Ermeni Meselesiyle İlgili TBMM Konuşması

CHP GENEL BAŞKAN YARDIMCISI ONUR ÖYMEN’İN TBMM KONUŞMASI – 26 NİSAN 2010

Sayın Başkan,

Değerli milletvekilleri,

Ermeni soykırım iddiaları ile ilgili olarak Sayın Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun ifadeleri hakkında CHP Grubunun görüşlerini açıklamak üzere söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle Yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar,

Soykırım iddialarıyla İlgili olarak 24 Nisan günü meydana gelen gelişmeler ibret verici olmuştur. ABD Başkanı Obama, her yıl olduğu gibi Ermenilerin soykırımı anma günü vesilesiyle yaptığı konuşmada 1915 yılında olanları korkunç bir mezalim olarak nitelendirmiş, 1,5 milyon Ermeni’nin katledildiğini ileri sürmüş, bu olaylar hakkında daha önce ifade ettiği görüşlerde bir değişiklik olmadığını söylemiştir. Bilindiği gibi Obama Başkan seçilmeden önce bu olayları açıkça soykırım olarak nitelendirmişti. Bu defa, geçen yıl olduğu gibi, soykırım sözcüğünün Ermenice karşılığı olan Medz Yeghern sözünü kullanmıştır.

Sayın Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu bu sözlerin tek taraflı ve kabul edilemez olduğunu, yeni bir adaletsizlik sayılması gerektiğini söylüyor. Dışişleri Bakanlığı esefle karşıladığımızı belirtiyor. Sayın Başbakan ise “Hassasiyetlerimizi bilerek o yolda bir açıklama yaptı” diyor. Yani bu açıklamadan memnun. Aynı hükümetin Başbakanı ile Dışişleri Bakanının açıklamaları tam bir çelişki içinde.

Değerli arkadaşlarım,

Tarihimize, atalarımıza yapılan bu haksızlığı içimize sindirebilir miyiz? Sineye çekebilir miyiz? Ama görüyoruz ki, Sayın Başbakan memnun, o içine sindirmiş. Obama’nın konuşmasında bizim de hassasiyetle beklediğimiz konular vardı. Örneğin o tarihlerde Ermenilerin katlettiği 518.000 vatandaşımız hakkında üzüntülerini bildirecek mi? Bildirmedi. Ermeni Asala terör örgütünün katlettiği 40 kadar diplomatımız için duyduğu üzüntüyü dile getirecek mi? Getirmedi.

Değerli arkadaşlar,

Her yıl 24 Nisan yaklaşınca acaba Amerikan Başkanı bu defa soykırımı sözünü söyleyecek mi, söylemeyecek mi diye hükümetin içini bir endişe sarıyor. Ermenice söylemesine de razılar. Yeter ki, İngilizcesini söylemesin.

Bir kere şu soruyu sormak gerekir: ABD Başkanının bir tarihi olayı soykırım olarak nitelendirmeye hakkı var mıdır?

1948 tarihli Birleşmiş Milletler Soykırımla mücadele sözleşmesi bir olayı soykırım olarak nitelendirme yetkisinin sadece yetkili uluslararası mahkemelere ait olduğunu söylüyor. ABD Başkanı uluslararası bir mahkeme gibi karar verme yetkisine sahip midir? Parlamentolar bu hakka sahip midir? Ne yazık ki, bazıları tarihe teşhis koymakta kendilerini bir uluslararası mahkeme kadar yetkili görüyor.

Değerli arkadaşlarım,

Üstelik 1915 olayları meydana geldiğinde daha dünyada soykırım kavramı yok, soykırım suçu diye bir şey yok. Birleşmiş Milletlerin Soykırımla Mücadele Sözleşmesi 33 yıl sonra imzalanıyor. Şimdi onu, üstelik somut verilere de dayanmadan, 1915 olayları için kullanmak istiyorlar.

Biz ne diyoruz? Bu işi tarihçilere bırakalım, onlar tartışsın diyoruz. Ermeniler kabul ediyor mu? Hayır, etmiyorlar. Cumhurbaşkanı Sarkisyan defalarca soykırım tezlerini savunmaktan vazgeçmeyeceklerini söyledi. Zaten Ermenistan Bağımsızlık bildirgesinde ve Anayasasında da soykırım iddiasına sahip çıkılıyor. Ermenistan Anayasa Mahkemesi protokollerle ilgili kararında da soykırım meselesinin tartışmaya açık olmadığını, kurulması öngörülen tarihçiler komisyonu tarafından ele alınamayacağını söylüyor.

