TV 8 – Erkan Tan’la Başkentten Programı

CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen’in
TV 8  “Erkan Tan’la Başkentten” Programına Verdiği Mülakat
03 Mart 2010

 

Erkan Tan: Günaydın sevgili seyirciler. Bugün program konuğumuz CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Bursa milletvekili Sayın Onur Öymen. Gülleri budama zamanı gelmiş, bizim gülleri de budamışlar Onur Bey.

Onur Öymen: Herhalde İktidar da ondan esinlendi ki önüne geleni buduyor. Ne asker, ne yargı, ne de basın bıraktı. Ama budadıkları bütün kurumlar daha güçlü olarak çıkacak. Bunun farkında değiller.

Erkan Tan: Sayın Öymen, bir izleyicimiz “İrtica ile mücadele ne zamandan beri suç oldu? Eğer tutuklananlar bu yüzden tutuklandıysa, tutuklananların hepsi kahramandır” şeklinde bir mesaj göndermiş.

Onur Öymen: Biraz önce radyolarda da dinlediğimiz üzere Hükümetin hazırladığı Anayasa paketinin maddelerinden biri, irticai faaliyet dolayısıyla ordudan ihraç edilenlerin yargıya müracaat hakkının tanınması olacakmış. Bugün şeriatın kaldırılmasının yıl dönümü. Başbakan herhalde bunun geçici bir madde olduğunu zannediyor. Atatürk zamanında konulan şeriatın kaldırılması maddesinin geçici bir madde olduğunu zannediyor ki, şimdi şeriat doğrultusunda çalışmalarına devam ediyor. Bazı kişilerin irticai faaliyetler dolayısıyla ordudan ihraç edilmesi bunları çok rahatsız ediyor. Sayın Başbakan ve Milli Savunma Bakanı, Yüksek Askeri Şurada bu kararlara hep şerh koyuyorlar. Yani, irticai faaliyetlerde bulunanların ordudan atılmaması mesajını veriyorlar. Herhalde, bu kişiler orduda kalsın ki bir gün belki kendilerine lazım olurlar diye düşünüyorlar.

Erkan Tan:  “Peki, halka karşı kaos ortamı yaratıp bir darbeye zemin hazırlamayla ilgili planlar, o planları hazırlayanların attığı imzalar ne olacak? Bunları hiç mi dikkate almayalım?” diyorlar.

Onur Öymen: Masumiyet karinesini unutmamak gerekir. Herkes mahkum olana kadar masum sayılır. Bir iddia ortaya atıldı diye insanları yaftalamak, onları suçlamak, gazete manşetlerinde peşin hükümlerle onları mahkum etmek son derece yanlıştır. Ordu komutanlığı yapmış bir orgeneral, şerefi üzerine yemin ederek camilerin bombalanması ve uçakların düşürülmesi iddialarının tamamen yalan olduğunu söylüyor. Ama bu açıklamasına kulak asan yok. Türkiye’de insanlar bu suçu işlediler diye gözaltına alınıp tutuklanabiliyor. Tabi son sözü yargı verecektir. Hiç kimse unutmasın ki Ankara’da hakimler var. Yeter  ki bu insanlar süratle yargılansınlar ve mahkemeler sonuçlansın. Geciken adalet, adalet değildir. İki buçuk yıldır hapiste olanlar var. Bunlar berat ettiğinde ne olacak? Bunun hesabını kim verecek?

Askeri yönetim zamanında, Barış Derneği Davasında benim okul arkadaşım olan gazeteci yazar Ali Sirmen üç yıl ceza evinde kaldı, sonunda da beraat etti. Savcının istediği suçtan mahkum edilseydi üç yıl yirmi gün ceza evinde kalacaktı. Düşünebiliyor musunuz? Bu insanın hayatının üç yılını aldınız. Bunun hesabını kim ödedi? Van 100. Yıl Üniversitesi Rektörü Yücel Aşkın 2500 yıl hapis cezası istemiyle yargılanıyordu. Sonunda ne oldu? Beraat etti. Peki, yattığı sürenin hesabını kim ödeyecek? İntihar eden üniversite Genel Sekreterinin hayatını kim geri getirebilecek? Dolayısıyla insanların dikkatli olması gerekir. Hiç kuşku yok, tabi ki yargıya saygılı olacağız. Ama hangi yargıya? Halkın vicdanına da saygı gösteren yargıya.

Erkan Tan: “Ankara’da hakimler var” sözünüzle ne demek istiyorsunuz? Diğer şehirlerdekiler hakim değil mi?

Onur Öymen: Vaktiyle, Alman İmparatorluğu zamanında  yaşlı bir kadın kendisine yapılan bir haksızlığı İmparatora şikayet ederken “Unutmayın ki Berlin’de hakimler  var” demiş. Yani Berlin’de kendisinin hakkını tanıyacak insanların olduğunu söylemek istemiş. Bunu da bu söze nazire olarak söyledim. Bu meşhur bir sözdür.

Erkan Tan: Bir izleyicimiz mesajında “Baykal’ın duruşunu takdir ediyorum. Bizim için bu her şeyden daha önemli. Yarım ekmek bana yeter. Yeter ki Türk milletinin onuru ve birliği korunsun. Sekiz yıldır birliğimiz ayaklar altında ve maalesef birliğimiz sadece kağıt üzerinde kaldı. Türk milletinin adı Türkiye vatandaşlığı, Türkiye halkı vs. oldu. Çok üzgünüm. Tahribatın boyutları göründüğünden daha vahim.” demiş.

