşmüştü. Bizimde görüşlerimizi almıştı. Bu defa acaba niçin görüşmedi? Bunu da biraz yadırgıyoruz. Ben kişisel görüşüm olarak söyleyeyim, bu kadar önemli bir aşamada hazırlanan reform sürecine katkıda bulunmuş, Anayasa, yasa değişikliklerine ve AB üyeliği hedefini öncelikli hedeflerinden biri sayan ana muhalefet partisiyle bir temas sağlamamasını bu defa yadırgadık.

Sunucu- Leyla Zana ve tahliye olan 4 DEP’li eski milletvekilleriyle görüşüyor.

Onur ÖYMEN- Mesela onlarla görüşüyor. Ana muhalefet milletvekilleriyle görüşmüyor. Bunun izahı nedir? Bunun izahını biz bulamıyoruz. Şimdi göreceğiz. Rapor nasıl kaleme alınacak? İçinde hangi unsurlar olacak ve ondan sonra zirvede ne karar çıkacak?

Şimdi böyle iyimser hava yaratmak çok iyidir, inşallah her şey çok iyi olur. İnşallah rapor çok iyi çıkar. Zirvede çok iyi kararlar çıkar. Ama biz son kararı görene kadar ihtiyatı elden bırakmayız ve göreceğiz gözümüzle. O zaman gerçek bir değerlendirme yapacağız. Yani aynen Polonya’ya yapıldığı gibi kayıtsız, koşulsuz Türkiye’yle üyelik müzakerelerinin hemen başlamasını öngören bir karar mı çıkacak? Yoksa biraz zamana yayan, bazı koşullar ve beklentiler içeren bir karar mı çıkacak? İleride bu müzakere sürenini askıya alınması yolunu açan bir karar mı çıkacak? Bundan da bahsediliyor. Brüksel’deki bazı çevrelerden bunu da duyuyoruz.

Bütün bunları göreceğiz. Ayrıca yeni beklentimiz yoktur diyor. Fakat bir taraftan da milli özgürlükler konusundaki eksiklikler var diyor. Mesela, Ruhban okulunun açılması, gayrimüslim vakıflarla ilgili yeni düzenlemeler yapılması gibi beklentilerden vaz mı geçtiler? Yoksa bunları nasıl olsa Türk hükümeti yapacak diye mi yeni beklentimiz yok diyorlar? Göreceğiz.

Kıbrıs’ı gündeme getirecekler mi yeniden? Yani Rumların istedikleri doğrultuda Annan Planını daha da ağırlaştıracak bir değişiklik paketimi çıkacak karşımıza? Yoksa BM Güvenlik Konseyi kararıyla mı bu planı Rumların istediği yönde değiştirmeye çalışacaklar? Bütün bunları göreceğiz

Ama her halükarda ihtiyatı elden bırakmamak lazım. Bu konularda tam üyelik hedefi bir milli hedeftir. Bizimde muhalefet partisi olarak tam üyelik hedefine olan bağlılığımız çok açıktır. Bunu defalarca söyledik. Ama bunu gözü kapalı bir şekilde yürütmemek lazım. Biz iktidarı da bu konuda daha dikkatli olmaya davet ediyoruz. Sadece söylenen bazı güzel sözlerin peşinden giderek rüzgarın önünde uçuşan bir yaprak gibi kendi boyutumuz, kendi hedeflerimizi bir yana bırakarak savrulmayalım.

Sunucu- Bu temaslar sırasında son günlerde, Türk Ceza Kanunundaki zina ile ilgili maddesi tartışma konusu yapıldı. Zaman zaman birden bire suni gündemler ve tartışmalarla belki de hükümet bunu bilinçli yapıyor bilemiyorum ama bütün dikkatler esas ana tartışma konularından başka tarafa kayıyor.

Biraz önce açıklama vardı. AKP’nin MKYK toplantısında yine Türk Ceza Kanunuyla ilgili tasarıya son şekli verilmiş. Bu zina diye adlandırdığımız maddede yine ısrarcı olunuyor. Sayın Başbakanın açıklamaları var. Daha dün yine, “biz kadının haklarını koruyoruz,  biz muhafazakar bir partiyiz, seçmenimizi de dikkate almalıyız” şeklinde.

