Son Eklenenler:
- Kıbrıs’ta beklenmedik gelişmeler – Onur Öymen – Cumhuriyet Gazetesi – 18 Nisan 2025
- SPUTNİK AJANSININ ADANA MUTABAKATIYLA İLGİLİ SORULARINA KARŞILIK VERDİĞİM MÜLAKAT 27 OCAK 2019
- ODA TV’DEN NURZAN AMURAN’A VERİLEN MÜLAKAT 27 EKİM 2019
- 3 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramının 99. yıldönümü Hakkında 25 NİSAN 2019
- CUMHURİYETTE “ ABD’NİN AMACI DEVLETÇİKLER OLUŞTURMAK” ADLI MÜLAKAT 24 AĞUSTOS 2019
- GAZETE DURUM’DAN BAHADIR SELİM DİLEK İLE MÜLAKAT “VETO HAKKINI SONUNA KADAR KULLANMALIYIZ 23 MAYIS 2022
- Cumhuriyet gazetesi Tuncay Mollaveisoğlu imzasıyla ve “Türkiye Geri Adım Atamaz” başlığıyla yayınlanan mülakat 22 TEMMUZ 2019
- ABD BAŞKANI TRUMP’IN AMERİKA’NIN 1987 TARİHLİ ORTA MENZİLLİ NÜKLEER SİLAHLAR ANTLAŞMASINI (INF) ASKIYA ALMA KARARIYLA İLGİLİ OLARAK SPUTNİK HABER AJANSINA VE BAŞKA YAYIN ORGANLARINA VERİLEN DEMEÇ 22 ŞUBAT 2019
- Türkiye’deki Demokrasi, İnsan Hakları, Basın Özgürlüğü ve Düşünce Özgürlüğü Alanlarındaki Eleştiriler Hakkında 21 KASIM 2019
- Erdoğan ve ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence görüşmesi ardından 18 EKİM 2019

CHP Bursa Milletvekili Onur Öymen’in Bursa’da Verdiği Güncel Dış Politika Hakkındaki Konferans Konuşması
Bursa- Dış Politika Üzerine
Değerli arkadaşlar, önce Bursalı hemşerilerimize yaşanan büyük sel felaketi dolayısıyla geçmiş olsun diyoruz. Hayatını kaybeden vatandaşımıza Allahtan rahmet diliyoruz, ailesine baş sağlığı diliyoruz. Bursa gibi Türkiye’nin birçok bakımdan en gelişmiş ilinde, böyle bir felaketin yaşanmış olması, son derece düşündürücüdür, hüzün vericidir. Devletin alt yapı çalışmalarında bu kadar yetersiz kalması Bursa’da hayatı felce uğratmıştır. Bildiğimiz kadarıyla son altı yılda, altı buçuk yılda, dere ıslah çalışmalarında yapılması gereken işler yapılmamış, yatırımlar da gerçekleştirilmemiştir. Bir süre önce Karahıdır köyüne giderek Gürsu’nun, orada benzeri bir durum görmüştük, dere ıslah çalışması yapılmadığı için köylülerin bütün tarlalarının sular altında kaldığını görmüştük ve ilgili bakanlığa bir soru önergesi vermiştik. Aldığımız cevap da hükümetin bu konuda hiçbir şey yapamayacağı açıkça ortaya çıkmıştı. Niçin yapamadıklarını anlatıyorlar. Yani yapacağız, edeceğiz, programa aldık demek filan yerine, orada niçin böyle bir çalışmanın yapılamadığı anlatılıyor. Gözümüzle görmüştük, şimdi aynı yerler bu son sel felaketinden sonra bir göl haline dönüşmüştür. Şehrin içine ilaveten şehrin dışında da alt yapı çalışmalarının yetersizliği dolayısıyla, maalesef Bursalı hemşerilerimiz hiç hak etmedikleri sıkıntılarla karşı karşıya kalmışlardır, evlerini günlerce terk etmek zorunda kalmışlardır, büyük maddi zarara uğramışlardır. Bunu üzüntüyle karşılıyoruz, bunun bir ders olmasını diliyoruz, hükümetin ve belediyenin gerekli yatırımları ve de ıslah çalışmalarını bir an önce gerçekleştirmesini bekliyoruz.