Onur Öymen: İzleyicimiz gerçekleri çok iyi görmüş ve çok iyi anlamış. Ama hiç merak etmesin ki kimsenin gücü Türk halkının haysiyetini, şerefini ve itibarını ayaklar altına almaya yetmeyecektir. Bu Hükümetin hiç yetmeyecektir. Defalarca söylediğimiz gibi bunlar gidicidir ve yolcudur. Kendilerine iyi yolculuklar diliyoruz. Bu Hükümet halkın tepkisine direnemiyor. Direnemediği için ve İktidarda kalabilmek için şimdi de Anayasayı değiştirmenin, yargıyı hakimiyetleri altına almanın ve basını susturmanın yollarını aramaya başladılar. Bunları da başaramayacaklar. Onlar hesabına daha kötüsünü de söyleyeyim; Bunlar gidecekler ve gittikten sonra da hesap verecekler. İktidardayken vermedikleri hesabı İktidardan gittikten sonra verecekler. Şimdi onun korkusu ve telaşı içindeler.

Erkan Tan: Bir izleyicimiz “Ergenekon ve Balyoz’a benzer çeteler, PKK ile işbirliği yapıp 25 senedir askerimizi öldürtenler, ucu CHP ve MHP’ye dokunduğu için mi Anayasa değişikliğine yanaşmıyorsunuz?” diye soruyor.

Onur Öymen: Biz yıllardan beri Anayasa değişikliğini savunuyoruz. Mesela yedi yıldan beri Anayasamızda milletvekili dokunulmazlığının kaldırılmasını savunuyoruz. Çağdaş ülkelerde, milletvekillerinin sadece görüşleri dolayısıyla dokunulmazlıkları olur. Adi suç işlemişse dokunulmazlık olmaz. Mecliste şu an 550 milletvekili var. Yargılanmayı bekleyen 608 tane yolsuzluk dosyası ya da çeşitli suçlardan birçok dosya var. Sayın Başbakan hakkında da birçok dosya var ama yargılayamıyorsunuz. Sade bir vatandaş böyle bir suç işlese hemen yargılıyorsunuz. Bunlar yargılanamıyor. Neden? Çünkü milletvekilisiniz. Başka hangi çağdaş ülkede böyle bir uygulama var, bana söyler misiniz? Hiçbirinde yok, sizde var. Niçin? Çünkü hesap vermek istemiyorsunuz.

Biz Anayasa değişikliğini bu yüzden savunuyoruz. Askeri darbelerden şikâyet edip, gerçekleştirileceği belli olmayan planlardan dolayı insanları tutukluyorsunuz. Peki, fiilen darbe yapmış insanları ne yapıyorsunuz? Anayasanın 15. maddesine göre darbe yapmış insanlar yargılanamıyor. Biz CHP olarak bu maddenin kaldırılmasını öneriyoruz. Sizse bunun sulu bir şaka olduğunu söylüyorsunuz. Bir yandan da fiilen darbe yapmış insanlara Çankaya’da çay ziyafeti veriyorsunuz. Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu? Yani, darbe yapmak suç değil de, darbe yapma şüphesi olan kişiler suçlu. O halde atın hepsini içeri. Orgeneraller olsun, üst düzey komutanlar olsun, atın hepsini içeri. Bundan yaklaşık 50 sene önce bir Latin Amerika ülkesinde ordu lağvedilmişti. Bizimkilerin de niyeti belki budur. Belki de “Ordu olmasa ülkeyi ne güzel idare ederdik” diye bir hayalleri vardır.

Erkan Tan: Peki Anayasa değişikliğinde halka neden güvenmiyorsunuz?

Onur Öymen: Halka güvenmez olur muyuz? Biz halkın oylarıyla Meclisteyiz. Yarın yine halkın oylarıyla İktidar olacağız. Halka en çok biz güveniyoruz. Güvenmeyen aslında bunlardır. Referandum adı altında, metnin içine halkın hoşuna gidecek bir – iki madde koyarak aslında yargıyı denetim altına almak istiyorlar. Anayasa Mahkemesinin yapısı bunları rahatsız ediyor. Çünkü 1 oyla kapatılmaktan son anda kurtuldular. Buna karşın 10 oyla, laiklik karşıtı eylemlerin odağı oldukları için mahkûm edildiler. Bu yüzden Anayasa Mahkemesinin yapısını değiştirmek istiyorlar. Üyelerinin Meclisten seçilmesini sağlayarak, çoğunluk olarak onların seçeceği kişilerin kendileri aleyhinde karar almaması için çalışıyorlar. Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun da üyelerini kendileri seçmek istiyorlar ki, seçecekleri hâkimler Türkiye’deki bütün hâkim ve savcıların tayinini kendilerinin istediği doğrultuda yapsınlar. O meşhur şeriatçı, tarikatçı insanları bir yerlerden bulup zaten yargının, polisin içine, yönetime sokmak isteyenler vardı. Onların istediği doğrultuda hareket ediyorlar. Yola devam diyorlar. Yol ne demektir? Tarikat, yol demektir.