Şimdi şöyle bir şey gündeme geliyor. Arka arkaya bir sürü uyum yasaları çıkardılar. Hatta bunlar çok süratli çıkarıldı. Mecliste de sağlıklı bir tartışmadan geçtiğini söyleyebilir miyiz bilmiyorum. Ondan da kuşkum var. Ama en azından kamuoyunun önünde hiç tartışılmadı.

Birçok uyum yasaları çıktı, Hatta bunlar içinde terörle mücadele ile ilgili o meşhur 8.maddenin değişikliği de dahil ki, orada çok ciddi, mesela zafiyetler gündeme geldi. O zafiyetlerin ne ölçüde olduğunu özellikle PKK terörünün şiddetlendiği bir süreçte görüyoruz.

Çok fazla sağlıklı tartışmadan geçmediği için alelacele bu yasaları çıkartıyoruz. Hepsinde hükümetin gerekçesi AB uyumu. Peki bu zina tartışması birden bire gündeme geldi. Sayın komiserde böyle şey yapmayın, iyi değil diyor. AB ülkelerinden, AB’den çeşitli komisyon başkanlarının değerlendirmeleri var. Bu normal hukuk sistemine uygun olan bir davranış değildir deniliyor. Fakat buna rağmen hükümet bunu ısrarla yapıyor. Bu bir çelişki değil mi?

Onur ÖYMEN- Çelişki olsa gene iyi. Birkaç tane çelişki var içiçe. Bir tanesi şu; Sayın Başbakan, biz bunları kadınların haklarını korumak için yaptık diyor. Yani kadın haklarını savunan bir parti, iktidar partisi. Peki öyleyse son Anayasa değişikliklerinde bizim kadın haklarını savunan önerilerimizi reddettiniz? Niçin bizim Avrupa Anayasasındaki hükümlerin kendi Anayasamıza alınması yönündeki önerilerimizi reddettiniz? Niçin bizim diğer Avrupa ülkelerindeki kadın hakları ile ilgili düzenlemeleri Türk Anayasasına koymamızı reddettiniz? Hani kadın haklarını savunuyordunuz? Demek ki, burada bir çelişki var.

İkincisi, siz niçin Meclisi olağanüstü toplantıya çağırıyorsunuz. Türk Ceza Kanunu geçsin diye. Peki Meclis normal toplandığı zamanda bu yapabilirdi? Niçin bunu 15 gün önceye alıp, Meclisi olağanüstü toplantıya çağırıyorsunuz? Çünkü diyorsunuz ki, bu yasa AB Komisyonun raporunu yayınlayacağı 6 Ekimden önce bitmelidir.

Demek ki, siz AB’ye Türkiye’nin Ceza Yasası alanında tamamen Avrupa normlarını benimsediğini göstermek için yapıyorsunuz bütün bunları. Peki madem öyle niçin bu zina konusunda AB’ye tamamen ters düşen bir düzenlemede ısrar ediyorsunuz? Burada bir çelişki var.

Hangi Avrupa ülkesinde var zinanın hapis cezasıyla cezalandırılmasını öngören bir hüküm? Hiçbirinde yok. Verheugen’in kendisi bugün ayrılmadan, “bu bir şakadır. Ancak bu bir şaka olabilir. Türkiye’nin AB ilişkileriyle ilgili böyle bir dönemde zina konusunu ön plana çıkarması aklın alacağı bir iş değil” diyor.

Hakikaten mantık açısından tutarlılığı yok. Eğer siz AB normlarına uymak için bir an önce Ceza Yasasını değiştirelim diyorsanız niçin Avrupa normlarına hiç uymayan bir duruma sokmak istiyorsunuz?

Sunucu- Hem Sayın Başbakan, hem Adalet Bakanı, hem bazı bakanların açıklamalarında da şöyle bir yorum getiriliyor. Türkiye’nin şartları var diyor. Biz biliyorsunuz AB sürecinde bu Türkiye’nin şartlarını çok tartıştık. Yani “AB’ye evet” ama diye başladınız mı onun sonucunda “AB’ye hayır” çıkıyor. Türkiye’nin şartları üniter devlette sıkıntı olabilecek kanun tasarılarını hazırlamada gelmiyor.