Şimdi hükümete sormak istiyoruz: Siz bu protokolleri müzakere ederken bu konuyu açıklığa kavuşturmadınız mı? Türk halkına tarihçiler komisyonunun soykırımın olup olmadığını inceleyeceğini açıklarken Ermeni tarafının aksi yöndeki tutumundan haberiniz yok muydu? O protokollerdeki hangi sözün ne manaya geldiğini tespit eden bir yazılı belge, bir anlayış muhtırası yapmayı hiç aklınıza getirmediniz mi? Örneğin bu protokollere göre Kars antlaşmasının geçerli sayılacağını, protokollerin onu da kapsadığını halka açıkladınız. Bu konuda Ermenistan’la mutabakata varmış mıydınız? Bakın şimdi sizin de tepki gösterdiğiniz Ermenistan Anayasa Mahkemesi kararı bunun tam tersini söylüyor. Amerika ve İsviçre de bu yoruma karşı çıkmıyor. Şimdi siz kendinizi milletimizin ve dünyanın önünde güç duruma düşürmediniz mi? Yoksa herkes protokolleri kendi halkına dilediği gibi izah etsin diyerek bilinçli muğlâklık yolunu mu seçtiniz?

Ermenistan Anayasa Mahkemesi kararına karşı Başbakan tepki gösterdi. “Bu karar protokollerin anlamını değiştiriyor. Mahkeme kararını gözden geçirsin” dedi. Anlaşılan Ermenistan anayasasına göre anayasa mahkemesinin kararlarının kesin ve Ermeni hükümetini bağlayıcı olduğunu bilmiyor. Bu karar değişmedi, değişmesi de beklenmiyor. Bunun üzerine biz Hükümete çağrıda bulunduk, bu durumda protokolleri Meclisten geri çekin dedik. Çektiler mi? Hayır. Yani Ermenistan Anayasa Mahkemesinin kararını da içlerine sindirdiler.

Sayın Başbakan Azerbaycan’ın bu protokollere tepkisini yatıştırmak için Bakü’ye gitti. Azerbaycan parlamentosunda Yukarı Karabağ meselesi halledilmeden, Ermeniler işgal ettikleri Azeri topraklarından çekilmeden bu protokollerin onaylanmayacağını söyledi, şeref sözü verdi.

Peki, protokollerde Yukarı Karabağ’dan bahis var mıydı? Yoktu. Ermenistan’ın Azeri topraklarından çekileceğinden bahis var mıydı? Yoktu.

Şimdi Ermenistan diyor ki, protokollerde yazılı olamayan şartları nasıl ileri sürersiniz? Ne diyeceksiniz? Niçin bu koşulları protokollere koyduramadınız. Çünkü Ermeniler kabul etmedi. O zaman bu protokolleri niçin imzaladınız? Bölgeye yönelik vizyon, stratejik hesaplar gibi sözlerle bu acı gerçeği milletin gözünden saklamak mümkün değildir. Sayın Genel Başkanımız  Dışişleri Bakanı Sayın Davutoğlu’nu uyardı, bu protokolleri imzalamayın dedi. Dinlemediniz. İmzaladınız. Şimdi bugün geldiğimiz durumdan memnun musunuz?

Siz protokolleri Meclisten çekmediniz ama Ermenistan dondurdu. Siz hala sürecin devam ettiğini söylüyorsunuz. Bu kadar aşağıdan almanızın sebebi acaba nedir? Başka ülkelerin baskılarına mı direnemiyorsunuz?

Değerli arkadaşlarım bu Kürsüden Atlantic Institute isimli bir Amerikan düşünce kuruluşunun yetkilisi David Philips’in Kürt konusunda hazırladığı raporu anlatmış ve Hükümetimizin izlediği politikanın bu rapordaki telkinlere uygun olduğunu söylemiştik.

Tesadüf bu ya, aynı zat Ermeni konusuna da el atmış. Birkaç yıl önce Türkiye’den ve Ermenistan’dan kamuoyunca tanınan kişileri bir araya toplamış. Bir rapor hazırlamışlar, Türk ve Ermeni Hükümetlerine sunmuşlar ama kamuoyundan gizli tutmuşlar. Bu rapor daha sonra ABD Temsilciler Meclisinin ilgili komisyonunda açıklandı. Ne diyor rapor? Türkiye Ermenistan sınırını koşulsuz olarak açsın diyor. Tesadüf bu ya, Başkan Obama da TBMM’de yaptığı konuşmada da aynı telkinde bulundu. Protokoller ne diyor? Tesadüf bu ya, sınırlar açılacak diyor. Koşul var mı? Yok. Şimdi anlıyor musunuz bu telkinlerin nereden geldiğini?