Erkan Tan: Yani bin yıllık atasözümüzün, AKP’nin sloganının şeriat ile ne alakası var? Seçimlerde kullandıkları “Durmak Yok, Yola Devam” sloganı tarikatla mı ilgili?

Onur Öymen: Biz bunların neyi kastettiğini biliyoruz. O slogan şeriatla mı ilgili, değil mi bilmiyorum ama bunların yolu tarikat yolu. Tarikatla içli dışlı çalıştıkları muhakkak. En son örneği de, tarikatçı olduğu için ordudan ihraç edilmek istenenlere şerh koymalarıdır. Bu ne anlama geliyor? Bu insanların orduda kalmasını istiyorlar. Erzincan’da bir tarikata mensup oldukları gerekçesiyle tutuklananlar oldu. Bir Devlet Bakanı savcıyı arayarak bu insanların serbest bırakılmasını istedi. Bu nasıl bir şeydir? Bu, yargıya müdahale değil midir? Böyle bir demokrasi olabilir mi?

Erkan Tan: Bakan durumunu sormak için aradığını söylüyor. Siz de müsteşarlık yaptınız, bir tanıdığınızın durumunu sormak için hiç aramadınız mı?

Onur Öymen: Peki, zahmet edip neden Mehmet Haberal’ın durumunu sormuyorlar? Benim bir savcıyı aradığım hiç olmamıştır.

Erkan Tan: Bir izleyicimiz, “CHP sembolündeki altı oku milletin kalbine sapladı. Bu milletin değerleri ile alay ediyorlar. Halk CHP’yi tanıyor” diye bir eleştiride bulunmuş.

Onur Öymen: Altı ok milletin kalbinde yaşıyor. Kalbine saplanmadı, kalbinden çıktı. Altı ok Cumhuriyet ile birlikte, halkın yüreğinden çıkan değerlerdir. Bunlar ülkeyi çağdaş bir ülke haline getirmeyi amaçlayan ilkelerdir. Atatürk’ün ilkelerine herkes saygı göstersin en azından. Atatürk’ün altı oklu rozetini henüz görmediler sanırım.

Erkan Tan: Bunu Başbakan da söylüyor; “CHP altı okun temsil ettiği ilkelerle çelişiyor, ters düşüyor” diyor.

Onur Öymen: Böyle bir şey olabilir mi? Milletin değerleri Cumhuriyetin değerleri ile çelişmez. Biz bu ilkelere, uygarlığa, çağdaşlığa, Cumhuriyete, Atatürk’e sahip çıktık. Ama her zaman bu yoldan sapmak isteyenler, bunu değiştirmek isteyenler olur. İşte bir tanesi de bunlardır. Bunlar milleti çağdaşlıktan, uygarlıktan, Cumhuriyetten, kadın – erkek eşitliğinden, laiklikten, özgürlükten saptırmak istiyorlar. Bizim mücadelemiz bunlarladır.

Erkan Tan: Anayasanın değiştirilmesi gerektiğini söylüyorsunuz. Hükümet de değiştirmek istiyor. Niçin onlara destek vermiyorsunuz?

Onur Öymen: Bu konuda üzerinde durulması gereken birkaç nokta var; birincisi, Anayasa ne zaman değişir? Herhalde Anayasa bir İktidarın iş başından uzaklaşma yoluna girdiği, seçimlerin yaklaştığı bir dönemde değişmez. İkincisi, Anayasayı kim değiştirir? Herhalde, Anayasa Mahkemesi tarafından mahkum edilmiş bir İktidar Partisi ile yine mahkeme tarafından kapatılmış bir partinin koalisyonu değiştirmez. Meclisteki iki önemli parti Anayasa değişikliğine karşıdır. Kamuoyunda bir uzlaşma yok. Nasıl değiştirirsiniz? Bir kurucu Meclis kurarsınız. Bunun içine halkın seçtiği kişileri, basını, baroları dâhil edersiniz, bazı akademisyenleri çağırırsınız. Anayasa böyle hazırlanır. Geçmişte de böyle olmuştur.

İktidarı bırakmak üzere olan, oyları sürekli düşen bir parti, bir süre önce kapatılmış bir partinin uzantılarıyla Anayasayı değiştirecekmiş. Var mı böyle bir şey? Referanduma gideceklerini söylüyorlar. Giderlerse halktan büyük bir ders alırlar, haberleri olsun. Yüzde 50’nin üzerinde oy alabilecekler mi? Şu anki oyları yüzde 30’un altına düştü. Halk böyle bir İktidara  oy verir mi? Niye versin? Anayasa değişikliği paketine, halka rüşvet-i kelam olarak bir – iki madde koyacaklar, “bu maddeleri kabul ederseniz böyle bir avantajınız olacak” diyecekler. Ama esas maddeler, bu ülkeyi yargı denetiminden kurtaracak olan maddeler olacaktır. Anayasa Mahkemesinin yapısını değiştirmek, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunu denetim altına almak istiyorlar. Çünkü bağımsız yargıdan çok rahatsızlar. Dolayısıyla polisin içine, yargının içine ne kadar çok yandaş koyarlarsa kendilerini o kadar rahat hissediyorlar. Bunlar İktidara gitmemek amacı ile gelmişler. Demokrasilerde iktidara gelirsiniz ve gidersiniz. Bunlar gitmemek için ellerinden gelen her şeyi yapıyorlar.

