TBMM Genel Kurul Konuşması – İsrail’in Saldırısı Hakkında

BURSA MİLLETVEKİLİ ONUR ÖYMEN’İN İSRAİL’İN SALDIRISIYLA İLGİLİ YAPTIĞI KONUŞMA – 1 HAZİRAN 2010

Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; önceki gece İskenderun’da bir askerî birliğimize yönelik saldırı ve İsrail’in Türk gemilerine yönelik olarak yaptığı başka bir saldırıyla ilgili olarak Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüşlerini arz etmek üzere söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, İskenderun’da bir deniz birliğimize yapılan ve 6 askerimizin şehit olmasıyla sonuçlanan olayı şiddetle kınıyoruz, bu saldırıyı şiddetle kınıyoruz. Bir deniz birliğimize böyle bir saldırının örneğini hatırlamakta güçlük çekiyoruz. Aynı şekilde İsrail kuvvetlerinin Gazze’deki Filistinlilere insani yardım götüren gemimize yaptığı insanlık dışı saldırıyı da lanetliyoruz. Her iki saldırıda hayatını kaybedenlere, şehit olanlara Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı, yaralılara acil şifalar diliyoruz. Her iki saldırının da aynı saatlerde yapılmış olmasını dikkat çekici buluyoruz.

Değerli arkadaşlarım, insani malzeme taşıyan ve silahsız sivillerin bulunduğu bir gemiye uluslararası sularda İsrail’in yaptığı saldırıyı ve çok sayıda insanın ölümüne ve yaralanmasına yol açan bu olayı hiçbir ölçüye göre mazur bulmak, mazur görmek mümkün değildir. İsrail, yalnız uluslararası hukuku değil, insani ve ahlaki ölçüleri de çok açık biçimde ihlal etmiştir. O bakımdan ne kadar kınasak azdır.

Biz, bu olay karşısında, Hükûmetin, Güvenlik Konseyinden güçlü bir karar çıkartmasını, bir kınama kararı çıkartmasını bekliyoruz. Güvenlik Konseyi Başkanı adına yapılan açıklama önemlidir ama yeterli değildir. Bu gibi durumlarda Güvenlik Konseyinin resmen bir karar çıkartması ve bu olayı kınaması önem taşımaktadır. Böyle bir karar henüz çıkarılmamıştır.

“İlgili devletlerin yaptığı açıklamalardan, kınamalardan memnunuz.” diyorlar. Amerikan Hükûmetinin de bu olayı kınadığını söyledi Sayın Bakan biraz önce. Fakat bizdeki bilgiye göre Amerikan Hükûmeti sadece üzüntülerini bildirmiştir. Kınama çok ciddi bir tabirdir uluslararası ilişkilerde. Biz şu ana kadar Amerika’nın bu olayı kınadığına dair bir bilgiye sahip olmadık. Aynı şekilde başka ülkeler de -İngiltere gibi- üzüntülerini bildiriyorlar, “Şok olduk.” diyorlar, “Soruşturma açılsın.” diyorlar ama Birleşmiş Milletlere şu ana kadar kınama konusunu da içeren bir karar tasarısı sunulduğunu ve bunun görüşülüp kabul edildiğini duymadık. Aynı şekilde NATO’dan ve diğer uluslararası kuruluşlardan da böyle kınama kararları bekliyoruz. Çok ciddi bir olaydır bu, hafife alınacak tarafı yoktur. Onun için uluslararası toplumun harekete geçirilmesi, bu gibi kararlar alınması Türk diplomasisinden beklediğimiz bir görevdir ve ancak bu takdirde diplomasimizin başarılı olduğunu söylemek mümkün olacaktır.

Halkımızın bu olaya karşı gösterdiği tepkiyi paylaşıyoruz. Yalnız bu tepkinin hiçbir şekilde şiddet eylemlerine dönüşmemesi önem taşımaktadır. Haklı olduğumuz bir davada haksız duruma düşmememiz gerekmektedir. Musevi asıllı yurttaşlarımıza yönelik olarak da en küçük bir şiddet eyleminin gerçekleşmeyeceğini ümit ediyoruz. Onların güvenliği milletimize emanet edilmiştir.