Değerli arkadaşlarım, biz bu durumlara düşecek bir ülke değildik. Çok daha zor koşullarda haklarımızı, şerefimizi, haysiyetimizi koruyacak cesaretimiz vardı.

Bakınız size bir örnek vereyim. Amerika’da ve Avrupa’da Ermenilerin Türklere karşı katliam iddiaları sanıldığı gibi 1915 yılında değil, daha önce başlamıştı.1914 yılındaki Amerikan gazeteleri Müslüman Türklerin Hıristiyan Ermenileri kılıçtan geçirdiğini yazıyor, Türklere ağır suçlamalarda bulunuyordu. Başkandan Türk karasularına Amerikan gemilerini göndermesini istiyorlardı.

Türkiye’nin Vaşington Büyükelçisi Ahmet Rüstem Bey 8 Eylül 1914 tarihinde Evening Star gazetesine bir demeç vererek İngiltere ve Fransa’nın Türkiye’de Hıristiyanlara katliam yapıldığı yalanını Amerikan kamuoyunun önüne serdiklerini söylüyor. Ermenilerin Hıristiyan oldukları için değil Fransa, İngiltere ve Rusya’nın desteğiyle ayaklandıklarını belirtiyor. Böyle bir silahlı ayaklanma karşısında kalsalardı Fransa, İngiltere, Rusya ne yaparlardı? Diye soruyor. O ülkelerin ayaklanmaları bastırmak için yaptıklarından örnekler veriyor, Amerika’nın zencilere ve Filipinlilere yaptıklarını hatırlatıyor.

Başkan Wilson 10 Eylül günü Amerikan Dışişleri Bakanlığına bir yazı göndererek Büyükelçi Ahmet Rüstem Beyin çok ileri gittiğini söylüyor ve özür dilemesini istiyor. Bakanlık Büyükelçiye bu talebi ulaştırıyor.  Büyükelçi Ahmet Rüstem Bey Amerikan Dışişleri Bakanına yazdığı cevabi mektupta, Amerikan basınında Türkiye’ye karşı sürekli olarak yapılan saldırıların, Türkiye’nin bütün kötülüklerin kaynağı gibi gösterilmesinin kabul edilemeyeceğini söylüyor ve “ben bu saldırılara karşı ülkemi savundum” diyor. Özür dilemeyi reddediyor. Amerika bunun üzerine Büyükelçiyi istenmeyen adam ilan ediyor. Sınır dışına çıkartıyorlar.

Değerli arkadaşlar, bütün bunlar 1915’ten önce oluyor. Ama o devirde Ahmet Rüstem Bey gibi ülkesinin hakkını, şerefini, haysiyetini koruyan devlet adamları var. Yabancı devletlerin gözüne girmek için milli haysiyetimizi feda etmeyen devlet adamları var. Ahmet Rüstem Bey, 1918 yılında Fransızca bir kitap yazarak Ermeni iddialarını reddediyor. Kitabın başında bu kitabı yalnız ve yalnız ülkeme olan sevgim ve saygım nedeniyle yazdım” diyor.  Ahmet Rüstem Bey aslında Polonya asıllı. Ama Kurtuluş savaşında Atatürk’ün yanında yer alan ve Birinci Mecliste milletvekilliği yapan gerçek bir vatansever. Ülkesine yönelik asılsız iddialar karşısında boynunu büküp özür dileyenlerden değil.

Değerli arkadaşlar,

Bugün birçok ülkede Türkiye, Ermenistan’ın başını çektiği bir siyasi saldırıyla karşı karşıyadır. 20’yi aşkın ülkenin Parlamentoları soykırım iddiasını resmen benimsedi. İsviçre gibi ülkeler soykırım iddiasını kabul etmeyenlerin hapis cezasıyla cezalandırılmalarını öngören bir yasayı kabul etti. Avrupa Birliği Konseyi de 2008 yılının Şubat ayında aynı doğrultuda bir karar aldı. AB’nin bu kararı Birleşmiş Milletlerin Soykırımla Mücadele Sözleşmesine aykırıdır. Zira kararda yetkili bir uluslararası mahkeme yerine üye ülkelerin milli mahkemelerinin de soykırım kararı alabilecekleri, buna uymayanların 1-3 yıl hapis cezasına çarptırılacaklarını söylüyor.  Bu karar Topluluğun Resmi Gazetesinde yayınlandı. 6 Aralık 2010 tarihinde yürürlüğe girecek. Biz Karma Parlamento Komisyonunda bunun mücadelesini veriyoruz. Hükümet ne yapıyor. Hangi girişimlerde bulundunuz ve ne sonuç aldınız? Merak ediyoruz.