Erkan Tan: Bir izleyicimiz diyor ki; “CHP erken seçim diyor da yapalım bakalım, Tayyip Erdoğan hiçbir şey yapmasa da onun karizması İktidar olmaya yeter.”

Onur Öymen: Sayın Erdoğan’ın karizması, ağzını her açtığında biraz daha çiziliyor. Çünkü her ağzını açtığında çağdaşlığa, demokrasiye, özgürlüklere aykırı sözler sarf ediyor. Bir de bunu normalleştirme olarak yansıtıyor. Basın patronlarına “Gazetecilerinize sahip çıkın, onların yazdıklarını gayet tabii denetleyeceksiniz, istemediğiniz bir şey yazarlarsa işten atacaksınız” diyor. Zabıtlarda ne dediği bellidir. Basını elde etmek için medya patronlarına baskı yapıyor. Başbakanın böyle bir hakkı var, hakkını teslim edelim. “Biz Türkiye’yi normalleştiriyoruz” diyor. Sudan, İran ve Libya’ya göre normalleşiyor ama Türkiye çağdaş ülkelere göre demokrasiden uzaklaşıyor.

Dünyada yapılmış pek çok uluslararası endeks var. Bunlar ülkeleri demokratik, yarı demokratik ve demokratik olmayan ülkeler olarak tasnif ediyorlar. Bu endekslere göre Türkiye artık demokrasi ile yönetilen ülkeler arasında sayılmıyor. Türkiye’yi yarı demokratik bir ülke sayıyorlar. Demokrasinin en büyük ölçütlerinden biri kadın – erkek eşitliğidir. Kadın – erkek eşitliğinde dünyada kaçıncı sıradayız dersiniz? Endekslere göre tam 129. sıradayız. Bir basamak üstümüzde İran, bir basamak aşağıda Suudi Arabistan var. İşte, dünya bizi böyle görüyor. Sonra da normalleşme diyoruz.

Erkan Tan: Bir izleyicimiz “Erdoğan şiir okuduğu için mahkûm oldu. Bugün ıslak imzalı belgenin gerçekliği kabul edilmişken siz hala inkâr ediyorsunuz. CHP olarak siz de mi işin içerisindesiniz?” diyor.

Onur Öymen: Bu izleyicimize hukukun temel ilkesini tekrar hatırlatalım. Bir insan kesin olarak mahkûmiyet kararı almadıkça masum sayılır. İtham edildiği için mahkûm sayılmaz. Yargılama devam ettiği için ceza evinde tutuklu bulunan bir kişi için bile suçlu diyemezsiniz. Bu insan kendini savunacaktır. Belki o belgeler sahtedir. Kozmik Odayı soruşturan hâkimin aracını izleyenler yargılanıyordu. Ne oldu onlara? Takipsizlik kararı çıktı ve beraat ettiler. Böyle bir suç işlenmediği anlaşıldı. Ama bazı gazetelerde günlerce aşçı, marangoz, ne kadar askeri personel varsa, hepsi hâkimi takip eden insanlar olarak ilan edildiler. Ne oldu Kafes Operasyonu? Bu operasyonda kendi amirallerini, komutanlarını öldüreceği iddia edilen grubun bir üyesi, Ali Tatar intihar etti. Neden? Onun el yazısı ile yazdığı bir yazıya dayanarak böyle bir iddianame hazırlamışlardı. İntiharın üzerinden 17 gün geçti ve bu yazının ona ait olmadığı anlaşıldı. Haksız bir itham yüzünden bir yarbayımız intihar etti. Bunu yapanlar bedelini nasıl ödeyecek acaba? Hakkında düzmece belge hazırlayanlar, bunun vicdan azabından nasıl kurtulacaklar?

Darbeleri araştırmayın diyen yok. Bulursanız ne ala. Türkiye’de ve dünyada bu koşullarda darbe yapmayı planlayan biri aklını peynir ekmekle yemiştir. Türkiye bugün askeri yönetimle yönetilecek bir ülke midir? Çağdaş bir dünyada, böyle bir ülkede darbe olur mu? Ama siz 8-10 sene önce böyle düşünenler var diye onlar hakkında dava açıyorsunuz, fiilen darbe yapanları ise Çankaya’da çaya davet ediyorsunuz. Terör suçlusu diye generalleri mahkemeye verip hapsediyorsunuz ama kendini terörist ilan eden kişileri bir çadır mahkemesi düzenleyerek serbest bırakıyorsunuz. Bunu nasıl yorumlayalım? Habur’da başka bir hukuk var, Silivri’de başka. Bunu nasıl izah edeceksiniz? Bir Bakanın “Habur’da hâkimleri ayarladık” sözleri mahkeme zabıtlarında mevcuttur. Başka bir Bakanın savcıya telefon edip, tarikat davasına adı karışanların serbest bırakılmasını istediği de zabıtlarda mevcuttur. Herkes biliyor.