Onur ÖYMEN- İşinize geldiği zaman Türkiye’nin şartlarını ön plana çıkaracaksınız. İşinize geldiği zaman AB normlarını ön plana çıkaracaksınız. Askerler hiçbir şekilde beyanat vermesinler, politikayla hiç ilgilenmesinler. Niye? Çünkü Avrupa böyle istiyor. Ama Ceza Yasası düzenlenirken zina ile ilgili böyle bir hüküm olsun. Niye? Türkiye’nin şartları bunu gerektiriyor.

Şimdi bunlar tutarlı değil. Milli Güvenlik Kuruluyla ilgili düzenlemeler sırasında da söyledik. Evet, düzenleme gerekiyor, yapılması lazım. Ama bunu yaparken AB ülkelerinin düzenlemelerinin gerisine gitmeyin dedik. Hiç değilse o düzeni tutturalım dedik. Bir çok somut maddede onun da gerisine gittiler.

O bakımdan hükümetin maalesef bu konularda çelişkili, tutarlı olmayan bir yaklaşım içinde olduğunu görüyoruz ve bu yaklaşımlarla Türkiye’nin AB’ye girmesi çok zor olur. Yani üyelik müzakereleri başlamasın demiyorum ama bu yaklaşımı sürdürerek AB’ye giremezsiniz. AB’ye girmek için Avrupalı olacaksınız. Avrupa zihniyetine sahip olacaksınız.

Sunucu- Alman Dışişleri Bakanının 3 gün önce beyanatını hatırlayın lütfen. Müzakere tarihi mutlaka verilmelidir diyor. Verilmezse doğru bir yaklaşım olmaz. Ama Türkiye 10-15 yıldan önce AB’ye girmeyi düşünmemeli. 15 yıl sonra girecek demiyor.

Onur ÖYMEN- Bunu niçin söylüyor? Onun iki tane sebebi var. Bir tanesi, Türkiye’ye karşı olan çevreleri teskin etmek istiyorlar. Siz merak etmeyin, biz müzakerelere başlarsak bu o kadar uzun zaman sürer ki, sonunda ne olacağı belli olmaz. Onun için karşı çıkmayın diye onları teskin etmeye çalışıyor.

Bize de mesaj veriyorlar. Diyorlar ki, siz müzakerelere başlıyoruz diye fazla heveslenmeyin. Daha erken bir tarihte üye olmayı da ümit etmeyin. Bu ne demek? Türkiye AB’ye son olarak giren, mesela Polonya, Çek Cumhuriyeti, Baltık ülkeleri, Macaristan, Slovakya gibi ülkelerin 15 sene gerisindedir. Siz 15 sene sonra ancak onların bugünkü düzeyine gelirsiniz. Bu doğru mu? Bu gerçekçi mi? Yoksa bu Avrupa’da Türkiye’nin üyeliğini hala hazmedemeyen bazı siyasi çevreleri, siyasi partileri, halkın bir kesimini tatmin etmeye yönelik beyanlar mı?

Şimdi gerçekten çok açık konuşmak lazım. Halkın önünde doğruları söylemek lazım. Türkiye bizce bu ülkelerin hiçbirisinin gerisinde değildir. Bakınız, Hırvatistan daha Türkiye’nin ulaştığı düzeye ulaşamadı. Yani Türkiye’nin ulaştığı resmi adaylık düzeyine ulaşmadan önce AB zirvesi karar aldı, komisyon raporunu da beklemeden Ocak ayında Hırvatistan’la müzakerelere başlıyoruz dedi. Niye bizimle başlamıyorsunuz?

Hırvatistan 2007 yılında Bulgaristan ve Romanya’yla birlikte üye olmalıdır deniyor. Niye? Çünkü o yönde siyasi irade var. Hırvatistan’ın üyeliğine karşı çıkan hiçbir ülke yok, hiçbir siyasi parti yok. O zaman farklı bir standart uygulayabiliyorlar. Ama Türkiye’ye gelince dini, sebepten, kültürel sebepten, işçilerin serbest dolaşımı, başka sebeplerden, çeşitli itiraz konuları ve itiraz odakları olduğu için Türkiye meselesini mümkün oldukları kadar zamana yayalım diyorlar. Yani büsbütün artık hayırda diyemeyeceğiz., Türkiye’yi reddedersek bunun sonuçları bizim içinde olumsuz olur. Ama kısa bir zaman içinde, 4-5-6 senede üye yapacağımız izlenimini de hiç vermeyelim ve mümkün olduğu kadar bunu zamana yayalım.