Değerli arkadaşlarım, Gazze Şeridi’nde yaşayan Filistinliler, maalesef 2007 yılının Haziran ayından beri karadan ve denizden abluka altında yaşamaktadırlar. İsrail hem kara ablukası uygulamaktadır hem de deniz ablukası uygulamaktadır. Mısır ise aynı bölgeye yönelik olarak kara ablukası uygulamaktadır. O bakımdan bugün bu bölgede yaşayan insanlar, Filistinliler, gerçekten çok büyük bir sıkıntı içinde bulunmaktadırlar.

İsrail, uluslararası yardımların ancak küçük bir bölümünün Gazze’ye gönderilmesine izin vermektedir ve bizdeki bilgiye göre izin verilen yardım miktarı toplam uluslararası yardımın yüzde 26’sı civarındadır, gerisine izin verilmemektedir. Gönderilen yardımın bir bölümünün de Gazze’deki bazı radikal gruplar tarafından ele geçirildiği, hak sahiplerine dağıtılmadığı da başka bir dramdır. Birleşmiş Milletlerin bu konuda sarf ettiği çabalar maalesef bugüne kadar yeterli sonuç vermemiştir.

Değerli arkadaşlarım, bu ambargonun fiilî tedbirlerle, fiilî eylemlerle delinmesi yolunda iki girişim olmuştur, her ikisi de sözü edilen Türkiye’deki insan hakları kuruluşu tarafından yapılmıştır. Her ikisinde de maalesef üzüntü verici olaylar yaşanmıştır. Sayın Bakan biraz önce bu kuruluşun tamamen kendi başına hareket ettiğini, devletin hiçbir rolünün olmadığını, hiçbir siyasi rolünün olmadığını söyledi ama pek öyle değil durum. Bu yılın ocak ayında Mısır’ın Sina Yarımadası bölgesinden yapılan ambargoyu delme girişimine iktidar partisine mensup bazı milletvekilleri de katılmıştır sivil toplum örgütlerinin yanına, böylelikle bu delme girişimi siyasi bir boyut kazanmış bulunmaktadır. Mısır bu delme girişimine insani yardım açısından değil, siyasi açıdan bakmıştır, çok şiddetli tepki göstermiştir, çatışmalar çıkmıştır ve bu çatışmalar sırasında 1 Mısır askeri öldürülmüştür ve Filistinlilerden de yaralananlar olmuştur, yardım malzemelerini taşıyan kamyonlar taşlanmıştır, gümrük kapıları yıkılmıştır, dağıtılmıştır ve bir kere daha bu olayın yaşanmaması için Mısır o bölgeye yerin altında çelik perdeler döşemektedir. Bu sadece İsrail’in koyduğu bir ambargo değil, Mısır’ın da bu şekilde uyguladığı bir ambargo söz konusudur ve bunun delinmesi eylemi maalesef orada başarılı olmamıştır, ciddi sıkıntılar yaratmıştır.
Bu defa deniz yoluyla bu ambargonun delinmesine çalışılmıştır. Sayın Bakanın biraz önce sözünü ettiği şekilde dünyada sıkıntı çeken bir bölgeye, açlık çeken, perişan durumda olan bir bölgeye normal bir insani yardım götürülmesi olayının dışındadır. Burada da deniz yoluyla ambargonun, ablukanın delinmesi amaçlanmaktadır, fiilî durum yaratılarak ambargo delinecektir, amaç budur. Gemiler bu amaçla yola çıkmıştır ve herhâlde Sayın Bakanın sözüne ettiği “Dışişleri Bakanlığıyla istişare edildi, Gümrük Müsteşarlığıyla istişare edildi.” dediği temaslar sırasında meselenin bu boyutu da herhâlde ele alınmıştır diye düşünüyoruz.

Şimdi, bu olay, ülkemiz açısından daha önce benzeri görülmemiş bir durum yaratmıştır.

Değerli arkadaşlarım, altmış yılı aşkın zamandan beri Türkiye, bölgede çeşitli gruplar ve ülkeler arasındaki silahlı çatışmalara karışmama yolunda çok büyük bir özen göstermiştir ve hiçbir Türk vatandaşı o bölgedeki çatışmalarda öldürülmemiştir, yaralanmamıştır bu son olaya gelinceye kadar; Türkiye buna fırsat vermemiştir. Maalesef dün yaşanan olaylar çok üzüntü verici bir tablo yaratmıştır.