Yasadışı iş yapanlar için dosya hazırlayan savcının başına gelenlere bakın. Bir savcı başka bir savcıyı tutuklatıyor. Yedi tane rektör birden gözaltına alınıyor. Askeri dönemlerde görmedik buna benzer uygulamaları. Nereye gidiyorsunuz? Yola devam dedikleri sözün son durağı faşizmdir. Türkiye, faşizme gidiyor. Bugün “Bana bir şey dokunmuyor. Ben susayım, kenarda oturayım” diyen kişilere söyleyeyim; yarın size dokundukları zaman sizi korumak için sesini çıkaracak kimse kalmayacak. Alman bir papazın meşhur bir sözü vardır; “Önce sendikacıları topladılar. Ben sendikacı değildim, sesimi çıkarmadım. Sonra sosyalistleri topladılar.  Ben sosyalist de değildim, sesimi çıkartmadım. En son sıra bana gelip beni tutukladıklarında, buna tepki gösterecek kimse kalmamıştı”. Ülkede adam kalmayacak. Herkes bu olup bitenleri içine sindirirse, herkesin saygı duyduğu insanlar bugün bu muameleyle karşı karşıya kaldığında, kimse sesini çıkarmazsa sıra onlara geldiğinde de ülkede onlar için sesini çıkaracak kimse kalmayacak.

Erkan Tan: Bir izleyicimiz “Ergenekoncuların yargılanmasına bile tahammül edemiyor, irticadan dolayı atılanların yargılanmaya hakları bile yok. Bu nasıl bir anlayıştır? Bunlar yargılandı mı ki şeriatçı subay diyor?” diye soruyor.

Onur Öymen: İrticai faaliyetlerden dolayı ordudan atılanların Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yaptıkları müracaat reddedildi. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bile bu uygulamayı meşru buluyor. Bir tek Sayın Başbakanımız haksız buluyor. Çünkü o hukuku herkesten çok daha iyi biliyor. AİHM hoşuna gitmeyen bir karar alındığında “Onlar karışmasın, ulema bilir” diyordu ya, ona göre her şeyi ulema bilir. Ergenekon Davasına gelince, biz şunu söylüyoruz; bir kişi suç işlemiş ve görevini kötüye kullanmışsa tabiî ki yargılanacaktır. Darbe girişiminde bulunmuşsa gayet tabiî ki yargılanacaktır. Peki, soruyoruz size; Türkan Saylan bu kategorilerin hangisine giriyor? Hangi kategoriye uygun da ölüm döşeğinde evini arıyorsunuz? Onun burs verdiği 15 bin öğrenciyi fişlediniz. Sabih Kanadoğlu bu üç kategoriden hangisine giriyor? Mehmet Haberal gerçekten bir terör örgütü mensubu mudur? Kamuoyunda kaç kişi “Evet ben onun bir terör örgütüne üye olduğundan şüphelenmiştim” der? Rektör Hilmioğlu, Mustafa Balbay, onlar da mı teröristti? Bir yıldır ceza evinde tutuklu bulunuyorlar. Bu insanların terörist ya da darbeci olduğuna kaç kişi inanır?

Biz yargıya saygı gösteriyoruz ama yargı da kamuoyunun vicdanına saygı göstermelidir. En azından bir kişi hakkında bir hüküm verin. İki buçuk sene geçti, hiçbir karar yok. Ne beraat kararı, ne mahkûmiyet kararı. Böyle bir karar yokken siz bu insanları hala hapiste tutuyorsunuz. Hâlbuki tutuklama bir önlemdir, ceza değil. Tutuklanmış bir kişiyi mahkum olmuş gibi değerlendiremezsiniz. Dolayısıyla bu insanların hangi gerekçe ile tutuklu bulunduklarını izah etmelisiniz. Delilleri karartma veya kaçma ihtimaline karşı tutukladıklarını söylüyorlar. Mustafa Balbay’ı bir kere tutuklayıp serbest bıraktınız. Hangi delilleri kararttı? Peki, kaçtı mı? O halde hangi gerekçe ile bu kişiyi bir yıldır içeride tutuyorsunuz?

Bu konuda çok hassas olmamız gerekir. Sadece Ergenekon Davası değil, sürekli olarak yargıya baskı yapılıyor. Adalet Bakanı tarafından Hakimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna söylenen sözlere bakın. Yargıtay Başkanı ülkenin yangın yerine döndüğünü söylüyor. Tüm bunlara sessiz mi kalalım? Bazı vatandaşlarımız bu iktidarı çok sevdiklerini söylüyor. Bu durumda “Biz bu iktidarı çok seviyoruz, o yüzden yaptıkları her şeyi sineye çekeriz” mi diyecekler? Peki, bugün görevde olan insanlar bu olup bitenleri sineye çekebiliyorlar mı? Arkadaşları böyle muamelelere maruz kalırken kendileri yataklarında rahat uyuyabiliyorlar mı? Biz uyuyamıyoruz. Bu ülkede siyaset yapan kişiler olarak bu hukuk cinayetleri karşısında yatağımızda rahat uyuyamıyoruz.

Erkan Tan: AKP milletvekili Zeynep Dağı, Hükümete yönelik söylemlerde yer alan, diktatör ve Hitler yakıştırmalarına karşılık; “Millet Hitler bıyığını, bize değil, Onur Öymen’e taktı” dedi. Bu konuda neler söylemek istersiniz?