Değerli arkadaşlarım, diğer konulara geçmeden önce, bu akşam oynayacağı maç için Bursaspora başarılar diliyoruz. Manchester United karşısında başarılı bir sonuç alacağını ümit ediyoruz. En umulmadık maçlardan Türk takımları, başarıyla ayrılmışlardır. Ümit ediyoruz ki bu defa da ligde gösterdiği başarıyı Bursaspor orada da gösterecektir.
Değerli arkadaşlar, ülkemizin gündeminde çok önemli konular var, parti sözcülerimiz sık sık dile getiriyorlar, anlatıyorlar. Ben özellikle, bir iki konu üzerinde durmak istiyorum biraz, kamuoyunun dikkatini yeterince çekmeyen, bazı dış politika konuları var. Bunları dile getirmek istiyorum. Bunların başında, son günlerde füze kalkanı projesi geliyor. Bu füze kalkanı projesinin niteliğini kamuoyuna hükümet yeterince anlatabilmiş değildir, meclise getirmediler, dışişleri komisyonunda görüşmedik, genel kurulda görüşmedik. Hükümet ne gibi tekliflerle karşı karşıyadır, ne cevap veriyor? Bunları bilmiyoruz. Ama bildiğimiz şu, bu füze kalkanı projesi, Türkiye’nin güvenliği açısından, faydadan çok sakıncalar da getirebilecek bir projedir. Türkiye’yi bir hedef haline getirebilecek bir projedir. NATO ülkelerini korumak için bu projeyi yapıyoruz diyorlar. Soğuk Savaşın bitmesinden sonra Rusya’nın bir tehdit olarak algılanması geride kaldığı için öyle anlaşılıyor ki; bu projenin esas hedefi İran’dır. İran’ın elindeki füzeler de Türkiye dışında hiçbir Avrupa ülkesini vurmaya yeterli değildir. Menzilleri müsait değildir. Bu projelerin vurabileceği ülkeler Türkiye ve İsrail’den ibarettir. Türkiye’ye yönelik bir füze saldırısı bugünkü dünya koşullarında beklenmeyeceği için öyle anlaşılıyor ki bu projede bizim izlenimimize göre diyelim, esas akıllarda olan ülke İsrail’dir. İsrail daha önce Irak ve Suriye’deki nükleer santral projelerine saldırmıştı, bir bombardıman yapmıştı, hava bombardımanı. Bunları tahrip etmişti. Yabancı basında aylardan beri İran’daki nükleer projeye yönelik olarak İsrail’in bir müdahale de bulunup bulunamayacağı tartışılıyor. Ama böyle bir şey olursa herhalde İran, elindeki füzelerle İsrail’e karşı bir mukabil saldırıda bulunacaktır ve Türkiye’den beklenen de ülkesine yerleştireceği bir radar sistemi ile İran’ın füzelerini havada tahrip edici bir mekanizmanın parçası olmaktır. Işin esası bu. Şimdi peki Türkiye’de hava savunma füzeleri olmasın mı? Mutlaka olmalıdır. Eğer komşularınızda saldırı füzeleri varsa sizde de savunma füzeleri olacak. O nasıl olacak? Milli sistemler olacak. Kendi gücünüze dayanacaksınız. Komuta, kontrol yetkisi Türkiye’nin kendi elinde olacak. Bizim beklentimiz budur. Biz yıllardan beri bunu meclis çalışmalarında Sayın Milli Savunma Bakanına söylüyoruz, ama ne yazık ki bugüne kadar Türkiye bir milli füzesavar füze sistemi geliştirememiştir. Türkiye çeşitli ülkelerden de bu sistemi satın alabilir. Sadece Türkiye’nin ihtiyacı için düşünürseniz, bir milyar dolarlık bir projedir. Biraz daha geniş kapsamlı düşünürseniz, en çok iki-üç milyar dolarlık