Nasıl zamana yayacaksınız? Mesela müzakereye başladık diyeceksiniz, ama müzakerenin içeriğine geçmeden önce bir inceleme süreci başlatalım diyeceksiniz. Bir rivayet budur. Esas müzakerelere girmeden Türkiye’yi inceleyecekler veya diyecekler ki, Türkiye’den hala şu şu beklentilerimiz var, eğer müzakerelere başladığımız tarihte bunlar tam yerine gelmemişse müzakereleri bunlar yerine gelene kadar askıya alabiliriz.

Sunucu- Burada şimdi iç politikaya yönelik olarak onları anlıyorum. İç politikaya yönelik olarak da hükümetin adeta hazırlığından söz ediliyor. Bir takım kamuoyuna yansıyan haberler var. Mesela önümüzdeki yıl Mayıs yada Haziran ayında baskın bir seçim gündeme gelebilir. Gerçi bunu AKP’li bazı bakanlar yalanlıyorlar. Ama geçmişte de Gümrük Birliği anlaşmasıyla AB’ye girdik diye biz 40 gün 40 gece şölenler yaptık. Ondan sonrada seçime girdik ve tabi bunun Gümrük Birliğinin aşağı yukarı 10 yıl faturası da 87 milyar dolar civarında oldu.

Burada müzakere tarihini koşullu dahi verse hükümetin bunu sanki AB’ye girdik gibi kamuoyuna lanse etmesi gündeme gelebilecek deniliyor.

Onur ÖYMEN- Onun için biz bugünden uyarıyoruz. Yani bize bir tarih verilirse hemen zafer çığlığı atmayın diyoruz. Bu tarih koşullu mu koşulsuz mu? Beklentili mi beklentisiz mi? Buna bakmak lazım. Bu tarihte aynen Polonya gibi hemen müzakerelere geçecek miyiz? Yoksa böyle geciktirme taktiklerimi uygulanacak? Buna bakmak lazım.

Böyle aşırı bir sevinç belirtisinde bulunmak iç politika açısından hükümete belki bir şey kazandırabilir.

Sunucu- Böyle vadeli bir tarih verdiği ülke var mı?

Onur ÖYMEN- Şimdi diyorlar ki, Mesela biz Polonya’ya bunu vermedik ama vermemekten pişman olduk. Çünkü müzakere sürecinde Polonyalılar bazı istediklerini bize kabul ettirdiler. Direndiler. AB olarak her istediğimizi Polonya’ya kabul ettiremedik.

Bulgaristan ve Romanya sürecini biraz askıya alabiliriz diye düşündüler. Onları iki yıl geciktirebildiler. Ama neticede böyle bir durumda olan başka bir ülke yok. Yani resmen adaylık statüsü tanındıktan sonra 5 yıl bekleme odasında bekletilen Türkiye’den başka ülke yok.  1999 Aralığında bizim resmi adaylığımız kabul edildi. Bakınız, 5 yıl geçti hala biz tarih almaktan bahsediyoruz. Niçin tarih almak? Niçin tarih almayı bir hedef  yapıyoruz da müzakere  masasına oturmak demiyoruz.

Doğrusu bunun, müzakere masasına oturmaktır. Hangi ülke bizden başka tarih almayı bir hedef saydı. Hiç kimse. Niye? Çünkü aday olduktan sonra resmen masaya oturdular, müzakereye başladılar. Biz ise, “aman, bir tarih verinde gerisi bizim için o kadar önemli değil” diyoruz. Neden? Çünkü kamuoyuna mesaj verme ihtiyacımız var.

Sunucu- İç kamuoyuna mesaj vermeye gelince, bir yanlışlığın sonucu icabında iş uzarsa, baskın seçim kararı almazlarsa, hükümetin aleyhine bir durum getirmez mi? Kamuoyunda siz bir beklenti doğuruyorsunuz. Diyarbakır temaslarından sonra yaptığı açıklama var Verheugen’in. Benim düşüncemin çok üstünde beklentiler var diyor. Bunu AB karşılayabilir mi? Bir de siz hükümet olarak oradan şartlı bile verilen müzakere tarihine, tamam zafer dediniz mi, o zaman insanlar bu AB’nin yansımalarını görelim diyecekler.