Onur Öymen:  Bir sosyal demokratı  Hitler’e benzetirseniz tarih buna gülüp geçer. Ama siz ülkeyi Hitler gibi yönetmeye kalkışanlara  demokrat derseniz, tarih sizi affetmez.

Erkan Tan: Bir izleyicimiz “Siz önce Sırrı Sakık’ın söylediklerine yanıt verin” demiş.

Onur Öymen: İzleyicilerimiz ne zamandan beri onları referans alıyorlar?

Erkan Tan: Derin bir cümle söylediniz.

Onur Öymen: Ülkede onlar referans olmaya başladılarsa, bir şeyler değişmiş demektir. O halde niçin Abdullah Öcalan’ın sözlerine itibar etmiyorsunuz? Onlar lider olarak onu seçtiklerini söylemediler mi? Siz de  kaynağına gidin, bugünkü milletvekilleri ile boşuna uğraşmayın. Gidin onların liderlerinin sözlerine itibar edin. Nitekim ediyorlar. Biz “AKP’nin Açılım Fiyaskosu” adında bir kitapçık yayınladık. Bu kitapçığı okursanız Başbakanın bazı sözleri ile terörist başının bazı sözlerinin ne kadar benzeştiğini görürüsünüz. Kitapçıkta tüm bunları kaynakları ile yayınladık.

Erkan Tan: Sırrı Sakık’ın ortaya attığı iddialarla ilgili çok ağır konuştunuz. Televizyonlarını yeni açmış kişiler olabilir. Rica etsem tekrar edebilir misiniz?

Onur Öymen: Ağır konuşmadım, az bile söyledim. Bunlar açık bir şekilde “Gidin İmralı ile konuşun” dediler. Biz de diyoruz ki, “Eğer böyleyse, bunlarla konuşmak için boşuna zaman harcamayın. Demek ki muhatabımız İmralı’dır. Gücünüz yetiyorsa İmralı’daki ile konuşun”. Bundan başka ne söyleyebiliriz ki. Habur’da yaşananlara bakın. Devletin valisi orada, müsteşarı orada, savcısı, hakimi orada. Ne tesadüftür, bir bakıyorlar ki karşıdan bir grup terörist geliyor. Daha önce temas olmamıştı. Onlar oraya pikniğe gitmişlerdi. Bir bakıyorlar ki Irak tarafından teröristler geliyor. Onlara “Hoş geldiniz, sizi hemen bir yargılayıp serbest bırakalım” mı dediler? Bunların hepsi tesadüf mü? Belli ki bugün bir koalisyon içerisindeler. Bunun başka bir açıklaması olamaz.

Erkan Tan: Sırrı Sakık’ın sözleri ile ilgili başka bir şey söylemeyecek misiniz?

Onur Öymen: Hangi iddialarla ilgili? Onlar açıklandı, Sayın Baykal bunları açıkladı. Biz parti olarak 1989’da bir politika tespit etmişiz. O raporu Başbakana da yolladık. Raporda hem etnik haklar, özgürlükler, Kürt kökenli vatandaşlarımız için haklar savunuyoruz, hem de teröre  şiddetle karşı çıkıyoruz. Kısa bir süre sonra Genel Başkanımızın bunun tam tersini söyleyeceğine ihtimal verir misiniz? Yani, terörden medet umacağına ihtimal verir misiniz? Genel Başkanımızın terörden medet umduğuna dair tek bir cümlesini hatırlıyor musunuz? Tutarlı bir şekilde her konuşmasında terörü lanetlemiş, terörden medet umanları eleştirmiş bir Genel Başkanın terörden siyasi amaçla destek isteyeceğini aklınız ve vicdanınız alır mı?

Erkan Tan: Bir izleyicimiz “Ben 50 yaşındayım. CHP yıllardır irtica, şeriat diyerek, halkı korkutarak halkın yanından bile geçemiyor. Halk da bunu görüyor. CHP bu kafa ile giderse AKP 10 yıl daha iktidarda kalır” şeklinde bir mesaj göndermiş.

Onur Öymen: Biz halkın kenarından geçmiyoruz, halkın içindeyiz. Halkla beraberiz. Hiç kimse bundan kuşku duymasın. Başbakanın sözlerine de fazla kulak asmayın. Biz ülkenin her yerinde halkla beraberiz. Başbakan “Sivas’ın ötesine geçemezler” diyor. Biz kendisine Hakkâri’den selam yolladık, farkında değil.

Erkan Tan: “Bu kadar hukukçu yanlış söylüyor da bir tek CHP mi doğru söylüyor?” diye soruyor bir izleyenimiz.

Onur Öymen: Acaba hangi hukukçular kastediliyor? Burhan Kuzu kastediliyor olabilir, AKP iktidarının hukukçuları olabilir. Peki, Yargıtay Başkanı hukukçu değil mi? Anayasa Mahkemesi’nin 11 üyesinden 10’u hukukçu değil mi? Danıştay Başkanı hukukçu değil mi? Türkiye’de birçok baro var. Mesela Marmara Bölgesi Baro Başkanları, Hükümetin attığı adımların hukuk dışı olduğunu bildiren bir bildiri yayınladılar. Acaba bunlar hukukçu değil mi, bahçıvan filan mı?