bir projedir. Ama kalkıp da bütün NATO’yu kapsayacak bir proje yapılacak derseniz; işte onun maliyeti sekiz milyar doların üstüne çıkıyor ki; Türkiye’nin birinci önceliği milli projedir. Niçin milli projedir? Şunun için, Türkiye’nin üyesi olduğu NATO ittifakına gayet tabi biz yıllardan beri askerlerimizi tahsis ettik. Çok yakın çalışma içersindeyiz, karar mekanizmaları içindeyiz, veto hakkına sahibiz. Ama bu füzesavar füze sisteminde maalesef NATO’dan her zaman beklediğimiz desteği görmüş değiliz. Daha önce biz NATO’dan da bu milli sistemleri oluşturmak için destek istemiştik alamamıştık. İkinci Körfez Savaşı sırasında gene NATO’dan Patriot füzeleri istedik, birinci savaşta almıştık, ikinci savaşta bir NATO ülkesinin itirazı yüzünden, NATO konseyinden çıkaramadık bu kararı ve o ülkenin üye olmadığı Savunma Planlama Komitesinden bir karar alarak son dakikada, bu füzeleri alabildik. Ama o ülke şu anda savunma planlama komitesine de üye oldu. Yani yarın aynı kriz olsa, aynı ülke aynı tutumu izlese biz NATO’dan alamayacağız demek ki o sistemleri. Bunları hükümet maalesef kamuoyuna anlatmıyor, dile getirmiyor. Çok ciddi sıkıntılar çekti Türkiye ve çekebilir. Geçmişte de hatırlayalım Küba Krizi sırasında Amerikalılar, Sovyetler Birliğinin Küba’ya füze yerleştirmesini engellemek için Türkiye’deki Jüpiter füzelerini bir pazarlık unsuru olarak geri çekmişlerdi ve Türk hükümetinin bundan haberi bile olmamıştı. O bakımdan bu füze işleri geçmişiyle ve bugün yaşadığımız tecrübeler de çok önemli bir iştir ve mutlaka bizim öteden beri artı olarak yıllardan beri savunduğumuz görüşe göre milli bir sistemimizin oluşturulması lazımdır. Aksi takdirde komutası ve kontrolü Türkiye’nin elinde olmayacak sistemler ilerde Türkiye’nin başına ciddi sıkıntılar açabilir. Bunu da hükümetin çok iyi değerlendirmesi lazım ve meclise gelip bunu tartışmaya açması lazım.
Şimdi değerli arkadaşlar, bunun dışında başka tartışmalar oluyor Türkiye ile ilgili olarak. Daha dün Amerika’da yapılan bir toplantıda Amerikan Dışişleri Bakan yardımcılarından biri Türkiye’nin eksen kaymasından bahsetti. Bazı konularda Türkiye’nin farklı politikalar izlemesinin Türk – Amerikan ilişkilerini olumsuz yönde etkileyebileceğini söyledi. Bu basınımızda yeterince yer almadı ama son derece önemli bir konudur. Hükümetin izlediği dış politikanın artık güven vermediği yurt dışında, açıkça ortaya çıkıyor. Gayet tabiî ki Türk hükümetinin politikasının en çok Türk halkına güven vermesi lazım. Ama Türk halkının yanı sıra yabancı devlet adamları da bu güveni hissetmiyorlar, yabancı ülkelerde bu güveni hissetmiyorlar. Çok başarılı olarak takdim edilen dış politikamızda ciddi aksaklıklar görüyoruz. Özellikle bu PKK ile mücadele konusunda hükümet maalesef ne Amerika’yı ikna edebilmiştir ne de Irak hükümetini ikna edebilmiştir. Bu yüzden terörist saldırıları devam ediyor, eylemsizlik söylemlerine rağmen, hala şehit vermeye devam ediyoruz. Bunu büyük bir üzüntüyle kaydediyoruz.
