CHP Bursa Milletvekili Onur Öymen’in Olay TV’ye Verdiği Mülakat

CHP Bursa Milletvekili Onur Öymen’in Olay TV’ye Verdiği Mülakat

Önce bir bütün olarak bakmak lazım. Dikkat edilirse 20 yıldan beri aşağı yukarı, bütün dünyada bir demokratikleşme cereyanı var. Doğu Avrupa önce, SSCB baskısından kurtuldu, demokrasiye geçti. Latin Amerika ülkeleri ki hergün diktatörlerin darbe ile iş başına geldikleri ülkeler, demokrasiye geçti. Uzak Doğu, Afrika demokrasiye geçti, bir tek Orta Doğu demokrasiye geçemedi. Acaba niçin? İşte bunun sebebinde biraz büyük devletlerin Orta Doğu petrolleri dolasıyla bu bölgede otoriter rejimlerle çalışma alışkanlığına, tercihine bağlamak lazım. Bu ülkelerin halkı artık bu kadar uzun süre devam eden baskı rejimlerine tepki göstermeye başladı. Önce kıvılcım Tunus’tan çakıldı sonra tüm Orta Doğu ülkelerine yayılıyor. Libya hem önemli petrol ülkesidir, hem de çok katı önlemlerle idare edilen bir ülkedir. Şimdi işte Kaddafi’nin son açıklamalarında görüyoruz, ayaklanmacıları açıkça ölümle tehdit ediyor. Şimdi bu çağdaş dünyada kabul edilebilecek bir şey değildir. Efendim onların iç işleri onlar öyle uygun görmüşler, insanlarını öldürüyorlar diyemezsiniz. Çünkü artık BM kurulduğundan beri insan hakları bir iç mesele sayılamaz. Hiçbir ülke kalkıp da ben vatandaşıma istediğim gibi eziyet edebilirim, istediğim gibi onları öldürebilirim kimse de karışamaz diyemez. Bütün dünyanın ilgilenmesi gereken bir konudur. Bazı ilginç göstergeler var. Kaddafi her ne kadar mücadeleye devam edeceğini söylüyorsa da, dün Libya içişleri bakanı istifa ediyor ve orduyu hükümete karşı ayaklananlara destek olmaya davet ediyor. Adalet bakanı istifa etti. Bazı havacı subaylar uçaklarla Malta’ya gidip iltica hakkı istediler. Büyükelçiler görevlerinden istifa ediyor peş peşe. Bu gösteriyor ki bir çözülme var. Kaç kişiyi öldürerek idare edeceksiniz bu durumu? bazı şehirlerin Bingazi gibi bu ayaklananların elinde olduğuna dair bilgiler var. Şimdi bu nereye kadar gider bilinmez. Yalnız burada şuna dikkat etmek lazım, uluslararası kamuoyu, büyük devletler, Türkiye gibi ülkeler, belli ilkelerin arkasında durma basireti göstermeliler. Ya Kaddafi şu kadar insanı öldürdükten sonra durumu kontrol altında tutarsa  ve baskı rejimi sürdürürse, bizim de orada petrol menfaatlerimiz var, inşaatlarımız var. İyisi mi biz etliye sütlüye karışmayalım, diyemeyiz. Türkiye gibi ülkeler ve çağdaş batı ülkeleri bu gibi ilkelerin arkasında duracak cesareti göstermeliler.