Erkan Tan: Bir izleyicimiz de “1950’den beri hiç iktidar olamadınız. Boş boş konuşuyorsunuz” diyor.

Onur Öymen: Bülent Ecevit Başbakan olduğunda acaba AKP’nin adayı mıydı? “İktidar olamadınız” diyenler sanırım bunun farkında değiller.

Erkan Tan: “Halk Anayasa değişsin derse, CHP bavulunu toplayıp gidecek mi? Ergenekon avukatları ne olacak?” diye bir soru var.

Onur Öymen: Referandumdan sonra halkın ne diyeceği ortaya çıkacaktır. O zaman bu soruların yanıtları da verilecektir. Bir referanduma gidilecek olursa biz ülkenin dört bir yanında bu gerçekleri anlatacağız. Halkın sağduyusundan kuşku duymuyoruz. Dolayısıyla halkın doğru karar vereceğine inanıyoruz. Geçmişte de reddedilen referandumlar olmuştur. Başka ülkelerde de olmuştur. İşte, bu yüzden halkın vereceği karar, bu İktidar için bir şamar niteliğinde olacaktır. O zaman bu İktidar “Seçime gitmiyoruz, biraz daha kalacağız” diyemez. Çorap söküğü gibi gider, referandumla birlikte İktidar da gider. Referandum “AKP’ye evet mi, hayır mı” tercihine dönüşür. İktidar halkın vereceği cevabı üzülerek görecektir. Bu İktidar gidecektir. Halkın nabzını tutuyoruz ve bunu çok iyi biliyoruz. Yapacakları seçim hileleri de onları İktidarda tutamayacaktır. 

Erkan Tan: Seçim hilesi mi yapacaklardır? Bunu nasıl bilebiliyorsunuz?

Onur Öymen: Geçen seçimlerde neler yapıldığını gördük. Oy almak için bazı il ve ilçelerde vatandaşları tarlalara kaydettiklerini gördük ve bunları tespit ettik. Sonra bunları kayıtlardan sildirdik. Yani, bu örnekleri çok yaşadık. Sayımların tam ortasında bilgisayar sistemlerinin nasıl çöktüğünü, elektriklerin nasıl kesildiğini biliyoruz. Kimse bizi saf zannetmesin. Elektronikten sadece yobazlar anlamaz. Bunlara “High – tech” yobaz diyorlar. Bilsinler ki teknolojide biz CHP’liler onlardan daha bilgiliyiz. Bu oyunların nasıl oynandığını çok iyi biliyoruz. Bizim de uzmanlarımız var.  

Erkan Tan: “Tayyip Bey İsrail dahil dünyadaki bütün liderlere meydan okumuştur. CHP ne yaptı? Sizce doğru dürüst muhalefet yapıyor musunuz?” şeklinde bir mesaj var.

Onur Öymen:  Başbakanın yaptığı, sadece Batı ülkeleri tarafından değil, pek çok Arap ülkeleri tarafından da şiddetle eleştirildi. Çünkü Sayın Başbakan şiddete başvurmayı politika sayan bir örgütün, Hamas örgütünün sözcüsü olduğunu ilan etti. Bu örgütü Türkiye’den başka destekleyen var mı? Radikal birkaç Arap ülkesi dışında dünyada Hamas’ı destekleyen yoktur. Bunlar otobüslere canlı bomba yerleştiren, sivil yerleşim yerlerine füze atan, insanları öldürenlerdir. Biz Gazze’ye yapılan saldırıları herkesten önce ve Hükümetten daha fazla kınadık. Bu saldırıları kınadığımızı ve kınamayanları da kınadığımızı söyledik. Ayrıca kim olursa olsun, şiddete başvuran herkesin karşısındayız. Başbakan bunu söylemek yerine şiddete başvuran bir grubun sözcülüğünü üstleniyor. Bu yanlıştır.

Gazze’de bir katliam oldu, 1300 kişi öldü. Buna çok üzüldük fakat tesadüf bu ya, Ermenistan’ın Azerbaycan’ın Hocalı kentinde yaptığı katliamda da 1300 kişi öldü. Orada kadınları ve çocukları işkence ederek öldürdüler ve bu çok yakın bir zamanda gerçekleşti. 26 Şubat günü bunun yıl dönümüydü. Yandaş basında bu konu ile ilgili hiçbir haber yer almadı. Sayın Başbakanın bunu hatırladığını ya da bu konuda bir beyanat verdiğini duydunuz mu? Biz bunun için yapılan anma törenlerine katıldık ve muhalefet partileri olarak bunu kınadık, görüşlerimizi ve tarihi bilgileri açıkladık. Aramızda İktidar Partisinden kimse yoktu. Başka bir yerde demeç verdilerse de ben duymadım. Dolayısıyla, böyle ucuz politika malzemesi yapmayacaksınız.