Şimdi değerli arkadaşlarım, AB ile ilişkiler gündemde de geri planda kaldı. En azından hükümet, Başbakan pek ağzına almıyor. Fakat orada çok ciddi bir durumla karşı karşıyayız. Biz 2005 yılında Hırvatistan’la aynı gün müzakerelere başladık. Hırvatistan bitirdi fiilen, önümüzdeki yıl AB’ne üye olacak. Biz daha müzakere başlıklarının ancak üçte birini açabilmiş vaziyetteyiz. Geri kalan başlıkları hem AB komisyonu, hem de aynı zamanda Fransa, Kıbrıs Rum kesimi gibi ülkeler engellemektedir. Sadece Kıbrıslı Rumlar, altı başlığın müzakereye açılmasını engelliyor. Türk kamuoyunda bundan bahsedildiğini hiç duymuyoruz, hükümet bunu ağzına almıyor. Şu anda Türkiye üzerine düşen her şeyi yapsa, beklenen bütün yasaları çıkartsa, müzakereye açacağımız başlık sayısı üçten ibarettir. Sadece üç başlık açabilecek durumdayız, oysa otuz beş başlığın, sadece on üçünü açabildik bugüne kadar. Çok ciddi meseledir.
Bir başka ciddi konu şudur, AB 2008 yılında bir karar aldı. AB konseyi yabancı düşman ile mücadele başlığı altında ama bizi çok ilgilendiren bir tarafı var, o da şudur, diyor ki, uluslararası, BM’in terörle, soykırım mücadele sözleşmesi hükümlerinin aksine ki; o hükümlere göre bir olayın soykırım olduğuna ancak bir uluslararası mahkeme karar verir diyor. AB’nin aldığı bu karar, milli mahkemelerin bu yolda karar almasına yol açıyor, imkân veriyor. Yani bir ülke derse ki; ben milli mahkememe bu görevi veriyorum, o ülkenin mahkemesi, söz gelimi 1915 olaylarının soykırım olup olmadığına karar verecek ve AB’nin kararına göre o ülkede siz eğer soykırım olmamıştır derseniz bunun için hapis cezası yatacaksınız. Şimdi AB konseyinin aldığı bu karar, önümüzdeki ay, kasım ayında yürürlüğe girecek. Biz karma parlamento komisyonunda bunun mücadelesini veriyoruz, oradan bir karar, bir tavsiye çıkartmaya gayret ediyoruz ama parlamentonun bu konuda bir yetkisi yoktur ancak bir tavsiyede bulunabilir. Çıkartsak bile bu kararı neticede kasım ayından itibaren eğer bu yürürlüğe girerse ki hükümetler aksi halde karar almadıkça yürürlüğe gireceği anlaşılıyor, o zaman çok ciddi bir sorunla karşı karşıya. Bu meseleler maalesef Türkiye’nin gündemine giremiyor. Başka konuların çokluğu dolayısıyla, gündemimizin başka konularla dolu olmasıyla.
Şimdi bunun dışında da Türkiye’yi ilgilendiren birkaç konu var gündemimizde. Bunlardan bir tanesi hükümetin maalesef terörle müzakere yöntemini seçmiş olmasıdır. Dolaylı yoldan da yürütmesi, öyle anlaşılıyor ki; hem İmralı ile hem de Kuzey Irak’taki bir takım terörist unsurlarla, işte dolaylı biçimde de olsa bir takım temaslar yapılıyor. İmralı’dan tehditler geliyor, eğer ay sonuna kadar bizim önerilerimize cevap verilmezse ciddi sonuçlar doğabilir diye tehditvari açıklamalar yapılıyor. İşte terör ile müzakereye kalkıştığınız zaman olacağı budur. Onun için biz öteden beri hükümete diyoruz ki; silahı bırakmayan teröristle müzakere yapılmaz, mücadele yapılır. Silahı bırakmayan terörle müzakere yoluyla çözüm bulan ülke hangisi? Bakın 5 Eylül’de bu sene, ETA terör örgütü, silahı bıraktık, bir daha silaha başvurmayacağız deyip hükümete müzakere çağrısında bulundu. İspanyol hükümeti bunu kabul etmedi. Dedi ki; biz size güvenmiyoruz, sizin sözünüzle masaya oturmayız. Şimdi bir onların tavrına bakın, bir bizim tavrımıza bakın. Onun için terörle müzakere yöntemi ile bu meseleyi çözmek mümkün değildir. Terörle mücadelede en etkili yöntem vaktiyle, Suriye’de yaptığımız gibi diplomasiyi etkili biçimde kullanarak, Irak hükümetini ve Amerika’yı Kuzey Irak’tan terör örgütünü bertaraf etmeye ikna etmektir. Bizim hükümetten öteden beri beklediğimiz budur.