Biz günlerce önce söyledik, bu gibi durumlarda Türkiye ne yapabilir diye sorulduğunda biz BM’ye müracaat etmesi gerekir dedik. Daha önce de örnekleri var BM böyle durumlarda devreye girmiştir Bosna başta olmak üzere ve etkili rol oynamışlardır. BM ile bu konuda mutlaka konuşulması lazım. Neticede dünya kamuoyu Libya halkını kendi kaderi ile başbaşa bırakamaz. Orada yapılan açıklamalardan da biliyoruz ki bir iç savaş tehlikesi var. Orada bir iç savaş en kötü ihtimallerden biridir. İspanya’da iç savaş oldu 1 milyon insan öldü. Güvenliğin sağlanması lazım, makul ölçülerde, halkın beklediği şekilde demokrasiye geçilmesi lazım. En ileri demokrasiye 1 günde geçilmeyeceğini biliyoruz ama bu yolda adımlar atılarak, Libya adım adım demokratik ülkeler içinde yer alırsa bu hem Libya halkı için iyi olacaktır, hem bölge halkları için iyi olacaktır, hem de o ülkelerle yakın ilişkiler içinde olan Türkiye için iyi olacaktır. Kilit kelime demokrasidir.

ABD’nin devreye tek başına girmesinden  çok BM faaliyeti düşünülebilir. ABD’nin tek başına operasyon ihtimalini çok kuvvetli görmüyorum. Bu direnişler başlamadan önce Orta Doğu ülkelerinin de demokrasi içinde yaşamaya hakkı olduğu hakkında bir tek cümle söylemediler. Orada insan haklarının, demokrasinin geliştirilmesi gerektiği, çağdaş bir yapıya kavuşturulması gerektiği falan hiç söylenmedi. Bu ülkelerle iyi ilişkiler kuralım, varsın halkları baskı altında olsun. Türkiye çok ilgili gözüküyor fakat kısa bir süre önce başbakan Libya’ya gidip Kaddafi’nin elinden ödül aldı. O zaman Libya halkı ile ilgili hiçbir şey söylemedi. Libya’nın veya herhangi bir Orta Doğu ülkesinin demokrasi içinde yaşama hakkı ile ilgili bir cümleleri var mı, demokrasi ile ilgili bir cümleleri var mı? Biz söyledik. Yıllardan beri söylüyoruz. İktidardan böyle bir şey duymadık. Bölge ile ilişkiler deyince onların aklına önce ticaret, tabi her ülke ticari menfaatine bakar ama onun dışında işin insani boyutu var. Bunu düşünen yok. Din kardeşliğimiz, kültür bağlılığımız var, ticari ilişklerimiz var gerisi bizi alakadar etmez. Bunu dediğiniz zaman işte böyle patlamalar oluyor. Türkiye ve diğer ülkeler zamanında bu bölgelere demokrasinin gelmesi için adım atsalardı şimdi böyle olmayacaktı. İnsanlar öldü, Türk vatandaşı da öldü, yazık günah değil mi?

Can güvenliğinden daha önemli bir konumuz olamaz. Ticari menfaatler daha sonra gelir. Önce oradaki vatandaşlarımızı tahliye ederek can güvenliklerini sağlamak lazım. Daha sonra bi şekilde taşlar yerine oturacaktır. Umarız ki demokrasi zemininde taşlar yerine oturur. Şu sırada ticari menfaatimizden çok can güvenliğini sağlamayı düşünmek zorundayız. Sonuncu vatandaşımızı da tahliye etmek zorundayız. Sadece kendi vatandaşlarımızı düşünürsek bu da eksik değerlendirme olur. Başka ülkelerin de vatandaşları var. Libya halkı var. O insanların da can güvenliğini düşünmek bizim boynumuzun borcudur. Mademki o bölge için çok önemli bir ülkeyiz, o zaman bize düşen o bölgedeki insanların güvenlik içinde yaşamalarını sağlamak. Özgürlük içinde yaşamalarını sağlamak.