Değerli arkadaşlarım,

Bütün ülkeler bu soykırım iddialarını kabul ediyorlar mı? Hayır etmiyorlar. Bakınız İngiltere’nin o zamanki Devlet Bakanı Barones Ramsey of Cartvale  14 Nisan 1999 tarihinde İngiltere Hükümeti adına Avam Kamarasında yaptığı açıklamada ne diyor? “…Osmanlı İdaresinin Ermenilerin yok edilmesini kararını kanıtlayacak bir belgenin yokluğu nedeniyle İngiliz Hükümetleri 1915 ve 1916’daki olayları soykırım olarak tanımamaktadır… Bizce 80 yıl önce cereyan etmiş olayların bugünkü hükümetler tarafından değerlendirilmesi uygun değildir. Zira bu olaylar hukuki ve tarihi tartışmalardır.” Amerikalı Prof. Justin McCarthy de TBMM çatısı altında verdiği konferansta Türklere karşı ileri sürülen soykırım iddialarını bilimsel kanıtlarla yalanlamıştı.

1985 yılında Amerika’da ünlü 70 bilim adamı Kongreye çağrıda bulunarak 1915 olaylarının soykırım sayılamayacağını, bu konunun tarihçilere bırakılması gerektiğini söylemişlerdi.

Şimdi ne oldu? Kısa bir süre önce Kongre Dışişleri Komisyonunda soykırım tasarısı kabul edildi. Tasarı aleyhine, yani bizim lehimize oy kullananlardan hemen hemen hiçbiri soykırım iddialarını reddetmedi, sadece bu tasarının zamansız olduğunu ve Amerika’nın çıkarlarına zarar vereceğini söylediler. Tasarıya oy verenler ise Türkiye’nin hiçbir tepki gösteremeyeceğini, Amerikanın çıkarlarına zarar veremeyeceğini ileri sürdüler. Hatta bir tanesi, Türkiye kağıttan bir kaplandır. Bağırır, çağırır ama bize hiçbir zarar veremez dedi. Sonra neler olduğunu hepimiz gördük. Maalesef Hükümetin gücü sadece birkaç haftalığına Büyükelçimizi geri çekmeye yetti. İsveç’te de aynı şey oldu.

Değerli arkadaşlarım,

Ermenistan’la bu şartlarda protokol imzalanması hata olmuştur. İlişkilerimizin sağlıklı bir yapıya kavuşturulmasını biz de isteriz. Ama bunun şartı Ermenistan’ın işgal ettiği Azeri topraklarından çekilmesi ve Karabağ meselesinin çözümüdür. Ayrıca Ermenistan Türkiye’den toprak taleplerinden ve soykırım iddialarından vazgeçmelidir. Moskova ve Kars Antlaşmalarının geçerli olduğunu kabul etmelidir. Bu koşullar gerçekleşene kadar Türkiye bu protokolleri Meclisten çekmeli ve geçersiz saymalıdır. Özellikle Ermenistan Anayasa Mahkemesinin kararından sonra hala bu protokolleri gündemde tutmak, siz ne kadar aksini söyleseniz de,  dış baskılara boyun eğmek demektir.

Ermenistan bugün Azeri topraklarını işgalini, Hocali’de yaptığı katliamı, ASALA teröristlerinin Türk diplomatlarını şehit etmesini unutturmak için 1915 olaylarını sürekli olarak gündemde tutmaya çalışıyor. Bu oyunu görmüyor musunuz?

Bütün komşularımızla sıfır ihtilaf politikası yapacağız diye yola çıkanlar en yakın dostumuz, kardeşimiz Azerbaycan’la ilişkilerimize gölge düşürdüler. Ermenistan’la da hiçbir meseleyi halledemediler. Onunla konuştuk, bununla konuştuk, Minsk grubu şu kadar kere toplandı gibi sözler başarı gibi takdim edilemez. Dış politikada başarının ölçüsü toplantı sayısı ve uçuş milleri değil, alınan somut sonuçlardır.

Hükümete çağrıda bulunuyoruz. Protokolleri imzalamak hata olmuştur, hatada ısrar etmeyiniz. Hatadan dönmek fazilettir. Geliniz Ermenistan’la ilişkilerimizi Yüce Mecliste bütün yönleriyle görüşelim ve milletimizin ve kardeş Azeri halkının özlemlerini karşılayacak milli bir politika saptayalım. Yabancıların telkinlerinin değil, Büyükelçi Ahmet Rüstem Beyin yolundan gidelim.

Bu düşüncelerle Yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum.


Bu belge Konferanslar, Konuşmalar arşivinde bulunmaktadır.