Şimdi, dikkat çekici nokta şu: 28 Mayıs tarihinden itibaren İsrail ordusu, İsrail Dışişleri Bakanlığı, İsrail’in diğer yetkilileri ve İsrail basını, sürekli olarak bu gemilere karşı güç kullanılacağını ilan etmişlerdir. Dışişleri Bakanımız, bu dönem içinde İsrail makamlarıyla temas edildiğini söylemiştir ama nasıl temas edilmiştir, ne denilmiştir İsraillere, ne cevap alınmıştır bu bilgi elimizde mevcut değildir; Sayın Bakan da söylemedi. Dilerdik ki bu konuda Meclise bugün bilgi verilsin. Bu, son derece önemlidir çünkü İsrail İnternet sitelerinde, basınında Türkiye’nin bu dönemde ültimatom verdiği iddia edilmiştir, yani “Bu gemilere dokunamazsınız, dokunursanız buna bir bedel ödersiniz.” tarzında. Öyle mi olmuştur, başka türlü mü olmuştur bilmiyoruz ama Türk Hükûmeti bu temaslarda ne izlenim almıştır? Yani bu gemilere dokunulmayacağı izlenimi mi almıştır, yoksa bu gemilere askerî müdahale yapılacağı izlenimi mi almıştır? Eğer askerî müdahale yapılacağı izlenimini almışsa ve bu seferin yapılması Hükûmetimizce son derece önemli bir girişim olarak görülmüşse o zaman buna koruma vereceksiniz. Somali’deki tankerlere koruma vereceğiz ama içinde 500’den fazla insanın bulunduğu, 300’den fazla vatandaşımızın bulunduğu gemiler tehlikeli bir bölgeye giderken uluslararası sularda koruma vermeyeceğiz. Bunun mantığı yoktur, bunu savunmak kabil değildir.
Değerli arkadaşlarım, o bakımdan bu konunun aydınlığa kavuşturulmasını istiyoruz. Bu konu son derece önemlidir ve mutlaka Hükûmet tarafından aydınlığa kavuşturulmalıdır.
Eğer Hükûmet her şeye rağmen, İsrail’in bütün bu tehditlerine rağmen müdahale etmeyeceği varsayımından hareket etmişse o zaman büyük bir değerlendirme hatası yapmıştır.

Gemilerin bayrağından bahsetti ama şunu söylemedi Sayın Başbakan Yardımcısı: Bu Mavi Marmara gemisi acaba hangi tarihte Komor bayrağını çekmiştir? Öteden beri Türk bayrağıyla sefer yaptığı bilinen bu gemi ne zamandan beri Komor bayrağını taşıyor ve kime aittir şu anda? Öyle anlaşılıyor ki burada henüz aydınlatılması gereken çok şey var.

Değerli arkadaşlarım, ne yazık ki iyi niyetle başlatılmış bile olsa bu girişim hedefine ulaşmamıştır ve Gazze’de yaşayan Filistinli kardeşlerimize bir katkı sağlayamamıştır. Buna karşı İsrail’in gösterdiği aşırı ve insanlık dışı tepki nedeniyle çok sayıda masum insanın ölümüne ve yaralanmasına yol açmıştır. Türk-İsrail ilişkilerine de kalıcı zararlar vermiştir. Daha önce İsrail Gazze’ye saldırdığı zaman Hükûmet çok ciddi tepki göstermiş ve tatbikatları iptal ettiğini söylemişti.

Bu defa anlıyoruz ki tatbikatlar yeniden  başlamış, geçmişte olaylar olmamış gibi bu yıl üç tatbikat öngörülüyormuş, üçü birden iptal edilmiş. Tebrik ediyoruz. İnşallah bundan sonra alacağınız tedbirler neyse daha kalıcı olur.
Son olarak şunu söylüyorum: Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; bu tecrübelerin ışığında Türkiye İsrail’i ileride bu gibi menfur saldırılarda bulunmaktan caydırıcı önlemleri mutlaka almalıdır. Aynı şekilde Gazze’ye yönelik ambargonun kaldırılması ve Filistin meselesinin çözümü yolundaki çabalarını da bundan böyle daha büyük bir dikkat ve itinayla sürdürmelidir. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak her zaman olduğu gibi ulusal çıkarlarımız ve sorumluluklarımız doğrultusunda üzerimize düşen her türlü görevi yapmaya devam edeceğiz.

Bu vesileyle yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)


Bu belge Konferanslar, Konuşmalar arşivinde bulunmaktadır.