Biz Türkiye’ye hiçbir olayın sıçramasını istemeyiz. Türkiye’nin kendi koşulları var. Laik, demokratik, çağdaş bir ülkedir. Bölge ülkeleri ile benzerlikleri o açıdan yoktur. Ama şunu unutmayalım ki bu olaylar bazen mantık ölçülerini de aşabiliyor. Sirayet etme özelliği var. 1968’de Fransa’da öğrenci hareketleri oldu, herkes bunu Fransa’nın meselesi gibi gördü. Biz de öyle gördük o zaman. Sonra bir baktık ki tüm Avrupa’ya yayıldı, Türkiye’ye yayıldı. Fransa’da hatırladığım, bir tek öğrenci ölmüşken, Türkiye’deki olaylar dallandı, budaklandı,  ne kadar çok insanımız hayatını kaybetti. Bizim bu konularda temkinli olmamız lazım. Hükümete düşen görev de gerginlik yaratmamaktır. Hele böyle nazik bir dönemden geçilirken, bölge yangın yerine dönmüşken, biz yumuşak bir uslupla siyasetimizi yürütmeliyiz. Çatışma uslubu sürdürürsek, burada en büyük görev başbakana düşüyor, Türklere tahriplerine açık bir ortam yaratılmış olur. Onun için bizim tavsiyemiz hükümete ateşe benzin dökmemesi ve daha makul gitmesidir. Bölgede de barış, huzur, istikrar ortamı yaratılması için hizmet etmesidir. makul ölçüler içinde tabi. Bunu yaptığınız zaman ne faydası var? 1. O ülkenin halklarına faydası var. 2. Bölgede barışa faydası var. Bölge, dünyada en çok çatışma olan bölgelerin başında geliyor. Ama tarih boyunca demokrasiler arasında hiç savaş olmamış. Onun için bölgeye demokrasinin yayılmasında katkıda bulunursanız, barışa da katkıda bulunursunuz. Bizim hükümete önerilerimiz hep bu doğrultuda olmuştur.

Bazı ülkeler, Orta Doğu ülkelerinde gençlerin internet üzerinden birleşerek bir tepki gösterelim, şurada buluşalım dediğini duyuyoruz. Bu hayata geçer mi geçmez mi? Yemen’de, Bahreyn’de, Ürdün’de de var. Irak’ta da başlamış. Nerede biter? Bir de bu olayları gideceği yer neresidir? Bunu gerçek demokrasi özlemiyle yapanlar vardır, katı şeriatçı rejimler kurmak için yapanlar vardır, anarşist hareketler için yapanlar vardır. Libya’da duyuyoruz, ellerinde satırlarla, baltalarla önüne gelen yeri tahrip edenler varmış. Bunlar demokrasi seçimi yapmıyor. Orada soygun yapanlar var. Her ülkede olabilir bunlar, olmuştur da geçmişte. Türkiye’de de hatırlayalım 6-7 Eylül olaylarını. Burada belki herkes aynı görüşte sokağa çıkmış değil ama ben inanıyorum ki sokağa çıkanların büyük çoğunluğu gerçek bir demokrasi özlemi içindeler. Dünyanın bugünkü koşullarında, her ülkenin demokrasilerini izleyebildiğiniz bir ortamda, bu ülkelerin vatandaşlarının çağdaş demokrasilerdeki hayat biçimine özenmemeleri mümkün değil. Siz insanlara her türlü dünyayı gösteriyorsunuz, o insanlar özgürce yaşıyor, seçimle iktidarlar geliyor gidiyor. Hayır diyorsunuz siz yaşayamazsınız, 30 yıl, 40 yıl, kaç yılsa, katı, baskıcı rejimlerin altında yaşamak zorundasınız. Bu yanlış. Bir yanlış da şu, tüm dünyayı etkileyen bir yazar var Huntington, ABD’de,  medeniyetler çatışması diye bir ktap yazmıştı. Orada diyor ki demokrasi sadece hristiyan ülkelerde olur. Halkı müslüman olan ülkelerde demokrasi olamaz. Türkiye istisna diyor. Bunun aksini kanıtlayan ülke Türkiye. Biz bunu laiklikle yaptk. Laiklik olmasaydı demokratik bir ülke olamayacaktık.  Başka ülkelerin de demokratikleşme yolunda adımlar atmasını teşvik etmek lazım. Çünkü daha önce de defalarca açıkladık, halkı müslüman olan bir ülkeye laiklik gerekir demokrasi için. Dünyada halkı müslüman olan kaç ülkede demkrasi var gerçek anlamda? İki ülkede. Biri Türkiye, diğeri Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti. Şimdi bütün bölgelere örnek olabilecek KKTC’yi baskı altına alarak yönlendirmeye çalışıyoruz. Hükümetin yaptığı budur ve çok büyük yanlıştır. KKTC’yi bölgeye örnek göstereceksiniz. Bak biz yaptık, yapanlar da var, nasıl oluyor siz yapamıyorsunuz diye. Bence Türkiye’nin bölgede demokrasinin, insan haklarının, özgürlüklerin öncüsü olması lazım. Bunun için çalışması lazım.

