TBMM Genel Kurul Konuşması – Lübnan’daki UNIFIL’de Bulunan Askeri Birliğimizin Görev Süresinin Uzatılması Hk.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Bursa Milletvekili Onur Öymen. (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Öymen
CHP GRUBU ADINA ONUR ÖYMEN (Bursa) – Teşekkür ederim.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Lübnan’daki Birleşmiş Milletler askerî gücü UNIFIL’de bulunan askerî birliğimizin görev süresinin uzatılması hakkında Hükûmetin Meclise sunduğu tezkereyle ilgili olarak Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüşlerini arz etmek üzere söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, oradaki barış gücümüz nasıl bir ortamda görev yapıyor; Lübnan’ın durumu nedir, koşulları nelerdir; orada bu uluslararası barış gücü ne işe yarıyor; orada görev yapan askerî birliğimizin karşı karşıya bulunduğu riskler nelerdir, bu konularda kısaca yüce heyetinize bilgi vermek istiyorum.
Önce şunu hatırlatayım: Lübnan, 1948 yılından beri -2006 yılı da dâhil olmak üzere- tam 9 kere savaşlara, çatışmalara, iç savaşa, İsrail saldırılarına muhatap olmuştur. Bu çatışmalar sırasında 19 binden fazla insan hayatını kaybetmiştir. İsrail kuvvetlerinden de 1.400 kişi ölmüştür ve bazı İsrailli siviller de hayatlarını kaybetmişlerdir. Sadece 2006 yılındaki savaşta ölen insanların sayısı 1.500 kişidir ve bunların çoğu da sivillerden oluşmaktadır.
Değerli arkadaşlarım, 2006 yılında İsrail’in Lübnan’a yaptığı saldırıdan sonra Hükûmet bir tezkere sunarak yüce Meclise, Türk Silahlı Kuvvetlerinin de Birleşmiş Milletler Barış Gücü’nde görev almasını önerdi. Bu Barış Gücü ne zaman oluşturulmuştu? 1978 yılında. 1978 yılından 2006 yılına kadar Türkiye’nin bu güçte görev almasına ihtiyaç duyulmamış, nedense 2006 yılında böyle bir ihtiyaç hissedilmiş. Biz şimdi bu konudaki görüşlerimizi açıkladık; o tarihte açıkladık, 2006 yılında açıkladık, daha sonra uzatma söz konusu olduğu zaman açıkladık. Orada söylediklerimizi tekrarlamayacağım. Ama oradaki tabloyu daha iyi görebilmemiz için bir iki unsuru hatırlatmak istiyorum.
Değerli arkadaşlarım, İsrail’in saldırılarının sonucunda ortaya çıkan durum Lübnan’ı gerçekten perişan etmiştir. Bu demin sözünü ettiğim sürenin yirmi dokuz yılında 30 bin Suriye askeri Lübnan’da işgal gücü olarak bulunmuştur. Suriye’nin kontrolündeki Bekaa Vadisi’nde terörist kamplar oluşturulmuştur. PKK da Suriye’nin oradaki mevcudiyetinden yararlanarak o dönemde eğitimini Lübnan’ın Bekaa Vadisi’nde yapmıştır. O bölgede Suriye’nin 400 tankı bulunuyordu. Bu kadar ciddi çatışmaların odağı olmuştur.
Değerli arkadaşlarım, Lübnan’daki Barış Gücü’nün 12.341 personeli var. Ama Kore savaşından bu yana Birleşmiş Milletler Barış Gücünün dünyada en çok zayiat verdiği bölge orasıdır. Bugüne kadar Lübnan’da hayatını kaybeden Birleşmiş Milletler Barış Gücü mensuplarının sayısı 272 kişidir. Bu kadar büyük zayiat vermiştir. Şimdi oradaki fiili durum nedir? Fiili durum şudur: Bir tarafta İsrail var ordusuyla, izlediği saldırgan politikalarıyla bunu biliyoruz. Bir tarafta Lübnan ordusu var. Lübnan ordusu gerçekten son derece zayıftır, kendi topraklarını koruma olanakları çok sınırlıdır. Ama Lübnan ordusuna paralel olarak ikinci bir ordu var, o da Hizbullah’ın ordusu ve Hizbullah’ın elinde olağanüstü bir güç var. 2006 yılında bu konuyu değerlendirirken yüce Mecliste 14 bin Katyuşa roketine sahip olduğunu söylüyorduk Hizbullah’ın. Elimizdeki en son bilgilere göre Lübnan’ın içindeki Hizbullah Örgütü’nün elindeki roket sayısı 40 bine ulaşmıştır. Bunların bir bölümü 29 kilometre menzilli Katyuşa 122 tipi roketlerdir. Ayrıca yüz tane gerçekten o bölge için uzun menzilli sayılacak roketleri vardır. İran yapısı Fajr-3, Fajr-5 roketlere sahiptir ve bu roketlerin menzili 75 kilometreye ulaşmaktadır. Ve şu anda Hizbullah’ın elindeki silahlarla Tel Aviv’i, Hayfa’yı vurmak mümkündür. Ayrıca uçaksavar sistemleri vardır, karadan havaya fırlatılabilecek omuzdan atılan füzeleri vardır, anti tank sistemleri vardır, gemilere karşı kullanılabilecek füzeleri vardır. Şimdi Hizbullah böyle bir örgüt ve Amerikan uzmanlarının hatta Savunma Bakanı Robert Gates’in açıklamalarına göre dünyadaki bütün terör örgütleri için, onlar terör örgütü olarak ilan ediyorlar, bazı ülkeler bunu kabul etmiyor ama dünyadaki bu tip örgütler içinde en ileri teknolojik silahlara sahip grup Hizbullah grubudur.