Değerli arkadaşlar, bu laiklik konusu da kamuoyunda çok tartışılıyor. Bazı yetkililerin, bu arada YÖK başkanının, Türkiye’de hiç yargı kararları yokmuş gibi, yargı kararlarını hiçe sayan bazı talimatlar verdiğini duyuyoruz. Öyle anlaşılıyor ki; biraz önce Yargıtay Cumhuriyet Başsavcımız bu konuda bir açıklama yapmış, bu açıklamayı bütün herkesin dikkatle değerlendireceğini biz ümit ediyoruz. Bu çünkü yargı kararlarına herkesin uyması gerektiğini hatırlatan bir açıklamadır. Bunun içine mahkemeler de dâhildir, Anayasa Mahkemesi Başkanı da dâhildir, hükümet de dâhildir, meclis de dâhildir, herkes dâhildir. Yani bir ülkede yargı bir karara varmışsa ki bu konuda Anayasa Mahkemesinin, Yargıtay’ın, Danıştay’ın herkesin kararları var, buna uymak herkesin boynunun borcudur. Bu gibi yöntemlerle, Türkiye’de laikliği tahrip edeceğini, edebileceklerini düşünenler varsa; bunlar büyük bir yanılgı içindedirler. Cumhuriyetin temel değerlerinin ve laikliğin korunması için hiç kimsenin gücü yetmezse; CHP’nin gücü yeter. CHP laiklik karşıtı eylemler dışında hiç kimsenin yıkamayacağı güçlü bir duvardır ve bu duvarı yıkmaya hiç kimsenin gücü yetmeyecektir, başta hükümet olmak üzere. Herkesin bunu bilmesi lazım. Laiklik tahrip ederek Cumhuriyeti sona erdireceklerini düşünenler hayal içindedirler. Biraz önce televizyonlarda, nasıl bu sözleri söylüyorlar, kimler söylüyor, bilemiyoruz ama Kemalist Cumhuriyet yıkılacaktır diyenler var, Türkiye’nin televizyonlarında. Daha bu sabah söylediler. Yani bunları bizim Kabul etmemiz söz konusu değildir. Kemalist Cumhuriyeti yıkmaya, Atatürk’ün Cumhuriyetini yıkmaya kimsenin gücü yetmeyecektir. Karşılarında da en büyük güç, CHP olarak durmaya devam edecektir.
Değerli arkadaşlar, başka konular da var tabi Türkiye’nin gündeminde ama bu aşamada sizinle bunları paylaşmak istedik. Dış politikada önemli gelişmeler oluyor. Diğer konulardaki gelişmeleri de yakinen izliyorsunuz. Biz, CHP olarak, daha önce de söyledik, hep birlik ve beraberlik içinde olacağız. CHP’lileri birbirine düşürmeye çalışanlar, CHP içinde ikilik yaratmaya gayret edenler, hiçbir zaman başarıya ulaşmayacak, ulaşamayacaklardır. CHP’nin gücü birliğinden, dayanışmasından geliyor. Evvelce olduğu gibi bugün de yarın da CHP’liler daima birlik içinde ülkenin çıkarlarını koruyacaklardır, Atatürk’ün Cumhuriyetini koruyacaklardır ve partilerini, CHP’ni ilk seçimde iktidara geçireceklerdir. O bakımdan bu konuda yapılan spekülasyonlara kimse kulak asmasın, biz partimizle, yönetimimizle, meclis grubumuzla, örgütlerimizle, birlik ve beraberlik içinde bu mücadeleyi sürdüreceğiz. Benim size bu vesile ile söyleyeceklerim bunlardır. Sorusu olan var mı?
—Soru: CHP – AKP görüştü, türban konusunda, siz ne düşünüyorsunuz?