Evvelce Slovenya ve Hırvatistan’da Yugoslavya’dan kopmak için eylemler olduğu zaman diyorlar ki siz Bosna’dan korkun. En tehlikeli yer Bosna. Bosna’da farklı etnik gruplar bir arada yaşıyor. Nitekim en vahim olaylar Bosna’da oldu. Şimdi de en dikkat edilmesi gereken yerlerin başında Irak geliyor. Çünkü Irak’ta farklı etnik gruplar var. Sunniler, Şiiler, Kürtler Türkmenler, Asuriler vs. falan. Bir başka tehlike Irak’ta en az 3, belki de 4 tane bağımsız ordu var. Hiçbir ülkede böyle bir şey yoktur. Orada hükümetin ordusu, Barzani’nin ordusu, Talabani’nin ordusu var. Belki Şiilerin ordusu var falan. Yani bunun o ülkelerde Irak açısından bakıldığında çok büyük tehlike olduğunu görüyoruz. Yani bir halk hareketlenmesi olduğunda Irak’ta bunun nereden geleceği kestirilemez. Halkın çoğunluğu Şii. İran ile özel bağları var. Geçmişte çok kanlı savaşlar yaşandı Irak-İran arasında. O bakımdan bizim dikkat etmemiz gereken şey Irak’ın barış be huzur içinde olmasıdır, bunun için de yapılması geeken şey Irak’tan terörizmin tasfiye edilmesi gerekmektedir. PKK terörünün mutlaka tasfiye edilmesi lazım. Bir ülkenin toplarklarında serbestçe faaliyet gösterebiliyorsa terör örgütleri, bu olayda Türkiye açısından değil, o ülkenin kendisi açısından da ciddi bir tehlike oluşturur. Lübnan’a çok özel bir dikkat gösterilmesi gerekir. Orada devletin ordusunun dışında Hizbullah ordusu var.

Şimdi İran’ın halkının da tüm bu görüşmelere kayıtsız kalması zor. İşin ilginç tarafı şu ki, bölgede Türkiye dışında ilk demokratik hareket İran’da başlamıştır. 1953 yılında meclis Musaddık’ı başbakanlığa getirdi. Başbakan Musaddık demokratik bir ülke ve İran petrollerinin demokratikleşmesini vaadediyordu. Başbakan olduktan sonra İran petrollerini millileştirdi. Fakat buna tahammül edemeyen bazı büyük devletler bir komplo düzenleyerek  halkı tahrik ettiler, kendi başbakanlarına karşı ayaklandırdılar. O sokak hareketleri ile Musaddık devrildi. Onun yerine yine otoriter bir rejimi sürdürecek başbakan getirildi Zahiri. Musaddık seçildiğinde Tahran’dan kaçan Şah geri döndü, sonunda petrolleri yine yabancı devletlere geri verdiler. Yani bölgenin demokratikleşmesini somut olarak engelleyici adımlar atan ülkeler olmuştur. Bu ülkeler de demokratik ülkelerdir. Kendi halklarına layık gördükleri demokrasiyi Orta Doğu halklarına layık görmemişlerdir.


Bu belge Basın arşivinde bulunmaktadır.