Onur ÖYMEN- Yalnız bu değil başka unsurlarda var. Hükümetin şu sırada çok rahat bir durumda olduğunu tahmin etmiyorum. Yani bir çok konuda hükümet sıkıntı içindedir. Amerikalıları Kuzey Irak’taki PKK’nın tasfiyesine ikna edememişlerdir ve oradaki terör üstünden yararlanan teröristler Türkiye’ye geliyor, her Allahın günü askerlerimizi, korucularımızı, polislerimizi şehit ediyor.

Bu hükümet için büyük bir başarısızlık. Gene Kuzey Irak’ta PKK’nın vaktiyle kaçırdığı 11 bin vatandaşımız var. Bunları alamıyoruz. Kerkük’teki Türkler perişan. Barzani’nin açıklaması var. Kerkük’ü bir Kürt şehri yapmak için savaşa hazırız diyor. Biz ne diyoruz buna karşı?

Amerikalıları ikna edemediniz, PKK ile savaşmak için. Siz biliyor musunuz ki, Kuzey Irak’ın pek çok şehrinde Kerkük dahil PKK’nın 4 tane 5 tane bürosu var. Sokaklara masa koyup imza topluyor PKK. Hiçbir şey yapılmıyor. Ne Amerikalılar ne geçici Irak yönetimi. Irak Cumhurbaşkanı geldi, niye bunları anlatmadınız? Niye tedbir istemediniz? Amerikalılarla her gün görüşüyorsunuz, buna da mı mani olamazsınız? Bunu da mı sağlayamazsınız? Sağlayamadılar.

Bakın, 8,5 milyar dolarlık krediyi alamıyorlar. Hükümetin karnesine bakacak olursanız, bunun gibi başarısızlıklarla dolu. Kıbrıs’ta dediler ki, siz evet deyin, derhal tanınma için faaliyet geçeceğiz. Evet dediler, Rumlar reddetti, tanınma yolunda hiçbir adım bile atamadılar.

Ambargoları kaldıracağız hemen, merak etmeyin dediler. 4 aydan fazla zaman geçti Ambargoları kaldıramadılar. Bakın, evet kampanyasının öncülüğünü yapan Kıbrıs Türk Ticaret Odasının açıklaması var. Güneye balık gönderdik reddettiler diyor. Kuzeyde tutulan balığı bile kabul etmiyorum ve siz böyle bir durumu başarı gibi Türk halkına anlattınız, zaferdir dediniz. Hani zafer? Kıbrıs Türklerinin şu andaki durumuna bakın ve referandumdan önceki duruma nazaran en küçük bir ilerleme olmadığını görün. Durum bu.

Bakın, bizdeki bilgiye göre 2005 yılında devlet 186 katrilyon iç ve dış borç ve faiz ödeyecek. Nereden bulacaksınız bu parayı? “IMF bize verir öderiz” diyorlar. IMF size kayıtsız, koşulsuz verir mi? Birde bu kadar fazla açığı nasıl kapatacaksınız? Yatırımları durduracaksınız, sonucunda işsizlik artacak. Zaten durmuş gibi, büsbütün durduracaksınız.

Cari açık 10 milyar doları aştı, daha da ileri gidiyor. Bunun dışında, dış ticaret açığı rekor düzeye çıktı. Yani hükümet ekonomik açıdan bütün çizilmek istenen pembe tablolara nazaran bir dar boğaza giriyor.

Sunucu- Siz peki önümüzdeki Haziran ayında bir baskın seçim bekliyor musunuz?

Onur ÖYMEN- Biz her an hazırız. Eğer bir seçim olursa bu halka, bu iktidarı değiştirme fırsatı vermek anlamına gelir. Biz, Türk halkının sağduyusuna güveniyoruz. Bu hükümeti denediler. Bir çok insan bir de bunları deneyelim diye oy verdiler. İşte denediniz. Biz her gittiğimiz yerde soruyoruz, bu iktidar işbaşına gelmeden önceki durumunuza nazaran bugünkü durumunuzda ilerleme var mı? Yani başka arkadaşlarımı bilemem, ama benim konuştuğum insanların içinde şimdi eskisinden çok daha iyiyiz  diyene rastlamadım.

Sunucu- Çok teşekkürler Sayın Öymen.


Bu belge Görsel Basın arşivinde bulunmaktadır.