—Cevap: Sayın grup başkan vekilimiz Kemal Anadol yeterince açıklama yapmış. Ona benim ilave edeceğim başka bir şey yok. Ama siyasi amaçlarla, iç politika amaçlarıyla CHP görüşmüyor, onun için hiçbir konuda mesafe alamıyoruz iddiasını ileri süren iktidarın elinden herhalde bir koz alınmıştır, bu görüşmenin yapılmış olmasıyla. Anlaşılmıştır ki iktidar bu konuda açık bir tavır sergileyecek durumda değildir. Anayasa değişiklikleri konusunda CHP’nin öteden beri dile getirdiği görüşlere tatminkâr bir cevap verecek durumda değildir. Bunlar açıkça ortaya çıkmıştır. Eğer CHP böylelikle anayasa konusundaki tavrını da, beklentilerini de bir kere daha dile getirmiştir. Biz ümit ediyoruz ki vatandaşlarımız, bu türban etrafında oynanan oyunları gayet iyi göreceklerdir. İktidarın bunu siyasi, başbakanın ifadesiyle, siyasi simge haline getirme girişimleri mutlaka başarısızlığa uğrayacaktır. Halkın inançlarıyla hiç kimse siyasi amaçlarla oynamamalıdır. Halkın inançlarına saygı göstermek hepimizin görevi olduğu gibi dinin istismar edilmesini önlemek de hepimizin görevidir. Bazı cemaat mensuplarının, liderlerinin Atlantik’in ötesinden referandum sırasında vatandaşlara nasıl oy vereceği konusunda telkinlerde bulunmasını da biz, dinin siyasete karıştırılması olarak yorumluyoruz. Siyasi konuları dini sıfatlı insanlar telkin konusu yaparlarsa; o zaman din de siyaset de bundan zarar görür. Herkesin laikliğe saygı göstermesi lazım, inançlara saygı göstermesi lazım, inançlarla siyasi davranışlar birbirine karıştırılmamalıdır. Aksi takdirde bundan halkımız da ülkemiz de zarar görür. Türkiye’de laiklik yaşatılacak, kimsenin kuşkusu olmasın. Efendim lütfediyor, Sayın YÖK Başkanı, teminat veriyor, başı açık kızlara güvence verecekmiş. Cumhuriyetin geldiği duruma bakın. Yani başı açık bir kıyafetle dolaşmak için güvence altına alınmamız gerekiyor. Bu mudur yani sizin mesajınız? Üstelik nasıl bir güvence verecek? Türban serbest olduğu zaman ailesinden gelecek baskıyı nasıl önleyeceksiniz? O bakımdan biz CHP olarak ilkelerimizin arkasındayız, sabah toplantısında hem gelen başkanımızın, hem genel sekreterimizin yaptığı açıklamalar, yayınlanan ortak bildiri de CHP’nin daima ilkelerine sahip olarak yoluna devam edeceğini ortaya koymuştur. Hiç kimse CHP’nin ilkelerinden sapacağını beklemesin. Bu ilkeler bizim varlık sebebimizdir ve Atatürk’ten devraldığımız en önemli mirastır. Evet, HSYK seçimlerinde bizim referandum sırasında dile getirdiğimiz endişeler, maalesef birer birer gerçekleşiyor. Yani Anayasa Mahkemesi’ne ve HSYK’ya yapılan seçimler, iktidarın adım adım yargıyı ele geçirme yolunda ilerlediğini gösteriyor. Avrupalı dostlarımıza soruyoruz. Hani uygulamaları yakından izleyecektiniz, ne oldu? Hani anayasa değişikliklerini demokratikleşme yolunda bir adım sayıyoruz diyordunuz, ama uygulamalara bakacağız, iktidarın yargıya müdahalesine yol açıyor mu açmıyor mu? İşte ayan beyan açtığı ortaya çıktı. Şimdi ne yapacaksınız? Biz söylediğimiz zaman, daha önceki genel başkanımız, şimdiki genel başkanımız, söylediği zaman, bunlar iktidarın güvencelerine kulak veriyordu. İşte şimdi tablo ortaya çıkmıştır açıkça. İktidar açıkça yargıyı ele geçirmek istiyor. Siz şimdi ne yapacaksınız? Biz de onlara bu soruyu soruyoruz önümüzdeki hafta da sormaya devam edeceğiz. Gelecek hafta karma parlamento komisyonu toplantısı var Brüksel’de. O toplantıda bütün bu görüşlerimizi dile getireceğiz.
Bu belge Belgeler arşivinde bulunmaktadır.