Şimdi, Hizbullah bir taraftan böyle bir askerî güce sahiptir -zaman zaman saldırılar da bulunuyor- bir taraftan da siyasi bir güç olarak ortaya çıkıyor. Hizbullah’ın da dâhil olduğu bir direniş ve kalkınma partisi grubu var Lübnan Parlamentosunda. Bu grubun Parlamentodaki temsil oranı yüzde 27,3′tür. Birçok Arap ülkesi Hizbullah’ı son derece tehlikeli bir örgüt olarak kabul etmektedirler. Mesela, bir Mısır savcısı, Mısır’da eylem yaptığı için 26 Hizbullah mensubunu tutuklamıştır, bunların bazıları hakkında idam cezası talebinde bulunmaktadır.
Siyasi görüş nedir? Hizbullah diyor ki işte Başkanları Nasrallah -onların görüşüne göre- diyor ki: “Biz İsrail’in mevcudiyetine karşıyız. İsrail bir devlet olarak ortadan kaldırılmalıdır.” Ve aynı zamanda da her türlü uzlaşmaya karşı olduklarını söylüyorlar ve Lübnan’da bir İslam devleti kurmayı hedef aldıklarını açıklıyorlar.
Başka amaçları: Amerika’yı, Fransa’yı ve onların müttefiklerini Lübnan’dan kaldırmaktır, Lübnan’dan geriye göndermektir.
Şimdi, değerli arkadaşlar, Hizbullah son olarak, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin İran’la ilgili, nükleer silah üretimiyle ilgili İran’ın, yaptırım kararını şiddetli bir dille eleştirmiştir, suçlamıştır.
Şimdi, bu genel tabloyu çizdikten sonra şunu hatırlatmak istiyorum. Biz, 2006 yılında Türkiye’den ilk defa böyle bir kuvvet gönderilmesi talep edildiği zaman bölgedeki tehlikelere işaret etmiştik, bir.
İkincisi: Bu Birleşmiş Milletler Barış Gücünün aslında ne İsrail saldırılarını durdurabildiğini ne de Lübnan’dan İsrail’e yönelik roket saldırılarını önleyebildiğini söylemiştik. Yani pek çok uzman, siyasetçi, bölgedeki başbakanlar -onların çeşitli demeçleri var, onları okursanız- diyorlar ki: Bu örgüt, bu Birleşmiş Milletler Barış Gücü maalesef hiçbir işe yaramamıştır. Birleşmiş Milletlerin çıkarttığı çeşitli kararlar var. Bu kararlarda bir taraftan bu barış gücünün yerleştirilmesi istenirken bir taraftan da Hizbullah’ın ve oradaki başka örgütlerin dağıtılması isteniyor. Ama Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin bu talebi bugüne kadar yerine getirilebilmiş değildir.