Darfur’da 300 bin kişi öldürüldü. Bugünkü Cumhurbaşkanı El Beşir’in bundan sorumlu olduğu söyleniyor ve Uluslararası Ceza Mahkemesi kendisini tevkif etme kararı aldı. Bunlara rağmen Başbakan orada katliam olmadığını, Müslümanların katliam yapmayacağını ifade ediyor. Şu işe bakınız. Ama geçmişteki bazı olaylara atıfta bulunurken Türk ordusunun katliam yaptığını söyleyebiliyor. Türk askerleri Müslüman değil mi? Onlar katliam yapabilir de diğer tarafta sizin arkadaşınız olan radikal bir İslami Devletin Başkanı kesinlikle yapamaz. Neden? Çünkü Müslüman. Darfur’da 300 bin kişinin öldürüldüğü, uluslararası resmi rakamlarla kabul edilmiştir. Haklı olarak Gazze’de 1300 kişinin öldürülmesine isyan ediyorsunuz ama Darfur’da 300 bin kişinin öldürülmesini hafife alıyorsunuz. Irak’ta öldürülen bir milyona yakın masum insan Müslüman değil miydi? Onlara aynı tepkiyi gösterdiniz mi?

Erkan Tan: Peki, Ermenistan’la ilişkiler konusundaki tavır değişikliği kazanım değil midir?

Onur Öymen: Maalesef o konuda Hükümet baltayı taşa vurdu. Çok yazıktır.  Bugünlerde bunu hatırlatmak istemiyoruz. Çünkü şimdi İktidarı ile, Muhalefeti ile hepimizin, bu tasarının Amerikan Kongresinden geçmesini engellemeye çalışmamız gerekir. Şu sırada bizim bir arkadaşımız da Washington’dadır. Oraya giden heyette yer almak üzere CHP’ye sadece bir kişilik kontenjan tanıdılar. İktidar Partisi daha çok sayıda Muhalefet mensubunun Washington’a gitmesine razı değil. Yapılan iş çok yanlıştır. Bildiğiniz üzere Ermenistan’ın 20 bin Azeri’yi öldürdüğü bir işgal operasyonu var. Bir milyon Azeri soydaşımız şu anda göçmen durumundadır. Biz 18 yıldır diyoruz ki “Ermenistan işgal ettiği topraklardan çekilmedikçe sınırı açmayız ve ilişkilerimizi normalleştiremeyiz.”. Bu Hükümet ise Ermenistan’la iki protokol imzaladı ve bu protokollerde, Ermenistan’ın Azeri topraklarından çekilme şartına ve Yukarı Karabağ meselesine dair bir cümle bile yer almıyor.

Başbakan Bakü’de, Azeri Parlamentosunda yaptığı konuşmada Ermenistan bu topraklardan çekilmedikçe protokolleri onaylamama sözü verdi. Peki, Ermenistan çekildi mi? Amerika ise Türkiye’nin protokolleri onaylamaması halinde Türkiye aleyhindeki soykırım tasarısının  Kongreden geçme şansının yüksek olduğunu söylüyor. Türkiye’yi getirdiğiniz duruma bakın. Kendi ayağınıza ateş ettiniz. Hani sıfır ihtilaf politikası uygulayacaktınız? Yıllardan beri aramızdan su sızmayan Azerbaycan’la ilişkilerimizi bozdunuz. Azerbaycan’da Türk bayraklarını indirdiler. Bu daha önce hiç yaşanmamış bir şeydir. Türkiye’de düzenlediğimiz toplantılara katılmayarak Türkiye’yi protesto ettiler ve çok ağır bir dille Türkiye’yi eleştirdiler.

Erkan Tan: Bir izleyicimiz gönderdiği mesajda “Onur Bey harikasınız, çok güzel konuşuyorsunuz. Tayyip Erdoğan bitti, bunun farkındayız. Biz seçim istiyoruz” demiş.

Onur Öymen: Kimse bitmesin, yeter ki barış ve demokrasi içinde mücadelemizi yürütelim ve bu ülkeyi kimin idare edeceğine halk karar versin. Biz inanıyoruz ki Türk halkı oyunu daima çağdaşlık, demokrasi ve özgürlüklerden yana kullanacaktır. Halk yaşanan her şeyi bu İktidarın olumsuzluk hanesine yazacak ve en yakın zamanda bu İktidarı tarihin karanlık sayfalarına yolcu edecektir. Şimdiden güle güle diyoruz ve bundan sonraki hayatlarında başarılar diliyoruz.

Erkan Tan:  İktidar “Gidinceye kadar hem yasa yaparım, hem de Anayasa yaparım” diyor.

Onur Öymen: Siz öyle diyenlerden korkun. Mühim olan, insanın ne dediği değil, ne yaptığıdır. Türkiye’nin bugünkü durumunda daha fazla dayanamayacaklar. Resmi rakamlara göre işsizlik yüzde 14, şehirlerde yüzde 17, gençler arasında yüzde 25 oranlarına ulaşmıştır. Vatandaş çok büyük bir ekonomik sıkıntı içindedir. Bu İktidar ülkeyi daha fazla yönetemeyecektir. Hükümetin son kullanma tarihi geçmiştir. Geçmiş olsun diyoruz. En yakın zamanda halkımız, kendisine layık olan bir Hükümete kavuşacaktır. O zaman bu dönemin hesabını nasıl sorduğumuzu göreceksiniz.

Erkan Tan: Sayın Öymen, programımıza katıldığınız için çok teşekkür ediyor, kolaylıklar ve başarılar diliyorum.

Onur Öymen: Ben teşekkür ederim.


Bu belge Görsel Basın arşivinde bulunmaktadır.