Şimdi, bölgede 2006 yılına nazaran 2006 savaşından sonraki tabloya bakacak olursak tehlike azalmamıştır, artmıştır. Yani hem bir işe yaramayacak hem Lübnan’ın saldırılarını, Lübnan’dan gelen saldırıları durduramayacak hem İsrail’in saldırılarına mâni olamayacak ve 272 tane de kayıp verecek. UNIFIL böyle bir kuruluş. Şimdi bu kuruluşun içinde Türkiye’nin konumu var. Türkiye orada 495 asker bulunduruyor. Biz gittik, daha önceki Genel Başkanımız Sayın Baykal’la birlikte oradaki birliğimizi ziyaret ettik, Lübnan sınırına yakın bir yerdeki birliğimizi ziyaret ettik, askerlerimiz görevlerini üstün bir görev anlayışıyla yerine getiriyorlar, kendileriyle iftihar ettik. Ama şunu da ifade edeyim ki: Bir çatışma çıktığı zaman bizim askerlerimizin bulunduğu bölge en çok tehdide maruz bölgelerden biridir. Bizim birliğimizin bulunduğu bölgenin civarında, Güney Lübnan’da en son hava saldırısında İsrail tam 100 bin misket bombası atmıştır. Bu 100 bin misket bombasının her birinin içinden 50 ila 300 küçük bomba çıkmaktadır ve bu küçük bombalar daha sonra patlamaktadır ve bu misket bombalarının patlaması sonucunda çok sayıda insan hayatını kaybetmiştir. Bizim birliğimizin bulunduğu bölgenin civarında da bu tip bombaların bulunduğunu biliyoruz. Yani son derece tehlikeli bir durum. Peki, İsrail bu kadar saldırmış, Birleşmiş Milletler mensuplarını öldürmüş, bu saldırıların sonucu daha doğrusu, Birleşmiş Milletler Barış Gücü mensupları hayatını kaybetmiş. Uluslararası kamuoyu ne yapmış? Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinden, İsrail’in bu saldırılarını durdurmak için bir ateşkes kararı kaç günde çıkmış? Değerli arkadaşlarım, tam otuz dört günde çıkmış. Otuz dört gün, Birleşmiş Milletler bu saldırıları durdurma kararı bile verememiş. Peki, kınama kararı çıkmış mı? Hayır, çıkmamış; aynen son, Mavi Marmara gemisine İsrail’in yaptığı hukuk dışı, insanlık dışı saldırı üzerine Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinden resmî bir kınama kararı çıkmadığı gibi.
Değerli arkadaşlarım, bu konunun ayrıntısına girmeyeceğim çünkü bunu ayrıca bu Mecliste görüşeceğiz, yüce Mecliste görüşeceğiz. Biz bu İsrail’in saldırısıyla ilgili bir Meclis araştırması önergesi verdik, bu önerge çerçevesinde görüşlerimizi anlatacağız. Yalnız, bunu şu vesileyle hatırlatmak istiyorum: Bizim Meclis olarak, Hükûmet olarak, kamuoyu kuruluşları olarak, sivil toplum örgütleri olarak yaptığımız çabalara rağmen uluslararası toplumun İsrail’in bu saldırılarına tepkisi çok sınırlı olmuştur. Son olarak Avrupa Parlamentosunda nispeten tatminkâr bir karar aldırdıysak da, bu kararın bağlayıcı bir tarafı yoktur ve İsrail de bağımsız bir uluslararası tahkikat komisyonu kurulmasını kabul etmemektedir. Yüce Meclisin oybirliğiyle kabul ettiği karardaki beklentilerimiz maalesef yerine getirilmemiştir. İsrail bir özür bile dilememiştir bugüne kadar, tazminat ödemeye yanaşmamıştır, tutukladığı gemileri de iade etmemiştir. Bu gemilerle ilgili olarak bazı soru önergeleri verdik. Onun ayrıntılarını açıklayacağız, yalnız şunu hatırlatayım ki size, orada 600′e yakın insanı taşıyan Mavi Marmara gemisinin Türk bandırasında olduğu sırada açık denize açılma ehliyetinin bulunmadığını, ruhsatının bulunmadığını öğrendik. Komor bandırasına geçilmesinin sebebi de, Komor’un daha alt düzeyde teknik yetenek talep etmesi olduğunu öğrendik. Yani bırakınız bölgedeki güvenlik riskini, bir de geminin gerekli teknik özelliklere sahip olmamasının doğurduğu bir risk de karşımızda var. Bu konuda Sayın Başbakana ben bir soru önergesi verdim dün. Ümit ediyorum ki tatminkâr bir cevap alırız. Aynı şekilde, Türk Lylodu da bu geminin sigortasını yapmamıştır, o da bir Yunan sigortasına verilmiştir. Bu vesileyle bunu da ifade etmek istiyorum.
Şimdi, değerli arkadaşlarım, Hizbullah’ın geliri ne kadar? Deminden beri Hizbullah’ın teknik ve siyasi özelliklerini, askerî yeteneklerini anlattık. Uluslararası kaynaklara göre Hizbullah İran’dan yılda 200 milyon dolarlık katkı almaktadır. Şimdi, karşımızdaki tablo budur ve bu tablonun özelliklerini de size anlattım.
Peki, bir şey daha sorayım: Bütün bu olumsuzluklara rağmen Türkiye orada asker bulunduruyor, Barış Gücünde asker bulunduruyor, Barış Gücünün komutasını hiç Türkiye almış mı, hiç üstlenmiş mi? Hayır üstlenmemiş. Bir kere bile bunun komutanlığını Türkiye’ye vermemişler. Kime vermişler? Efendim, şu sırada İspanyol komutanı komuta ediyor. İki defa Gana’ya veriliyor komutanlık, iki defa İrlanda’ya veriliyor, Finlandiya’ya veriliyor, Polonya’ya veriliyor, İsveç’e veriliyor. Belki biraz şaşıracaksınız Fiji’ye bile komutanlık verilmiş, bölgenin en etkili devleti olduğunu söyleyen Türkiye’ye komutanlık vermek kimsenin aklına gelmemiş.
Peki, düşünebilirsiniz, evet, belki komutanlık verilmedi ama herhâlde bizden fazla asker bulundurduğu için bunlara komutanlık verilmiştir çünkü Kosova’da Türkiye’ye komutanlık verilmezken ileri sürülen gerekçe şuydu: “Komutanlığı daha çok asker bulunduran ülkelere veriyoruz.” Burada da öyle mi yapmışlar? Hayır. Bizim 495 askerimiz var, komutanlığı üstlenen İrlanda’nın 150 askeri var, İsveç’in 40 askeri var. 40 asker bulunduruyorsunuz komutayı alıyorsunuz, 495 asker bulunduruyorsunuz komuta yok sizde.
Şunu düşünebilirsiniz: Peki, o zaman hiç değilse belki oradaki Deniz Kuvvetleri Komutanlığı bize verilmiştir çünkü orada Birleşmiş Milletlerin bir de deniz gücü var. Bakıyorsunuz, o komutanlık kime verilmiş? Fransa, İtalya, Almanya arasında paylaşılmış. Bunlar Türkiye’den daha büyük bir deniz gücüne mi sahip? Hayır, değil. Üstelik, bunlara ilaveten başka kime verilmiş Barış Gücünün deniz kuvvetlerinin komutanlığı orada? Belçika’ya verilmiş. Belçika gibi deniz gücü açısından Türkiye ile kıyaslanmayacak bir ülkenin orada komutanlığı var, bizim yok. Diyebilirsiniz ki “Canım, hiçbir şey olmaz ama en azından Birleşmiş Milletler Genel Sekreterinin temsilciği verilmiştir.” Hayır, o da verilmemiş; onu da Fransa, İsveç ve Norveç paylaşmış.
Değerli arkadaşlarım, hem böyle bir katkıda bulunacaksınız hem de orada etkili bir rol oynayamayacaksınız, yani bu riskin değerlendirilmesi, komutanlığın gerektirdiği görevlerin yapılması konusunda Türkiye maalesef devre dışında.
Şimdi, niçin peki biz asker verdik yani 1978 yılından beri aklımıza gelmemiş de 2006 yılında nasıl gelmiş? İşte, Sayın Başbakanın o tarihte, 28 Temmuz 2006′da verdiği bir demeç var: “Amerika, orada askerî güç bulundurmamızı istedi. Bunu olumsuz karşılamak, asker vermemek doğru olmazdı.” diyor. Yani, belli ki Amerika bizden böyle bir talepte bulunmuş ve biz de bunu yerine getirmişiz. Peki, Amerika’nın kendisi asker vermiş mi? Hayır, vermemiş. İngiltere vermiş mi? İngiltere de vermemiş. Mısır vermiş mi? Vermemiş. Peki, Orta Doğu’daki Arap ülkelerinden hangisi vermiş? Hiçbiri vermemiş. Yani, düşünebiliyor musunuz, bir Orta Doğu bölgesinde bir Birleşmiş Milletler Barış Gücü olacak ve bütün bölge ülkeleri içinde bir tek Türkiye’nin askeri olacak, Türkiye’den başka hiçbir ülkenin, bölge ülkesinin bu Barış Gücünde askeri yok.
Şimdi, değerli arkadaşlarım, Amerika size ne diyor? “Lübnan’a gidin, orada riskli bir görevde Barış Gücüne asker verin.” Peki, aynı Amerika size ne diyor? “Türkiye sınırından saldıran Irak’taki terörist örgütle mücadele etmek için Irak topraklarına katiyen asker göndermeyin.” Yani biz, başkalarını savunmak için Lübnan’da, dünyanın başka yerlerinde, Afganistan’da asker bulunduracağız ama kendi ülkemize yönelik tehdidi engellemek için sınırlarımızın dışında asker kullanamayacağız.
Şimdi, değerli arkadaşlarım, buna benzer konular yüce Mecliste daha önce de görüşülmüş. Özellikle Afganistan’a ilk defa asker göndereceğimiz zaman bu Mecliste çok ilginç tartışmalar, görüşmeler yaşanmış. Bunlardan sadece bir tanesini size hatırlatmak istiyorum: Çok değerli bir milletvekilimiz o zaman aynen şöyle diyor: “Türkiye’nin, böyle bir olayın içinde sıcak savaşa girmesi -savaşa falan girdiği yok da yani savaş riski var anlamında- Türkiye’yi Asya’ya yabancı düşürecektir. Savaşın nereye varacağı belli değildir. Hükümet, siyasi parti genel başkanlarını davet etti -demek o zaman böyle bir âdet varmış, siyasi parti genel başkanlarını davet edip bilgi verirlermiş- bilgi verdi. Ondan sonra, işte, kapsamı, sınırı, süreci Hükümetçe tayin edilecek bir operasyon için bizden yetki isteniyor. Böyle bir şey olamaz, Anayasa’ya aykırıdır, biz size böyle bir yetki vermeyiz.” diyor o değerli milletvekilimiz. Halkımızın yüzde 71′i Afganistan’a asker gönderilmesine karşıdır, yüzde 76’sı Lübnan’a asker gönderilmesine karşı. Biz, devleti idare ederken halkın eğilimlerini dikkate almak zorundayız. Demek ki halkın eğilimlerini dikkate alarak hareket edeceğiz. Peki, kim söylüyor bu değerli sözleri, bu katkıları yüce Meclise kim yapıyor? Bugün Çankaya’da oturan Çok Değerli Sayın Cumhurbaşkanımız o zaman milletvekili sıfatıyla bunları söylüyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.
Buyurunuz.
ONUR ÖYMEN (Devamla) – Tamamlıyorum.
Şimdi merak ediyoruz, acaba bugünkü Hükümete aynı şeyleri söylüyor mu?
Değerli arkadaşlarım, son günlerde aldığımız haberler son derece kaygı vericidir. Lübnan Hükümeti İsrail’e bir uyarıda bulunuyor “Biz, limanlarımızdan Gazze’ye yardım için gemileri gönderiyoruz, sakın onlara dokunmayın. Ama bu gemileri doğrudan doğruya İsrail’e yollamayacağız, Kıbrıs üzerinden yollayacağız.” diyor. Şimdi, merak ediyoruz, bizim çok yakın dostumuz Lübnan, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti limanlarına mı yollayacak, Kıbrıs Rum limanlarına mı, bunu göreceğiz.
Bir bilgi daha: Gene çok değerli dostumuz Lübnan, uğruna, topraklarını feda etmek için askerlerimizin hayatını tehlikeye attığımız Lübnan, bir süre önce Ermeni soykırım tasarısı geçirdi. Herhâlde diyebilirsiniz ki bizim dostumuz olan siyasetçiler buna oy vermemiştir. Maalesef öyle değil, oy birliğiyle geçmiş, bütün Lübnanlı milletvekilleri soykırım tasarısına oy vermiş. En son bilgi de şu, bugünkü bilgi: İran, bir gemi
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Lütfen, sözlerinizi bağlayınız.
ONUR ÖYMEN (Devamla) – Bağlıyorum.
İran, Gazze’ye gene bir yardım filosu yolluyor. Bu yardım filosunun Süveyş Kanalı’ndan geçirilmemesi için İsrail Mısır’a talepte bulunuyor, Mısır bunu reddediyor ve bu filo, şu sırada Süveyş Kanalı’ndan geçmek üzeredir. Son derece ciddi bir risk unsuru orada mevcuttur. Hizbullah açıklama yaptı “İsrail İran’a karşı en küçük bir davranışta bulunursa biz bütün gücümüzle İsrail’e saldıracağız.” dedi.
Değerli arkadaşlarım, bütün bu anlattığımız unsurların ışığında, bu tehlikeli görevde Türk askerlerinin mevcudiyetlerini sürdürmesinin biz doğru olmadığına inanıyoruz. Daha önce bu askerlerimiz oraya gönderilirken olumsuz oy vermiştik. Şu anda, Cumhuriyet Halk Partisinin tutumunda, demin anlattığım nedenler dolayısıyla, herhangi bir değişiklik bulunmamaktadır. İktidar Partisi milletvekillerinin de bütün bu unsurları dikkate alarak oy vereceklerini ümit ediyoruz.
Yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Öymen.


Bu belge Konferanslar, Konuşmalar arşivinde bulunmaktadır.